Levni Ve Matrakçı Nasuh

Ekleyen : Adem , 21 Ağustos 2016 Pazar aaa Beğen

Minyatür ve Gravürlerle Osmanlı İmparatorluğu

  Minyatür ve Gravürüler, Resim sanatının türleridir. Kendilerine özgü duygu, düşünce ve yaklaşımları, çizim ve teknikleri vardır.Resim Sanatının tarihi gelişiminde rol almışlar, etkinlik sağlamışlardır. Farklı coğrafyalarda tarihi varlık alanına çıkmışlar, çeşitli kültür çevrelerini temsil etmişlerdir. Minyatürler renklidir. Gravürler siyah beyazdır. Her iki sanat türünün ortak noktası, satıh sanatı oluşlarıdır. İçinde oluştukları veya ilgilendikleritoplumlumun siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel, askeri hayatlarını ve değindikleri konuların sanat ve estetik güzelliklerini günümüze yansıtmaları benzer özellikleridir. Denilebilirki; bu Sanat Dalları, geçmişten günümüze ulaşan tarihi belgelerdir. İnsanlık tarihinin kültür kaynaklarıdır.Resim Sanatının hazineleridir.

Minyatürler ve MİNYATÜR SANATI, Asya kökenlidir. Türk Resim ve Sanatının bir türüdür. Türk toplumları tarafından tarihi varlık alanına çıkarılmıştır. Zaman içerisinde Türk İslam toplumlarını, İran ve Mezopotamya ve bölgelerinietkilemiştir.İran, Arap, Hind kültür çevrelerinde yaygınlanmış, degişik üslup özelliklerine sahip olmuşlardır.Osmanlı İmparatorluğunun ilk üçyüz yılı içinde en gelişmiş bir düzeye ulaşmışlardır.

Asya Türk Toplumlarında, resim sanatının ilk örnekleri M.Ö. 10.000-3000 lerde tarihi varlık alanına çıktı. Türk Resim Sanatı kaya resimleri, av ve ev eşyaları üzerine çizilen ve işlenen hayvan resimleri balık sırtı şeklindeki süslemeler ilk örneklerdi. M.Ö. 2000 lerde çeşitli işaretler ve genellikle kartal motifleri resim ve süslemelerin başlıca temalarıydı. Bu dönemde boya üretimi gelişti. Kırmızı boya bulundu. Resimlerde, işlemelerde, kullanılmaya başlandı. Hun impratorluğunda ve özellikle Batı Hun Devletinde, Göktürklerde, Uygurarda kökeni oymacılık ve süslemeye dayanan Resim Sanatları gelişti. Bu sanatlara \"Bediz\", ustalarına da \"Bedizci dendi. M.S. 8.yy. da Uygur freskleri Türk Minyatürlerinın ilk örnekleriydi. İslam kültür çevresine giren Türk toplumlarının resim (Minyatüra) sanatı genelde Uygur kültür çevresinden etkilendi. Selçuklular zamanında yaygınlaştı. Yazma eserlerin süslemesinde ve konuların görüntü ile açıklanmasında kullanıldı. Bu sanatla ugraşanlara \"Nakkaş\" adı verildi. Aynüddevle, Şihabüddin Yavaşi, Hacı el-Mevlevi, Konyalı Ahmed, Anadolu Selçuklu devrinin ünlü nakkaşlarıydı. “Kitab\'al Haşa-iş\"-\"Kitab fimarifet el Hıyal el Hendesiye\"-\"Yarka ve Gülşah\"mesnevisi 12. ve l3.yy dan günümüze gelebilen Minyatür eserleri ve  yazmalardı.

