TURNA

Günün Yazısı
Ekleyen : Seferi (Nurcan Bedir Ören) , 09 Ekim 2019 Çarşamba aaa Beğen 1

   Şapkadan en son iki tüy çıktı. İki tane kanat tüyü...Sihirbaz tüyleri seyirciye gösterirken ışığa da tuttu. Bıraksa uçacak gibiydiler... Bıraktı... masaya gölgeleri bile düşmedi...

 

 ....

 

   Siyah takım elbisesi üstüne, boynundan bağladığı -içi kırmızı dışı siyah- pelerini, başında siyah silindir şapkasıyla, ince uzun, genç bir adam sahneye çıktı. Sunucu onu;

   - Kudretli Sihirbaaazzz !... ŞAMAN DIRAAA !... diye sunmuştu. 

   Sahneye pelerininin uçlarını uçurarak gelen adam, küçük seyircilerini selamlayıp;

   - Sevgili çocuklar... yardımcım bugün hastalandı o yüzden gelemedi. İçinizden biri yardımcım olabilir mi acabaa?!... dedi.

   Salonda büyük bir sessizlik hakim oldu. Her zaman, çocukların “Ben... ben... ben...” diye bağırmalarına alışmış olan sihirbaz, büyük bir şaşkınlıkla;

   - Kimse gelmiicek mi?... dedi. 

   Saçları üç numara traşlı bir çocuk, sınıftaymış gibi, parmak kaldırdı. Sihirbaz, bir yardımcı bulma hevesiyle;

   - Sen mi geleceksin?

   - Hayır... Sihirbaz yardımcısı ne iş yapar, diye soracaktım.

   - Haaa... aletleri, eşyaları getirir, işi biteni götürür... kolaydır yaani... gelmek ister misin?... 

   - Yapamadığım zaman kızacak mısınız?

   - Haayıır!! Hiç kızar mıyım... beraber yaparız.

   - Tamam... geliyorum o zaman.

   Çocuk yerinden kalktı, koşa koşa sahnenin önündeki merdivenlere geldi, yine aynı hızla basamakları çıktı. Sihirbaz;

   - Adını söyler misin bize?

   -Suna!

   -Suna, hangi pelerini istersin, siyahı mı moru mu?

   -Moru...

   - Tamam... Suna sen kızsın değil mi, saçların niye kısa?

    - Saçlarım çoktu, çok kabarıktı... suya düşersem ağırlık yapar diye teyzem kesti. Burda da tamamen kestiler... daha temiz, daha sağlıklı yeniden çıkarmış. 

    - Evet... böyle de yakışmış... Sunacıım biraz sohbet edelim ister misin?

    - Olur...

    - Meselaa... kaç yaşındasın?

    - (Elini tam açıp) Beş!

    - Okula gitmiyorsun tabii... 

    - Gidiyorum. Ablam okula başlayınca, ben de istedim. O kadar ağladım ki babam dayanamadı, beni de okula yazdırdı. 

    - Ooo... okuma-yazma biliyorsun o zaman.

     - Evet... okumak güzel de yazmayı sevmiyorum. 

Salonda kıkırdamalar...

     - Nedeen?

     - Elim çabuk yoruluyor. Öğretmenimin görmediği zaman kalemimi ısırıyorum. .. Çok sıkıldığımdan... Bir de çok yanlış yapıyorum. Zaten zor yazıyorum, yanlış olunca da çok siliyorum. 

     - Öğretmenin farketmiştir, senin parmaklarının küçük olduğunu, çabuk yorulduğunu...

     Perdenin arkasından bir öksürük sesi geldi. Sihirbaz başını o tarafa çevirdi. Konuyu değiştirmek için;

     - Suna en çok sevdiğin yemek... dersem ne dersin?

    - Kuru fasulye... hmmm... bir deee sarma

    - Benim de en çok sevdiğim yemekler bunlar... ama ben sebze de yerim biliyor musun? Mesela sen de ıspanak, pırasa, bamya yer misin?

    - Evet yerim. Ispanağı sevmem ama üstüne yoğurt dökünce yiyebiliyorum. 

    - Mmm... asıl öyle yenir zaten... ben de öyle yiyorum. 

    - Bamyanın da nohutlarını seçerim. 

    - Nasıl yaani? Bamyayı sevmiyor musun?

    - Çok severim. Ben bamyaları yerim, nohutları kalır, onu da kardeşime veririm. Çünkü o bamya yemeğini sevmez, nohut yemeği sansın, yesin de büyüsün diye. 

   - Kardeş dayanışması... ne güzel... kardeşinin adı ne? 

   - Turna...

   - Hâlâ öyle yapıyor musun?

    Perde arkasından bir öksürük sesi daha duyuldu. Sadece sihirbazla Suna duyuyordu, bu münasebetsiz öksürükleri. 

    - O, cennete uçtu. Orda istediği yemeği yiyebiliyormuş. 

    - Aaa... pekiii... Hmm... (Konuyu değiştirme telaşıyla)

büyüyünce ne olmak istiyorsun? Karar verdin mi? 

    - Turna... turna olacaam...

    - Turna mı? Öğretmen, hemşire, doktor, mühendis... gibi bir şey söylersin sanıyordum. 

    - Onların hiç biri uçamadı. Babam,  kuşların fotoğrafçısıydı, o da uçamadı. Suna, ördek demekmiş. Göldeki ördekleri de vurdular, onlar da uçamadı. Sadece turnalar uçabildi. Ben de büyüyünce turna olacaam. 

    Sihirbaz, ne diyeceğini, ne yapacağını bilemedi. Yıllardır ustasıyla beraber köy kasaba şehir dememiş okullara, öğrencilere, daha çok da küçük çocuklara gösteri yapmışlardı. Çocuklarla nasıl konuşulacağını biliyor gibiydi ama ilk defa bu kadar zorlandığını hissediyordu. 

    - Gel şimdi sana ne yapacağını anlatayım...

    Sihirbaz sahnenin arka planında bulunan eşyaları Suna’ya ve tabii ki seyircilerine göstere göstere, yüksek sesle tanıtmaya başladı.

     - Gazete tomarı, bir kova, bir sürahi su, şişirilmemiş renkli balonlar, baston, renkli mendiller... ve bir şapka... Sihirbazın başındakinin aynısı...

Suna;

      - Bu şapka da benim mi?

      - Hayır... onu gösteri de kullanacaaz. Sana şu çiçekli şapkayı versem olur mu?

      - Tamam. 

Çiçekli şapka, mor pelerinle Suna da gösteriye hazırdı artık. Sihirbaz pelerinini savurarak, elindeki çubuğu da havada sallayarak olduğu yerde döndü:

      - Veee... şov başlasıııınnn!!!

      Bir sürahi suyu gazetelerin içine boşaltıyor, gazete ıslanmıyor, suyu tekrar kovaya döküyor, kovayı seyirciye savururken renkli kağıtlar uçuşuyordu. Bastonun içine uc uca düğümlenmiş mendilleri yerleştiriyor, gizli kapağını açıverince, mendiller yerine bir demet renkli güller çıkıveriyordu. Suna, görevini eksiksiz yapıyordu. Her numaradan sonra kendisi de seyircilerle birlikte coşkuyla alkışlıyordu. Sıra, arkada sandıkların en üstünde duran şapkaya gelmişti. 

    Sihirbaz şapkayı eline aldı. Sahnenin önüne doğru geldi. Eliyle bir kaç deda çevirdi. 

    - Bakmak ister misin, sevgili yardımcım?

    - İsterim.

Sihirbaz şapkayı Suna’ya verdi. İyice incelemesini, içinde bir yerlerde gizli bir bölmenin olup olmadığını seyirciye göstermesini istedi. Suna, küçücük elleriyle şapkayı inceledi. Bir özelliği yoktu, normal bir şapkaydı. 

    - Bu şapkanın içinden tavşan çıkar mı Suna?

    - Hayır... Tavşanlar toprakta yaşar. Bahçede... Yavrularını kazdıkları kuyuda bırakırlar, biraz marul, biraz havuç yerler, gelir yavrularını emzirirler. Şapkada yaşayamazlar. 

     - Sen tavşanlar hakkında ne çok şey biliyorsun... Ama burdan tavşan çıkarsa şaşırmayacaaz değil mi? Çünküüü... burada sihir yapıyoruuuz.  Yaani birazcık da hayal kuruyoruz. Sen hayal kurar mısın Suna?

     - Evet... ama bazen karışıyor. Hayal mi gerçek mi bilemiyorum. 

     - Peki o zaman... bakalım şapkadan ne hayaller çıkacak?

     Sihirbaz, beyaz eldivenli elini şapkaya daldırdı. İçinden çıkan şeye kendi de şaşırdı. 

     - Ucu körelmiş, arkası ısırılmış bir kurşun kalem...

Çocuklar, çılgınca alkışladılar. Bir daha denedi...

     - Ortası delinip ip geçirilmiş, kolye yapılmış bir silgi...

Suna çok mutluydu, kıkır kıkır gülüyor, o da alkışlıyordu.

     - Gazete kağıdından yapılmış biiir uçurtma kuyruğuuu...

Salon alkıştan inliyordu. Sihirbaz, elini her daldırdığında, şapkanın iyice gizlenmiş haznesinden bir şey daha çıkarıyordu. Bu çıkan şeylere kendi de şaşırıyordu. Acaba biri sahneye çıkmadan önce şapkaları mı değiştirmişti...Bir daha elini daldırdı:

     - Renkli bir cam miskeeett...

Beyaz eldivenli parmakları arasında tuttuğu misketi hem seyirciye hem de sahne ışığına gösterdi. İçindeki yüzlerce şehir aynı anda göz kırptı. Bu defa ne çıkacağını kendisi de merak ediyordu. Elini yine şapkaya soktu.

     - Saçları örgü ipinden yapılmış bir bez bebeek...

Yüzü, nakış ipliğiyle işlenmiş bez bebeğin gözleri açık, dudakları hep gülümser durumdaydı. Sihirbaz bir daha elini soktu. 

     - Ucu pembe kurdelalı bir tutam kız saçı...

Sihirbaz, bir elindeki saça, bir de oğlan çocuğu traşıyla karşısında duran Suna’ya baktı. Ellerinin titrediğini, gözlerinin karardığını hissetti. Suna, olduğu yerde zıplıyor, ellerini çırpıyor, “Bi daha... bi daha...” diyordu. Sihirbaz, son bir çabayla elini şapkaya bir daha soktu. Bu defa çıkardığı şey çok küçüktü. Onun da bağıracak takati kalmamıştı. 

    - Bir nohut tanesi... diyebildi. 

    - Hadi hadi bi daha... 

Sihirbaz, artık karanlık gibi gördüğü sahnede, perde arkasında durduğunu bildiği terapist Yasemin Hanım’ı aradı. Onu göremiyordu ama yüzlerce uğultunun içinde sesini duyabilmişti. “Bitirin gösterinizi... bitirin...” Seyircilerin ve Suna’nın coşkulu sesleri, ona inleme ve ağlama gibi geliyordu. Son bir gayretle elini şapkaya daldırdı...

    -  Kuş... kanat... kanat tüyleri...

   Şapkadan en son iki tüy çıktı. İki tane kanat tüyü...Sihirbaz tüyleri seyirciye gösterirken ışığa da tuttu. Bıraksa uçacak gibiydiler... Bıraktı... masaya gölgeleri bile düşmedi...

 

   Suna, iki kolunu iki yana açıp, pelerinini savurarak koşmaya başladı. “Turna oldum... turna oldum... uçabilirim artık... “



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Aytül Kaplan
16 Ekim 2019 Çarşamba 11:42:04
çok güzel bir yazı.... düş ile gerçek arasında yolculuk yaptık...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...