Kilisli Rif'at Bilge Hayatı ve Hizmetleri




Rif’at Bilge (1874 - 1953)

Kitab-ı  Dede Korkut  ve  Divan-ı Lügat-it Türk’ gibi eserlerin gün yüzüne çıkmasında çok  emeği geçen Türk diline hizmetleriyle de  tanınan    yazar araştırmacı, Türkolog  ve bilim adamı.

Asıl adı Ahmet Rif’at’tır. 1874 yılında Kilis’in, Cedit mahallesinde doğdu. Babası  Zaptiye çavuşu  olan ve Kerim Çavuş olarak da bilinen Abdülkerim Bey annesi ise  Emine Hanım’dır. [1]Bu bilgiler  bir şiirine de yansımıştır.

Kerim Çavuş oğluyum
Gönlü dertli dağlıyım
Adım Ahmet Rif’at’tır
Ben Kilis’e bağlıyım.”

Babasını küçük yaşta kaybetmişti.  Bu nedenle  dayılarının yardımıyla ilköğretimini  ve rüşdiyye öğrenimini Kilis’te  tamamladı.   Dini bilgileri Arapça ve Farsçayı  Kilis’in meşhur  ulemalarından ders görerek öğrendi.  En çok da  Ulucami imamı Ebûbekir Vâhid Efendi’den istifade ederek medrese müfredatına ait dersleri Osmanlıcayı, Arapça ve Farsçayı mükemmel olarak öğrenmişti. 1892’de Kilis müftüsü Keçikzâde Abdurrahman Efendi’den İcâzet-namesini de  aldı. [2] Aldığı bu sağlam temel Türk edebiyatına çok değerli eserleri tercüme etmesine vesile olacaktı.

18 yaşında iken çevresindeki pek çok âlimin yaptığı gibi eğitim amaçlı olarak  İstanbul'a geldi ve İstanbul Darü’l-Muallimin’e kaydoldu. 1898 – 1899 [3]  Fakat içtiği sudan zehirlenen annesi de vefat etmiş ve bu olaya oldukça üzüldüğü halde eğitimini aksatmadan İstanbul Darü’l-Muallimi’i yüksek kısmını birincilikle bitirdi. Bu olay adeta ileride ne denli faydalı işler yapacağının işareti olmuştu.

 Bu okulda iken belâgat-i Arabiyye hocası Abdurrahman Süreyyâ, elfiyye ve fıkıh hocası Müderris Esad Efendi ve Selim Sâbit Efendi’den çok faydalanmış olduğunu sık sık ifade edecekti. Özellikle Selim Sâbit Efendi ona yön vermek hususunda çok yararlı olmuştu.

Bu okulu bitirdikten sonra 1901 yılından itibaren öğretmenliğe başladı.   Rif’at Bey önceleri rüşdiyye ve i’dadiler’de, sonraları liselerde Türkçe, Arapça, Farsça, Tarih ve Edebiyat öğretmenliği yaptı. Unkapanı ve Fevziye rüştiyelerinde öğretmen olarak görev yaparken Mekteb-i Hukuka da  kaydını yaptırmıştı. Bu  yıllarda bir yandan  öğretmenlik yapıyor bir yandan da  Hukuk Mektebine devam ediyordu. Bu arada 1904 yılında girdiği İstanbul Hukuk Mektebinden de 1908 yılında pekiyi derece ile mezun oldu.

Üsküdar İdâdîsi, Vefa İdâdîsi (1909) İstanbul ve Kabataş sultânîleri (1916-1922), Medresetü’l-kudât (1919), Gazi Osman Paşa Sultânîsi ve Dârülmuallimât’ta (1923)  derslerini verirken   Medresetü’l –Kuzat’da Ceza Kanunu, İmam Hatip Mektebinde  ise felsefe derslerini  de vermeye başlamıştı. Kilisli Rıfat, Fevziye Rüşdiyesi (1903), Dârülmuallimîn, Üsküdar İdâdîsi, Vefa İdâdîsi (1909), İstanbul ve Kabataş sultânîleri (1916-1922), Medresetü'l-kudât (1919), Gazi Osman Paşa Sultânîsi ve Dârülmuallimât'ta (1923) Arapça, Farsça, tarih, Türkçe gibi dersler vermişti.

Ayrıca, İstanbul Üniversitesi İlahiyat ve Edebiyat Fakültelerinde Arap Dil ve Edebiyatı derslerine giriyordu.  Vefa lisesinde öğretmen iken  “ Âsâr-ı İslâmiyye ve Milliyye Tedkik Encümeni üyeliğine kabulüyle (4 Nisan 1915) doğrudan doğruya Türklüğü ilgilendiren el değmemiş eserler, müstesna kaynak ve metinlerden bir kısmı ilk defa onun eliyle ilim dünyasının malı olmaya başlamıştı. “Birçok okulda ders vermesi nedeni ile Muallim olarak anılmaya başlamıştı. Adının  önünde hep “ Kilisli” sözcüğünü kullanmasından dolayı adı Kilisli Muallim Rıfat olarak tanındı.  Türkoloji dünyası da onu   Kilisli Muallim Rif’at  olarak tanıdı.  Verdiği derler ve yaptığı çalışmlar ile adını her yerde duyurmaya başlamıştı. Türk dili ve Türkoloji dünyasına yaptığı yapacağı katkılar nedeni ile ünü yurt dışına da taşmaya başlamıştı.

 

“Bursalı Mehmed Tâhir ve Amasya Târihi müellifi Hüseyin Hüsâmeddin’le (Yasar) birlikte İstanbul’un vakıf kütüphanelerindeki nadir ve yüksek değerde eserleri tespitle görevlendirilen Kütüphaneler Tedkik Komisyonu’na dâhil oldu. Ardından Topkapı Sarayı kütüphanelerinin üçünün tasnifi ve kataloglarının tanzimi işi de kendilerine havale edildi.”  (geniş bilgi için bk. Kilisli M. Rifat, “Millî Şiirler-Mora Destanı”, İkdam, nr. 8660, 22 Nisan 1921; a.mlf., Anılar ve İnsanlar, s. 42-46).” [4] Bu görevleri edinebilmiş olması  Türk Dili ve Edebiyatı açısından çok önemli sonuçlar doğuracaktı. Elde ettiği bu imkânları   çok muazzam bir verimlilikle kullandı.  Bu  görevleri   Türk Edebiyatın en önemli şaheserleri olan  Dede Korkut Hikayeleri ,  Divan-ı Lügat-it-Türk  gibi eserleri  keşfetmesine ve bilim dünyasına tanıtmasına vesile oldu.

1916 yılında Dresden Kütüphanesinde  bulunan  nüshasını esas alarak  Dede Korkut Hikayeleri 'nin ilk Türkçe çevirisini  yapmış. Devrin gürültüsü patırtısı için  bunun önemi o günlerde pek de anlaşılamamıştı. Ancak bir müddet sonra onun yaptığı bu keşfi Orhan Şaik Gökyay  şu şekilde ifade edecekti. “ Tüm Türk Edebiyatını bir kefeye, Dede Korkut’u diğer kefeye koyun, Dede Korkut ağır basar.

