Timur Han Öyküsü (Bölüm: 1)


27.6.2019
Elife Ergan (Elifçe)
 
Turagay; sabah tan yeri ağardığında uyanmıştı. Uzaktan etrafı seyrederken, görünen sıra dağların duman renginin yenilenmesini bekledi. Evinin önünde avlusuna bakan penceresinden uluyan köpeklerine dikkatle baktı. Su tulumbasından çıkan su şırıltının sesi kulağını okşuyordu…
 
Haydut isimli köpeği ve yavrularının sesi ile irkildi. Yavru köpeklerin iniltileri Turagay’ın yüreğine dokundu. Yıllardır evinin bekçisi olan Haydut; aileden biri, evin emektarı ve sadık bir dosttu. Pencereden seyreden Turagay’ı çağırırcasına iki üç kez havladı. Göz göze geldiler Haydut’la. Kocaman başıyla dilini uzatmış tulumbanın ağzını yalıyordu. Yaşlı, üç büyük dut ağacının yanındaki tulumbanın, dedesi Karaçay Noyan’ın elleri ile yapıldığını biliyordu. Turagay, ikinci kattan acele ile tahta merdivenden aşağıya indi. Turagay’ın dedesi Karaçay Noyan, Çağatay Hanı ile birlikte bu topraklara gelmiş, burayı ata yurdu yapmıştı. Çağatay Han, bey olduğundan tımar olarak verilen araziler, köyler Karaçay Noyan’a aitti. Cengiz Han’ın komutanlarından olan Karaçay Noyan, Çağatay Han ile birlikte Semerkand’a gelmiş Çağatay Hanlığı’nı kurmuşlardı. Karaçay Noyan, oğulları ile birlikte Çağatay Hanlığı’na hizmet etmişlerdi.
 
Karaçay Noyan; uçsuz bucaksız çayırların, tarlaların, koyun sürülerinin, deve kervanlarının, atların, tayların bakımını ve yönetimini oğlu Turagay’a bırakmıştı. Turagay’ın dedesi Karaçay Noyan, komutan olduğu için Çağatay Han’ın yanında hatırı ve etkisi çok büyüktü. Öyle etkisi vardı ki Çağatay Han ileistişareler eder, birlikte planlar kurardı. Karaçay Noyan’ın Çağatay Hanlığı üzerindeki itibarı, etkisi ve saygınlığı çok büyüktü. Bu nedenle hatırı sayılır bir komutandı. Çağatay Han, Karaçay Noyan’ın gücünü çok iyi bilir, onukollar, gözetirdi. O’nun, savaş tekniklerini iyi biliyor olmasını ve kılıcının gücünü önemserdi. Tarıma elverişli toprakları keşfeder, Çağatay Han’a fikir götür istişare ederdi. Dürüst, bir o kadar ilkeli vesert görünümünün altında doğruluk abidesiydi. Timur’un babası Emir Turagay, siyasetle pek ilgilenmediği için Çağatay Beyliği’ni yönetiyordu. Barlas Boyu’ndan olan beyliği Türkmen ve müslümandı.
 
Barlaslar; Barlas Boyu veya Barlas Aşireti (Çağatayca/ - Barlās; Berlas veya Birlas) Orta Asya'da bulunan Türkleşmiş Moğol (Karaunas) Göçebe Konfederasyonu ve Büyük Timur İmparatorluğu'nun yönetici boyu idi.
Semerkand’ın güneyinde Şehr-i Sebz(Keş) yeşillikler içinde, pırıl pırıl bir kentti. Şehr-i Sebz Farsça’da; “Yeşil Nehir” anlamına geliyordu. Keş şehri Kazgan Han’ın idaresindeydi. Timur’un babası Emir Turagay, Barlas boyunun beyiydi. Bölgeye hakim olan Çağatay devleti, komşu devletlerle hakimiyet mücadelesi veriyordu. Ancak bölge idaresinde bir düzen yoktu ve iç karışıklıklar devam ediyordu…
 
Çağatay Emiri Kazgan Han’ın idaresi altında Turagay bir beydi. Semerkant’ın Doğu Türkistan bölgesini, Çağatay Hanı Tuğluk Timur, bölgede karışıklığa son vererek Maveraünnehir’i ele geçirdi. Tuğluk Timur oğlu İlyas Hoca’yı Maveraünnehir’e atabey (vali) tayin etti ve kendisi de Semerkand Emiri oldu.
 
