SEN, BEN OLMASAYDIN KEŞKE !

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 14 Ekim 2011 Cuma aaa Beğen

Bu Eser 25.12.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir



Mazide resmi kalan etrafın dekorunda değişen ne çok şey var?  Eskiden bu ağaçlar sanki daha büyüktü. Şimdiki gördüğüm bank, aklımda resmi kalan banklarla alâkasız. Ne havuzdaki yeşil ve mavi sular aynı, ne de şu kenarlarda dizilmiş çitler aynı… Çitler, çiçekler, naylonlardan yapılmış ucube gölgelikler, sağa sola sıkışmış ceset renkli yapılar, o günlerimden kalan anılarımda yoktur. Ya yapraklar da farklı, ya da artık gözlerim seçmiyor dünkü gibi…

İnsanlar, köhne kamyonlar gibi bezgin bezgin yürüyor. Ayaklarına sanki yılanlar dolamışlar. Külfetlerin altında ezilmiş gibi ölgün ve ruhsuz yürüyorlar. Şen şakrak dolaştığım dostlarım nerde şimdi?

Şu havuz çok yabancı, bu taşlar bildik değil. Ne çalılar tanıdık, ne de kasımpatılar. Bağbanın fıskiyesi başka sesten çalıyor. Zerrelerde ıslanmayı artık sevmiyor muyum? Fıskiye sularıyla ne çok kez ıslanmıştım. Kim bilir kaç on kere havuza düşmüşümdür. Elimi suya sokmak artık çok kötü fikir? Suya dokunmak bile zahmet geliyor bana…

Çok yıllar öncesinden tanıdık ne az şey var? Anılardaki bu park, işte gezdiğim bu yer. Ama bu park, bir başka; yâdımda kalan başka… Ya ben başka adamım, ya da bu park bir başka…

Şu yolun hülyasında kim bilir kaç kez gezdim. Şu banklar üzerinde resim çektirmedim mi?  Salkım söğütler ile saymadım kaç kez içtim. Parkın şu köşesinde ilk kez öpmüştüm onu. Bu kamelya önünde birisi dövdü beni. Menekşelerin ceddi, ilhamdı şiirlere… Çayırın ataları üstünde çok oturdum? Ama bu park, o değil; o adam ben değilim.
 

“Akan ırmak suyunda iki kez yıkanılmaz  “ diye kim söylemişti? Geçen her bir hazandan bir kabuk saklamışız. İşte şu bildik ağaç çok şey söylüyor bana. Saklanan resim solar, saklayan kap çürürmüş. Bu park başka sararmış, ben başka çürümüşüm.

Mazideki rüzgâra benzer bir rüzgâr çıktı. Çiçekler sallanırken, menekşe titriyordu. Benim sallanışım da asla nedensiz değil. Seni bulmuşum  gibi bir his  içimde şimdi. Yoksa orda bekleyen senin siluetin mi?  Yoksa gördüm mü seni, seni buldum mu yoksa?

Ne zaman, nerde seni, nasıl da yitirmiştim? Şimdi karşımdan gelen bu genç sen misin yoksa?

Kaç on yıl öncesinde yiten ben gibi sensin. Baksana gözlerinde daha gözlük bile yok. Saçların yine kara, sımsıkı darmadağın... Gözünde aradığım ışıklar şimşek gibi. Henüz duygularından pek çoğu yontulmamış. Sıcak tebessümlerin ayaz görmemiş daha!  Şu içten gülüşleri zemheri dondurmamış. Yüzündeki yayaları tebessümler mi çizmiş? Neşeli günlerinden miras mı kalmış yaylar? Alnında caddelerden, bulvarlardan eser yok. Gözlerin altındaki şişman torbalar nerde?  Gözlerin kıyısında dereler açılmamış. Gönlünde hülyaları kasavet darp etmemiş. Yüzündeki ışığa bulutlar hayli uzak. Umudun ülkesine sırtlan dalmamış daha. Ruhundaki safiyet manolya gibi berrak. Ne kadar da umarsız, ne kadar neşelisin?

Umutsuzluğun sisi dokunmamış yüzüne. Bakışların, dipdiri ve zıpkın gibi atak! Gözlerinin fonunda hüzünler dolaşmıyor. Kasveti mahvedecek işgaller başlamamış. Yüzünde acıların bot izi çökmemiş ki? Endişeler gelmemiş, çalmamışlar kapını. Kayıtsız duruşunda yüreğin canlı daha…

Hayattan beklediğin her şey olacak sanki? Umutlar neş'vesinden her dalda çiçek açmış. İstediğim her şeyi bulurum vehmindesin. Hâlbuki çiçeklerin ömrü bahardan kısa meyveye dönmeyince yapraktan yararsızdır. Hep bahar ve çiçekle kalmayı umuyorsun. Dallar çiçeklerini tez döker bilmiyorsun. Sen meyve olduracak ihtimamdan habersiz;  hazanda pek çaresiz kalmayı bilmiyorsun.  Bahar vaktinde dahi birkaç kez daha açmak mümkün değil hâlbuki. Sen yazın sıcağında açmayı umuyorsun.  Fırtına ve doludan ne kadar bigânesin.

Yetenekli olsan da emekten uzaktasın. Âlemin kondurduğu saraya başlamadın. Gündelik zevkler ile günlerini harcadın. Başlanınca bitecek köşküne başlamadın. Anlık faydasız tatlar alıkoyan tuzaktı.  Oyalanmak keyfinden düz yola çıkamadın.  Bunca açan çiçekten olabildiğince meyve ihtimamla yetişir. Ama sen ihtimamdan her vakit uzak kaldın.

Senin de geleceğin baharda ekilirdi. Baharda ekilmeyen fidan meyve vermez ki.  Mevsimi geçtiğinde ekilen fidan tutmaz,  yazda ekilen tarla hasada ulaşmaz ki? Sen baharı geçirip, temmuzda kavrulmuşsun. Hazan vaktinde hasat boş çıkmaz umuyorsun. Aksine kırmadığın tek fidan kalmamış ki, sallayıp dökmediğin tek bir dal, tek yaprak yok!

Şimdi sana rastlamak ne kadar üzdü beni. O vakitteki beni neden gördüm ki şimdi? Pişmanlıklar, eyvahlar, şu an ne çok yararsız.
 Hâlbuki ellerinde fırsatlar demet demet. Oysaki şu vaktimde ekecek bir tohum yok.  Bir tohum bulsam bile gelecek baharım yok. Geçen her bir zamanda ne çok pişmanlık kalmış. Hâlbuki ellerimde ne de çok vakit varmış? Telafisi olmayan vaktime hayıflandım.  Ve şimdi şuracıkta nedametlerle kaldım. Neden gördüm ki seni, sana niye rastladım?  Ya ben, sen olmasaydım; ya da sen; ben olmasaydın keşke!

Daha da gelmeyecek o yıllar çekip gitmiş, daha da gelmeyecek fırsatlar gitmiş. Bunların tek suçlusu sen değil misin sanki?  Senden kalan her miras, ayaklarımda bir bağ, seninle alıştığım her şey kötü bir final.

Sen ki boş umutlarla, güvenler içindesin. Fırsatları teperek fırsat bile görmeyen imkân değilmiş gibi böyle kayıtsız duran, her şeyi becerecek bir güçteyim vehmi duyan sen, benim geçmişimsin.  Hiçbir şey başarmadın ama beni yarattın.

He daim fırsat gelir vehmine alıştırdın. Her işi en son vakte bırakmam senden miras. Plansız telaşlarım senin huyundan kaldı.  Umarsız vurdumduymaz hallerim kemikleşmiş.  Atalet ve tembellik ruhumda çınar olmuş. İşte bu yüzdendir ki şiirler yazar oldum. Aşkta da, kumarda da, bu yüzden kaybettim hep. İşte bu yüzdendir ki şikâyet şarkım olmuş.

Felek ve bahtım ile didişmem bu yüzdendir.  Bana miras kaldığın kederim bu sebepten. Bin tarla eksem bile hâsılat bu yüzden yok.  Şu hazan günlerimde hüzün hep bu yüzden var. Ürünleri derecek intizamım olmadı. Ürünümü satacak ambalaj yapamadım. Senlikten miras kalan perişanlık bu yüzden,  bu yüzden hep kederli gam ile tasadayım. Başarmak hep bu yüzden ait olmadı bana. Başarsam da hiç kimse inanmıyor ki bana. Başarmanın edası üstüme yakışmıyor. Bu kovandan bal çıkmaz fikriyle davranıyor.

Ben, bu yüzden arabesk şarkı gibi yaşadım. Kırk arada derede hedefsizce bıraktın. Günleri har savuran zaman haramisiydin. Elimde avucumda gelecek bırakmadın.  ?
 
Bunları benden bile duymayı ummuyordun. Geçen her geçmişinde yarın, yarın diyordun. Ertelemekten başka başlamak bilmiyordun.  Bir gün yarınlar biter diye düşünmüyordun.

Geriye çevrilmesi mümkün gelmiyor bana.  Ben, sen olmasaydım hiç; ya da sen, ben olmasaydın keşke!
 

Eski ben, kal bu parkta! Sana elveda.



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...