Çalışmaları sayesinde Türk Dil Kurumunun çalışmalarına temel olan  Tarama Sözlüğünün ortaya çıkabilmesine  vesile olmuş oldu.  Kilisli Rıfat, yaptığı çalışmalarla  eski metinlerden derleyerek Türkçenin söz varlığını ortaya döken  on beş  bin fişten [5]oluşan bir dokümanı   Türk Dil Kurumu’nun önüne bırakmıştı. [6]

Türk dili ve edebiyatının en önemli eserlerini  teker teker tanıtmaya ve ortaya çıkarmaya başlamıştı.  Kitab-ı  Dede Korkut  (Ala Lisan-ı Ta’ife-i Oğuzan, Dresden yazmasından, 1914) kitabını yayımladı bu ilk eseri dahi günümüz Türkçesine çevirip yayınlaması dahi başlı başına çok büyük bir hadiseydi.  Resmi ve hususi kütüphanelerini araştırarak  Türk Dili ve Edebiyatının anıtlarını keşfetmeye başlamıştı. Bu kütüphanelerde ömrünün üçte ikisi gidecek ama  pek çok eseri gün yüzüne çıkardığı gibi pek çok eseri de  günümüz Türkçesine çevirmeye ömrü kifayet edecekti.

Fakat Kilisli Rıfat Bilge’nin yaptığı hizmetlerin önemi   Divan-ı Lügat-it-Türk ‘ü keşfedilmesi ile ortaya çıktı.  Eski Maliye Nazırlarından Nafiz Beyin akrabası yaşlı bir hanım Divan-ı Lügat-it-Türk ‘ü Sahaflar Çarşısı’nda Burhan Bey’ adlı bir sahafın dükkânına bırakmış, bu eseri tesadüfen gören Ali Emiri, 33 liraya almıştı. “Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem”[7] diyerek kitabın önemi idrak eden Ali Emiri’nin ele geçirdiği bu nüsha  Sadrazam Talat Paşa'nın (1874–1921) araya girmesi ile Kilisli Rıfat Bilge Bey'e tercüme edilmesi amacıyla teslim edildi. Divan-ı Lügat-it-Türk ’yi bulan  Ali Emiri  keşfettiği bu eseri emanet edecek  liyakat sahibi yeğane insan olarak ancak onu seçebildi. bu eseri ona emanet etmişti.  Rıfat Bilge1915 – 1917 yılları arasında gece gündüz çalışarak bu eseri Türkçeye çevirmiş,  üç cilt hâlinde basılan bu eser yurt içi ve yurt dışındaki tüm Türkologların ilgisini çekmişti.[8] Osmanlının batışıyla bu eserlerin gün yüzüne çıkması arasında garip bir ironi vardı.

Divanu Lugati’t-Türk’ü (3. cilt 1. ve 2.cilt 1915. 3. cilt 1917, İstanbul Matbaa-i Amire) günümüz Türkçesine çevirip yayınlayınca  ünü Avrupa’ya da yayıldı.  Bu iki dev eseri  bilim dünyasına kazandırmakla kalmayıp  XI. Yüzyıl Hakaniye Türkçesi ile yazılmış pek çok eseri günümüze kazandırdı.  Türk Edebiyatının ilk mesnevileri olan  Hoca Mesud Süheyl ü Nevbahar ve Ferhengnâme-i Sa'di n adlı eserlerini de günümüze taşımayı o başardı.[9]

Türk Edebiyatının  Ordinaryüs’ü Fuat Köprülü onun eserlerine önsözler yazıyordu. Pek  çok araştırmacı ve yerli ve yabancı bilim adamı   müsteşrik  olarak  onunla işbirliği yapıyordu. Soyadı kanunu çıkınca Bilge  soyadı ona  layık görülmüştü.  Hak ettiği soyadını onuru ile parlattı.

Kendini tamamen  ilme veren Muallim Rif’at  kendini çok ihmal ediyordu.  Bu nedenle  ancak 38 yaşında nişanlanmış ve 40 yaşında İstanbul eşrafından Fatma Saibe Hanım ile evlenebilmişti. Ud ve keman çalmasını da bilen Fatma Saibe Hanım, kısa zamanda Kilis yemeklerini pişirmesini de öğrenmiş, Kilisli Rıfat’a üç tane kız da vermişti. [10]

İstanbul Dârülfünûnu İlâhiyat ve Edebiyat fakülteleri Arapça okutmanlığına emekli oluncaya kadar devam etti (1946). Uzun meslek hayatında  onca emeğine karşın mevki olarak kayda değer bir yükseliş göstermedi. Kilisli Rifat, mevki ve makam olarak  öğretmenlikle sınırlı  sade  bir hayat yaşadı. Buna rağmen  Türk Edebiyatı ve Türk diline herkesten çok emeği geçen  taşralı âlim olarak  kadri de pek bilinmedi.  “Çok sade hal tercümesini zenginleştiren taraf Türk dili, kültürü ve tarihinin nâdir eserlerini ilim dünyasına kazandırma yolunda gerçekleştirdiği çalışmalar ve bu uğurdaki verimli gayretleri” oldu. “İstanbul’daki vakıf kütüphanelerinin asırlardan beri barındırdığı kültür mirasını bir bir elden geçirme, adları, varlıkları unutulmuş eser ve müellifleri yeniden gün ışığına çıkarma yolunda hayatının yarım yüzyılını harcadı”. Bu görevli ve çalışmaları sırasında tek kazancı Ali Emîrî Efendi, Bağdatlı İsmâil Paşa, İsmail Saib (Sencer), Fâik Reşad, Bursalı Mehmed Tâhir, İbnülemin Mahmud Kemal ile tanışmak ve bu kişilerle birlikte Türk Kültürünü inşa edecek hizmetlerde bulunmaktı.  Türk Kültür dünyasını aydınlatacak eserleri keşfetmenin yanı sıra özel kütüphanelerin de yurt dışına kaçırılmasına engel olmaya çalışmış, Hâlis Efendi, Rızâ Paşa, Celâl Paşa, Bağdatlı Vehbi, İsmail Saib gibi zengin özel kütüphanelerinin yabancı ellere[11] gitmesini önlemeyi başarmıştı.

Türk Dil Kurumu çalışmalarının temelini oluşturan   “Tarama Sözlüğü” nün ortaya çıkışında da en büyük çaba Muallim Rif’at’ın oldu.  Dilci Ömer Asım’ın  ifade ettiğine  ve Ömer Faruk Akün’ün belirttiğine göre  Tarama Sözlüğü hazırlanırken toplamda taranan 160 eserin 82 sini tek başına taramıştı. [12]  Yaptığı bu dev hizmete karşılık bu eserin önsözünü başkası yazmış, eseri başkaları hazırlamış gibi bir algı yaratılmış, Kilisli Rıfat Bilge’nin adı ise önsöz içinde geçen basit bir ibare olarak kalmıştı.  Her zamanki gibi gerçek hizmet sahipleri değil, idareye yakın olan işgüzarların adı öne çıkmıştı.  Hatta TDK nın hazırladığı Tarama Sözlüğünün 1983 Ankara Üniversitesi basımında Cem Dilçin ‘in hazırladığı önsözünde adından dahi hiç söz edilmemişti. [13]

Kilisli Rifat a ilim ve meslek dergileriyle bazı günlük gazetelere de  makaleler yazmıştı. Bazı hatıralarını ise “Bildiklerim” başlığı altında Yeni Sabah gazetesinde  yayımladı. ( Anılar ve İnsanlar, Ankara 1997)

Emekli olduktan sonra Ankara’ya taşınmış ve Maltepe’de bir eve yerleşmişti. Son zamanlarında doktorlarının   istirahat  etmesi gerektiğini söylemesine rağmen  çalışmalarına hiç ara vermeden devam etti. Bunca hizmetine rağmen İstanbul ve ülkeyi yöneten hiçbir kelli felli adam ile yakınlığı olmadığından yahut da devrinde adet olduğu gibi baştaki idarecilere methiyeler dizip onları göklere çıkarmadığından olacak muallim olarak başladığı çalışma hayatına sade bir muallim olarak veda etmek zorunda kalmıştı. Onun kıymetini eserlerinden faydalanan akademisyenler dahi yeteri kadar takdir edip dillendirmemişler,  kimse kadrini yeterince bilmemiş, mevki, makam, rütbe ve koltuk yüzü görmeden de ölmüştü.  Ömrünü heba ettiği bu kültür ona pek yüz vermemişti. Yaptığı onlarca hizmet ile basit hokkabazlar, atanmış alimler, yakıştırılmış hocaları geçemedi. 

Dîvânü lugati’t-Türk gibi bir abideyi ortaya koyabilmekle dahi adını ölümsüzleştiren  Kilisli Rıfat  22 Şubat 1953 Pazar günü, Ankara Maltepe’deki evinde kalp krizi geçirerek 79 yaşında hayata  veda etti. Ankara Cebeci Asri Mezarlığına gömüldü.

Eserlerinin pek çoğu  ölümünden sonra  Kilis Kültür Derneği tarafından kitap halinde bastırıldı.  Yaptığı hizmetlerden dolayı Kilis 7 Aralık Üniversitesi Eğitim Fakültesine onun adı verildi.

Kilisli Muallim Rif’at’ın Eserleri :

1- Kitab-ı Dede Korkut (Ala Lisan-ı Ta’ife-i Oğuzan, Dresden yazmasından, 1914)
2- Divanu Lugati’t-Türk (3. cilt 1. ve 2.cilt 1915. 3. cilt 1917, İstanbul Matbaa-i Amire)
3- İdni Mühenna Lugati (İstanbul, müze Kitaplığından, 1919)
4- Ferheng-Name-i Sa’di Tercümesi (Ali Emiri Efendi kitaplığından, 1924)
5- İbni Mühenna’nın ( El-Kavaninü’l – Külliye Li-zağlil Lügatı- Türkiye) sinin istinsah ve tashihi, (Sait Ali Paşa Kitaplığından 1928)
6- Sultan Veled’in Divan-ı Türki’si (Veled Çelebi (izbudak) ile birlikte, 1925
7- Astarabadi’nin Kadı Burhaneddin tarihi olan Bezm-u Rezm (Farsça metin, 1928)
8- Ebu Hayyan’ül Endülisi’nin Kitabü’l-idrak Li-Lisani’l Etrak’ine yazılmış olan 1531 kelimelik Haşiye (Veled Çelebi ( İzbudak ) ile birlikte 1936
9- Maniler (1928)
10- Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin (7. ve 8.ciltlerinin Türkçeye çevrilmesi, 1928 )
11- Şeyh Sa’diden Gülistan ve Bostan Tercümeleri (1943)
12- Keşf-üz Zunun ile Zeyl’in basım ve yayımı (Şerafeddin Yaltkaya ile birlikte, 1.11.1941, 1945)
13- Suyolcuzade Mehmet Necib’in Devha-tül-küt-tab’ının tertip ve tashihi, (Güzel Sanatlar Akademisi Neşriyatından No: 16 İ stanbul 1942)
14- Esma-i Müellifin, I (İbnü’l- Emin Mahmud Kemal İnal ile birlikte, 1952)
15- Salaheddin-i Safeddi’nin El-Vafi Fi’l- Vefetat’ı (H.Ritter ile birlikte)
16- İmam Hasan’ın Ahkam-ı Kur’an’ı Celal-i Devvani’nin Arznamesi ayrıca da Yeni Sarfı Arabi, gibi eserler tarafından istinsah ve tashih olunmuştur.
17- ( Kutbi Mekki’nin ) İstanbul Seyahatnamesi, ile ( Utu’nin ) Sultan Mahmut Gaznevi  ile babasına ait tarihini tercüme etmiştir.

Ayrıca Kilisli Muallim Rif’at, Bir çok Arap ve İran klasiklerini de Türkçeye çevirmiştir.

 

ÖNEMLİ TÜRKOLOGLAR VE LİNKLERİ

 

 

KAYNAKÇA 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış