BİLİM, SANAT VE YARATICILIK ÜZERİNE


1.7.2020

Çevremizdeki nesnel dünyaya ve bu dünyada yer alan olgulara ilişkin tarafsız gözlem ve sistematik deneye dayalı zihinsel çaba ve etkinliklerin ortak adı olan ve insanlık tarihinin en önemli eseri olan Bilim ile somut nesneler yanında bazı düşüncelerin, amaçların,durum ya da olayların estetik beceri ve düş gücü kullanılarak ifade edilmesine yönelik yaratıcı insan etkinliği olan Sanat’ın ilişkisi kültür tarihinin en önemli ve ilginç konularından birini oluşturur.

Ancak hemen belirtmek gerekir ki Bilimin içeriği hiçbir zaman insanların etkinliği içinde sınırlı değildir. Çünkü Bilim yaratıcılıktır. Keşfettiği her noktadan ileri amaçlar arayan sonsuz bir insanlık serüvenidir. Dogmaların içinde kalmadan aklın eleştirisel sınavından geçmemiş hiçbir düşüncenin içinde yer almadığı insanlığın ortak bir eseri.

Keşfedip anladıkça insana sonsuz bir doyum ve haz veren Bilim ile Sanat arasında içten içe sanki gizli bir bağ vardır. Temel Bilimler veya Mühendislik Bilimlerinde çalışan gerçek bir bilim adamının ortaya koyduğu bir yasanın kendisine verdiği doyum ve haz ile yarattığı sanat eseri karşısında bir Sanatçının duyduğu doyum ve hazzın benzerlikler taşıdığını düşünüyorum. Nasıl ki Bilimde kandırmaca ve yalanla bir yere varılamazsa Sanatta da aldatmacanın yeri olamaz. Aslında Bilimdeki gerçeği aramanın sonsuz insanlık serüvenini çevreleyen her türlü maddesel ve düşünsel öğeler arasındaki bütünlüğü görmenin yolu olan Bilim, kendi içinde Bilim ahlakı denen çok önemli bir öğeyi barındırır. Bilimdeki gerçeklik ölçütleri art niyetlerle zedelenmemelidir. Diğer yandan Sanat da etrafta gördüklerini, duyduklarını, okuduklarını insanlarda uyandırdığı durumlarla gerçeğe ulaşmanın onu aramanın yollarını aramaya çalışan ve bu yolla Sanatçının önce kendisini daha sonra da dünyayı daha iyi tanımasını sağlayan bir uğraşı alanıdır.

Gerçek anlamda bir Bilim adamı kendi kişiliğinden tamamen bağımsız olarak yapıtını oluşturur. Ortaya koyduğu yasa veya önermelerde kendi kişiliğini yansıtan hiçbir öğe yoktur. Kuvvet, ivme ve kütle arasındaki bir bağıntı da veya statik kassal çalışmaya ait ampirik formüllerde bunları ortaya koyan kişilere ait hiçbir nitelik yoktur. Oysa Sanat yapıtı, Bilimsel bir yapıttan çok daha fazla insanla ilgilidir. “inşan içi”nin estetik yolla dile getirilmesidir. Bir Bilimsel yapıtta elde edilen sonuçların çok çeşitli şekillerde ifade edilebilir olmasına karşın bir Sanat yapıtında bütünü oluşturan hiçbir öğeyi değiştirebilmek olanaklı değildir. Örneğin bir şiirdeki tek bir sözcüğü değiştirmek bile olanaksızdır. Böyle bir davranış şiirdeki anlam yükünü bozacağı gibi böyle bir şeye şairden başka hiç kimsenin hakkı da yoktur. Çünkü gerçek anlamdaki bir şiir, bir bakıma sözcüklere sahip olduklarından çok daha güçlü estetik anlamlar da yükleyen bir yapıttır.

Ayrıca Sanatın bireysel ve toplumsal gelişme ilerlemeye doğrudan katkı da bulunmak gibi bir endişesi de yoktur. Tıpkı Bilimin insancıl olmak veya olmamakla hiç ilgilenmemesi gibi. Ancak elbette ki toplumların Bilim Sanata da en önemli yeri vermeleri gerekiyor. Çünkü toplumsal yaşamda Bilimsel düşünceyi benimsememiş ve Sanata gereken önemi vermemiş toplumlar hala ortaçağın karanlık dogmaları içinde sonsuz bir oyalanmamın us dışı söylemlerin akışı içinde uluslar arası rekabet alanında daha da geriye düşerler.

Her sanat yapıtı aslında kendi içinde bir kuralla dizgesine sahiptir. O kuralları ortaya koyan ise sadece yapıtı yaratan sanatçının kendisidir. Teker teker alındığında her öğesi sıradan olan bir sanat eseri sanatçını elinde adeta canlanır ve öğelerindeki tüm anlamları aşan bir yücelik kazanır. Burada sezgi ve yaratıcılık mantıksal olana galip gelir.

Bilimde estetik, Sanattan farklı olarak kanımca karmaşık olanı Sanat yapıtları karşısında duyduğumuz hazza benzer şekilde yalın olana indirgeyebilmelidir. Burada ifade edilen yalın sözcüğünü basit anlamda alamamak gerekir. Buradaki yalınlık her büyük ve güzel söylem ve ifadedeki karmaşıklıktan arınmış güzelliktir. Ancak bazı Sanat eserlerindeki estetiği keşfedebilmek gibi Bilimsel bulgulardaki estetik çizgiyi yakalamak da belli bir artyetişimi gerekli kılar.

Bilimsel yöntemlerle elde edilen kuramlar, ne denli genel geçerliliğe sahipse kapsadığı bağlamlar da o derece anlamlı ve zengin olur. Doğaldır ki bir kuram, tüm iç çelişkilerden arınmış, kendinden önceki kuramların açıklayamadığı bir çok olguları açıklayabilen ve bütün mantıksal soruları karşılayabilen bir nitelikte olmalıdır. Buna karşılık bir Sanat yapıtında “neden?” sorusunun anlamı yoktur. Bu sorunun cevabı Sanatçının belki kendisinin de gizemini bilmediği iç dünyasında yatar. Her Sanat eserinin kurallar dizgesi o Sanatçıya özgüdür.

Nasıl ki bir Bilimsel çaba, uğraşı alanına giren değişken ve parametreler arasındaki ilişkiyi içsel bir birlik içinde açıklamaya çalışıyorsa, bir Sanat eseri de Sanatçının yaratıcı kişiliği ile kendisini saran dünya arasında meydana gelen etkileşimle bir uyum yaratmaya çalışır.

Bilim ve Sanat bir bakıma bizi çevreleyen kargaşadan şiir tadında güzellikler çıkarmanın insana haz veren iki ayrı yanıdır demek, sanırım yanlış olmaz. Bilim adamı da Sanatçı da öğeleri kargaşadan kurtarmak, onlara bir uyum kazandırmak ve daha sonra onları dış dünyaya taşımak görevlerini üstleniyorlar. Bilim ve Sanat felsefeleri bu konuda yolumuzu aydınlatabilir.

Bilim ile Sanat arasındaki bir diğer benzerlik de Bilimde gözlenen olgulardaki doğrudan gerçekliğin gerisine uzanabilme özelliğidir. Böylelikle Bilimin, sağduyunun ötesine geçip onu aşma niteliği ortaya çıkmaktadır. Tıpkı Sanatta doğal gerçekliğin ötesine geçip Sanat yoluyla onu başka türlü algılama ve ifade etme gibi.

Sanat ve Bilimin koşutluğunun ulusal ve uluslar arası düzeyde ne ölçüde gerçekleştiği günümüzde daha önceki zamanlara göre oldukça belirsiz diye düşünüyorum. Oysa ki Rönesans’ta Bilimle Sanatın birlikte yükseldikleri bir döneme tanıklık ediyoruz.

 

II. Bilim ve Sanatta Yaratıcılık

Yaratıcılık kelimesi pek fazla kullanılan bir kelime değildir. Bununla birlikte, buluş, icat, yenilik, özgünlük vb. gibi kelimelerin daha çok kullanılması, yaratıcılık kavramını tam ifade edememektedir. Bu kelimeyi daha dikkatli kullanmamızda üç sebep olduğu söylenebilir: Birincisi, bu kelimenin Allah’a ait “yaratmak” kavramını çağrıştırıyor olmasındaki rahatsızlık duygusu; ikincisi, bu kavramı büyük bilim adamı ya da sanatçılara has bir ayrıcalık olarak algılanması; üçüncüsü ve belki de en önemlisi, bir çok davranışımızı sonradan öğrenebildiğimizi düşünürken, yaratıcı yeteneğimizin doğuştan gelen bir beceri olarak kabul edilmesi.

Her üç yaklaşım da elbette doğru değildir. Hiçbir zaman yaratıcılık kavramıyla, Allah’a ait olan yoktan var etme anlamındaki “yaratıcılık” kastedilmemektedir. Nasıl ki, “Allah bilir” derken “bilmek” kelimesiyle günlük hayattaki “bilmek” kavramı kastedilmediği gibi, “yaratıcı düşünce” ya da “yaratıcı davranış” kavramlarıyla da tanrısal yaratıcılık kastedilmemektedir. Büyük bilim adamları veya sanatçıların yaratıcı olmaları, diğer insanların yaratıcı olmadıklarını göstermez. Yaratıcılık, kişiye ve şartlara göre değişik derece ve boyutları olan bir düşünme biçimidir. Nasıl ki mantıksal kurallar öğrenilebilir ve zamanla geliştirilebilirse, yaratıcı yaklaşımlar öğrenilebilir ve geliştirilebilir.

Yaratıcı davranış biçimi, insanların en çok ihtiyaç duydukları bir özelliktir. Yaratıcı olmayan toplumlar, milletler mücadelesinin her alanında yenik duruma düşme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Sürekli değişen dünyada her alandaki yeni ihtiyaçlar, karşılaşılan problemler, insanı yaratıcılığa zorlamakta ve yeni çözümler üretmeye yöneltmektedir. Yaratıcılık; sadece şanslı birkaç kişiye tanınmış bir güç olarak düşünülür. Halbuki yaratıcılık; birkaç seçkin kişinin ayrıcalığı olmayıp, ihtiyaç duyan her insanın başvuracağı çok önemli bir davranıştır.

Yaratıcı kişi, sade insanların sandığı gibi ne tanrısal bir varlıktır, ne de psikotik. Yaratıcı kişiyi farklı yapan özellik, nitel değil; yalnızca niceldir. Her insanda var olan yaratma potansiyeli, hayata geçirilebilir, aktif edilebilir. Bunun için gerekli olan şey, gerekli ortam ve şartların hazırlanmasıdır.

Yaratıcılık, değişik alanlarda ve değişik yoğunlukta, her insanda var olan bir özelliktir. Bu sebeple, kesin bir dille, bazı insanlar yaratıcıdır, bazıları değildir denemez. Her insan az ya da çok yaratıcı davranış sergileyebilir. Kişilerdeki bu yaratıcı davranış farklılıkları, kalıtıma, kültür ortamına, eğitim ve öğretime bağlı olup, yaratıcı düşünce ve davranışlardaki yoğunluk bu faktörlere göre değişir.

Araştırmalar, yaratıcılığın, öğrenmenin önemli bir boyutu olduğunu göstermektedir. Yaratıcı düşünme, bilginin kazanılması için hayatî öneme sahiptir yaratıcılığın gelişimine elverişli çevreler, çocukların öğrenmeye karşı olumlu tutumlar geliştirmelerine yardımcı olur ve öğrenmeyi eğlence haline getiren etkili güdüleyiciler niteliğini taşır.

Yaratıcılık, bireylere çekici gelen “sihir, deha, üstün yeteneklilik vs.” gibi çoklu kavramları çağrıştıran bir kişilik özelliği olarak bilinmektedir. Ancak, yaratıcılık konusunda bilimsel çalışmalar oldukça yenidir. Yaratıcı düşünce ile ilgili sistemli araştırmalara 1960’lı yıllarda başlanmıştır. Literatüre bakıldığı zaman, birçok araştırmacının konuya yaklaşımlarında ilgi ve / veya güdü (motiv) üzerinde durdukları görülür. Bilim adamları, yaratıcılığı, kişilere olağan olarak dağıtılmış bir özellik, bir yetenek, duygusal bir süreç ve yaşam biçimi olarak değerlendirmişlerdir. Bu uzmanlar tanımlarında, bilimde yenilik, güzel sanatlarda değişik eserler, endüstride yeni buluşlar ve orijinal görüşlere yol açan noktalar üzerinde durmuşlardır.

Yaratıcılığa ilişkin literatür, üç farklı yönde gelişmektedir. Bunlardan birincisi, yaratıcı kişiliği ya da bireyi tanımlama olarak ortaya çıkmakta ve Guilford'un bilişsel alandaki, Mac Kinnon'un kişilikle ilgili, Dunnette, Gough ve Torrance 'ın kavrama ile ilgili araştırmaları yer almaktadır; ikincisi, örgütsel faktörlere ilişkin olarak gelişmiştir ki, bu araştırmalarda, "hangi faktörlerin yaratıcılığı artırdığı ya da ketlediği belirlenebilir mi?" sorusu üzerinde durulmuştur; üçüncüsünde ise, eğitim ve geliştirmeye yönelinmiştir. "Bireyler, içsel yaratıcılıklarını kullanabilmeleri için yetiştirilebilir mi? Onlar böylece daha yaratıcı yapılabilir mi?" soruları ile yola çıkılmıştır. Osborn, Parnes, Gordon, Prince, bu hareketin öncülerindendirler. (www.gizemlikapi.com)

 

Kavramlar ve Tanım

 

Yaratıcılık kavramının Batı dillerindeki karşılığı “kreativitaet, creativity”dir. Latince “creare” kelimesinden gelir. Bu kelime, “doğurmak, yaratmak, meydana getirmek” anlamındadır (San, 1985).

Günümüzde yaratıcılık, sanatta olduğu kadar, bilim ve teknikte de önem kazanmıştır. Bu sebeple, son yıllarda yaratıcılık, bilim adamlarının, tanımlamaya çalıştıkları bir kavram olmuştur. Psikoloji alanında yapılan çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar, kavram ve tanım hakkında yeni değerlendirmeler ortaya koymuştur. Ancak yine de yaratıcılık, psikoloji alanının tanımlanması zor kavramlarındandır. Yaratıcılığın, her alanda ve herkes tarafından bir davranış biçimi olarak sergilenebileceği düşüncesinin belirlenmesi, kavramı tanımlama konusunda çeşitliliğin oluşmasına sebep olmuştur.

Pek çok araştırmacı yaratıcılığı tanımlamaya çalışmış; kimisi yaratıcılığı bir sezgi süreci olarak benimsemiş, kimisi ölçüm ve kişilik üzerinde durmuştur. Bu tanımlamalar, daha çok, tanımlamanın yapıldığı alanlara göre değişiklikler göstermektedir.

Yaratıcılığın tanımlanmasında diğer bir inceleme şekli de süreç üzerinde durularak geliştirilmiştir. 1926’da Wallas, yeni beliren bu düşünceyi

a) hazırlık,

b) tasarım/kuluçka,

c) düşünce geliştirilmesi, aydınlanması  

d) gerçeklik denetimi evrelerine ayırmıştır.

Harmon’a (1956) göre yaratıcı süreç, ortaya yeni bir şey çıkaran herhangi bir süreçtir: Bu, bir fikir, bir nesne, yeni bir biçim ya da eski öğelerin değişik bir düzenlemesi olabilir.

Harris (1959) ise, yaratıcılık sürecini altıya ayırır:

a) gereksinmeyi gerçekleştirme,

b) bilgi toplama,

c) etraflıca bir konu üzerinde düşünme,

d) çözümler hayal etme,

e) gerçekliğini tesbit etme

f) düşünceleri işleme çevirme.

Süreç yaklaşımını vurgulayanlar arasında ressam, edebiyatçı, heykeltıraş, müzisyen gibi sanata yönelik kişiler görülmektedir. Yaratıcı kişi, yaratıcılık sürecinde davranışları konusunda içten bir anlayış ve sezişle, kendine özgü yeteneğini arttıracak bilgeliği elde eder. Bu görüşe göre, yaratma anındaki psikolojik düşünce yapısı ve çerçevesi en iyi ölçüt olarak kabul edilmektedir.

Ölçüm yöntemini uygulayanlar arasında en başta Guilford anılabilir. Guilford, dar anlamda yaratıcılığı, yaratıcı kişilere özgü olan niteliklerin incelenmesini önerir. Yaratıcı yetenekler, o kişinin söz konusu etmeye değer bir yaratıcılık ortaya çıkarıp çıkaramayacağını belirler. Guilford, yaratıcılığın, bilişsel yetenek türlerinin oluşturduğu testlerde yansıdığına inanır. Bu testler, uygulamalarda kişinin o konudaki yetersizliğini ortaya çıkarır (Yavuz, 1996).

Yaratıcılığın bilimsel incelenmesinde kişilik kavramının önemli bir yeri vardır. Bu araştırmalar; yaratıcı davranışta güdülenmenin incelenmesi ve yaratıcı kişilerin yaşam biçimlerine ait özellikleri, olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Birincisi, yaratıcı davranışın, kişinin çevresiyle olan ilişkilerinde kişinin tüm yetenek güçlerinin gerçekleşmesini sağlayan bir oluşum görüşü; ikincisi ise, bastırılmış ya da kişinin kabullenemeyeceği tepilerin etkisinde yer alan yan ürün oluşumu, görüşüdür. (Yavuz, 1996). Aktüel yaratıcılık ve potansiyel yaratıcılık ayrımına giden Lowenfeld'e göre yaratıcılık, bireylerin değişken miktarlarda sahip oldukları ve durumlara bağlı olarak az çok ortaya çıkmaya elverişli bir tür özelliktir. Bir başka deyişle, kendini göstermek için uygun koşullarla karşılaşması gereken kişide bulunan bir potansiyel güç söz konusudur. Çok sayıdaki yaratıcılık testlerinin ortaya konmasının kökeninde de aynı görüş bulunur. Çeşitli teorik yaklaşımlar da bu yönelişten esinlenirler ve onu rafine ederler (Rouquette, 1994).

Görüldüğü gibi yaratıcılık alanındaki geçmiş ve günümüzdeki sistemli araştırmalar, yaratıcılığın ne kadar karmaşık ve bir o kadar da tanımlanması zor bir kavram olduğunu ortaya koymaktadır. Bilim adamları yaratıcılıkla ilgili olarak, doğuştan getirdiğimiz ve her kişiye normal olarak dağıtılmış bir özellik, bir yetenek olduğu konusunda birleşmektedirler. Bu sebeple yaratıcılık, kişilerin günlük hayatta, karar verirken, yorum yaparken, her an kullandığı gerçek bir kaynaktır.

Tanım denemeleri ve tartışmaları 1950-1985 yılları arasında kesintisiz devam etti. Son zamanlarda yaratıcılığı, tahlil ve arşiv çalışmalarından elde edilen verilere dayanan zihinsel süreçler veya kişilik özellikleriyle tanımlamak yerine, ortaya çıkan özel davranışların sonuçlarına (ürüne), bu özel davranış alanlarıyla ve yaratıcılık konusuyla ilgili olan kişilerin verdiği hükümlere bağlama eğilimi, literatüre hakim olmuş gibidir.

Yaratıcılık üzerinde önemli araştırmalar yapmış olan Torrance, yaratıcılığı şöyle tanımlamaktadır: “Sorunlara, bozukluklara, eksik bilgilere, kaybolmuş unsurlara, uyumsuzluklara karşı duyarlı olma; zorluğu tanıma, çözümler arama, tahminler yapma ya da yeni varsayımlar kurma, bunları değiştirme veya yeniden deneme ve sonuçlarını inceleme” (Haensly ve Reynolds, 1989). yaratıcılık İnsanın sosyal, manevî, estetik, bilimsel ve teknolojik değeri olduğu kabul edilen yeni fikirleri, görüşleri, buluşları veya artistik objeleri üretme kapasitesidir.

Barlett’in “ana yoldan ayrılma, deneye açık olma, kalıplardan kurtulma” şeklindeki yaratıcılığı tanımlamasının yanı sıra, daha çok sanat alanındaki yaratıcılık üzerinde duran Read, yaratıcılığı ”önceden biçimi ve hiçbir yüzü olmayan bir şeyin varlık kazanması” şeklinde tanımlamaktadır. Landau’nun yaratıcılık tanımı ise şöyledir: “Daha önce kurulmamış ilişkiler arasında ilişkileri kurabilme, böylece yeni bir düşünce şeması içinde, yeni yaşantılar, deneyimler, yeni fikirler ve yeni ürünler ortaya koyabilme becerisi”(San, 1985).

Dikkat edilirse, hangi tür tanım olursa olsun, her tanımın içinde “yeni” ya da “yenilik” gibi kavramların ortak olarak kullanıldığı fark edilecektir. Öyleyse yaratıcılık, bilinenin, alışılmış ve kalıplaşmış olanın tam karşıtı olan bir davranış biçimi ya da düşünme sürecidir. Bu süreçte bilinene, tekrara, alışılmışa, kurallara ve sınırlara yer yoktur.

 

Yaratıcılık bir düşünme biçimidir ve hayal gücü ile çok yakın ilişkisi vardır. Yaratıcılık tüm duygusal ve zihinsel etkinliklerde, her türlü çalışma ve uğraşın İçinde vardır. Yaratıcı yeti, insan yaşamının ve gelişiminin tüm yönlerinin temelini meydana getirmekledir. "Ana yoldan ayrılma, deneye açık olma ve kalıplardan kurtulma" yaratıcılığı tanımlamada kullanılan anahtar kavramlardır.

Yaratıcılık bazen "akıcı düşünme yeteneği" olarak tanımlanmaktadır. Yaratıcılık her düzeyde var olan, insan yaşamının her evresinde ortaya çıkan bir yeti, gündelik yaşamdan bilimsel çalışmalara kadar uzanan alanda yapıtların ortaya çıkmasına neden olan süreçlerin bütünü ve ayrıcı tutum ve davranış biçimidir.

Yaratıcılıkta "eş ve zıt anlamlan birlikte düşünme" vardır. "Verilen akıllıca düzenleme, esnek yaklaşımlarla problemi çözme" ve "ortaya özgün bir ürün koyma" yaratıcılıktır. Torrance yaratıcılığı "sorunlara, aksaklıklara, bilgi eksikliklerine, kayıp öğelere çözüm arama ve kestirimde bulunmak" olarak tanımlanmaktadır.

Torrance'nin tanımı problem çözme süreçlerini yansıtmaktadır.

İnci San yaratıcılığı "bilinen şeylerden yepyeni bir şey çıkarmak, yeni özgün bileşime varmak, bir takım sorunlara yeni çözüm yollan bulmak" olarak   tanımlar   (San,   1985).   Bu   tanım,   Bode'nin   tanımıyla   benzerlik göstermektedir.

Bilinen şeyleri, icatları, konstrüks uy onları yeni bir biçimde kullanmak birbirleriyle şimdiye kadar olduğundan daha başka bir biçimde birleştirmektir.

Landau ise yaratıcılığı; “Daha önceden kurulmamış ilişkiler arasındaki ilintileri kurabilme, böylece yeni bir düşünü şeması içinde, yeni yaşantılar, deneyimler, yeni ve özgün düşünceler ve yeni ürünler ortaya koyabilme yetisi" olarak tanımlar. Yaratıcılık, her psikolog ve düşünür tarafından değişik anlamlara gelecek şekilde tanımlanmıştır.

Psikoanalitik yaklaşımlara göre; Yaratıcılık İçgüdüsel dürtülerle atılganlığın ürünüdür. Bu tür davranışlar, kişinin iç çatışmaları ve saldırgan enerjisinin toplumca benimsenen ürünlere dönüşmesiyle ortaya çıkar.

İnsancıl yaklaşımlara göre; Yaratıcılık insanın istendik davranışlarından birisidir ve her insan bu özelliklerle doğar. Her insan uygun ve yeterli koşullar, zaman sağlanırsa, yaratıcı ürünler ortaya koyabilir. Çatışmalar, olumsuz tutumlar ve ceza yaratıcılığı engelleyebilir.

Çevresel yaklaşımlar ise yaratıcılığı öğrenilmiş bîr davranış olarak tanımlarlar. Bu tür davranışlar problem çözmede daha belirgindir Çevre yani eğitim ortamı yaratıcı davranışı destekler nitelikte düzenlenmelidir.

Bilişsel yaklaşımlara göre; Yaratıcılık eş ve zıt anlamları birlikte düşünme vardır. Bundan sonra verileri akıllıca düzenleme, esnek düşünerek problemi çözme ve bütün bu sürecin sonunda ortaya özgün bir ürün koyma yaratıcılıktır.

Tüm bu verilerden harekette yaratıcılık hem bir süreç, hem ele örün olarak ele alınabilir. Süreç kısmı akıl yürütme yollarıyla işlem basamaklarını içerir. Genetikle İşlem basamakları;

- Sorunun ayırdına varma ve onu sınırlama

- Çözüm için denenceler kurma

- Sonucu bulma

- Kabul, red ya da onarma olarak bilimsel yaratıcılıkta öle alınabilir. Sanatsal yaratıcılıkta ise bu basamaklardan daha farklı bir yol izlenir, Düşünsel yaratıcılıkta ise hem bilimsel, hem de sanatsal yaratma yollan iç içedir.

İster bilim, sanat, isterse düşüncede olsun yaratıcı etkinlikte akıl yürütme yolları, duyuşsal ve kültürel özellikler birlikte sentezlenir.

Bu bağlamda yaratıcılık bilişsel, duyuşsal, devinişsel ve algısal alanların kesiştiği en üst düzeyde bir davranış olarak düşünülebilir. Nitekim bilişsel alanın sentez, duyuşsal alanın kişilik ve devinişsel alanın yaratma basamakları, yaratıcı davranışların oluştuğu basamaklardır. Bu basamaklar birbirinden kopuk değil iç içedir.

Çok boyutlu düşünen bir zihnin ürünü olan yaratıcılığa bilim, sanat çevrelerinin yaklaşımları farklıdır.

Bilim adamlarına göre; Yaratıcılık akıl yürütme, buluş yapma ve sorun çözmedir. Bu bağlamda yaratıcılık süreçten çok sonuçla ilgilidir.

Sanatçılar için yaratıcılık, estetik öğeler içeren özgün bir bütünlük yaratmaktır. Burada yaratıcılık; iç duyumsama ile dış etmenlerin birleşip dışa vurduğu bir süreç olarak ele alınır. Sonuç ise sanat yapıtıdır Matisse "Her gerçek yaratma içten gelir, bunu dışarıdan bir takım malzeme ile besleriz. Bu, sanatçının yalnız kendisinin yer aldığı ve yavaş yavaş dış dünyayı içine sindirdiği bir süreçtir" der.

Psikanalistler ise yaratma olayını bilinçaltının dışavurumu olarak tanımlarlar. Eğitimcilerin yaratıcılığa yaklaşımları, araştırıcı, özgür düşünen, soru soran, uygucu olmayan insan yetiştirme yönündedir. Çünkü eğitimden beklenen da soru soran, tartışarak düşünen, akıl yürüten, sorun çözen insan yetiştirmektir (Kırışoğlu, 1991)

Yaratıcılıkla İlgili araştırmalarda bulunan Conrad, her insanın bir ölçüye kadar yaratıcı olduğunu belirtmektedir. Ona göre insan ne denli akıcı düşünme yeteneğine sahipse o denli yaratıcıdır. Bu bağlamda akıcılık, düşünme zenginliğini içermektedir.

Guilford da akıcılık kavramı üzerinde durmuş; sözcüklerle ilgili akıcılık, çağrışımlarda akılcılık, düşünsel akıcılık, anlatımsal akıcılık gibi sınıflamalar yapmıştır (San. 1977)

Guilford'a göre beş zihinsel işlem sınıfı yaratıcılıkta rol oynamaktadır;

Bilişsel düşünme

Bellek

Eleştirel düşünme

Yakınsak düşünme

Iraksak düşünme 

Zekanın bir yüzü, kazanılmış bilgilen, belleği kapsar; bunların verileri, yakınsak ve ıraksak düşünme tarafından işlenir ve sonuca götürür. Iraksak düşünme etkeni yaratıcılığa en yakın olanıdır.

Yakınsak ve ıraksak düşünme arasındaki ayrım şöyle açıklanmakladır;

"Yakınsak ya da klişeleşmiş düşünme; beklenen, belirlenmiş uylaşımcı (konvensiyonel) ve olağan yanıtlara yöneliktir. Önüne, çözülmesi için önceden belirlenmiş, ölçülenmiş (normlaşmış) yöntemlerden yararlanabilecek türden sorunlar çıkınca etkinlik kazanır. Bu düşünmede verimli sonuçlara, az çok özgün birleşimlere varılabilir ama, yaratıcılığın asıl dayandığı düşünme biçimi ıraksak düşünmedir.

Iraksak düşünme, önceden hiçbir şeyin belirlenmemiş olduğu, türlü doğrultularda özgürce yol alan düşünmedir. Çözülecek sorunu keşfederek, çözüme varmak için hangi evrelerden geçeceğini, hangi adımları atacağını önceden bilmeden, yeni ve özgün düşünüyü, çözümü ortaya koymaktır" (Kırışoğlu, 1991)

Iraksak düşünme biçimi; sorunlara Şifadan çözümlerin ötesinde yaklaşarak, özel bilişsel yorumla oluşan düşünme biçimidir. Farktı ürünler ya da düşünceler yaratma davranışı, tek düzelikten uzaklaşan düşünme biçimleri Kurmadır. Yakınsak düşünme biçimi, bir tek doğru yanıt ve geçerli çözüm olabileceği üzerinde düşünerek, sorunların çözümünde bilinen belli yanıtlardan seçilmiş yanıtlar verir Buna göre ıraksak düşünme; bilişsel etkinliğin farklı bir boyutunu oluşturmaktadır. Iraksak düşünen kişilerin sahip olduğu algısal ve düşünsel süreçler kontrollü ama geleneksel değildir. Özgür, etkin ve canlılık doludur, düş dünyaları zengindir.

Guilfortfa göre ıraksak düşünme için sekiz temel yetenek şöyle sıralanmaktadır;

1. Probleme ve problem durumuna duyarlı olma.

2.  Düşüncelerde akıcılık gösterebilme ya da çok sayıda işe yarar fikir üretme,

3. Alışılmışın dışında özgün ancak işlevsel fikirler üretebilme,

4.  Bir fikirden diğerine rahatlıkla geçebilme.

5. Sentez yeteneğine sahip olma,

6. Analiz yeteneğine sahip olma.

7.  Karmaşık fikirleri kontrol altına alabilme.

8.  Değerlendirme yapabilme.

 

 

 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

HAENSLEY, A. Patrica, and Cecil R. Reynolds. Creativity and Intelligence, Handbook of

                      Creativity, Plenum Press, New York and Londan, 1989, ss. 111-145.

KIRIŞOĞLU, Olcay. Sanatta Eğitim (Görmek, Anlamak, Yaratmak), Eğitim Kitabevi,

                       Ankara, 1991.

ROUQUETTE, Michel-Louis. Yaratıcılık, İkinci Basım, Çev: Işın Gürbüz, İletişim Yayınları,                      

                       İstanbul, 1994.

SAN, İnci. Sanat ve Eğitim. Ankara: A.Ü.E.B. F. Yayınları. 1985.

YAVUZ (Yavuzer), Halide, S. Yaratıcılık, 3. Basım, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, İstanbul,             

                       1996.

www.gizemlikapi.com

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum
11.07.2020 - 09:55
Sanat, sanatçı ve yaratıcılık, tahlili pek yapılmamış bir konu. Hayli detaylara girilmiş olsa bile yazının kendisi dahi konuyu en net hali ile ortaya koyamadığını belli etmiş oluyor. Özellikle sanat ile zenaat ayrımı üzerinde durularak yaratıcılık konusu çok daha net belirlenmiş olabilirdi diye düşünüyorum.