İki dost (Öykü)


17.4.2019
Elife Ergan
Yoğun günün sonuna gelindikçe; iyiden iyiye sıkıntı içinde kıvranıp, mızmızlanan Fulya, işlerini bitirmiş, mesai saatinin sona ermesini bekliyordu. Sabah işine gülücükler saçmayla başlayan Fulya, günün sonunda mesaisi biterken pembe yanaklarından eser kalmaz, sönük solgun ifade belirirdi. Yüzüne yakışan kavisli kartal burnu, olabildiğince iyi parlayan düz uzun saçlarını tepesine toplarken; kıvrak, olabildiği kadar sakin, sabırlı, hüzünlü, derin hisli bakışlar oluşur, çok mahzun biri olduğunu bağıra bağıra, bana kimse dokunmasın söyler gibi, duru bakışlı sessiz sakin bir hemşireydi.
 
Mesleğini çok seven, özenle iletişim kuran, hastalarına işine çok dürüst, düzgün formasıyla da tam uyum içindeydi. Sevgisi, sevgisiz yürek olduğunu unutmak isteyişiyle de her an nazik, incitmeden ifade eden ve bu halini iş ortamında saygıyla sahiplenilen bir hemşireydi.
 
En çok sevdiği dostum dediği Hicran’ın Fulya ile arkadaşlığı, dört yıllık yatılı okul sonrası, aynı işyerinde de üç yıldır birlikte çalışmaları vardı. Yatılı olarak, devletin hemşire kolejine birlikte girmişler, o gün bu gündür hiç bozulmaya güven dostlukları vardı. Onların bacım diyen hallerini, dışarıdan her kişi bilirdi…
 
 
Bazen, birlikte gülerken, Fulya’nın babasına, Hicran’ın ise annesine benzediği söylenirdi. Onlar bundan da çok keyif alırlardı. Hicran babasız büyümüş, annesi genç yaşta dul kalmış ve ikinci evliliğini yapmış bir anneydi. Fulya ise kimin evladı olduğunu dahi bilmiyordu. Uzun yıllar birlikte acılarını paylaşmış olmanın verdiği mutluluk, dostluklarına derinlik katmış, asla kıskançlık krizine girmemişlerdi.
 
Hicran, içi kan ağlasa da güler kahkahalar atar, bazen de abarttığı da olurdu. Fulya tam tersi, zor gülen, içli, düşünceli ve koruyucu oluşu, bir aile reisi havası verirdi. Birlikte iş yerinde görüşürler, akşam herkes kendi evinin yolunu tutardı. Bazı günlerde, nadir de olsa ev ortamlarında birlikte olurlardı. Çocuklar teyze derken, ağızlarından tekrar teyzem sözleri dökülürdü.
 
Hicran’la Akif’in tanışması öğrencilik yıllarında başlamış hala devam ediyordu.. Okul bittiğinde evlenmişlerdi. İki çocuk sahibi olmuşlar, huzur dolu yuvasına dört elle sarılmış, çok mutlu yaşıyorlardı. Bir Çarşamba günüydü, mesai bitimine kadar arkadaşıyla farklı bölümlerde çalışsa da öğle yemeğine birlikte gitmişlerdi. Fulya’yı biraz durgun görünce Hicran Fulya’ya;
- İş çıkışı bir yerlerde oturur iki laf ederiz eve haber veririm.
 
Fulya ve Hicran iş çıkışı İmza föyünü imzaladıktan sonra hastaneden ayrılırlar. Biraz yürüyüş sonunda açık havada bir Kafeye otururlar. Etraflarında misler gibi sümbül çiçeklerinin kokusuyla çaylarını içerken, bir yandan sohbet ederler. Fulya;
-Dostum, canım sana bir şey söylemek istiyorum.
İki arkadaş dostluğu bozmayacak sözü karşılıklı verdikten sonra konuşmaya başlarlar.
Fulya;
-Hicran, Akif’in mesajı yanlışlıkla bana geldi bak, silmedim.
Kocasının en yakın arkadaşına aşk dolu müstehcen mesaj içeren sözleri gösterdiği gibi,
Hicran şok olur,
-Bunu asla bekleyemem, mümkün değil.
Gibi sözleri ile
-İyiden iyiyiz biz, çok mutluyuz.
Söylese de morali çok bozulur.
Fulya;
-Aklı başında dostum, işin iç yüzünü öğrenelim, sakin ol!
Hicran hesap sormak, kavga etmek için sabırsızlıkla, “eve gitmek istiyorum” söylemiş olsa da, Fulya, zorlukla Hicranı ikna etmeye çalışır. Akif’i aramaması için Telefonunu zorda olsa elinden aldı. Birlikte eve gittiler, yalnız başına olayları toparlamak zorunda kalan Fulya;
-Çok kötüyüm, neden söyledim, keşke söylemeseydim.
Diye hayıflanır.
-Akşam kızılı, ihtişamı bir başka güzel oluyor.
Güzelim sözleriyle Fulya;
-Hadi canım kahve yap, komşu Kezban hanımı da çağır.
Kezban hanım, Fulya ve Hicran üç bayan mutluluk içinde kahvelerini içerken, kapı zili çalınır,  Hicran kapıya koşarak gider eşini karşılar. Fulya’nın gözü apartmanda yeni komşu, Kezban hanımın yüz mimiklerine bakar. Kezban hanım, son derece soğukkanlı davranır, hatta ilk kez karşılaşmış havası yaratır. Akif Bey, kadının gözlerine dikkatli konuş, der gibi pür dikkat bakar. Fulya çok zeki olduğu için, anında fark eder. Asla hiç bir şey yok aralarında, mümkün değil diye iç geçirir.
 
Akif kumar alışkanlığı olduğundan, kazancının bir kısmını gizli gizli saklıyordu. Oynadığı oyunlardan da hep kayıp ediyordu. Ruhen evinin içinde yaşamıyordu, aklı fikri oynadığı şans oyunlarındaydı. Evin geçimi, annesinin göndermiş olduğu erzaklarla sağlıyordu. Dışarıda, arkadaşlarıyla kalır eve birçok süre de gelmezdi, Bu durumunu Hicran sevmediği gibi, nerelerde kaldığını da bilmiyordu. Hicranın kardeşi can yoldaşı Fulya eve geldiğinde, o bahaneler bulup bir süreliğine de eve gelmiyordu. Hicran kimsesiz oluğu için, tek arkadaşı kardeş gibi bildiği Fulya ile sürekli dertleşirdi. Evin geçiminde zorlandığından, Fulyadan devamlı borç para alıyordu. Hicran idareli, tutumlu bir kadın olduğundan, devamlı uygun ekonomik hesap içinde evin geçimini üstlenmişti.
 
Kocasını da çok sevdiği, çocuk gibi gördüğünden onunla ihtimamla ilgileniyordu. Bu ilgi Akif’te sıkıntı doğuruyordu. Öyle ki, Akif kendini mengenenin içinde hissediyordu. Çalıştığı işyeri patronu fazla disiplininden de sıkıntıya düşmüştü, Hicran la bu sıkıntılarını konuşamadığı gibi söyleyemiyordu, çıkış arıyordu. Bu çıkış arayışı Akif’i dışarıya kaçmaya itmeye sürüklemişti. Hicranın çocuklarıyla ve eviyle ilgilenmesi, Akif’in kumar merakından dolayı maki yönden ev geçimi sıkıntılı oluyor, dolayısıyla işin yoğunluğu da özerindeydi. Ki Fulya bu olayları sezinlediği için evlenmekten korkuyordu. Kendi özü yetimhanede yetiştiği için, evlatlarının da sahipsiz kalacağını düşündüğünden bu olaylara da şahit olduğundan dünyanın da insanları ezdiğinden, evlat sahibi olmak istemiyordu.
 
Evin geçimi sıkıntılı oluşundan Hicran ruhen eziklik içindeydi. Akif’in de kumar ve komşusuyla olan gizli arkadaşlığı, kazandığı parayı tamamen komşusu olan Kezban’a açmış olduğu evde harcıyordu. Kezban yaşı icabı Akif’ ten büyüktü. Kezban alımlı bir kadındı. Bu olaylar, Hicran’la Akif’in yaşantısında çok büyük enkaz oluşturmuştu. Akif bu sarhoşluğunda olaylarının farkında değildi. Kimsesiz, sahipsiz olan Akif ve Hicran, sahipsizliklerinden, kendilerine yol yoldaşı olup gerekeni anlatıp yol gösterecek dostları ve akrabası yoktu.
 
Geçim sıkıntısı bir hayli evde yoğunluğunu hissettiriyordu. Bakkala çok borçlanmışlardı, borcu ödeyemiyorlardı. Bakkal çirkin haysiyetsiz duygularıyla Hicran’ı borç bahanesiyle rahatsız ediyordu. Hicranın asil duruşu, bu olaya fırsat vermiyordu. Borçlarını ödeyebilmek için, bankadan birkaç defa kredi çekmişlerdi. Bu kredilerin geri ödemesi de sıkıntılıydı. Ev her konuda büyük bir hengâmenin doruğuna gelmişti. Yaşantıları hiç hoş değildi.
 
Hicran, Komşuları Kezban ve Fulya ile birlikte kahve içtiklerini gören Akif’te onlara karışarak
-Hoş geldiniz sefa geldiniz, ben de bir kahve isterim.
Söyleyerek salondaki bir koltuğa oturur, Hicran kahveyi yapmaya gider, Fulya sesiz edasıyla sakince oturmaktadır. Kezban resmi bir hava hissettirir. Kahveler içilir, konu dağılır, Hicran eşine çok güvendiğinden gelen mesajı önemsemez unutur. Kezban evine gider, Fulya akşam yemeğine kalır, beraberce yemek yerler dertleşirler, belli bir saat süresi içinde Fulya izin ister evinde gider.
 
Günler ayları takip ederken, Hicran hastanenden nöbetinden çıkmış, evin asansörünü çağırarak, eve çıkmak için asansörü bekliyordu. Asansör geldi ve eve çıktı. Çok yorgundu. Nöbetler onu çok yıpratıyordu. Evin kapısını tam açarken, karşı komşusu olan Kezban’ın kapısı açıktı ve evinden gelen sesleri duydu. Seslere dikkat kesildi. Durakladı pürdikkat kesildi. Akif’in sesini içeriden duydu. İrkildi, tüm bendeni yukardan aşağı şırıl şırıl şırıldayarak erime krizine girdi. Kezban’ın evine girdi ki kapı aralığından Akif’in yatak odasında uyuduğunu gördü. Aniden şoka girdi, tekrar Akif mi diye daha emin olmak için kapıdan iyice baktı, gördüğü tablo karşısında irkildi. Evden dışarı çıkarak kendi evinin kapısını açtı, içeri girdi. Ayakkabılarını çıkartarak salon da sandalyeye ilişti ve oturdu. Nefes aldı ki gözlerinden yaşlar çağlamaya başladı. Telefonuyla Fulya’yı aradı;
-Fulya çok çabuk eve gel.  Seni bekliyorum, ne olur yetiş!
 
Telefonu kapattı, salona geçti ve koltuğa uzandı, öylece kaldı… Fulya, taksiye binerek Hicran’ın evine doğru acilen yola çıktı. Bir an önce Hicran’a ulaşmak istiyordu. Derinden nefes almaya başladı. Hüzün, acı içinde sessizce gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Yılların zaman mekânı içinde Hicran’la olan kardeşliği gözlerinin önüne geldi. Taksi şoförü;
-Abla geldik.
Sesiyle irkildi. Çantasından para çıkararak ücreti ödedi. Taksiden inerek hızlıca apartman kapısından içeri girerek, asansöre ulaştı ve asansöre bindi. Katına ulaşarak asansörden indi. Hicran’ın kapıyı açık bırakmıştı. İçeri daldı salona geçti. Hicran’ın yanı başında durdu.
 
-Sende gör ne olur sende gör, lütfen sende gör. Gözlerin görsün yaptıklarını.
-Hicran’ım neyi göreyim anlat ne oldu Allah aşkına ne oldu?
Hicran hıçkırıklarından, anlatım güçlüğüne girer, dili lâl olur suskunlaşır, hıçkırıklara boğulur. Fulya yığılmış kalmış olan Hicran’ı kolonya ile ellerini yüzünü ovar, gider su getirir ve içirir.
-Ne olur kendini dağıtma toparlan, ne oldu konuyu anlat?
Hıçkırıkları içinde eli ile işaret ederek,
-Kezban’ın evine git bak gör neler var, gerçekleri gör!
Fulya, Kezban’ın evine doğru yol alır, kapıdan çıkar Kezban’ın evine girer, şaşkınlığı ile dona kalır. O esnada küçük çocuk,
-Anne baba uyanın bir kadın geldi.
Sözlerini duyan Fulya, evden hemen çıkar ayrılır. Hicran’ın yanına ulaşır. Hicran yerde baygın halde, burnundan kan geldiğini görür. Telefonla ambulans çağırır. Ambulans gelir, çalıştıkları hastaneye Hicran’ı alıp götürür.
 
Acil de ilk müdahalesi yapılan Hicran yoğun bakıma alınır. Beyin kanaması teşhisi ile yoğun bakımda ölüm kalım mücadelesi verir. Bütün çalışan meslektaşları Hicran’ı canla başla kurtarmaya çalışırlar. Teşhis sonunda felç olduğu anlaşılan Hicran’ın ölmediğine şükrederler. Hicran, hiç konuşamadığı gibi mama ile besleniyordu. Çok uzun yaşayamayacağını anlayan Akif Hicran’ı terk eder.
 
 
Nöroloji katında normal servise alınır. Serviste gereken sağlık çalışmaları yapılmasına rağmen, Hicran’ın sağlığı normale dönmez, servis katında hasta yatağında kalmaya başlar, yoğun bakımdadır. Fulya aynı hastanede çalıştığından, izin saatlerinde Hicranı hiç yalnız bırakmaz. Bu telaşe içerisinde Akif de hastaneye gelir. Servis katında Akif, Fulya’yı görmesi ile mahcup bir eda içinde karşılaşır. Akif konuşmak ister ama Fulya;
-Mesaiden sonra konuşuruz.
Diyerek konuyu kapatır, mesaiden sonra, Akif ve Fulya hastane yanı başındaki lokalde beraber oturup konuşmaya başlarlar. Fulya;
-Bak arkadaşım, sen hakikaten erkekliğine yakışmayan tavırlarından dolayı, nazarımda çok basit bir insansın. Sen nasıl bir insansın aklım almıyor. Nasıl cesaret edersin bu çirkinliğe? Buyurun Hicran yoğun bakımda ölüm kalım mücadelesi veriyor. Çoluk çocuğunu da mı hiç düşünmedin? Yazıklar olsun sana hiçbir şey diyemiyorum, senden utanıyorum!
Yanından kalkar ağlayarak çıkar gider.
 
Hastane tedavisi tamamlanan Hicran’ın bakımı, Fulya hemşire olduğundan kendi evine alır. Evde bakımına Fulya titizlikle ilgilenir. Akif ile olan ayrılığından Hicran’ı, Fulya çocuklarıyla birlikte evine taşır. Fulya’nın evi hastaneye yüz metre yakınındadır. Evin hastaneye yakın olmasından, dolayısıyla daha ihtimamla ilgilenir. Fulya hastanede çalışırken evde bakımı için bir kadın bulur. Hastalığını büyük bir ihtimamla kontrol altında tutar. Fulya, Hicran’ın günlük hastalık durumunu, yapacaklarını doktoruyla görüşür. Bu arada Hicranın çocuklarını Fulya yanı başından ayırmıyor. Çocuklar sürekli annesinin yanındadır. Hasta bakıcıya da çocukların sürekli annesinin yanında olmasını tembihler. Hicranın iyileşmesi, çocuklarının hal tavırlarıyla daha çabuk iyileşeceğini, hasta bakıcıya güzelce anlatır.
 
