Nakkaş Şahkulu Hayatı ve Sanatı


 




 
Sünnet odası girişindeki panolardan detay

Nakkaş Şahkulu  Hayatı ve Sanatı :(ö. 963/1556)

Kanûnî dönemi saray  baş nakkaşı ( sernakkaşı) ve saz yolu bezeme üslûbunun Osmanlı sanatındaki ilk temsilcisi olan Bağdat asıllı nakkaşıdır.  

Resmî kayıtlarda Bağdatlı olduğu belirtilmektedir. Resim ve nakış sanatı eğitimini Tebriz’de Âgâ Mirek’ten[1]  den alan Şahkulu Şah İsmail’in sarayında  görev almış, Çaldıran Savaşının ardından Osmanlı ordularının Tebriz’e girmesi ile  Hocası Ağa Mirek ile birlikte İstanbul’a gönderilmiştir.

Âşık Çelebi, Şahkulu’nun II. Bayezid döneminde Tebriz’den Amasya’ya gidip Şehzade Ahmed’in sarayında kaldığını, şehzadenin ölümünden sonra Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul’a geldiğini kaydetmektedir (Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 56b).[2]

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan bir belgede, Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmâil’e karşı kazandığı zaferin ardından 27 Safer 921’de (12 Nisan 1515) Tebriz’deki âlimlerin ve sanatçılardan en seçkin olanları  Amasya üzerinde  İstanbul’a gönderilmişlerdir. Bu bilginler ve sanatkârların arasında Şahkulu’nun da ismi geçmektedir (BA, D.BŞM., nr. 36.806, s. 648-663).

Yavuz Sultan Selim’in İran’dan gönderdiği bu nakkaşlardan sonra Mısır’ın fethinden sonra  Memluk sarayındaki tezhip, müzehhip, ve nakkaşları da İstanbul’a yollamıştır. Tebriz ve ve Mısır’dan  İstanbul’a gönderilen bu sanatçılar Osmanlı süsleme sanatlarına yeni bir yorum stil kazandıracaklardır. Farklı gelenekleri ve teknikleri  temsil eden nakkaşlar  “Herat üslûbunu hatırlatan yeni bir üslûp geliştirmiştir. Nakkaşlar zamanla Osmanlı ehl-i hiref teşkilâtının en önemli bölüklerinden biri haline gelmiştir. Rebîülâhir 932 (Ocak-Şubat 1526)”[3]

Âşık Çelebi’den alınan bilgilere göre Şahkulu’nun bir müddet Amasya’da Şehzade Ahmet’in yanında kaldığı sonra da İstanbl’a gittiği ve Kanuni döneminde 1520 – 1526 yılları arasında [4] sarayın baş nakkaşı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ehl-i hiref teşkilâtının başına geçen Şahkulu, Kanûnî Sultan Süleyman döneminden günümüze ulaşan “Ehl-i Hiref Mevâcib Teftiş Defteri’nde yer alan 1 Muharrem 927 (12 Aralık 1520) tarihli kayda göre  hassa harcından günlük 22 akçe ile maaş aldığı, 952’de (1545) günlük 25 akçe ile Cemâat-i Nakkâşân Bölük-i Rûmiyân’ın sernakkaşı (serbölük) olduğu, vefat ettiği tarihe kadar bu görevine devam ettiği anlaşılmaktadır. “ [5]  Rebîülâhir 932 (Ocak-Şubat 1526) tarihli bir mevâcib defterinde başta Şahkulu, Melek Ahmed, Hasan b. Mehmed, Hasan b. Abdülcelîl gibi büyük ustaların yer aldığı listede yirmi dokuz nakkaş ve on iki şâkirdin ismi zikredilmektedir. Bu defterler, Aşık Çelebi ve Gelibolulu Alinin Osmanlı sanatkarları için yazdığı Menâkıb-ı Hünerverân, adlı eserindeki bilgilerden hareketle kendisi de bir nakkaş ve mücehver sanatkarı olan  Kanûnî Sultan Süleyman’ın Şahkulu’na özel bir atölye tahsisettiğinizaman zaman Şahkulu’nu ziyaret ederek  çalışmalarını izlediği anlaşılmaktadır.

Gelibolulu Âlî Mustafa Efendi, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Şahkulun’a bir çok ihsanda bulunduğunu, ücretinin de günlük 100 akçeye çıktığını kaydeder (Menâkıb-ı Hünerverân, s. 65). [6]

Bu bilgilerden çıkan sonuca göre Şahkulu’nun ölene kadar sarayın baş nakkaşı olarak görev aldığı 1526 yılında da bu görevinde bulunduğu öyleyse, Şahkulu’nun 1526 yılının sonlarına kadar sarayın baş nakkaşı olduğunu ortaya koymaktadır.

Şahkulu’nun bayramlarda padişaha sunduğu eserlerden bazıları arşiv kayıtlarında görülmektedir: “Bir büyük nakışlı tabak ve altı küçürek üsküre, bir kâğıt üzerine peri sûreti, bir hokka mukavvadan.” Padişaha takdim edilen hediyeler karşılığında “2000 akçe ve bir benek kaftan” in‘âm almıştır. Ancak 963’te (1556) “3000 akçe mîrâhurî bir benek sevb” in‘âmını alamadan vefat etmiştir. Şeklindeki bir ibare ise  Şahkulu’nun ölene kadar sarayın baş nakkaşı olarak kalıp kalmadığı sorusunu cevapsız bırakmaktadır. Bu belgeye göre Şahkulu  1556 yılında ölmüş olmaktadır.

