Ödüllü Şiir Yarışmasına Katıl (YENİ)

Timur Han Öyküsü - (Bölüm: 2)

Günün Yazısı
Ekleyen : Elife Ergan , 28 Haziran 2019 Cuma aaa Beğen 1
Elife Ergan (Elifçe)
Timur artık büyümüş, iyice olgunlaşmıştı. Babası Emir Turagay’ın verdiği görevleri en iyi bir şekilde yapıyor, yerine getiriyordu…
 
İşlerinde hiçbir aksaklık olmuyordu. Zaman zaman Çağatay Hanlığı'nın etrafındaki beyliklerle ve diğer ülkeler ile olan çatışmalar ve beyliklerin başkaldırmaları meşgul etse de çözümsüz değildi. Bu yıllarda beri süregelen sıkıntılar ve zorluklardır.
Timur, bozuk nizamın, bu düzenin bir parçası olduğu gerçeğini görüyordu. Sürekli göç eden bir milletin sancılarına, sıkıntılarına göğüs geriyor, çözümler üretiyordu. Bir o kadar sıkıntılarla boğuşuyorsa da hiç kimse hayatından memnun değildi. Memnun olan, sadece evinde oturan yerleşik, topraklarında yaşayan topluluk. İpek Yolu'nun Semerkand'a çok yakın olması, sürekli yabancıların yağmalamalarına sebep oluyordu. Ticaret deniz yoluyla yapılsa da İpek Yolu'nun güvenilirliği çok ta yoktu… Yalnız Çağatay Hanlığına bağlı olan beylerin, komutanların, valilerin çabasıyla düzenleniyordu. Sık sık iç çatışmalar olsa da yerli halk buna alışmıştı…
 
Uzun yıllar at sırtında koşuşturmak, arazinin toprak yollarında, kışların çamurunda, yazın sıcağında, çöllerinde bitmek tükenmez yolculuk kolay değildi. Ecdadına daima şükreder ve mutluluğu öyle yakalardı… Halk ile iletişimi fevkaladeydi. Onların sorunlarına hemen çözüm bulur bundan da keyif alırdı.
Öyle ki yakınmıyordu dokumacıların, demir dökümcülerin, ahırlarını, otlaklarını tek tek kontrol eder onlara yardımcı olmak için elinden geleni yapardı. Gariban köylülerin geçim kaygısı, sağlık sorunları, çocuklarının telaşı, kışın don yapan soğuklar, onların açlık korkusuyla yazdan kış için hazırlık yaparlardı. Dondurulmuş etler, tuzlanmış balıklar, kurutulmuş meyveler sebzeler, soğuk serin toprak altında saklanır. Hayvanların sütlerinin bol olduğu bahar aylarında peynirler yapılır, toprak kaplar da saklanır, kışın yenmeyi beklerdi… O kadar bolluk, bereketli olsa da korkuyordu insanlar açlıktan ölmekten. Tek gayeleri ayakta kalabilmek, yaşayabilmek var olabilmekti. Onun için küçük yaşta Savaş tekniklerini, ata binmeyi, kılıç kuşanmayı, at üzerinde ok atmayı öğrenmeleri şarttır. Atalarından beri göçebe olarak yaşamanın zorluklarına alışmışlardı. Her an göçüp taşınmak zorunda kalabiliriz kaygısıyla yaşam sürüyorlardı.
 
Oba halkı çayırlarla çimenlerle dans ediyorlardı, ne kadar renkli canlı olsalar da kahkaha ile gülücük atamıyorlar geçmişten beri içlerinde var olan ağıtlar, destanlar, ilahi gibi dilden dile dolaşıyordu.  Bütün cenazelerde, düğünlerde, toy’larda geçmişin anıları tekrar tekrar giriliyordu. Doğanın karşısında o kadar mutluydu ki tek kaygıları ölüm korkusuyla bütün köyler, göçebeler, çadırlarda yaşayan insanlar, tarladaki ırgatlar farklı farklı ırkta, inançta olsa da hoşgörü sevgi ve insan olmanın erdemi ile birbirine saygı duyuyorlardı…
 
Turagay ve Tekina Hatun, on yıl önce; Timur’u doktora götürmüşlerdi:
 
Yüce olan yalnız kâinatın sahibidir diye düşünüyorlardı. Bütün insanlara bakarken onları yaratıcının eseri olarak görüyorlardı. Söyle sesleniyorlardı; eğer Allah isteseydi hemen bizim gibi olabilirlerdi ama vakti var zamanı var Allah’ın bir bildiği var diye düşünüyorlardı…
Annesi Tekin Hatun, Timur ile Turagay’la de konuştum, onunla ya için doktora gitmesi gerektiğini söyledi.  Buhara’ya en yakın, en büyük Vakıf Hastanesi'ni girecekti. Arkadaşlarının Timur hakkında söyledikleri sapan atamıyor düşüyor, bizim kadar hızlı yürüyemiyor gibi alaycı sözleri çok üzmüştü. Oğlunun geleceği için doğru olan doktora gidilmesi.
 
Turagay oğlunun yaşamın da başarılı olmasını çok istiyordu. Bir zavallı olarak aksak yaşaması doğru değildi. Çocukların sözleri haklı olabilir diye düşündü ve emin olması gerekiyordu. Buhara bulundukları köye çok yakın da değil, 300 km uzaklıkta mesafede.  O sabah erkenden yola çıktılar. Hastaneye geldiklerinde Timur anne ve babasının yanından hiç ayrılmadı.    Doktor sırası geldiğinde içeri aldı. Timur'a sordu, şikayetin nedir dedi?  Timur muayene masasına yattı, doktor bacaklarını ve ayaklarını ölçtü.  Kollarını ve vücudunu inceledi…
 
Turagay ve Tekina Hatun şaşırdı. Ne oldu doktor, ne bu kadar incelediğiniz bir şey mi var? derler. Tekina Hatun’a doğru mu, evde mi yaptınız doğumu? Tekina Hatun evet diye cevap verir. Anlaşılan çok zor bir doğum olmuş. Turagay ölümden döndüler, çok şükür bugünlere diye cevap verdi doktora.  Tahmin ettiğim gibi der. Turagay ne oldu Doktor bey açık konuşun bir şey mi var? der demez. Doktor anneye, oğlunuzla biraz dışarıda kalın sizi çağıracağım der.  Gider baba ile başbaşa konuşurlar. Turagay Bey oğlunuz ciddi rahatsız, doğuştan kalça çıkıklığı, zayıflığı var, incinmiş olabilir, doğumdan da kaynaklanabilir.  Bu çeşitli sebeplerden oluşabilir. Biraz bacağında kısalık var. Yaşı ilerledikçe bu durum iyice fark edilir. Siz çok hafif, az olduğu için fark etmemiş siniz. İnşallah korktuğunuz gibi olmaz sık sık kontrole getirin, takip edelim.. İsterseniz takip edelim. Biraz annesiyle konuşayım, dikkat edeceği hususları o çocuğa da anlatayım. Tekina Hatun geçmiş olayları anlattı. Baba ve anne, doktorlar bir arada konuşurken dışarıda süvari askerler bekliyordu.
 
Doktor; annesiniz size anlıyorum ama yapacak pek bir şey yok. İsterseniz ameliyat için araştırma yapalım ama çok riskli, tamamen bacağını uzatamaz, kalça eklemini iyice yerleştirebiliriz diyemiyorum. Çünkü şimdi belli bile değil ama ilerleyen yaşta belli artabilir buna hazırlıklı olun. Turagay nasıl yani ciddi bir ameliyat ile düzelebilir mi? deyince. Doktor;  %50 de olsa başarı var ama garanti veremiyorum dedi doktor. Onu ancak siz karar verirsiniz. Sonuçta ameliyatla, her ameliyat ciddi bir risktir. Çünkü narkoz alacak. Her narkozun her bünyeye etkisi farklıdır, ne kadar doğru dozda yapılsa da risk daima vardır.Bazı çocuklar da alerji gelişebilir, vücut tepki gösterebilir diye net bir şey söyleyemiyorum dedi doktor. Tekina Hatun, ameliyat edin, oğlum bu şekilde iyileşecek, ben ona çok iyi bakarım hiçbir şeyi kalmaz. Allah’ın izniyle düzelecek ben inanıyorum dedi.  Doktor reçeteyi yazdı ve onlarla vedalaştılar.  Kontrol için gün alıp hastaneden ayrılırlar..
 
Hastanenin önünde bekleyen faytona binerken hiç konuşmadılar, sessizce faytona bindiler. Ortalarında oturan Timur, anne ve babasının tedirliğinden kötü bir şeyler olduğunu hissetti. Annesi faytondan dışarı bakarken başındaki örtüsüyle gözyaşlarını siliyordu. Oğlunun sorularına cevap vermek istemiyor, konuşmaya mecali de yoktu.  Bir an evvel eve gitmek bağıra bağıra ağlamak istiyordu. Timur annesinden ilgi görmeyince babasına sordu. Baba doktorlar ne dedi, kötü bir şey yok değil mi? dedi. Turagay hayır oğlum hiçbir şeyin yok ayağındaki incime zamanla geçecek, meram yazdı. Egzersizlerle spor hareketlerini günlük yapacağız. Ben sana çok iyi bakacağım… Sadece zedelenmiş kasların var dedi. Turgay’ın içinden fırtınalar kopuyordu.  Çöllere vurmuştu atını, kızgın çöllerde şimşek gibi atıyla kumları savuruyor kah atından iniyor, kah tekrar atına biniyor, çıldırmış.. Tek başına dağlara, çamlara deltaya ve hatta nehirlere sesleniyordu. Etrafı bir anda çöl , bir anda yağmur oluyordu yüreği köz köz..  Ateşlerle kavruluyordu, başında yüksek te  kuşlar dönüyor.. Temmuz’un yakıcı sıcağı cayır cayır yakıyordu…
Bir anda kendine geldi. Timur’a cevap vermek zorunda kaldığını fark etti. Timur’un bitmek bilmeyen soruları babasını çok yoruyordu. Mecburdu cevap vermek zorundaydı, çocuktu ilgilenmek zorundaydı, cevap verecek hali olmasa da cevap vermeğe mecburdu. Biliyordu biricik evladı için elinden gelen her şeyi yapması gerekiyordu, yapacaktı ta.  Karar vermişti, sessiz sakin bir şekilde eve gidip, düşünüp taşınıp gereken her şeyi araştırması gerektiğini fark etmişti.  Bir tedavi şekli olmalıydı, şimdi üzülmeni zamanı değildi.  Çünkü çare bulması gerekiyordu. Sadece ve sadece çözüme odaklanmalıydı. Doktor; dikkat etmezseniz bu aksaklık ilerler demişti. Zamanla da ilerleyebilir di.. Turgay oğluna sarıldı, saçlarını okşadığı tepesindeki düz dik saçlarını ekin tarlası gibi sevdi okşadı.  Bir türlü inmiyor saçların diye Timur’a espri yaptı içi kan ağlayarak. Oğlum ne kadar inat adamsın saçların bile dışarıdan herkesi güldürüyor dedi.  Timur, babasına seninki gibi sarı, seninki gibi beyaz ten.  Senin oğlun, Türk olduğumuz için biraz da gözlerimizi çekik. Keşke ben mavi gözlü olsaydım, dedemin ki gibi olsaydı. Babaannemin bütün akrabaları yeşil mavi gözlü.  Ben de mavi gözlü olmak istiyordum.  Neden kara gözlü oldum Baba? dedi. Turagay gülerek oğlum kara gözlü olmak güzeldir, kötü değil, çekik gözlü olmak yiğitliktir, kötü değil dik saçlı olmak dürüstlüktür.  Kötü değil, sen rahat ol!  Çok yakışıklısın, daha nasıl bulacaksın? Etraftaki bütün çocuklardan sen daha yakışıklısın.  Ben seninle gurur duyuyorum, sen bak daha daha güzel olacaksın, yakışıklı, kızlar sana hayran kalacak, etrafında fır dönecek, hangi güzel kıza gönlünü vereceksin, ben de çocuklarını seveceğim diyerek hayaller kurdu, oğlunun gönlünü etti. Öylece evlerine geldiler..
Turagay Tekina Hatun’u ikna etmek için Aslan gibi benim oğlum, hiçbir şeyi yok. Kendini artık inandır. Oğlumun hiçbir şeyi yok doktor yanılıyor. Anlamadı, yanlış teşhis koydu inanmıyorum, asla bir şeysi yok, düzelecek.  Sen buna inan dedi. İçinden, inanmak istemese de dilini inandırmaya çalışıyordu. Yeniden mutlu günlerinin içinde yakışıklı oğluyla, bütün erkekler içinden seçileceği Aslan gibi yürekli,  zeki çevik, güçlü kuvvetli olduğunu görür gibi hayal etti. Tekina her şeyde bir hayır vardır der. Ama özü inanmak ister, kendi söylediklerini akıl almaz hal bilmez daha yaşı küçük, bu düzelecek kesin bir çözüm olmalı, inanıyorum diye umutlanır. Tekina Hatun çok içerler ki; ben sebep oldum oğlumun bu hale gelmesine, benim yüzümden. Keşke ebe kadının sözünü dinleseydim. Nasıl oldu da oğlumun hayatını riske attım? diye çok üzüldü. Gece gündüz düşünür, yemeden içmeden vazgeçerek ait olduğu dünyasına kapılarını kapatır. Karanlığa gömülür, kara kara düşünür durur.. Turagay ve Tekin Hatun başbaşa verir, oğlunun bu halini iyice ortaya çıkmadan, ilerlemeden deva bulmanın yollarını sorar soruşturur. Kimselere demezler, kusurlu oğlumuz, doğuştan sol ayağı kısa sol kolu cansız diye. İçlerinde ki kor ateşle yaşamaya çalışırlar. Timur unutmuştur, hiç yakınmaz anne ve babasına hiç sızlamaz. Artık arkadaşlarına çok iyi davranır,  iyi geçinir. Kendisi ki daima oyunlarda başı çeker ki O, o kadar mutludur, neşesine diyecek yoktur.
 
Annesi de neşeli olsun ister. Timur, annesine bir gün “Anne ne olursun benim de kardeşim olsun, bütün çocukların kardeşleri var. Neden benim kimsemden bana abi diyenim yok?  Kardeşim niye yok?  Bana bir tane, iki tane kardeş yap, bana abi desinler der.  Yalvarır Tekina Hatun’a. Oğlunun bu durumuna üzülür ama hayata yeniden dönmesi gerekmektedir. Farkındadır çünkü evin de çocuğunu ve eşini ihmal etmektedir Bu yüzden oğluna söz verir, tamam der.  Kardeş yapacağım, bir tane kardeşin olsun diye dualar eder adaklar adar yalvarır;
 
‘Allah’ım bana bir evlat, ben yoluma yoldaş, her kardeşle evime neşe ver unuttuğumuz güzellikleri bize geri getir’ der yalvarır.  Günler geçer, aylar geçer. Berrak sularda yıkanır duru, güllerle güller koklar Tekina Hatun’un hamile olduğunu anlar Athena Hatun’a.  O müjdeyi verir anneanne’ye Timur’a kardeş geldiğini.. Geliyor, günüm geçti hamileyim galiba. 
Diğer annesi Athena Hatun sevinir, Timur'a müjdeler verir. Timur havalara uçar, sevinir kardeşim olacak diye.  Çok mutlu olur kardeşi doğmadan kardeşiyle yapacağı şeylerin hayallerini kurar. Kardeşi ile oynayacağı oyunları hayal eder…
Günler geçer, aylar geçer, mevsimler geçer. Timur bir gün Hacı Ilgarlı köyü'nün girişinde Pınar’ın yanıma gelir, oturur ağacın gölgesinde dinlenir. Cebindeki bütün taşları aşağıda bulunan kanalın, suyla fırlatılır, sürekli bir yerlere nişan alır hedefi bulmaya çalışırdı. Etrafı seyreder, güneşin kızıllığını seyretmeye doyamaz. Sessiz sakin kendi başına çiçekler toplar, şarkılar söyler, mırıldanır.  Bakıldığında suyun yüzünde kendi resmini görür. Kim o elindeki taşları tek tek oturduğu yerden en uzağa fırlatmaya çalışır, suyun üzerinde sektirmeyi çok sever..
 
Arkadaşlarını başarısız gösterecektir diye bir gün önceden hazırlık yapıyor, berrak suya hayran hayran seyre doyamaz  kıyılarında.. Timur yuvarlak taşları tekrar toplar gülle gibi, bir yer yapar, bu taşlarla oyun oynar, dut ağacının gölgesinde. Oyuna dalar, serçelerin cıvıltısı dinlerken gözleri karşısında duran dağın tepesinde gördüğü Ceylan’la Aslan’ın avını seyreder. Aslan kenarına taşları sıkışmış, gizlenmiş uzanmış. Arslan gizlendiği taşın kenarından yakalayacağım peşinde gözleriyle takip etmektedir. Ceylanlar hiçbir şeyden habersiz oynayarak kırlarda mutlu mu mutludur.  Pusuya yatmış olan Aslan saklandığı taşın arkasından aniden fırlar ve elinin altına gelen avını yakalar. Ceylan'ı boynundan kıskıvrak yakalamıştır,  diğer ceylanlar ne kadar vardır? İştahla karnını doyurur. O,  o kadar hızlı yemiştir ki uzun süredir aç olduğu fark edilir. Karnını doyurduktan sonra bir taşın üzerine çıkar etrafı seyreder. Avdan geri kalan ceylan’ın arttığını, çakallar gelir yer.  Timur bir anda kendine Aslanın yerine koydu kendini. Ne kadar zor dedi, açsın ve yemek zorundasın, ama mecbursun orman kanunu bu..  Güçlüler ayakta kalacak, zavallılar yenilecek ezilecek yok olacak o zaman benim daima güçlü olman gerekir ki başkalarının abi olurum diye düşünür.
 
Hava kararmadan evlerine gitti. Babası, karşılamanın sevinci ile birlikte o da kapıdan girdi.  Akşam yemeklerini yediler.  Birkaç saat sonra Timur uykudayken annesinin sancısı tutmuştu. Turagay doğumun günü geldiği için atları arabayı hazırlattı.  Oğlunu annesine emanet etti ve hastanenin yolunu tuttular. Biliyordu bu gelişte tecrübelilerdi. İlk doğumda ki acemilik yoktu, artık daha hazırlıklı olayım, daha çok ciddiyetinin farkında ayrılar evlerinden. İçlerinde güven duygusu, var, birlikte hastaneye yetişme telaşı da yoktur.
 
Tekina Hatun heyecanla hastaneye girer, ebeler muayene masasına alınır, doktora bilgi verir. Doktor özel olarak ilgilenir. Sağ salim doğum bitmişti. Bu kez korkulan olmamış, her şey yolunda gitmiştir… Düzenli kontrolleri sonucu rahat bir nefes alırlar.  Ebe kucağında bebekle gelir, Turagay’a müjdemi isterim, nur topu gibi bir kızınız oldu hayırlı olsun der. Turagay bebeği kucağına alır, hizmetçi kadınlar ilgilenir, oda da annenin yanlarına gelmesini beklerler. Hemen süvariler den birine göre verir, hastaneye bir tepsi tatlı götür, ebeler, hemşireler doktorlar yesinler ve kızımın mutluluğunu paylaşmak istiyorum der. Tekina Hatun doğumhaneden odasına getirilir.  Bir gün hastahanede kalması gerektiğini, geceyi burada geçirmek zorunda olduğunu söylerler.  Bu gelişte çok güzel olmuş,  her şey yolunda gitmiştir anne Tekina Hatun kırmızı sabahlığına, kırmızı örtüsünü başına almıştır. Bebeğin yüzünü kırmızı örtüyle örtmüştür. Bebeğine süt verir, emzirirken huzurludur, hemşire bol bol su ve süt içmesini tembih eder. Turagay eşinin yanında refakat eder, rahatsız olmasın, utanmasın diye sık sık girer çıkar, odanın içinde beklemez. Hastanenin aşağısında dinlenir.
 
O kadar rahatlamıştı ki üzerinden, omuzlarından kaygı dağlarını atmıştır. Uyuya kalır yerinde. Sabahın ışıklarıyla, temizlikçilerin sesleriyle uyanır. Hemen Tekina Hatunun bulunduğu odaya girer, ebeler bilgi verir. Doktor Gülnaz’a kontrolünün ve lohusanın sağlığının yerinde olduğunu açıklar, ardından reçetesini verir.  Beslenmesini tembih eder, bebeğini emzirmesini, ebelerden eğitim vermesini rica eder. Artık gitme vakti gelmiştir. Bütün hazırlıklar yapılır hastane işlemleri bitirilir, reçetesinde olan ilaçlar alınır. Yardımcı kadınlar çantaları toplar, arabaya doğru ve hastaneden ayrılırlar.. Evlerinin yolunu tutarlar heyecanla evde bekleyen Timur annesinden aldığı haberle çok sevinçlidir. Babaanne Athena Hatun yaşlansa da yardımcı kadınlara yine tembih eder, görevler verir hazırlıklar tamamlanır. Gelini Tekina Hatunun yatağını, yiyeceğini, bebeğin beşiğini hazırlamışlardır.
 
Demir kapıdan arabaların girmesiyle Timur merdivenden aşağı fırlar anne bebeğe görebilir miyim? der. Kardeşim erkek mi kız mı heyecanla binbir soruyla çıldırır, kardeşinin yüzünü açar sevinçli bebeği kucağına alır. O kadar mutludur ki sevinçten yerinde duramaz. Bebeğin adı Turan olmuştur. Babaannesi oğlum yavaş ol, bebek düşer bir yerine bir şey olur dese de Timur kimseyi dinlemez hemen bebeği yatağına götür. Annesi yatağına geçer, bebeğinin başından ayrılmaz. Dedesi ve babaannesi zorla odada çıkartır. Oğlum bu kadar görgüsüz olma anladık yıllardır kardeş bekliyorsun, anladık yeter, sabret! Kimse kapmıyor kardeşini, zaten senin kardeşin, kimse senin elinden alamaz, yine seversin. Annene bir fırsat ver soluk alsın, soluk alsın kadın dinlensin, yapma bunu derler. Günler geçer geçmez kardeşiyle oynayacağı güzel günlerin sabırsızlığı ile büyümesini bekler…
Turan Hatun kocaman olmuştur, kışın soğuk günleri biterken artık yürür, konuşur koşar, oyun oynamaya başlar. Timur kardeşini zaman zaman kıskansa da hiç kimseye fırsat vermez herkesten çok sever. Annesinin hamileyken kendine söylediği sözleri hiç unutmaz, kendi başına kaldığında annemin yanında, babamın yanında erkek olduğum için ilk çocuk olduğum için ben farklıyım inancını beynine yer etmiştir ve annesi sen benim ocağımı sürecek olansın, evimin, obamın, geleceğimizin, yaşlılarımızın güvencesi sensin derler. Timur unutmaz daima içinde kardeş sevgisi gün geçtikçe büyür. Günler, aylar, yıllar geçse de kardeşiyle birbirine çok iyi iki arkadaş olmuşlardı, kız kardeşiyle birlikte karıncalara bıkmadan usanmadan bakarlar, kuşları severler, hayvanları.. Kardeşliğini çok sevdirir, kardeşiyle birlikte saatlerce karınca yuvasının başında karıncaların düzenini, intikamını izlerler, karıncaların buğday tanesine götürmek için 20 kez düşürse de vazgeçmemesine hayranlığını konuşur.  Konuşurlar, bütün bildiklerini kardeşine öğretmeye çalışır. Çünkü ben hasta olduğumda, sen bana yardım edeceksin? Ben üzüldüğümde sen bana destek olacaksın. Annemin babamın bana emaneti sensin diye kardeşine akıl verir, yol gösterir ona sahip çıkardı.  Aralarında yaş farkı çok fazla olduğu için onu korurken bir anne baba şefkatiyle korur, sahiplenir üzerine titrerdi. Kardeşiyle birlikte boş zamanlarında kitap okurlar, şiirler yazarlar, meyve toplarlar, kırlarda birlikte gezerler, oynarlar. Kardeşlikleri, mutlu arkadaşlıklarıyla günler, aylar geçer birlikte geçirirler.
 
Kimin babaannesi Athena kadın öz ve öz Türk’tür. Sadece büyük dedelerinden biri Moğol asıllıdır. Ama Türkmenliğinden gelen İslami ilimler ile yetişmesi için, büyük bir din âlimi olan babası Turagay’da sohbetlerine katılır.
 
Oğluna babasının adını koymuştur. O kadar temiz bir kadındır ki kısa boylu, şişman ve beyaz renkli gözlü merhametli sevgi dolu Athena kadın bir gün hastalanır artık çok yaşlanmıştı kocasını kaybettikten sonra tek başına koskoca Konak'ta hizmetçiler ile birlikte yaşamak, torunlarını sevmek tek mutluluğu olmuştu. Turagay annesine karşı çok merhametli çok sevgi dolu ve hayırlı bir evlat, annesine hiçbir zaman saygısızlık yapmamıştır. Her zaman halını hatırını sormuş, ihtiyaçlarını almış, annesinin dualarını daima almıştır Athena Hatun çocuklarına çok değer verir, sever saygı gösterir, ağır aklı başında, bir o kadar da duygulu bir insandır.  Genç yaşta annesiz babasız büyümenin, sözüyle yer almıştır. çocuklarına anne babasından göremediği, öksüz ve yetim olmanın sevgi açlığını fazlasıyla göstermiş,  bütün sevgisini onlar da yaşatmıştır. Tertemiz asil bir kadındır ve artık çok yaşlanmıştır. En çok da torununa düşkündür. Elinin altında, sürekli gördüğü sevdiği bağrına bastığı bütün ihtiyaçlarına bir bir koşan Timur’la Turan Hatun çok özeldir...
 
Devam edecek…
 
Elife Ergan (Elifçe)
elifeergan8000@gmail.com


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...