                                                 
Turagay, evlilik vaktinin geldiğini hocası Seyyid Emir Külâl ile babasının konuşmasından işitti. Seyid Emir, Turagay’a, Buhara’nın asil bir ailesinin kızı olan Tekina Hatun’u tavsiye eder.
 
Turagay her fırsatta hocası Seyyid Emir Külâlhazretlerinin derslerini dinlerdi. Seyyid Emir Külâl, son günlerde seyrek geldiğini, derslerine katılmadığını vurgularcasına, bu durumun bir an evvel bir düzene girmesi gerektiğini ve evliliğin kendisi için iyi olacağını öğrencisi Turagay’a söyledi. Turagay, mahcup bir ifade ile Seyyid Emir Külâl’e baktı ve düzenli geleceğini belirtti.
Turagay için, Tekina Hatun’u görmeye önce kadınlar gidecekti. Turagay’ın annesi Athena Hatun, ailenin büyükleri üç kadın ile birlikte Tekina Hatun’u görmeye gittiler.
 
Tekina Hatun; çok varlıklı, iyi biraile terbiyesi ile büyümüş, becerikli bir hatundu ve talipleri de çoktu. Turagay; heyecan içerisinde, görücü kadınların ve annesinin dönmesini bekliyordu. Annesi ve halaları Turagay’a çok akıllı, temiz, törelerine çok uygun bir aile dedi. Tekina Hatun orta boylu, beyaza yakın tenli, kaşlı gözlü, inançlı bir genç kızdı. Annesi Tekina Hatun için, saygılı, hizmetli ve hörmetli olması ayrıca çok güzel bir dedi.
 
Turagay, gece gündüz çalışıyor, ırgatları ve tarlaları denetliyordu. Özbekistan’ın en güzel pamuk tarlalarını, ipek dokumacılarını, sığır sağıcılarının sütlerini, bahçelerde yetişen tarım ürünlerinin üretimini ve satışını takip ediyordu. Çağatay Hanlığı’na vergi karşılığı sipahi asker yetiştiriyordu. Her an savaşa hazır kıta atlı askerleri ile emir bekliyordu
.
Keş İlçesi; karargah, yaşadığı köy Hoca Ilgar’lıydı. Hiç aksatmıyordu denetimlerini; yönettiği askerleri, tarlaları, kendisine bağlı köylerin güvenliğini ve geçiminden sorumlu olduğu bölgeyi… Athena Hatun oğlu Turagay’ın kahvaltısını hazırladı ve onu işine yolcu etti. Güçlü, kuvvetli Turagay; kumral saçlı, buğday tenli, kaslı güçlü kuvvetli, orta boylu ve geniş omuzlu bir delikanlıydı. Sabahın erken saatlerinde askerleri ile birlikte biraraya geldi ve beyliğinin yönettiği köyleri kontrole çıktılar. Turagay’a bağlı bütün köyler tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Arazileri oldukça sulu ve verimliydi. Turagay, bakir topraklardan huzurla geçerken, derin nefes alarak dağ havasını derin derin içine çekti. “Mutluluk bu işte!..” dedi…
 