 Şahkulu Nakış sanatında ortaya koyduğu üslûpla Osmanlı nakkaşlarını uzun süre etkilemiş olan Şahkulu aynı zamanda “Penâhî” mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır.[7]

Kanuni Sultan döneminin ekol yaratan ünlü nakkaşların başında gelen bir sanatçı olan Şahkulu 1520-1526 yılları arasında  sarayın baş nakkaşı olarak sarayda görev almış Kara Memi ile birlite Osmanlı kitab,bezeme, kumaş bezeme, çini, kuyumculuk, zernakkaşlık hatta padışahlar için hazılanan, kemha kumaşlarında altın ve sim işlemlerinde kullanılan desenlerin belirlenmesine  kadar yaygınlaşan özgün saz üslubunun yaratıcısı olmuştur. Onun öğrencisi olan Kara Memi’de hocasının bu üslubunu devam ettirmiş Osmanlı kültürüne yerleşmesine ön ayak olmuştur. “Bu etkileri ile Şahkulu ve Kara Memi, Osmanlı süsleme sanatının gelmiş geçmiş en önemli sanatçıları  olarak dikkati çekerler. “[8]

Şahkulu’nun bilinen imzalı en eski eseri Safevî dönemine ait Behram Mirza Albümü’nde görülen ejder resmidir (TSM, Hazine, nr. 2154, vr. 2a). New York Metropolitan Müzesi’nde (nr. 57.51.26) korunan imzalı ejder resmi de Şahkulu’na aittir. Bunların dışında  (Cleveland Museum of Art, J. H. Wade Fund Koleksiyonu, nr. 44.492; İÜ Ktp., Far., nr. 1426, vr. 48a; Viyana Österreichische Nationalbibliothek, nr. 313, vr. 11b; Washington Freer Gallery of Art, nr. 33.6) da Şahkuluna ait olduğu belirlenen eserler bulunmaktadır. [9] Şahkulu’ya ait resimlerin pek çoğu Topkapı Sarayının çeşitli yerlerinde sergilenmektedir Sünnet odasının girişindeki mavi zeminli,  panolar Şahkulu’ya aittir.

Şahkulu’nun yetiştirdiği öğrenciler arasında öne çıkan ve kendisinden sonra saray nakışhânesinin sernakkaşı olan sanatkâr Kara Memi’dir.[10]

Osmanlı minyatür sanatında Saz Üslubu denilen süsleme üslubu ise Yavuz Selim’in Çaldıran Savaşından sonra Tebriz’deki pek çok sanatkârı İstanbul’a gönderdikten sonra ortaya çıkan bir süsleme üslubu olmaktadır. Tebriz’den gönderilen münakkaşlar arasında olan Şahkulu’nun oluşturduğu bu üslup  “orman dünyasını andıran yaprak, çiçek ve hayvan motiflerinin iç içe geçtiği  zengin bir tasvir gücü ortaya çıkarılmıştır. Şahkulu’nun düzenlemelerinde motiflerin tek tek görülmesi yerine yoğun ve birbiri içine geçmiş bir bütün halinde görülmesi bu üslûbun en önemli özelliklerinden biridir. Bu yoğun desen içinde ortaya çıkarılmak istenen motif farklı boyama tekniğiyle belirginleştirilir. Çok ender görülen hafif renk kullanılır. Bu üslûbun en çarpıcı özelliği ise âharlı kâğıt üzerine sadece altın ve is mürekkebi kullanılarak işlenen hareketli desenlerden meydana gelmesidir.”[3]

KAYNAKÇA 

  •  
  • [1] Nebi Bozkurt,  Nakkaşi TDV İA, cilt: 32; sayfa: 327
  • [2] Çiçek Derman – Gülnur Duran , Kaynak: TDV, İslam Ansiklopedisi, 38. Cilt.
  • [3] Nebi Bozkurt,  Nakkaşi TDV İA, cilt: 32; sayfa: 327
  • [4] Dr.Filiz Çağman:”Ehli Hiref”,Türkiyemiz,S.54,s.11-17,1998.
  • [5] Çiçek Derman – Gülnur Duran , Kaynak: TDV, İslam Ansiklopedisi, 38. Cilt.
  • [6] Çiçek Derman – Gülnur Duran , Kaynak: TDV, İslam Ansiklopedisi, 38. Cilt.
  • [7] Çiçek Derman – Gülnur Duran , Kaynak: TDV, İslam Ansiklopedisi, 38. Cilt.
  • [8] Müzehhibe Dr. Hatice Aksu, Türk Tezhip Sanatında Süsleme Unsurları, https://tezhipnedir.wordpress.com/2010/03/01
  • [9] Çiçek Derman – Gülnur Duran , Kaynak: TDV, İslam Ansiklopedisi, 38. Cilt.
  • [10] Çiçek Derman – Gülnur Duran , Kaynak: TDV, İslam Ansiklopedisi, 38. Cilt.

 

 
 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış