İlgili videoyu izlemek için linke tıklayınız
Cablisa ( Cabülsa) veya Cablika ( Cabülka) tasavvufçuların klasik edebiyatçıların gökyüzünde veya gayb âleminde bulunduğuna inandıkları velilerin şehridir. Bu şehirlerin yerleri hakkında görüşler muhtelidtir. Buna göre bu şehirler Kaf dağının ardında, gökte, maddi âlem ile ruhlar âlemi arasında vb dir. Bu şehirlerin bir mi iki mi olduğu konusu da bariz değildir. Kimlerine göre birisi batıda diğeri doğuda iki şehir halindedir. Kimilerine göre olan veya göklerin üstünde ve gökyüzünü kaplayan tek bir şehir olmaktadır. İfadelere göre bin kapısı bulunan bu şehirlerin kapıları sadece insanı kâmillere açılır.
Kaynaklara göre bu şehirlerden ilk kez Taberi tarihinde bahsedilmiş; Cablika ( Cabülka) doğuda, Cablisa ( Cabülsa) ise batıda oldukları tasavvur edilmiştir. Rıza Tevfik’in Kamus-u Felsefe adlı eserinde Cablisa ( Cabülsa) veya Cablika ( Cabülka) şehirleri şu şekilde tasvir edilmiştir.“ Sûfîlerin eserlerinde ruhun geçici olarak bedenden ayrılıp rüyadaymış gibi âlemi seyrettiği, acayip şeyler gördüğü şehirlerdir “Bu tariften anlaşıldığına göre ruh bedenden ayrılmakta, rüya âlemine dalmakta, sûfiler rüyalarında Cablisa ( Cabülsa) veya Cablika ( Cabülka)şehirlerine çıkarak âlemi seyretmekte ve acayip şeyler görmektedir.
Nesimi’ye ait olan şu dizelerin bu tasavvuru ifade ettiği tahmin edilebilir.
Gâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi
Gâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni
Şu halde anlatılanlara göre bu şehirler sûfîlerin cennete gittiklerinde kaldıkları özel şehirler değil, hayatta iken rüya âlemlerinde gidip geldikleri gökyüzündeki evliyalara mahsus şehirler olmaktadır.
Cablika cehennem gibi insanların farklı şekillere büründüğü, Cablisa ise insanların normal şekillerde olduğu şehirdir. Bu bölümde Raci içinde bulunduğu Cablika şehrinden Cablisa'ya bir yolculuğa çıkıyor.
A.Talat Onay, İbrahim Hakkı’nın Marifet namesinden alıntı yaparak doğuda bulunan Cablisa ( Cabülsa) veya Cablika’yı ( Cabülka) şöyle tarif eder:" Doğuda ve batıda bulunan şehirlerdir. Doğuda olan Cablisa, Batıda olan Cabulika’dır. Açık bin büyük kapısı, bin bekçisi vardır. Burada süver-i âlem-i dünya ( âlemdeki çeşitli dünya suretleri) mevcuttur. Sâlik'in ( tasavvuf erbaplarının, Sufilerin ) varacağı son menzil bu beldelerdir. “[1] Bu tarifte Cablisa ( Cabülsa) veya Cablika ( Cabülka)’nın tasavvufi bir düşünce olduğu Allah’a yönelişi ifade ettiği anlaşılır.
Ancak bu tarif Rıza Tevfik’in tarifinden farklı olarak Cablisa ( Cabülsa) veya Cablika ( Cabülka) şehirleri evliyaların son menzili olarak gösterilir. Ancak “son menzil” ifadesinin evliyaların ölümden öncesini mi sonrası mı kast ettiği tam da belli değildir. Bazı tasavvurlara göre bu şehirler maddi âlem ile âlem-i misal (ruhlar âlemi ) arasında bulunan, geçiş noktası gibi tasavvur edilen mekânlar olmaktadır. Bu şehirleri maddi âlemden ruhlar âlemine geçiş yeri olarak kabul eden düşünceye göre bu mekânlar saliklerin maddi âlemden giriş ve çıkış yerleri olmaktadır.
Bu şehirler, sûfîlerin arzuladığı, en yüksek mertebelere ulaşan sufilerin mekânı veya mertebesi olarak düşünenlere göre [2] bu şehirlere her sûfînin de ulaşamadığı belli edilmiş olur.
Hasan Feyzi Efendi (Simkeşzade Feyzi), 17.yy. Gamze vü Dil adlı 2241 beyitlik alegorik mesnevisinde bu şehri şöyle tarif etmiştir. “Bu şehir yedi katlı bir kaledir. Sağlam yapılı olan kaleye, zarar ziyan verecek herhangi bir şey girmesin diye iki kapı yapılmıştır. Kapılardan birine Cabülka, diğerine de Cabülsa adı verilir. O büyük şehri gece gündüz binlerce asker bekler, düşmanın içeri girmemesini sağlar. Ayrıca bu şehir Kan(Şatt),Balgam(Nil),Sevda(Ceyhun) ve Safra(Fırat) nehirleriyle çevrilmiştir. Her türlü tedbiri alan Kamer, saltanatın katibi Utarid, eğlence meclisinin düzeninden sorumlu Nahid, vezir Şems, komutan Mirrih, şeyhülislam Müşteri, hukuk işlerinden sorumlu olan da Zuhal'dir.” [3]
Bu eserdeki tasavvura göre iki şehir değil tek bir şehrin tüm gökleri kapladığı Cabulisa ve Cabulika’nın şehri doğudaki batıdaki kapıları olduğu, esasında tüm felekleri kaplayan bir şehir gibi düşünüldüğü, feleklerdeki gezegenlerin ve yıldızların şehir sakinlerine birer hizmetli gibi davranan görevliler oldukları şeklinde tasavvur edildiği ortaya çıkar.
Her birinde bin kapı olan bu şehirlere dünyada iken iyi amel sahiplerinin de girebildiğini düşünenler de vardır. Bu görüştekilere göre "îyi kişiler ölümlerinden sonra gidecekler, iyilikleri kendilerine güzel suretlerde görünecek, kendileri de misali bir bedene bürüneceklermiş."
Filibeli Ahmed Hilmi’nin 1910 yılında yazmış olduğu Amak-ı Hayal adlı eserinde ise bu şehirler cennet cehennem gibi yorumlanır. Amak-ı Hayal eserine göre Cablika insanların farklı şekillere büründüğü cehennem gibi bir şehirdir. Cablisa ise insanları ise normal şekillerde gözükür.
Bu şehirlerden divan şairleri de eserlerinde söz etmişler kimi divan şairleri bu tahayyüllere inanmadıklarını açıkça belli etmişlerdir.
Çok acaip yazdı seyyahin-i iklim-i hıred
Cabulika- yı emelden bir nişan söylemedi Avni [4]
Akıl memleketinin seyyahları çok merak edici şeyler yazdılar, fakat hiçbirisi Cabulika'yı gördüklerine dair hiç bir şey yazmadılar.
Mülk-i hüsn-ü Cabulistan eyle sihr-i naz ile
Gamze caduluklar etsin çeşmün efsun eylesin Es’ad Efendi. [5]
Gerek himmet ki Câbülkâ vü Câbülsâ ola râmun
Ne minnet kal’a-i Peç fethine teshîr-i Malta’ya Âşık
KAYNAKÇA
[1] Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996 shf. 150
[2] /post/onemli-tasavvufi-terimler/113687
[3] Doç.Dr.Ali Osman Coşkun, Simkeşzade Feyzi'nin Mesnevileri,1997 Samsun
[4] Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996 shf. 150
[5] Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996 shf. 150
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!