Turagay, Tekina Hatun’dan gelecek haberi heyecanla bekliyordu. Sıradağlara baktı… Heyecan doruktaydı… Şehrin ortasından geçerken, Ceyhun nehrindeki su perisine seslendi. ‘‘Duy beni!.. Tekina ile evleneceğim. Bebelerimle pikniğe geleceğim, ellerini, aklarını suyunda yıkayacağım. Kıyısında kadınımla beraber türküler söyleyeceğim. Artık benim de yüzüm aya bakacak!..’’
Akşam oluyordu, işlerini toparlamıştı, evininin yolunu tuttu. Turagay, çok acıkmıştı, sabahtan beri bir şeyler yemek aklına bile gelmemişti. Annesinin elleri ile hazırladığı, mis gibi kömbe düştü aklına. Tepeye doğru atı ile çıkarken, ılık bir esinti ile saçları savruldu. Kısık bakışları ile Hoca Ilgarlı Köyü’nün girişinde soluklandı. Atını elma ağacının yanında durdurdu, tepeden aşağıya arazilerine baktı. Elma ağacının yanındaki pınarın gözünde elini yüzünü yıkadı, atını suladı. Biraz dinlendikten sonra karşısında beliren yabancı adamı anlamaya çalışırcasına baktı ve seslendi.
--- Hayırdır? Birini mi arıyorsunuz, yabancısınız galiba? Dedi.
Yabancı Adam;
---Turagay Bey’i arıyorum. Haber getirdim. Dedi. Buraları bildiği her halinden belliydi.
--- Buyrun benim. Dedi Turagay.
--- Haber Tekina Hatun’dan mı? Dedi.
İhtiyar yabancı şaşırdı:
--- Nereden biliyorsunuz? Doğru. Dedi.
Turagay;
--- Birlikte eve gidelim, hava karardı, misafirimiz olun, etraflıca konuşuruz, Buhara ile keş üç saatlik mesafede, sabah gidersiniz. Dedi.
Birlikteevin yolunu tuttular, evlerinin etrafı duvarlarla çevriliydi, büyük demir kapıdan içeri girdiler, büyük dut ağaçlarının olduğu geniş avluya girince evlerinin hizmetinde bulunan Yaman Efendi, kapıda onları karşıladı, atlarını alıp ahıra götürdü. Turagay;
--- Yaman Efendi, misafirimiz ile ilgilenin. Dedi. İhtiyar Adam ve Yaman Efendi, hizmetli odası ile ambar odasının bitişiğindeki konuk odasına yöneldiler. Evin alt katı iki bölümden oluşuyordu. Sofaya açılan odalar bölümünde Yaman Efendi ihtiyara;
--- Dinlenin beyim. Dedi.
Turagay hizmetçi Pençik kadına;
--- Misafire temiz elbiseler ayarlayın, Yaman efenedi’ye verin götürsün dedi.
Evin tahta merdivenlerinden ikinci kata çıktı. Annesi, babası, kardeşleri, yeğenleri ve diğer misafirler ile karşılaştı. Hane halkına selam verip, hazırlanmış sofraya oturdu. Annesi;
--- Oğlum hoşgeldin! Dedi. Annesinin gözlerinin içi gülüyordu. Bütün aile birarada olunca mutluluk, evin ve sofranın bereketini artırmıştı. Yemekten sonra misafirlerden müsade isteyerek, görüşmesinden bahsetti. İhtiyar o alt kata indiğinde, karnı doymuş, temizlenmiş olmanın huzuru ile;
--- Beyim, dedi. Turagay;
--- Meseleyi anlatın sizi dinliyorum...
İhtiyar ve Turagay teferrruaatlı bir şekilde konuştu. Turagay;
--- Elimden geleni yapacağım, bundan hiç şüpheniz olmasın. Benim için; hak eden, saliha kadın olsun ve çocuklarımın anası diye gururla yanımda taşıyabileyim. Dedi ve ihtiyarın kendisine ilettiği, Tekina Hatun’un bütün şartlarınıkabul etti.
 
Ertesi gün kahvaltıdan sonra misafirini yolcu etti. Kendisinden haber beklediğini ve kendisi ilebir kaç gün sonra aynı yerde görüşmek istediğini söyledi. Buhara’dan gelecek haberin heyecanı ile yoğun işlerini hızlı bir şekilde toparladı. Sonuçta bir yuva kurulacaktı ve bunun çok kolay olmayacağını iyi biliyordu. Asil aile kızı Tekina Hatun da çok seçiciydi. Bir kaç gün sonra ihtiyar ile Turagay, aynı yerde tekrar biraraya geldiler. Tekina Hatun, Turagay ile görüşmeyi kabul etmişti. İhtiyar, Turagay’ı, Tekina Hatun ile görüşeceği eve götürdü. Tekina Hatun, iki kadın ile birlikte gelmişti. Turagay, heyecandan gece hiç uyumamış olduğu için sesi titreyerek konuşmaya başlamıştı. Tekina Hatun ile başbaşa aynı odada, soru cevap şeklinde konuştular. Yan odada bulunan kadınlar görüşme sonunda; Turagay ile Tekina Hatun’a yönelerek, birbirlerini beğenip beğenmediklerini sordu. Tekina Hatun Turagay’ı, Turagay da Tekina Hatun’u çok beğendiğini söylemişti.
 
