Söğüt Dalları Arasında El Sallayarak Giden Mutlu Günleri...


29.10.2020

 

Söğüt Dalları Arasında El Sallayarak Giden Mutlu Günleri

Yağmurlu bir geceydi, yağmur hafifleyerek çişelerken, akşam karanlığını bir sis kaplamıştı. Pencereden, bir metre ilerisi görülmüyordu. Yamaçlarda akan suyun sesi yoldaki çukurları doldurarak, kapının önüne kadar geldi. Telaşla kapıdan dışarıya çıkarak, yamaçlardan akarak gelen yağmur suyunun önüne set çekerek, kapıdan diğer yöne akmasını sağlayarak, evin içine girmesine engel olması için bayağı güç sarf ettikten sonra kapıyı kapatarak içeriye girdi.
Yanan sobanın yanına gitti, üşüyen ellerini ayaklarını ısıtarak, sobada demlenen çaydan bir bardak içerek, içini ısıttı. Pencerenin yanına geçerek yağan yağmura bakarken, yağarken toprağa düşen yağmurun sesine, kulağını verdi. Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Geçmiş günlerdeki o mutlu mesut günleri aklına gelmişti. Şimdi bu odada bu kulübede, yalnızlığıyla hatıraları dolduruyordu, onlarla şimdi mutlu mesut yaşıyordu. Bazen evin içinde dolaşırken ayağı hatıralara takılır gibi hissederek, usulca yürüyerek buna özen gösteriyordu. Artık sağlık durumu da iyi değildi. Kalktı tepedeki dik yamaca bakarak eski günlerin özlemiyle kendisine sarılarak, aşağıdaki uçurumun kenarındaki ağaçlara ve akan şelalenin akışına bakarken sarıldığı o ana döndü.
Buraya geleli daha altı ay olmamıştı. Evlendikten sonra, eşinde çıkan astım nedeniyle bu dağ havası iyi gelir diyerekten, burasını satın almış burada yaşamaya karar vermişlerdi. Bu dağ havası kulübe sessizlik temiz hava yeşillik, eşine çok iyi gelmiş, yüzünde pembe gülücükler açtırtmıştı. Kendisine.
-Hayatım burası bana çok iyi geldi. Sana teşekkür borçluyum.
Kendisi eşinin soğuk ellerini şefkatle tuttu.
-Ne teşekkürü hayatım, bana da iyi geldi.
 
Şimdi o şefkat ve sevgi dolu sesini duymak için, ne gerekirse yapmaya hazırdı. İçini pişmanlık kapladı bir anda, daha iyi olması için yurt dışından doktor getirmek için, bunu ona açınca “Hayatım ben iyiyim, buna ne gerek var” derken, onun sözünü dinlediği için pişmandı şimdi. Kesin bir karar varmak için, bir hafta beklemiş eşindeki iyileşme devam edince kendisi de gerek olmadığı yönünde, karar vermişti. Yine bir öğleüstü tepelerde el ele geziyorlardı. Güneş yaz sıcaklığında ısıtırken, eşine bir şeyler olacak diye yüreği buz tutuyor adeta titriyordu. Ben sizi tanıştırmayı unuttum. Şükrü bey ve biricik eşi Nursel hanımefendi.
Bu dağ havası güneş ağaçların yeşilliği kuş sesleri ölüyü diriltirdi, lakin Şükrü beyin içinde tarifi olmayan bir sıkıntı vardı. Üzüntülü anının bir an geçmesini içinde dilerken, eşi Nursel’e hissettirmemek için mütemadiyen gülümsüyordu. Her zamanki dağın tepesinde oturmak için yaptığı banka gelerek oturdular. Bir dakika dahi olsun gözlerini eşinden ayırmadan göz ucuyla takip ediyordu. Bunu fark eden Nursel.
-Hayatım, endişelenmene gerek yok, ben iyiyim. Anın tadını çıkaralım, beni gizli gizli seyretmeni, üzülmeni istemiyorum
-Duygularımı bakışlarımı gizleyemedim, yakalandım her zaman ki gibi!
 
Bir sevinç canlılığı içinde, güldüler. Gülümsemeleri dağdan yankılanırken, kulak kabartarak dinlediler. Şükrü doktorun kendisine söylediğini söylemediği için, eşi öğrenerek ”Neden bana söylemedin, ömrümün az kaldığını” kimselerden duymasın diye, endişe eşini saracağından korktuğu için bu dağ evini, bu yönden tercih etmişti. Ona yalvaran gözlerle bakmasını istemiyordu, bunu öğrenerek güçsüz kalmasını hiç istemiyordu. Gözlerinde akan yaşları içinde biriktiriyordu. Kendi kendine “Kusuruma bakma hayatım, bu gerçeği sana söyleyerek yıkılmana razı olamam, beni bir korkak bil, nedenini sana bundan dolayı açıklayamam. Beni yalnız bırakmandan değil, zaten yalnız bırakacaksın bu günlerini üzülerek bedbaht bir şekilde geçirmeni istemiyorum, ne olursun beni bundan dolayı af et”. Eşine
-Buralardan sıkıldıysan kasabaya ya da şehir’e inelim. Bir otelde birkaç gün kalalım.
Gülümseyerek.
-Hayatım ben sıkılmadım, sen sıkıldıysan gidelim, benim hastalığım sayesinde burada kapalı kalmana üzülüyorum.
-Hayır, hayatım ne kapalı kalması. Sen üzülme, ben seninle nerede olsa mutluyum. Bak elini vur kalbime, yanındayken nasılda hızlıca atıyor. Bir kelebek gibi, kucağıma alarak seni uçurmaya bile niyetim var.
Kahkahaları yine yankılanarak,dağlardan kendilerine döndü. İncecik bedenine iyice sarılarak kucağına aldı. Nursel.
-Hayatım, beni çocuklar gibi dizinde oturtmayı çok seviyorsun da, ben çocukluğumu çoktan bitirdim.
-Olsun hayatım, seni çocuklar gibi seviyorum elimde değil, günlerce dizlerimde otursan beni memnun eder çılgınca sevindirirsin.
-Öyle olsun hayatım, az kollarımı boynuna dolayarak uyuyayım.
-Uyuyabilirsin hayatım sabaha kadar seni uyandırmam.
Saatlerce oturmuş, uyandırmamak için özen göstermişti. Gel gör ki ecel onu o andan sonra elinden almış, hareketsiz bırakmıştı. Bunu anladığı anda içinde fırtınalar kopmuş, o boş bedenini dahi taşıyamaz olmuş, yere dizindeki cansız kalan eşiyle yığılmış, saatlerce kalmıştı. Kucağında eve kadar taşımış, sabaha kadar başında kalarak solgun gülümseyen yüzüne bakmıştı. Yanı başında sabahın güneş ışıklarıyla kendine gelirken, telefonu eline alarak, kaynanasına ve kayınbabasına haber verdi. Ağlama sesleri telefonda duyduğu anda kapattı, gözlerinde akan yaşlara müdahale etmeden uzun süre ağlamaya başladı. Öğlene doğru ayak sesleriyle kalktı, pencere yaklaştı, söğüt dalları arasında el sallayarak giden mutlu günlerinin el sallamasını görür gibi, gelenlerin ise yalnızlığı olduğunu fark etmişti.
Mehmet Aluç

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış