UYGUR VE SELÇUKLU MİNYATÜRLERİ İLE  MİNYATÜRCÜLERİ


Esa
7.10.2020

Turfan Bezeklik Mağarası CAVLAK- Türk Budist Dervişler -

UYGUR VE SELÇUKLU MİNYATÜRLERİ İLE  MİNYATÜRCÜLERİ

Türklere ait ilk resim ve minyatür örnekleri Hun’lara kadar uzanır. Göktürklerde, Uygurlarda kökeni oymacılık ve süslemeye dayanan Resim Sanatları  sanılanın aksine bu süreçlerde gelişmiştir.  Eski Türkler bu sanatlara "Bediz", ustalarına da"Bedizci demiştir. Fakat minyatür ve resim tekniğinin gelişme evresi.  M.S. 8.yy. da Uygur freskleri  Uygarlara iat olan Türk Minyatürleridir.  İslam kültür çevresine giren Türk toplumlarının resim (Minyatüra) sanatı da Uygur kültür çevresinden etkiler taşımaktadır.

Uygurlar göçerlikten yerleşik hayata geçerek Budizm ve Mani dinlerine inanmışlar, Çin, İran ve diğer Budist medeniyetlerin resim, heykel ve süsleme sanatları etkisinde kalmışlar buna rağmen kendi üsluplarını da geliştirmeyi başarmışlardır.  Budizm’in ve Maniheizmin onları mimari, resim, heykel, yazı, vb. sanat dallarına yönlendirmesi sonucunda bu sanat dallarında önemli eserler ortaya koymuşlardır.  Bu dinlere inanmaları sonucu görkemli tapınaklar, heykeller yapmak zorunda kalan Uygurlar mabetlerinin duvarlarını freskler ve resimlerle süslemişler;  Budist stupaları, mezar yapıları ve tapınakları ile saray ve binalarında yaptıkları bu resimler[1], heykeller, ve mimari alanında kat ettikleri özellikler  Karahanlı,    Gazneli, Büyük Selçuklu,  İlhanlı ,Safevi, Özbek , Babür Timurlu devletlerini ziyadesiyle etkilemiştir. Uygurların yaptıkları duvar resimleri ve minyatürleri Anadolu Selçuklu ve Osmanlı minyatür sanatına temel olmuştur.

Maniheist Uygurların Mani dinindeki Resim geleneğinin tesirinde  tasvirler yaparken  günlük hayata ait eşya ve sahneler, dönemin sosyal hayatı yansıtmışlar; şaşılacak bir şekilde  Habeş, Arap,  Türk gibi bölge insanlarının, figürlerini işlemişler ayrıca bu milletlere ait karakteristik özellikleri portrelerinde yansıtabilmişlerdir. [2] Maniheist Uygur minyatürleri, figür tipleri ve kompozisyonlarıyla Selçuklu minyatürlerine öncülük etmiştir. Selçukluların İran’dan Mezopotamya, Suriye ve Anadolu'ya yayılmasıyla ilk Türk-İslam minyatür üslubu doğmuştur. [3]

Selçuklu Türkleri İran’dan Ön Asya’ya Mezopotamya, Suriye’ye ve oradan da Anadolu’ya yayılmışlar; merkezi yerleri olan İran’daki Rey, Isfahan, Nişapur, şehirleri ile Anadolu’da Hasankeyf, Diyarbakır, , Mardin ve Harput’taki kolları olan Artukoğulları kanalıyla, Mezopotamya ve Suriye’de özellikle Musul, Halep, Sincar ve Cezire’de Zengiler ve Konya’da Anadolu Selçukluları ile oluşan büyük bir  arazi üzerinde hükümran olmuşlardı.  Selçuklular Uygur Türklerinden beri bildikleri minyatürcülüğü, İran minyatür sanatı ile birleştirerek,  bu ülke ve şehirlerde minyatür örnekleri vermişlerdir.  Bu yüzden bu coğrafyada 11. Ve 13. Yy da verilmiş olan minyatür örneklerinin hepsini “Selçuklu Resim Okulu” adı altında toplamak doğru olacaktır.[4] Anadolu Selçuklularının yaptıkları ilk minyatürlerde doğal olarak  Bizans etkisi açıkça görülür.  Fakat Uygur minyatürcülerinden gelen çizgiler de benliğini yitirmemiş şekilde minyatürlerine yansımaktadır. [5] Buna mukabil, İran kültürü üzerinde hâkimiyet kuran Selçukluların, İran minyatür ve resim sanatından da etkilendikleri aşikârdır.   Nitekim Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu sahasında yazılan eserlerde bu etkiler bariz bir şekilde görülür.  Selçuklular döneminde yazılmış olan  ve minyatürlerle süslenmiş olan KİTAB AL-HAŞA’İŞ, MARİFAT AL-HIYAL AL-HANDASİYA, KİTAB EL, BAYTARA, VARKA ve GÜLŞAH, KELİLE VE DİMNE isimli yazma eserler, İran etkilerini de ortaya koyacak şekilde  Selçuklu Minyatürleri ile süslenmiştir.

elçuklu minyatür sanatı - Kalila ve Dimn

Bunlardan en önemlileri  Varka ve Gülşah adlı eser ile Hariri’nin Makamat adlı eserleridir.  Varka ve Gülşah ,  Leyla İle Mecnun i ”, "  Ferhat ile Şirin  ”, “ Arzu ile Kamber ”, gibi aşk hikâyeleri kapsamında Arap Edebiyatı kökenli bir aşk hikâyesidir. Bu eser  Gazneliler devrinde 11 yy da  Ayyukî   tarafından Farsça olarak  ve mesnevi tarzında kaleme alınmıştır. Yusufi’nın eseri ise bu Farsça eserin Türkçeye tercümesidir.  Topkapı Sarayı H. 841 de kayıtlı olan bu eser Anadolu sahasındaki ilk Varka ve Gülşah mesnevisidir.  Eser 743 (1342-43) yılında Sivas’ta  1700 beyitlik aruzun “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” kalıbıyla yazılmış ve minyatürlerle süslenmiştir. Eserin Topkapı sarayı  H. 841’deki özgün nüshası minyatürlerle süslenmiş ve bu minyatürleri Hoy’dan gelip Konya’ya yerleşen   Abdül Mümin  tarafından 1342 yılında  Konya’da yapılmıştır.

Anadolu Selçukluları sahasında yazılmış diğer bir önemli eser ise Hariri’nin yazmış olduğu Makamat adlı eserdir. Hariri’nin “Makâmât” adlı eserinde  Ebu Zeyd adında birinin ilgi çekici maceraları  kaleme alınmış, bu eser gerçekçi ve Natüralist nitelikli minyatürlerle de süslenmiştir. Eserin Selçuklular zamanında yazılmış olan nüshaları İstanbul Süleymaniye kütüphanesinde ve  Paris Bibliotheque Nationale Müzesindedir.

Selçuklulardan itibaren minyatür ve süsleme işi ile uğraşanlara  "Nakkaş" denilmeye başlanmış bu tabir Osmanlıların da kullandığı bir tabir olmuştur.  Anadolu Selçukluları döneminde  bir çok nakkaş yetişmiş  Aynüddevle, Şihabüddin Yavaşi, Hacı el-Mevlevi, Konyalı Ahmed, Anadolu Selçuklu devrinin ünlü nakkaşları olarak tarihte yer edinmişlerdir.  Yukarıda sayılan eserlere ilaveten Anadolu Selçuklularından günümüze kadar ulaşan minyatürlü eserler  arasında “Kitab'al Haşa-iş"-"Kitab fimarifet el Hıyal el Hendesiye" "Yarka ve Gülşah"mesnevisi 12. ve l3.yy dan günümüze gelebilen  diğer Selçuklu Minyatür eserleri  olmaktadır. [6]

İLGİLİ LİNKLERİMİZ 

KAYNAKÇA 

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış