Gölgene fehvalar

Ekleyen : aydan pamuk , 19 Ağustos 2013 Pazartesi aaa Beğen

BU ESER 19.08.2013 TARİİİHİNDE GÜNÜN YAZISI SEÇİLMİŞTİR



Güneşin ilk saç telleri pencereden sızarken, daha ısınmayan kenar mermere dayandı kollarım. İçimi hiçte genişletmeyen birkaç nefesi almıştım çoktan. Pişman oldum attığım üç adıma, kollarımı yaslamama, soluklarıma… bunun ne olduğunu anlamıyordum evet…

İçeri kapandım. Boğulma arifesinde telaşlı ayak izlerim vardı sanki. Ben perdeler açık yaşayamamki. Hep tereddütler vardı… Aralarsam içim buna razı olur mu, yada kapatsam bir çukurum kapanır mı? Bir kenara bırakmalıydı bunları… (hangi kenara?) taş sokağımda karşıdaki ağacın en güçsüz dalına asmıştım. Kimse bilmiyordu, inanmazlardı da zaten…

Kadife koltuğa gömüldüm. Ve saat gece ertesi 06:00. Bir çay, bir kitap ve kararsızlıklar…

Elimde üşüyen çay bardağının herhangi bir yere geç kaldığını fark ettim. Önümdeki uzun sehpaya mı bıraksam? Yoksa küçük adımlarla ait olduğu yere mi? Ben niye hep bu küçük ama içimde devasalaşan birkaç şeyden birine karar veremiyordum… sanki sehpaya koysam, bir bardağa kırılmış olacaktı içim. Başka bir yeri düşünsem, hüzün, yeşil kadife koltuk gibi saracaktı içimi.

Her şeyin sonunda sanki büyük çukurlarım daha da kazılıyordu. Ve içlerine beni dilime uzaklaştıran sancılar doluyordu.

Pencereme kadar tırmanan salkımlar sesleniyordu. (yada ben üzüm salkımlarının küçük sarı dilleri olduğuna inanmıştım.) kendilerinden sıkıldığım bacaklarımı ikna ederek pencereye doğru yürüdüm. Üşengeç elim kolu çevirirken, parmak köklerimde soluklar yeşillendi ve ahşap çerçevenin aralanmasıyla kavruk esmersoluksuzlarım mermere tutundular.

Saçlarını gördüm önce Mekselina. Hep uçsuz bucaksız bulduğum omuzlarının her dokusunu saran bitki örtüsü. Ve alnın ki kalabalık bir koy.

Güneşin bir sarı teli beni eritip küçültse ve rüzgar salkımların arasından omuz odacılarına gömseydi…

Kutsanan bu dar taş yolu tenhalaştıran, varlığının küçük ayaklarıydı. Ve sen galibarda renkli duvarın köşesinden dönerken sarmaşık güzelliğindeki vücuduna son küreklerini çekiyordu gözlerim.
Döndün Mekselina…

Alacalı mermere yapışan soluksuzlarım…(ellerim…)

Bir gerisinde ben…

Üzüm salkımlarının küçük sarı dillerinden yokluklar dinledim. Ve içeri girdim, duvarlarıma sadıktım çünkü. Pencerem kapanmıştı. Uzaklaşmadan yere daha yakın küçüldüm. Önümde ayakları gereksiz kalın sehpa. Bir çay bardağı, bir kitap ve kararsızlıklar… sokak kenarındaki incir ağacının gövdesiyle yer değişsem adımların aynı yolu kutsar mıydı? Yada aşağı kapının tokmağı olsam? Bir su bardağı, pencere kolu ve kararsızlıklar…

Ayak sesleri duydum. Ve ellerim mermerde. Gelişin(zannım) güzel bir düştü Mekselina…

Ahşap çerçevelere dokundum, incittim ve topladım. İncir ağacının gövdesine yasladım. Ve artık hiç kapanmayan çerçevesiz bir pencere kenarına oturdum. Ellerim dizimde. Belki saçların, alnın, omuzların… oturdum ve hiç kalkmadım…

Arkamda ayakları zayıf, uzun sehpa.

Bir düş, … bir bekleyiş.

Oturdum, hiç kalkmadım Mekselina…



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...