Çam Kozalağının İsyanı ( Öykü)

Günün Yazısı
Ekleyen : Elife Ergan , 02 Temmuz 2019 Salı aaa Beğen 1
Elife Ergan
Çam ağacı mutluluk içinde yemyeşil ormanda, sarı yıldızların altında huzurlu yaşıyordu.
Çalışan diğer ana baba çam ağaçları gibi;
--Huzur dolu günler gelip geçti.
Ne zaman mı?
Elbette bu zaman! Ne zor şimdi yaşamak, yaşım bir hayli ilerledi, aklıma gelen sadece huzur istiyorum.
Başka bir şey değil, çok şükür sağlıklı, mutlu, huzurlu, evreni emniyete açılsın. Kollarımı insanlar teke tek kestiler. Baltayla köklerimi de kazdığı toprakla birlikte attılar. Evrenin en ücra köşesine acımasızca fırlattılar…
 
 
Tabiat anam; gör, zulüm kentin içinde yok oluyorum. Buna hangi can dayanabiliyor ki? Ben de dayanıp direneyim. Kendi kendine meşale olamaz mı? Canım yandı, yolu kapandı ormanlarımın. Çam dalımda sevgisiz kaldım artık, kuşlar uçmaz. Köklerimi laleler sarmaz oldu. Mor menekşenin kokusunu da duymuyorum. Pembesiyle, hüzünlü sümbül bakışından uzak kaldım. Tabiatı bereketli olsun inşallah!
Dua okuyarak;
--Renkli mendiliyle de gözyaşlarını topladı. Saçlarını arkasında bağladı başına kara eşarp bağlayabildi. Uzun uzun düşünüp duruldu. Kocaman sevdasını karanlıkta büyüttü. İri gözleriyle etrafında olup biteni anlamaya çalıştı. Kibar elleri küçüktü, gözlerinden akan damların ışığında kahırlandı. Artık buralarda duramam kimse saygı göstermiyor. Hatırımı hiç kimse sormuyor dostum da kalmadı. Pençesinin, güçlü sesinin melodisi yok olmuş, sesine kulak kabarttı. Yok, durmam anlamı kalmadı. Yaşamak zorunda kalan ağıtları duymak istemiyorum!
Uzun zaman oldu, ormanın bu kadar çırpınışları olmamıştı. Gürbüz gövdesi, incecik dikensi yeşil yaprakları; her gün döküldü kurudu, dalların çoğu kesildi kabukları kazındı. Hüzün içinde;
--Sandık başına vurdular tokmağı, çiviyi keseri eline alan geldi kesti biçti bakir ormanımı. Yakında bana da motorlu testereyle her parçası ayrılık destanı yazacak.
Sustu, kederi başından aşkın olduğundan tekrar konuşmaya başladı;
--Bu dünyada neyi çok istersen o olur derler de olmadı, tek istediğim. Küllerin toprak içinde, fosil olması normal mi, oysa daha çok ömrümüz varmış gibi hissediyorum? Zorla zalim olma, benim hakkım yok mu, insanların bazıları şeytanın bacağını kırdı. Çoğu bozdu evreni, acımadan katletti ağaçları. Oysa ne zaman çevreme mutsuzluk verdim, doğaya her dallarımın zerresi rahmet, bereket dağıtıyor, saçıyor gölge oluyor. Her cana yakındır, samimidir dallarım, meyvesi şifa, kanadı kırık dökük bir gemi görsem ağacımdan yapılı, kızmadım. Bu kadar kıymetsiz olmak, bu yaşta terimi topladı, karıncaya da yurt olmadım mı?
Gün ağarırken, güneşe isyanı dile getirdi çam kozalağı. Çam ağacı sakızı işitti sesini;
--Etrafında olup biteni kimseye söyleme!
Çam sakızı güldü, çakmak çakmak sönmeyen öfkeli çam kozalağı içlendi;
--Bu duyarsız âlemi, “çam sakızı çoban armağanı olarak yaşa” sen, ömürlük olsun gülüşün!
Diye hayıflandı, çam ağacı başında gürültüler duyunca uyandı;
--Küle çevirdiğiniz kalbimi yordunuz yeter artık, yeter kesin sesinizi
Diye haykırdı. Aniden;
--Ruhsuzlar nerede, gösterin vicdanım dediğiniz evreni, sınava tabi tutacağım ikinizi de.
Gövdesindeki çam sakızı çam kozalağına seslendi.
--Bugün dört dörtlük mükemmel müzik dinlemek istiyordum, yılların başımda bıraktığı yorgunluk; omuzlarımda, sırtımda kambur kalır diye, yüksek Toroslarda düşlediğim, ülkenin sınırlarını ölçüyor ellerim. Havada gövdem, yerde düşleri gizemli, ayakta duran değirmen taşı, dönmüş çarkı yalnız, merhametsize nimet yağdığında, ibresi bozgun terazisinde öğütler, nafile diner mi, cehennem mi ateşinde kalkansız. Yüzyıl gibi güçlü, gün ılıman, yağdı gönül yurdumuz sisten sitemli. Eski oyunu oynar, zinciri elinde testi kırılmaz tepkisiz çelik, çeşitli oyunları topaç.
--Off
Kasıp kavrulan, kurumuş, katları ayrılmak üzere, son yıllarda susuz kalan kuru toprak. İnledi, çınladı çam kozalağı, çam sakızının sarı reçinesi, her geçen gün, gövdesindeki ağrıların dışa ses verir, sahraya dönen bakir ormanda. Yer gök yağmur duasına icabet eden, nafile kıtlık baş gösterdi. Bütün ormanda yaşayan hayvanlar birer birer telef oldu, ölümün kokusu şiddetli…
--Ağır gözü seyran eyleme haline!
Çam ağaçı, ceylan gözlü ruhuyla hareket edemez olur. Hayatının son yıllarında vahşi insanlar gelip, ormanın kutsal toprak kokusunu yok ettiler. Büyük küçük bütün Gölet’in içine mayın, dinamit döşeyip bağladılar, patlatıp dağıttılar…
Çam ağacı günlerce aylarca yürür, uzun yolun eziyeti ile çok yorulur. Çok sert rüzgârlar yalar yüzünü, buruşturur kısık gözlerini, ağrıyan ayakları bitkin düşer. En sonunda halkının mutlu olduğu huzur kraliçenin kentinde bulur. Huzur kentinde yaşamak için, izin almaya, kraliçe huzuruna kabul edilir. Ülkesinin başına gelenleri tek tek anlatır. Ülkesinin durumunu verir vermesine de buna rağmen, hala içi boş karamsardır. Çıkar saraydan, kapıdaki görevliye kraliçenin ismini sorar;
--Elem kraliçesi!
Şok olur.
--Ne burası huzur kent değil mi?
Üzülür. Perişan halde yolda bir çocuk dallarına dokunur;
--Seninle tanışalım!
Çocukla tanışır, başından geçenleri anlatır, üzüntülerini dile getirir.
Çocuk;
Şeker dedeyi gör o sana herkesten iyi doğruyu anlatır.
Varır gider şeker dedeye, dedem karşılar;
--Soluksuz kaldın, otur dinlen!
--Gerçek huzur kentinde artık huzurlu günler geldi geçti, hüzün var. Beklediğin anlatılan güzellik yok olup gitmiştir bitmiştir.
Şaşkın şaşkın hüzünle hicranla dinler şeker dedeyi;
--Kötüyüm, ben şimdi çıkıyorum gideyim, başka huzurlu kent bulayım.
Şeker dede;
--Her nereye gidersen git, içinde akıllı, iyi ve vicdanlı birlikte doğru düzgün insanlar olsun.
İki gözü iki çeşme ağlar, bütün kabuklarını döker, zayıflar, su dahi içmez, şeker dede;
--Bütün dostlarıma söyledim seni konuk edeceğiz gitme!
Çam ağacı;
--Bir süre sonra gideceğim.
Söyleyerek kalmayı kabul eder. Günler için de anlatır başlarına gelen büyür felaketi, ülkede mutluluk oluşsun diye gece gündüz gizli gizli toplanırlar, Çam ağacının sadakati ve samimiyetinden, yerli sakinler çok severler. Dürüst çam ağacına;
--Kal beraber sıkıntıları görelim giderelim, bize katıl!
Şeker dede, ikna etmek için çok uğraşır söze;
Şeker dede;
-Akıl yürek ruh senin mi?
Çam ağacı;
--Evet, benim!
Şeker Dede;
--Bana da ödünç bırak, öyle git, yoksa hakkımı helal etmiyorum sana.
Çam ağacı köşesinde oturur, oturduğu yerden düşünür;
--Bırak git, gidemem bana gerek. Vazgeçişin adı yok, bunları nasıl vereyim, bana gerekli, ihtiyaç.
Şeker dede;
--Paylaşım mutluluk verir, ruha bereket katar!
Sözlerini dilinden döker, çam ağacına sarılır, mutluluk şarkısını beraber mırıldanırlar.
--Paylaşımsız mutluluk olur mu, üzüntü paylaşıldıkça azalır, sevinçler paylaşıldıkça çoğalır. İçinde dışında sevgi tomurcukları yeşillenir…
Elife Ergan (Elifçe)
 
Elife Ergan'dan "Çam Kozalağı" şiiri
 
Eğricesine ulaşmaz çam ormanı
Bakir çayırlar yamacına sırt verir
Ökse otu elleriyle sarılıp, meşe gövdesinde yeşerir
Bağrı açık bekler ovasında kuzusu...
 
Kavruk sinesinde çağlayan hasreti
Tepelerin tepesine taht kuran çam kozalağı
Bire bin değişmez tabiat haklı
Kumrular sevdasına yol alır hevesli...
 
Melekler göğünden yüreğine seslenir
Seyran tepesinde bağlı tutkusu 
Kalem olur yazgısı fermanı kutsi
Eğilmek zorunda kalmaz baş koyar....
 
Sıralı dizim dizim dizilir, süzülmez
Asi başı eğilmez, dik durmaya yeminli 
Kirmenli saçları her rüzgâra saçılmaz
Kale sıcağında yağışsız uğuldar, susmaz..
 
Esemez öyle çerçevesiz kalır sanma
Sırlı, sıtırlı billur gözlü, sırça köşk
Kumrular hayran kalır sabrına
Eğilmez eğdirmez, onuru sevgisi petekli...
 
Elife Ergan (Elifçe )
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...