Turagay evden ayrılırken çok mutluydu ve sevinçten adeta atı ile göğe doğru kanatlanıp şahlanıyordu, etrafında olup bitenleri göremez olmuştu. Sadece Tekina Hatunile konuşmanın heyecanını taşıyordu. Günler sonra aile büyükleri, nişan hazırlıkları için Tekina Hatun’un konağına gittiler. Çağatay Han’ın emirlerinden bir kaç komutan, aile büyükleri ve en yaşlı amcası, Turagay’a Allah’ın emri ileTekina Hatun’u istediler.
 
Türkmen geleneklerine gore; çeyiz ve kalın konusunda anlaştılar. Buhara’daki kızlar için verilen en yüksek kalın, Tekina Hatun’a verilmişti. Ağızlar tatlandı, şerbetler içildi, lokumlar ve tatlılar yenildi. Obadaki bütün evlere Turagay’ın nişan tatlısı dağıtıldı. Bütün Türkmenler, Turagay’ın annesi Athena Hatun’a hayırlı olsuna geldiler. Yıllardır, kalın için biriktirilen para Tekina Hatun’un babasına çeyiz için teslim edildi. Hazırlıklar bittikten iki ay sonra düğün yapıldı. Nisan ayının en güzel bahar kokuları içinde düğün şenliği başlamıştı. Tekina Hatun, kırmızı gelinliği ve gelin teller ile başındaki altın liraları ile boynundaki ve kollarındaki altınların içinde, adeta ‘‘ağırlığınca altın’’ sözünü temsil ediyordu. Tekina Hatun’un, allı telli, kırmızı gelinlikli, kızıl deve kervanı ile Hacı Ilgarlı Köyü’ndeki kendilerine ait konağına gelin gitmişti. Tekina Hatun’un çeyizlerine, dillere destan kilimlerine, ipek halılarına, nakışlarına, yünlü yataklarına, gözler bakmaya kıyamazdı.
 
Turagay ile Tekina Hatun, düğünden sonra Ceyhun Nehri’nin kıyısına gittiler ve dua ettiler. Su perisine seslendiler selam verdiler. Allah’a dua ettiler. Mutluluk içerisinde ve hayırlı evlatları ile birlikte buraya tekrar gelmeyi istediler. Sıkıntılarımız, dertlerimiz su gibi aksın gitsin dediler. Tekina Hatun, eşine her konuda destek oluyordu, mutlu bir yuvası vardı. Athena Hatun, gelinini ve oğlunu çok seviyordu. Heyecanla oğlunun evlat sahibi olmasını bekliyordu. Düğünden bir ay sonra Turagay, annesine müjdeyi verdi:
--- Bebeğimiz olacak!.. dedi. Athena Hatun, bu duruma çok sevindi, hayırlı olsun dedi. Athena Hatun oğluna;
--- Her namazdan sonra, doğacak torunuma ve size dua ediyorum. Biz artık yaşlandık, torunumu görmeden ölmek istemiyorum. Obamıza, ocağımıza Barlas Aşireti’nin yüzünü güldürecek, iki cihanda yüzümüzü aydınlatacak hayırlı bir evlat ver diyorum dua ediyorum. Dedi.
Turagay, Tekina Hatun’un hamileliği boyunca eşine çok değer verdi, ilgilendi, O’na en güzel meyveleri, etleri getirdi, doğacak çocuğunun çok sağlıklı olmasını istiyordu. Tekina Hatun’a ayva yedirir, gül koklatırdı, hiç bir şeyi eksik etmezdi, her zaman güzel şeyler düşün oğlumuz senin gibi kalbi güzel eli hünerli olsun derdi. Tekina Hatun da Turagay’a, zeki olsun, erdemli olsun, iyi kalpli ve çalışkan olsun derdi. Günler, aylar geçti. Zor geçen bir hamilelik sürecinin sonuna yaklaşıldı, sıkıntıları iyice artar ve karnı çok büyümüştür, bel ağrılarından yatamaz olmuştur, sancıları artar, doğum vakti gelmiştir artık. Nisan ayının dokuzunda, mis kokulu çiçekler mest eder, topraklar telaşlı, ateşli güneşe bakar. Turagay, annesi Athena Hatun’a haber verir geceden beri Tekina Hatun’u sancılı olduğunu söyler. Tekina Hatun’u hastaneye götürmek için ikna edemezler. Annesi Athena Hatun, oğlu Turagay’a;
--- Ebe kadını getirsinler. Dedi.
Ebe kadını getirirler, yılların ebesidir, ebenin tecrübesinden emin olurlar. Ebe, Tekina Hatun’u mayene eder ve dışarı çıkar.
--- Beyim, bu zor bir doğum olacak belli, doğum dün başlamış, doğum nişanı vermiş, bebek iri, gürbüz…
Tekina Hatun doğuma hazırlanır. Ebeye iki iç kadın yardım eder, aradan saatler geçer, bebeğin başı gözükmez bir türlü. Sonunda ebe kadın, Tekina Hatun’a bebek ölecek, bırakma kendini der. Telaş artmıştır, dışarıda bulunanlar heyecanla ebeden gelecek haberi beklemektedir. Ölüm kalım savaşı veren Tekina Hatun direnir, pes etmez. Çok şiddetli ağrılara ve sancılara dayanılacak gibi değildir. sürekli dua eder, bebeğini sağ salim doğurmak için Allah’a yalvarır. Bütün kadınlar dua eder. Gelinin ilk doğumudur, bebeğin ilk önce sağ ayağı görünür ve doğum gerçekleşir. Ebe kadın;
--- Beyim, beyim gözünüz aydın, nur topu gibi bir Erkek çocuğunuz oldu!.. Dedi.
Turagay, sevinçten annesine sarılır;
--- Çok şükür kurtuldular. Der.
Herkes sevinir. Ebe kadın, bebeği Tekina Hatun’a gösterdikten sonra dışarı çıkardı. Babannesi ve diğer kadınlar bebek ile ilgilenirken ebe kadın da Tekina Hatun ile ilgileniyordu. Tekina Hatun tepki vermiyordu, sararıp solmuştu, kanaması birtürlü durmuyordu. Baygın olduğu için karşı koyamadı ve şehir hastanesine doğru yol aldılar. Turagay oğluna çok sevinmişti. Bebeğini annesine teslim eder ve at arabasıyla hastaneye varırlar. Oğullarını adını “Timur” koyarlar…
Maveraünnehir atabeyi (vali) İlyas hoca babası Moğol hükümdarı olduğu için halka kötü ve pervasız davranmaktadır.
        ***
Timur, Beylerbeyi, komutanların kendisine verdiği terbiye ile her geçen gün yeni şeyler öğrenir. Kıvrak, hareketli, çok yaramaz yerinde asla duramaz. Tekin Hatun çileden çıksa da; kıyamaz, biricik evladım der yorulmaz.  Timur’un bitmek tükenmek bilmeyen sorularına cevap verir.
 
Turagay, yeter işlerinden çok biraz da oğlunla ilgilen yakınmaları günden güne azalmıştır. Timur ilerleyen yaşı ile birlikte sık sık arkadaşlarıyla oyun oynar. Bir gün eve geldiğinde olabildiğince üzgün ağlıyordu. Turagay inanmak istemedin, annesi bir yerden mi düştü acaba dedi? Günlerce aksaması geçmedi dedi. Çeşitli merhemler sürüyorum ağrısı geçmiyor. Baba Turagay;
--Çok yürüyor, çok konuşuyor, çok oynuyor etmiştir diye söylendi.
 