  Osmanlı İmparatorluğunun siyasi, sosyal, kültürel, askeri ve teknolojik hayatını, padişahların özelliklerini, zaferlerini, dönemlerinde meydana gelen olayları genel olarak üç grup kaynak belirledi, yazdı ve insanlık tarihine sundu. Bunlar; Naima, Raşit ve Çelebizade Asım gibi vakanüvistler, Âşıkpaşazade, Peçevi ve Katip Çelebi gibi Osmanlı Tarihçileri ve Evliya Çelebi gibi seyyahlar, Arifi, Eflatun, Lokman, Ali ve Talikzade gibi şehnamecilerdi. Nakkaşlarda bu yazarların eserlerini, onların anlattıkları veya doğrudan tanık oldukları olayları resimlendirirlerdi. Bu yaklaşımla bir olay, bir durum, bir konu hem tarihci tarafından anlatılmış, hemde ressam(Nakkaş) tarafından görüntülenmiş olurdu. Eserin gerçekle bağlantısı sağlanır, tarihi değeri artardı. Osmanlı Miyatürlerinin en belirgin özelliği ve kendine özgü niteliği, olayların belgelenmesi, Sultanların hayatlarındaki güç ve büyüklüğün sergilenmesi ve toplumun hayat tarzının ortaya çıkarılmasıydı. Açıklanan özellikler, her Minyatüre tarihi bir belge değeri kazandırdı. Sanatın özendirilmesi, desteklenmesi, korunması Türk düşüncesinin sonucu ve töreler gereği idi.Osmanlı İmparatorluğunda ise, sanat bir kamu kurumu ve kamu hizmeti olarak kabul edilmiş, Saraya bağlı şekilde örgütlenmişti. \"Nakkaşhane\" yerli ve yabancı nakkaşların çalıştıkları yerdi. Bir usta veya ustalar grubu yönetiminde bulunan atölyelere ayrılmıştı. Minyatürler nakkaşhanede ekip çalışmasıyla üretilir, ender olarak yaratılan eser ustanın adı ile anılırdı. Türk minyatürleri ruh ve düşünceleri, konu ve teknikleri, renkleri. çizim ve motifleri bakımından diger islam ülkeleri minyatürlerinden ayrılırdı. Anlatım tarzları açık ve gerçekçi idi. Doğa ve insan eli ile yapılan eserleri (mimari gibi) toplumsal olay ve ilişkileri en ince ayrıntılarına kadar ele alıyorlardı. Cografi, tarihi durum ve konuları işlemeleri, haritalardaki topoğrafik stilleri tamamen kendine özgü bir uslup ve sanat yaratmıştı. Minyatür sanatı, imparatorluğun kuruluşundan başlayarak, güç ve gelişmesine paralel olarak çeşitli aşamalardan, evrelerden geçti. Padişahların, yöneticilerin ilgi ve destekleri ölçüsünde yaygınlaştı. Her aşamada özelliklerini korudu. Sinan Bey, Matrakçı Nasuh, NİGARİ, Nakkaş Osman , Seyyid Lokman, Nakkaş Hasan, Talikzade Subhi Çelebi, Nadiri,Levn, Abdullah Buhari Türk ve Osmanlı Miyatür Sanatının şaheserlerini günümüze kadar ulaştıran ünlü ustalardı.

 

OSMANLI MİNYATÜR SANATININ SON NAKKAŞLARINDAN LEVNİ

Nalan YILMAZ

( Kaynak : Nalan YILMAZ, OSMANLI MİNYATÜR SANATININ SON NAKKAŞLARINDAN LEVNİ, ww.os-ar.com/modules.php?nam,)

18. yy\'ın ilk yarısı Osmanlı minyatürünün ikinci ve en parlak dönemi sayılabilir. Dönemin hükümdarı III. Ahmet gerçek bir sanat koruyucusudur. Kendisi de şair ve iyi bir hattat olan Sultan kitap ve minyatür sanatına büyük ilgi göstermiştir. Osmanlı tarihinde Lale Devri olarak anılan bu dönemde (1718-30) gerçek anlamda Batılılaşma hareketleri başlamıştır. Bu dönemde minyatür sanatı önemli bir gelişme göstermiştir. Dönemin en önemli nakkaşı Levni\'dir. Asıl adı, Abdülcelil Çelebi\'dir (Edirne- İstanbul,1732). II. Mustafa döneminde (1695-1703) Edirne\'de nakkaşlık yaptı. Renkli ve renkle ilgili anlamına gelen Levni adı kendisine sonradan verildi. Çelebi unvanı onun okumuş, zarif, saygın bir kişi olduğunu göstermektedir. Levni,'nin İstanbul'a III.Ahmet ile geldiği ileri sürülmektedir. İstanbul'da bir nakkaşın yanına girdi. Minyatürün yanı sıra musiki dersleri de aldı. Diploma aldıktan sonra saray atölyelerinde çalıştı ve hayatının sonuna dek Lale Devri\'nin en önemli ve yetenekli saray nakkaşı oldu. Aynı zamanda halk şairi de olan Levni'nin 20 kadar şiiri olduğu bilinmektedir. Levni 'Atalar Sözü Destanı' adlı kitabında yalın bir dil kullanmıştır. Bu öğüt destanla her kesime seslenmeyi amaçlamıştır. III.Ahmet için de kasideler yazan Levni vefat ettiğinde Otlakçılar Camii yakınlarına gömülmüştür. Ancak sonraları açılan yollar nedeniyle mezarı kaybolmuştur. Levni'nin ilk büyük eseri Dimitri Kantemi\'nin Osmanlı Tarihi\'ni anlatan kitabı için II.Mahmut\'a kadar 22 padişaha ait portreleridir. Bu resimlerin orijinalleri günümüze gelmediği için kitaptaki gravürlerinden bilgi edinilebilmektedir. Bu portrelerde padişahlar otururken gösterilmiştir. Levni'nin diğer önemli eserleri padişah portrelerinin yer aldığı Silsilename, sünnet düğününü anlatan Sürname-i Vehbi'deki minyatürler ve tek tek sayfalar olan murakkalardır.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/5c/Levni_002_detail.jpg

Sultan III. Ahmet, (  Levni )

Levni'nin Topkapı Sarayı Kütüphanesindeki Silsilename'sinde I.Osman'dan III. Ahmet'e kadar olan 23 padişahın portresi yer alır. Silsilename birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizidir. Levni'nin eserinde de birbirini izleyen padişah portreleri vardır. Kitaptaki portrelerin boyutları 14,5x23,5cm ve 17,5x25cmdir. 18. yy başının sanat anlayışının ve beğenisinin yansıtıldığı bu minyatürlerin metni Sultan III. Selim döneminde (1789-1807) şair Münib tarafından yazılmıştır. Levni metne bağlı olmadan portreleri hazırlamıştır. Portrelerde Nakkaş Osman'dan beri devam eden oturma biçimini görürüz. III. Ahmet portresi dışındakiler yastıklı minderler üzerinde rahat pozisyonlarda otururken, günlük giysileriyle, dörtte üç cepheden, başları hafif sağa ya da sola dönük olarak gösterilmişlerdir. Levni portrelerinde gerçeğe ve belgelere uygunluğa önem vermiştir. Levni III. Ahmet'in portresini diğerlerinden farklı bir şekilde betimlemiştir. Levni devrinde yaşadığı padişahı koltuk biçimli bir tahtta otururken resmetmiştir. Süslü tahtın yan kısmında Şehzade Süleyman ellerini kavuşturmuş , saygılı ve utangaç bir şekilde durmaktadır. Padişah ve oğlu içi kürklü gümüş kaftan giymişlerdir. Padişahın başında mücevherli bir sorguç vardır. Taht ve yer örtüsü devrin süsleme beğenisini yansıtan çiçekler, yapraklar ve çeşitli motiflerle bezelidir. Arka planda birbirinin aynı geometrik bezemelerle düzenlenmiştir. Padişahın badem gözleri, kemerli burnu, koyu sakalı, uzun yüzü, zarif duruşu ve bakışı gerçekçi bir portre olduğunu gösterir. Sultanın ayaklarını üzerine koyduğu yükseltide perspektif kullanımı göze çarpar.

Levni'nin padişah portrelerinde de bazı değişiklikler gözlenir. Padişahın mekan içinde rahat oturması, portrelerin arkasında perde motifine yer vermesi yeni bir anlayışın örnekleridir. Modellerini ele alışındaki rahatlık ve daha yakından yaklaşarak kişisel ifade vermesi dikkat çekici özelliklerdir. Figürlerinin daha büyük ve hacimli olması ve parlak renklerin yerine pastel tonları kullanması üslupsal yeniliklerdir. Bunların dışında portre alanında fazla bir özelliğe rastlanmaz.

Dönemin padişahı III.Ahmet ve veziri Damat İbrahim Paşa sanata ve eğlenceye düşkündür. Levni'nin resimlediği III.Ahmet'in dört şehzadesinin sünnet düğününü ve şenlikleri anlatan Surname-i Vehbi dönemin en önemli albümüdür. Şair Seyyid Hüseyin Vehbi'nin yazdığı III.Ahmet'İn dört şehzadesinin Okmeydanı'nda ve Haliç'te 15 gün 15 gece süren sünnet düğünlerinin anlatıldığı 175 sayfalı Surname-i Vehbi'de Levni'nin bazıları imzalı 137 minyatürü bulunmaktadır. 37x26cm boyutlarındaki levhalar halinde hazırlanan minyatürler dönemin toplumsal yaşamından örnekler verir. Şehzade düğünlerine oyuncular, hünerli kişiler, fişek ustaları, yazarlar, ressamlar, alim ve şairler katılırdı. Sünnet şenliklerinde törenler, av ve spor gösterileri, kandiller, fişekler, seyirlik ve dramatik oyunlarlar, şarkılar önemli yer tutuyordu.

Levni'nin eski saraydan düğünün Okmeydanı'na gidişle başlayan resimlerini, meydanda ve Haliç'te yapılan şenlik ve gösterileri, esnaf alaylarının geçitlerini konu alan resimleri izler. Eserin sonunda birbirini izleyen sayfalarda düğün alayının ve şehzadelerin saraya dönüşü ve sünnet törenlerini göstermiştir Levni'nin bu yazmadaki minyatürlerinde kullandığı renklerin uyumu, çizgilerindeki ritmik etki bırakan düzeni ve hareket halindeki figürleri dikkat çekicidir. Çizgi ve şekil güzelliği ve renk uyumu açısından diğer nakkaşlardan ayrılır. Renkleri kuvvetli ve parlak olmasa da etkileyicidir. En çok sarı, kırmızı renklere ve tonlarına yer verir. Diğer renklerden mor, yeşil,beyaz ve maviyi de giysilerde kullanır. Kompozisyonlarında birlik yerine birbirine bağlı olmayan ayrı sahneler dağınık bir şekilde yerleştirilmiştir. Figürler yalnızca bir yerde yığılıp kalmaz. Üst üste sıralanmış olsa da resmin içinde düzenli bir şekilde dağılırlar. Konu belli bir noktada toplanmaz, resmin bütününe yayılıp mekanı doldurur. Levni figürlere değişik yerlerden bakıp yakından tasvir etmeye ve yüzlerine değişik ifadeler vermeye çalışmıştır. Yüz ifadeleri anlamlıdır, vücut hareketlerinde belli bir amaç vardır. Levni geleneksel minyatür kurallarını sürdürse de çizgisel bir üslupla derinlik duygusu vermeye ve belirsiz perspektif denemelerinde bulunarak üçüncü boyut arayışlarına girişir…

Kompozisyonlarındaki figürlerin eğimli sıralanışı, fondaki doğa betimlemeleri ve kimi mimari ayrıntılarla resme belirli bir derinlik vermiştir. Kimi minyatürlerindeki köşkler ve bahçeler bir duvarın arkasına yerleştirilerek kompozisyona boyut kazandırmıştır. Manzara uzaklık belirtisi olarak ve derinlikte etkili olması nedeniyle kullanılmıştır. Manzarada tepelerin arasındaki açıklı koyulu yeşil ağaçların gölgeleri ve gökyüzünde uçan kuşları kompozisyonu boyutlandırır. Kayaların yerini yumuşak çizgili tepeler ve mavi gökyüzü almıştır. Doğa görüntüleri ile getirdiği yeniliklerden ve perspektif denemelerinden başka iri ve dolgun yüzlerdeki ifadelere önem vermesi ve hareketli figürleri de ona özgü özelliklerdir. Yüz ifadeleri ile yumuşak ve etkileyici bir üslup oluşturur. Kompozisyonlarında geniş mekanlar ve perspektif görülmekle beraber dekoratif öğe de kendini belli eder. Manzara olmadığı zamanlarda minyatür kuralları devam eder.

The Ottoman love of flowers

Murakkalar yapraklar halinde yapılmış ve sonradan bir araya getirilmiş minyatürlerin bulunduğu albümdür. Minyatürler sanat değeri taşımakla beraber dönemin sosyal hayatının özelliklerini de yansıtır. Levni'nin murakkalarının toplandığı albümde 25x15cm boyutlarında 42 adet boy portre çalışması yer alır. İnce fırça işçiliği gösteren portrelerin üst kısmı köşebentlerle çerçevelenmiştir. Portrelerdeki figürlerdeki yaşama karşı duyulan coşku ve sevinç ön planda tutulmuştur. Tüm figürlerde giysiler ve saçlar ayrıntılı bir şekilde resmedilmiştir. Kadın müzikçiler, dans eden, saçını düzelten genç kızlar, feraceli kadınlar, kahve tutan, sarık saran, ağaç altında oturan delikanlılar bu minyatürlerde yer alan figürlerdendir. Levni'nin minyatürlerinde kadın önem kazanmıştır. Özgür bir hava içinde kadının minyatürlerde görülmesi 18.yy'a rastlar. Daha önceki dönemlerde topluluk içinde yüzleri peçeli, saygılı bir duruş içinde çok az sayıda kadının gösterildiği minyatürler vardı. Ancak tek figür olarak 18.yy.da Levni ve Buhari'nin minyatürleriyle görülmeye başlamıştır Tek tek sayfaların toplandığı albümdeki minyatürlerinde döneminin kadın ve erkeklerini tasvir etmiştir. Bu resimlerindeki üç boyutlu figürler göze hoş gelen iki boyutlu düz, kabartısız biçimlere çevrilir. 1720'li yıllarda yaptığı bu minyatürlerindeki çekik gözlü, elma yanaklı yüzler genellikle birbirine benzer ancak kıyafetler ve duruşlar değişir.

Levni yaşam sevincini ve zevkini yansıtan hareketli figürlerin ifadesinde yeteneğini ortaya koyar. Bu resimlerinde aydınlık, açık, net ve sade bir ifadeyle yalın çizgiler göze çarpar. Bu özelliklere kişisel ve özel çabasıyla ulaşmıştır. Kaleminin birkaç hareketi ile kıvrak ve canlı figürlerini yaratır. Uzanan ve oturanlar da vardır ama figürleri genellikle ayakta durur. Kıyafetlerinin ayrıntılarını gösterecek pozlar içindedirler. Yan kısımlarında ince ve gerçekçi çiçek motifleri çizilmiştir. Ayrıca sol veya sağ alt köşede Levni'nin imzası yer alır. Bu resimlerde Levni'nin gözlemciliği, çizgi ustalığı ve yumuşak renklere tutkunluğu açıkça görülür. Bu minyatürlerle Osmanlı resim sanatında beliren gözlem ve gerçekçilik anlayışını ortaya koyar. 'Saz Heyeti' adlı resmi sütunlu, yuvarlak bir kemer altında oturmuş, tef, miskal, nefesli bir saz ve ud çalan dört genç hanımdan oluşur ve sıcak , samimi bir ifade taşır. Kadınlar devrin modasına göre giyinmişlerdir ve tırnakları ojelidir. Oldukça zarif bir görünümleri ve duruşları vardır. Yüzlerinde yine o hafif gülümseyen ifade görülür.

Levni resimleriyle yaşadığı dönemi simgeler. 17.yy\'da duraklamış olan minyatür sanatını canlandırmış, renk, perspektif, betimleme anlayışı ve natüralist öğeleriyle Osmanlı minyatür sanatına Batılılaşma döneminin başlangıcında yenilikler getirmiştir. Levni'nin getirdiği bakış açısı ve özellikleri kendisinden sonraki sanatçılar tarafından da kullanılmıştır. 18.yy sonu 19.yy. başı ressamlarını üslup açısından etkilemiştir. Levni'den sonra  Batılı resim özellikleri iyice kendini göstermeye başlar. Bu da Türk minyatür sanatının sonunu hazırlamıştır. Batı anlayışına göre resim yapma çabaları sonucu Türk Resim Sanatında yeni bir dönem başlamıştır.

 

Matrakçı Nasuh

Osmanlı minyatürcülerinden Matrakçı Nasuh

http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2007/11/image00217.jpg

Kanuni'nin cülus Töreni, minyatür Matrakçı Nasuh

Matrakçı Nasuh (d. ? - ö. 1564), Türk minyatürcü, tarihçi ve matematikçi. Doğum tarihi bilinmeyen Matrakçı Nasuh'un Saraybosna\'da doğduğu sanılmaktadır.[1] Enderun’da eğitim görmüştür. Sopalarla oynanan ve bir tür savaş oyunu olan matrak adlı sporda ustalığında dolayı matrakçı lakabıyla anılmıştır. Değişik silahları kullanmaktaki ustalığı da bilinmekte olup bu konuda Tuhfetü'l-Guzât adlı bir kitap da yazmıştır.

Matrakçı Nasuh'un minyatür-harita karışımı kendine has bir üslubu vardır, eserlerinde yeryüzünün kuşbakışı görünümünü resmeder. Buna karşın şekilleri tepeden değil, sanki karşıdan görüyormuş gibi çizer. Bu resimlerde kuş ve tavşan gibi hayvanlar olsa da insanlar asla belirmez. Şehirlerdeki binalar tek tek seçilebilir.[2]

Geometri ve matematik alanındaki çalışmaları neticesinde uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamıştır. I. Selim zamanında ona adadığı Cemâlü\'l-Küttâb ve Kemalü'l- Hisâb kitaplarını yazmıştır.

Tarih alanında da çalışan Matrakçı Nasuh, Taberî Tarihi 'ni Mecmaü't-Tevârih adıyla Türkçeye çevirmiştir. 3 nüsha olarak yayınlanan Süleymannâme kitabında 1520-1537, 1543-1551 ve 1542-1543 yıllarını anlatmıştır. 1537-1538 yıllarında yazdığı Fetihname-i Karabuğdan, Kanuni Sultan Süleyman\'ın İran seferini anlatır. Bu kitaplarda, yol boyunca ordunun geçtiği şehirlerin minyetür şeklinde haritalarını çizmiştir.

Nasuh, Kanuni'nin Fransa kralı I. François'ya destek amacıyla Barbaros Hayrettin Paşa komutasında gönderdiği donanmaya katıldı. Yol boyunca donanmanın uğradığı limanları resmetti.

 

Nakkaş Osman

Nakkaş Osman Onaltıncı yüzyıl yarısı sonrası Osmanlı İmparatorluğu dönemi baş minyatürcüsü. Doğum ve ölüm tarihleri hakkındaki bilgiler zayıf olmakla birlikte onun çalışmalarının çoğu onaltıncı yüzyılın dördüncü çeyreğinin sonlarına tarihlenir.

Nakkaş Osman'ın en iyi bilinen çalışması 1560- 1570 yılları arasına dayanan Pers elyazması ile yapılan Firdevsi'nin Şehnamesinin Türkçe'ye tercümesidir. Resimlerle süslediği çalışmaları içinde Zafername (Book of Victories), the Şahname-ı Selim Han (Book of Kings) ve the Şehinşahname (Book of King of Kings) sayılabilir O ayrıca Siyer-i Nebi'yi resimlerle süsleyen sanatçılardan biridir. 1388 yılında Muhammed'i destansı bir şekilde anlatan eser daha sonra 1595 yıllarında resimlerle tasvir edilmiştir.

Osman'ın tasvir stili "kolay anlaşılabilir, buna rağmen idrak türünden" olarak tanımlanır. Onun illüstrasyonları en küçük detaylara bile dikkat çeker ve olayları gerçekçi bir şekilde gösterir. Onun çalışmaları sonraki jenerasyon olan Osmanlı İmparatorluğu saray ressamlarını kendi çalışmalarından kaynaklanan önemli işler ile etkiledi ( Kaynak: VİKİPEDİ )

http://www.ee.bilkent.edu.tr/~history/Pictures1/Stamps/ul156.jpg

Kanuni'nin Gençliği , Minyatür (Nakkaş Osman )

 

HAYDAR REİS (NAKKAŞ NİGARİ)

“Galatalı” lakabıyla tanınmıştır. 16. yüzyılın şair, nakkaş ve denizcileri arasında “Nigari” mahlasıyla ayrı üne sahip olan HAYDAR REİS (NAKKAŞ NİGARİ) yurt içinde ve yurt dışında, tanınmış bir Türk büyüğü olarak sanat tarihlerine geçmiştir.

Büyükbabası satrançta Abdülkadir adıyla ün yapmış, devrinin satranç oyununda meşhur bir satranç ustası olup, bu konuda bir risale yazmıştır. Haydar Reis, 16. yüzyılda minyatür sanatında değişik bir üslup yaratmış, batılılar da kendisini “Türk Ekolünün Ressamı Haydar Bey” ve “Muhteşem Süleyman’ın Ressamı Haydar Bey” adı ile kaynaklarına geçirmişlerdir. Bilhassa Kaptan-ı Derya Hızır Hayrettin (Barbaros) Paşa’nın devrinde, onun portresini yapan ilk Türk denizci sanatkar olarak da ayrı bir üne sahiptir.Sultan II. Selim daha şehzadeliği sırasında Haydar Reis’in denizcilikteki ününün yanı sıra minyatür, tezhip, hat sanatlarında da devrin ünlü sanatkarları arasında bulunduğunu, ayrıca iyi bir portre ressamı ve şair olduğunu öğrenince, kendisini yanına almıştır. Daha sonra tahta çıktığında da (1556) ona ünlü minyatürünü yaptırmıştır.

’Yavuz Sultan Selimin (Saltanatı:1512-1520), Nakkaş Nigari tarafından yapılmış portresinin aslı bugün Paris’te Bibliotheque Nationale’de bulunmaktadır. Yavuz Sultan Selim gençlik yıllarını belgeleyen çok başarılı bir minyatürdür. Kanûnî Sultan Süleyman’ı (Saltanatı:1520-1566) arkasında kendisini takip eden iki genç silahtarı ile birlikte resmettiği minyatürü de sanatkarın üstün bir sanat eseridir. 29,5 x 40 cm. boyutlarındaki minyatür Topkapı Sarayı Müzesindedir.“Sarı” lakabıyla anılan Selim7'in bu minyatürü Nakkaş Nigari’nin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Minyatürde padişahın arkasında bulunan silahtar ağasının sağ elinde karanfil, sol elinde birkaç ok bulunmaktadır.

Kaptan-ı Derya Hızır Hayrettin (Barbaros) Paşa’nın portresi de Topkapı Sarayı Müzesinde bulunmaktadır.20 x 27 cm. ebadında olan minyatür, 29 x 46 cm. ebadında bir kağıt üzerine yapılmıştır.

Aslı Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan “Süleymanname” adlı yazma eserde de tasvir edilmiş olan ünlü denizci,Kanûnî Sultan Süleyman ’ın huzurunda, kendisine oturma izni verilmiş olarak, beyaz sakallı ve yaşlı hali ile görülmekte, her iki minyatür arasında bariz benzerlikler bulunmaktadır.

Calendario_Settembre_n.4

Sultan Selim II (1512-1520) -Nigari

Miniature painting

 

Miniature painting by Abdullah Buhari of an unusual Ottoman tulip in a 16th century albu

 

 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com






Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...