Fulya ile Hicran’ın arkadaşlığı, yatılı okul yıllarına dayanır. İkisi okuldayken dert yoldaşıydı, öğle öğrenim görüyorlardı. Yatılı okul arkadaşlığı çok derin olur, aile gibi paylaşımı olur gelişir, aile yaşantısını yaşarsın. Yatılı okul dostluğu yıllarca sürer, hiç bitmez. Bu sevgi aile bağı içindeki yatılı okulda, Fulya’nın okul yıllarında sevmiş olduğu erkeğin, kendisine yapmış olduğu yanlışlardan dolayı, Fulya derin bir depresyona girmiş intihara yol açar. Fulya intihar etmek isterken onu Hicran kurtarır. Bu olay, Hicran’la Fulya’nın kardeşliğini perçinleştirir. Bu bağlar içinde yıllar yılı kardeşlikleri devam eder. Hicran’ın hastalığının bu dönemlerinde; Fulya Hicrana vefa duygusu besler. Fulya, bu olaylardan etkilendiğinden evlenmeyi hiç düşünmez. Hicran’ın eşinin bu durumundan çok etkilendiğinden, erkeklerden uzak durmaya çalışır, kendisini Hicranın hastalığının iyileşmesine verir.
Artık büyük bir ailesi olan Fulya, gece gündüz Hicran için koşuşturandır, yorulsa da vazgeçmez. Evde kadın yardımcı olsa da bütün kontrolü elinde tutar. Aradan üç yıl geçer, her geçen gün; hareket, egzersiz, ilaçlar derken, geceler boyu hastalıkları hakkında, bütün bilgileri uygular. Düzenli takip kontrolleri sonucu umut artmıştır. Günlük çocukların yeme, içme, sevgi duyguları Hicran’ın gözleri önünde yapılır. Çok zaman, çocukları leğende annesinin gözü önünde yıkar, Hicranla sürekli sohbet eder.
 
Sohbetinde;
-Hiç bir şey değişmedi sen iyileşeceksin, birlikte tekrar çalışacak, güzel günler içinde yaşayacağız, parkta çocuklarla birlikte oyunlar oynatacağız, pikniğe geziye çıkacağız.
Fulya, Hicran uyurken dahi başına gelir,
-Canım arkadaşım, dostum bacım, bu sınavı birlikte atlatacağız, umudunu bırakma, sen annesin iki çocuğun bir bacın var, biz sensiz asla sensiz yaşayamayız.
 
Sözleriyle her gün, dakika, salise ile dile getirir. Bu arada çocuklarda annelerinin kendileriyle ilgilenmesini istediğinden, Fulya annelik vazifesi içinde çocuklarla ilgilenmeye başlar ve çocuklarıymış gibi onlara gereken ihtimamı gösterir. Çocuklarda;
-Annem bizi parka götürsün.
Fulya;
-Az kaldı sabredin götürecek. Benim kıymetli bacım gece gündüz de olsa pes etmez.
Konuşma dilleriyle Hicranın yanı başında konuşuyordu. Sürekli günler içinde Hicran da sağlığındaki gelişmelerden, Fulyanın konuşmalarını anlıyor bakıyor, bazen gözleri kapalıyken de ağlıyordu.
 
Sabah olmuştu, çocuklar annesinin yanında evde oynuyorlardı. Hicran çocukları izlerken, birbirine çatal kaşık atacakları korkusundan aniden dilleri çözülür, yatağından aniden bağırır;
-Fulya bacım yetiş!...
Evde olanlar ise şoka girer, sevinç çığlıkları içinde Hicran’a sarılırlar. Çocuklar annesinin üzerine fırlarlar, sarılırlar, öperler, konuşurlar, sevinç çığlıkları duvarlarda yankı yapar. Üç yıldır, hasta yatağında olan Hicran’ın ilk kez sesini duyarlar.
Günler aylar sonrası Hicran artık normal hayatına başlar,
-Çok mutluyum Fulya, senin sayende yaşıyorum çok şanslıyım, senin gibi bacım var.
 
Fulya Hicran, birbirlerine sıkı sıkıya sarılırlar. Çocuklar da onlara sarılır. Mutluluk deryasında kulaç atarlarken, kan bağından çok sevginin, insanın ruh dünyasını tamamlaması ile birbirlerine daha çok sıkıca sarılırlar. Fulya ve Hicran, sevgi tılsımının sonsuz deryasında yelken açarlar… Artık geçmişi unutacaklardır. İki dostun sevgi güneşi gökkuşağı altında mutluluğa gülümsemeye başlamıştır.
 
Elife Ergan (Elifçe)
elifeergan8000@gmail.com

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum
18.04.2019 - 09:18
Çok güzel bir öykü olmuş. Gerçek dostlukları yaşamak,birinin gerçekten senin yanında olduğunu bilmek duygusu insana muhakkak güç verir.Kimi yerlerde düşündürdü kimi yerlerde duygulandırdı yazınız.