Tekin Hatun oğlu Timur üzerine çok titrediği için yüreği hiç bir türlü rahat etmiyordu. Oyun oynarken bacağı arkadaşlarının dikkatini çeker ve alay ederler. Timur bütün çocuklar kovalar eline geçirdiği bütün çocukları da döver aklı başında değil. Çocuk olunca unutur ertesi gün yine arkadaşlarıyla oynamaya gider. Küçük saraylarından iner inmez çocuklar Timur’dan kaçarlar. Timur arkadaşların arkasından seslense de hiçbir tane arkadaşı onunla oynamak istemez. Anne Tekina Hatun;
--Ne oldu Timur oğlum yine kimle kavga ettin? Bugün arkadaşlarınla kavga etmişsin öyle dedi çocuklar.
 
Timur annesine gerçeği söylemek istemez. Tekin Hatun tekrar sorar oğlum gece gündüz seni kaygı ediyorum, senden başka evladım mı var. Neden bana bunu yapıyorsun? Neden bana gerçekleri söylemiyorsun der.  Öfkesini belli etmemeye çalışsa da en sonunda annesinin tatlı diline karşı gelemez. Timur;
--Anam Hatun anam, Kutlu anam Ak kadın anam sorma halimden memnunum, mutluyum. Tekina Hatun;
Oğlum kimse güreşte yenemediği için yalnız der. Tekin Hatun oğul ocağımın doğru söyle neden kimse ile anlaşamaz, neden söylenmez söylemezsin derdini, ağlar küser, odana kaçarsın, kapını kilitlersin?
 
Er’sin ne odasına gitmiş kapıyı kitlemiş tek başına düşünmektedir? Tekina Hatun Turgay’a, bugün oğlunun yine aynı öfkeyle geldi, bana gerçekten sıkıntısını da anlatmadı odasına girdi kapıyı kilitledi. Ne yapacaksan yap, çocuğunla konuş dedi. Turagay kapısına gitti Timur’a seslendi oğlum konuşmak istiyorum kapıyı açar mısın dedi. Timur babasına çok saygı duyuyordu Babasına karşı hiç saygısızlık yapmamıştı. Annesiyle herşeyini paylaşsa da Babasına karşı daima büyük adam gibi ağır dururdu. Kapısını açmadı, Timur babasına içeriden seslendi;
--Söyle babam, kıymetli babam, evimizin direği babam, ocağımızı tüttüren babam, ovamızın beyi babam. Ben senden hiçbirşey gizlemiyorum. Neden beni rahat bırakmıyorsun sana saygısızlık yapmam. Allah'tan korkarım yalan da söyleyemem. Hiç bir derdim sıkıntım yok. Kendi sıkıntılarımı kendi başıma halledebilirim ben büyüdüm artık. Kabul et bebek değilim bana hiç kimse bebek muamelesi yapmasın. Annem de, Dedem de, Babaannem de bana bebek muamelesi yapıyor. Bu da beni çok üzüyor bana artık büyük bir adam gibi davransınlar. Beni küçük çocuk gibi görmesinler. Dedi.
 
Turagay ikna olmuş babası ve annesiyle Tekina Hatunla konuşmuş, Timur'un üzerine fazla gidilmemesi gerektiğini biraz kendi haline bırakmak gerektiğini söylemiştir. Hep birlikte karar almışlar artık büyük delikanlı gibi davranacaklarına dair söz vermişlerdi.
 
Timur artık ergenliğinde güçlü bir genç olmuştu…Günlerden Pazartesiydi. Sabahın ilk ışıklarıyla Turagay kahvaltısını yapmış, ailedeki görevlerini bitirmiş, evinin ihtiyaçlarını gidermiş görevinin başına gitmek için güçlü ayaklarıyla Atına biner, bütün köyleri dolaşırdı. Süvarilerinin arazilerinin ve ırgatların kontrol eder, koyun sürülerinin davar sürülerinin deve kervanlarını ve süt savcılarının ürettikleri ürünleri yerlerini ulaştırır o kadar düzenli tertipli işleri yoluna koyardı...
 
Devam edecek….
 
Elife Ergan (Elifçe)
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış