Minyatür’ün Tarihçesi ve Osmanlı Minyatürü


Esa
27.09.2020

 

Minyatür’ün Tarihçesi ve Osmanlı Minyatürü

 

  Minyatür ve Gravürüler, Resim sanatının türleridir. Kendilerine özgü duygu, düşünce ve yaklaşımları, çizim ve teknikleri vardır. Resim Sanatının tarihi gelişiminde rol almışlar, etkinlik sağlamışlardır. Farklı coğrafyalarda tarihi varlık alanına çıkmışlar, çeşitli kültür çevrelerini temsil etmişlerdir. Minyatürler renklidir. Gravürler siyah beyazdır. Her iki sanat türünün ortak noktası, satıh sanatı oluşlarıdır. İçinde oluştukları veya ilgilendikleri toplumlumun siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel, askeri hayatlarını ve değindikleri konuların sanat ve estetik güzelliklerini günümüze yansıtmaları benzer özellikleridir. Denilebilir ki; bu sanat dalları, geçmişten günümüze ulaşan tarihi belgelerdir. İnsanlık tarihinin kültür kaynaklarıdır. Resim sanatının hazineleridir.

Minyatürler ve minyatür sanatı, Asya kökenlidir ve Türk resim ve sanatının bir türüdür. Türk toplumları tarafından tarihi varlık alanına çıkarılmıştır. Zaman içerisinde Türk İslam toplumlarını, İran ve Mezopotamya ve bölgelerini etkilemiştir. İran, Arap, Hint kültür çevrelerinde yaygınlaşmış, değişik üslup özelliklerine sahip olmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğunun ilk üç yüz yılı içinde en gelişmiş bir düzeye ulaşmıştır.

Asya ve Türk Toplumlarında, resim sanatının ilk örnekleri M.Ö. 10.000-3000 yılları arasında ortaya çıktı. Özellikle Çin kültürü minyatür ve resim sanatında ilk örnekleri vermişti. Çok renkli ve çok figürlü bu resimlerde insan, hayvan, bitki ve hayali varlıklar ile soyut tahayyüller resimlenmişti. Budizm’in ortaya çıkması ile yapılan tapınaklar, Çin hükümdarlarının sarayları bu resimlerle süslendi. Devasa Buda heykelleri ve bu heykellerin konulduğu tapınakların duvarları Buda’nın âlemler arası yolcuklarını, Budizm inançlarını betimleyen resimlere süslendi.

Türk Resim Sanatı ise kaya resimleri, av ve ev eşyaları üzerine çizilen ve işlenen hayvan resimleri balıksırtı şeklindeki süslemeler ile ortaya çıktı. Boyları temsil eden damgalar, imler, ongunların resimleri Türk Resim sanatının ilk örneklerini oluşturdu.  Gök Tanrı inancına sahip eski Türklerde dini inançları sembolize eden çizimlerle şekillendi.   Her  Türk Boyunun çeşitli hayvanları ongun olarak seçmesi, seçilen bu ongunların  kuş, bozkurt, geyik, dağ keçisi vb çadırların üzerine işlenmesi, halı, kilim ve keçelerin üzerine dokunulması,  yurtların ve çadırların  boyları temsil eden damgalar, imler ve ongun olarak seçilen hayvanları sembolize eden resimler ve işaretlerle çizilmesi Türk resim sanatının ilk örneklerini oluşturmuştu.

Doğayla iç içe yaşayan göçer Türklerin yurtları çadırları ilk Türk resimlerinin figürlerini içeriyordu. Hun resim sanatında gözüken diğer resimler ise çadır ve yurt resimleri atlar, atların üzerindeki binciler ile çeşitli hayvanlardı. Hayvan mücadelelerini gösteren betimlemeleri halı ve kilimlerin üzerine işlemişler, kemerlerini tokalarını vb savaşan hayvanları betimleyen resimlerle süslemişlerdi.   Hun Türkleri Orhun yazısının temelini oluşturacak damgalar kullanıyordu. Bu damgaların özel anlamları ve vardı. Bu damgaların bazıları yırtıcı kuşları veya hayvanları temsil ediyordu.

M.Ö. 2000’lerde çeşitli işaretler, imler damgalar, kilim, halı, örtü süslemeleri üzerinde genellikle yırtıcı kuşlar, soyut figürler ve semboller kullanılmıştı.  Yırtıcı kuşların ve  boğulan hayvanların  motifleri resim ve süslemelerin başlıca temalarıydı. Bu dönemde boya üretimi gelişti. Kırmızı boya bulundu. Resimlerde, işlemelerde, kullanılmaya başlandı. Hun imparatorluğunda ve özellikle Batı Hun Devletinde, Göktürklerde, Uygurlarda kökeni oymacılık ve süslemeye dayanan resim sanatları oluştu. Ok yay, çadır, dağ,  ırmak, avlanan hayvanların resimleri yapıldı. Savaşan hayvanları betimleyen kemer tokaları bulundu. Silahların ve pusatların üzerine bu tip resimler işlendi. Kayalara vb bu tip resimler çizildi.

Bu resimlere  "Bediz", ustalarına da "Bedizci “dendi. Altından gümüşten veya bronzdan hayvan mücadelelerini, boğuşan hayvanları betimleyen kabartmalar hatta eşyalar yapılmıştı.  

M.S. 8.yy. da Uygurların tarım havzalarına göçüp yerleşik hayata geçmeleri Buda ve Mani dinlerine girmeleri, Çin ve Hint kültürü etkisi çerçevesinde dini yapılar inşa etmeleri, Hintliler ve Çinliler gibi tapınaklarını resimlerle süslemek istemeleri sonucu Uygurlar, resim, mimari ve süsleme sanatlarında oldukça ileri bir düzeye gelmişlerdi.  Yaptıkları tapınakları Buda ve Mani’nin resimleri, Buda ve Mani’nin öğretilerini resmeden sahneler, Buda ve mani rahipleri ile ibadetlerini vb betimleyen freskler, minyatürler resimlerle süslemişlerdi.  Uygur freskleri Türk Minyatürlerinin ilk mükemmel örnekleriydi.

Mani dininin öğretilerini anlatan  Erjeng ‘in(Engelyun Kitab-ı Erjeng ve Mani) resimlerle süslü olması özellikle Mani Dinine inanan Uygur Türklerinin resme olan ilgilerini ziyadesi ile arttırmıştı. Maniheizm’in kurucusu Mani,   Mani dininin öğretilerini topladığı kitabını resimlerle süslenmişti. Mani Dini ile resimlerin ilgisi kitapta şu şekilde anlatılmıştır.  Defter-i Erjeng kitabında yer alan bilgilere göre  “Mani etrafına baktı ve resmedilen havuza yedi renkli bir balık resmetti. Şahpur hayran kaldı maharetine nakkaşın ve eseri onun tamamlamasına izin verdiMani-i Nakkaş ile işte böyle girdi, uzak'ından yakın'ına erdi Doğu'nun. Mani "çinli nakkaş", "çinli avcı", "güzellikler seçen" diye anılır idi. Resmettikleri bir tek canları eksik asıl gibidir denilir idi.”

İslam kültür çevresine giren Türk toplumlarının resim (Minyatüra) sanatı genelde Uygur kültür çevresinden etkilendi. Selçuklular zamanında yaygınlaştı. Yazma eserlerin süslemesinde ve konuların görüntü ile açıklanmasında kullanıldı. Bu sanatla uğraşanlara "Nakkaş" adı verildi. Aynüddevle, Şihabüddin Yavaşi, Hacı el-Mevlevi, Konyalı Ahmet, Anadolu Selçuklu devrinin ünlü nakkaşlarıydı. “Kitab'al Haşa-iş"-"Kitab fimarifet el Hıyal el Hendesiye"-" Varka ve Gülşah"mesnevisi 12. ve l3.yy dan günümüze gelebilen minyatür eserleri ve  yazmalardı.

 

Selçuklunun her anlamdaki varisi olan Osmanlılar resim, seramik, mimari kitap süslemeciliği konularında da Selçuklu kültürünü devam ettirmişti. Osmanlı Devletinin ilk yıllarında, Beylikler dönemi zamanında da yazılan bazı kitaplar, tezhip ve minyatürlerle süsleniyordu.  Yazılan kitapların iç sayfaları çok çeşitli şekillerde süsleniyor, hatta İslam Dininin muhalif tutumuna karşın insan figürleri ile de resimlenebiliyordu.

İstanbul’un fethinden sonrasında Bizans’ın kültürel zenginliğine de sahip çıkan Osmanlı Devleti, Yavuz’un Tebriz’i ele geçirmesi sonrasında daha da bir zenginleşmişti.  Osmanlı minyatür sanatının gelişmesi Ferhat İle Şirin Hüsrev-ü Şirin, Namık u Azra, Leyla ile Mecnun, İskender name, Kelli- e Dimne,  Siyerler,  Cenk nameler gibi eserlerin resimlenmesi amaçlı varlığını sürdürmüş, şehnameciliğin ortaya çıkması ile tarih kitaplarının da süslenmesi ve resimlenmesi amacıyla gelişime girmişti.  Ayrıca padışahların hatta şehzadelerin resimlerinin yapılmak istenmeswi Osmanlı Minyatürcülüğün gelişimini  körükleyen bir unsurdu. Zaten dini kitapların sülenmesi amaçlı oldukça zengin ve çeşitli süsleme sanatı ustasını ve süsleme sanatı türünü ortaya çıkarmıştı.  Bu kitaplar, altınlı, yaldızlı kenar süslemeleri ile yazılıyordu. Bunun için, hat, tezhip, kat’ı sanatları kendi alanlarında çok gelişmişlerdi. Şehnameciliğinde ortaya çıkması ile Osmanlı saraylarında,  özellikle minyatür yapmaları için nakkaş ekipleri oluşturulmaya başlandı. Tezip, müzehhip, hat, katı  sanatı ekipleri yanı sıra minyatür yapan ekipler de ortaya çıktı.

 Naima, Raşit ve Çelebizade Asım gibi vakanüvistler, Âşıkpaşazade, Peçevi ve Katip Çelebi gibi Osmanlı Tarihçileri ve Evliya Çelebi gibi seyyahlar, Arifi, Eflatun, Lokman, Ali ve Talikzade gibi şehnamecilerin eserleri sefere, çıkma, savaş, fetih, menzil,  kale, şehir, derbent minyatürleri ile süslendi.  Nakkaşlar bu yazarların eserlerini, onların anlattıkları veya doğrudan tanık oldukları olayları resimlendirirlerdi. Böylece kitaplar daha ilginç hale getirilmiş,  yazılanların gerçekle bağlantısı sağlanmış olurdu.  

Osmanlı Minyatürleri sünnet düğünleri,  halk hikâyeleri,  cenk nameler,  öğüt kitaplarını da süslemek amaçlı gelişmişti.  Bu nedenle sünnet eğlenceleri, bu eğlencelere katılan esnaflar,   kıyafetler,  sosyal hayatı resimleyen çok çeşitli sahneler, cami, saray, saray bahçesi, deniz kıyısı gibi mekânlar resimlenip belgelendi. Sultanların hayatlarından sahneler resimlendi. Onların güç ve azametlerini gösterecek betimlemeler yapıldı.

Osmanlı İmparatorluğunda süsleme, , hat, ciltleme, minyatür, tezhip gibi sanat dalları saraya bağlı, maaşlı resmi kurumlar şeklinde örgütlendi. "Nakkaşhane" yerli ve yabancı nakkaşların çalıştıkları yerdi. Bir usta veya ustalar grubu yönetiminde bulunan atölyelere ayrılmıştı. Minyatürler nakkaşhanede ekip çalışmasıyla yapılıyordu.

Türk minyatürleri konusu, tekniği, yaklaşımı teknikleri, renkleri, çizim ve motifleri ile İran ve Arap süsleme sanatlarından ve minyatürlerinden ayrılır. Türk minyatürleri gerçek olaylar, nesneler ve sosyal hayat ile bağlantılı ve gerçekçidir.  Anlatım tarzları açık, sade, gerçeğe uygun olur.  Doğa, manzara, bitki, şehir mekân resimleri gerçeği ifade etmek için yapılır, Türk Minyatürlerinde, Hint, Çin ve İran minyatür ve resimlerindeki hayali yaratıklar ve varlıkla bulunmaz.

Osmanlı Minyatürcüleri eserde anlatılanları resimlemeye odaklı çalışmalar yapmışlardı.  O nedenle eserde anlatılan konuyu gerçekte betimlemeye özen göstermişler, mekânlar, şehirler, coğrafik şekiller,  kişiler, tarihi durum ve konular ele alınmıştı. Örneğin gittiği gördüğü yerleri, şehirleri, limanları ülkeleri resimleyen Matrakçı Nasuh, minyatürlerini bu nedenle betimlediği şehrin topoğrafik özelliklerini harita resim arası bir teknikle çizmişti.

Minyatür sanatı, Osmanlı imparatorluğun kuruluşundan başlayarak, güç ve gelişmesine paralel olarak çeşitli aşamalardan geçti. Padişahların ve yöneticilerin ilgi ve desteklerine göre ileri veya geri aşamalara düştü.  Osmanlı devrinde Sinan Bey, Matrakçı Nasuh, Ngari, Nakkaş Osman , Seyyid Lokman, Nakkaş Hasan, Talikzade Subhi Çelebi, Nadiri,Levni, Abdullah Buhari ünlü minyatürcüler yetişti.

 

 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış