CUMHURİYET DÖNEMİ RESMİ VE RESİM TOPLULUKLARI


 

Şeker Ahmet Paşa : Natürmont 

 

Askeri Ressamlar

1830 lu yıllardan itibaren Harp okullarına batılı ülkelerden resim öğretmenleri getirilmiş, ayrıca yurt dışına öğrenciler gönderilmeye başlanmıştı. İlk ressamlarımızın yetiştirildiği Mühendishane-i Berrii Hümayundan yetişen öğrencilerin bazıları daha sonra resim eğitimi almaları için Paris ve Londra’ya yollanmışlardı.  Ferik İbrahim Paşa ile Mülazım Sani İbrahim Efendi bu çığırı açan  ve yurt dışında eğitim görerek gelen ilk ressamlarımız oldu. [1]

 Bu süreç Tanzimat’ın ilanıyla artarak devam etmiş fen bilimleri, sanat dalları, tıp ve edebiyat alanındaki batılı anlamda gözüken yenileşmelerin başlangıcı bu sayede hızlanarak devam etmişti. Padişah  Sultan Abdülaziz’in  ve akabinde Abdülmecit’in resme olan hevesi ile Paris’te Mekteb-i Osmanî adlı bir okul açılmış [2]bu okula asker kökenli öğrenciler gönderilerek açılmış olan mühendishanelerdeki resim tekniği ihtiyaçlarının giderilmesi ve askeri öğrencilere bu derslerin vermesi amaçlanmıştı. Zaten önceden beri açılmış olan mühendishanelerde yabancı ülkelerden getirilen ressamlar eğitim veriyorlardı.

 Hoca Ali Rıza,  Halil Paşa,  Hüseyin Zekâi Paşa ,  Süleyman Seyyit gibi ilk önemli ressamlarımız Harbiye’de iken yabancı ressam öğretmenlerden öğrenmişlerdi. [3]Ayrıca tıbbiye mekteplerinde de anatomi için ders veren yabancı asıllı ressamlar vardı.

Sultan Abdülaziz’in Tıbbiye idadisi resim öğretmen yardımcısı Ahmet Ali Efendi, Şeker Ahmet Paşa ile Mektebi Harbiye mezunu Süleyman Seyit Efendi’yi bu okula göndermesi ile askeri ressamlar kuşağı oluşmaya başlamıştı. [4] Bu sayede  Halil Paşa , Ahmet Ali Paşa, Miralay  Süleyman Seyyit gibi öğrenimini Avrupa da tamamlamış sanatçılarımızla yurt dışına gitmediği halde bu ressamlarla aynı kategoriye giren  Hüseyin Zekâi Paşa  Askeri ressamlar kuşağının oluşmasını sağlayan kişiler olmuşlardı.

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin asker kökenli ressamlardan sivil kuşağa geçiş, Çallı Kuşağı olarak bilinen  İzlenimci ressamlar kuşağıyla gerçekleşmiştir. Türk Resminde figür geleneğini başlatan  Osman Hamdi Beyden bu ressamlara geçiş, aynı zamanda modernleşme sürecinin de başlangıcını oluşturur.

 1914 Çallı Kuşağı olarak adlandırılan bu dönemin sanatçıları Türk İzlenimcileri):   İbrahim ÇallıFeyhaman Duran  ,  Hikmet Onat Nazmi Ziya Güran ,  Namık İsmail ,  Hüseyin Avni Lifiç,  Sami Yetik',   Şevket Dağ,  Mehmet Ruhi Arel, Ali Sami Boyar gibi ressamlardan oluşur.

Bu ressamlar Enver Paşa’nın Şişli de bir atölye açarak savaş resimleri yapmalarını istemesi ile  bir anlamda bir resim topluluğu haline de gelmiş olurlar. Şişli'de kurdukları bir atölyede daha çok büyük boy savaş resimleri yaparak Viyana ve Berlin'de Osmanlı Muharebe Resimleri sergisi planlandı. Kısa sürede hazırlanan eserler Viyana'ya götürüldü. 1918 yılında Viyana Üniversitesi salonlarında sergi açıldı. Türk ve yabancı protokolün açılışa katıldığı sergi Türkiye sanat çevrelerinde duyuruldu. Dönemin gazete ve magazin dergilerinde yer aldı. Böylelikle böyle bir resim topluluğunun oluşmasında Enver Paşa’nın da  etkisi olmuş oldu.[5]

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/1/1f/Turgut_Zaim_yorukler_koyu.jpg    

 Turgut Zaim                                                                        İbrahim Çallı – Portre

CUMHURİYET DÖNEMİ RESİM SANATI

Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra 1924 yılında yurt dışına gönderilenler arasında beş ressam bulunması güzel sanatlara verilen önemin bir göstergesidir. Bu uygulama diğer yıllarda da devam etmiş, yalnız resim sanatçılarına değil güzel sanatların başka kollarında yetenekli gençlere de yurt dışında eğitim olanağı sağlanmıştır. Cumhuriyet dönemi resim çalışmalarına bakacak olursak Cumhuriyetin ilanından önce kurulmaya başlayan resim birliklerinin Cumhuriyet döneminde de kurulmaya devam ettiğini görürüz.

Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği hareketi Türkiye’de çağdaş Türk sanatının devrimci diye niteleyebileceğimiz büyük adımların atıldığı döneme yani 1920’li yıllara rastlar. Tam tarihiyle söyleyecek olursak,  Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği 1929 yılında kurulmuştur. Ancak bu hareketin tohumları 1923 yılında atılmıştır. Öncülüğünü ve kuruculuğunu Refik Epikman , Zeki Kocamemi  , (1901-1959) Hamit Görele ,  Ali Çelebi (1904-1993)’nin yaptığı grup, izlenimcilerin aksine, renkten çok çizgisel kuruluş üzerinde durmuşlar, özellikle de Alman anlatımcı ve kuruluşçu resminden esinlenmişlerdir.

Geleneksel Galatasaray sergileriyle isimlerini duyuran derneğin ressamları arasında Refik Epikman , Hamit Görele , Nurullah Berk , Şeref Akdik , Hale Asaf  , Mahmut Cûda' , Cevat Dereli  (1900-1989), Zeki Kocamemi  Ressam Ressam Ali Avni Çelebi  ,  Muhittin Sebati,  Edip Hakkı Köseoğlu ,  Ratip Aşir Acudoğlu  ve Turgut Zaim v bulunmaktadır.[6]

 

 Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’in Özellikleri

 Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin en çarpıcı tarafı ressamların ortak özelliklerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Hemen hemen hepsi değişik akımların etkisi altında çalışmışlardır. Bu ressamlarımızın hemen hepsinin renkçi kaygılardan çok resimlerinde, desen sağlamlığına ve çizgiye önem verdiklerini ilk bakışta fark edebiliyoruz. Müstakillerin renkten çok desene önem vermelerinin sebebi, o dönemde ressamlarımızı etkisi altında bırakan akımların ortak özelliğinin de renkten çok desen ve çizgiyi temel alan akımlar olmasından kaynaklanmaktadır. Hale Asaf, Matisse’in ilkelerini benimseyerek kullanmış olan bir sanatçımızdır. Matisse ışık-gölge geriliminin yarattığı etkiyi zıtlık renkleri kullanarak yaratmayı başarmıştır. Hale Asaf' da renklerin zıtlık kullanımını, biçimlerin ayrıntıya girilmeden verilmesini, az renk kullanımını bu tablosunda da uygulamıştır. Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı topluluğudur. Bunun yanı sıra sanatçının ekonomik özgürlüğünü de savunan ilk sanat birliğidir.

Turgut Zaim, belgeci bir kesinlik, sıcak bir içtenlik ve duyarlılığını yitirmeyen bir süreklilik ve tutarlılıkla Anadolu köylü ve göçer yaşamından sahneleri, resminde büyük bir başarı ile uygulamıştır. Eski ortaoyunu gibi tarihsel    konulara ilgi duyuyor ve  Türk Minyatür sanatında  ve resminin, geometrik kompozisyon ve şematik figür esprisinden hareketi tercih ediyordu. Turgut Zaim üslup karakteriyle geleneksel biçim iradesine bağlılığı yeğlemiş ve buna nitelikçe çağdaş bir anlamda verebilmiştir. Türk Resim Sanatının cumhuriyet dönemiyle birlikte açılan yeni ve özgün atılımları içinde, köy temalarına yönelik figür üslubuyla Turgut Zaimn yaratmayı başardığı ulusal ve yerel atmosfer, hala aşılamamış bir değer sistemi gibidir

https://www.turkishpaintings.com/content/mod_images/painters/works/large/work_2663.jpg     https://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/1/1d/S._Turan_Sar%C4%B1k%C4%B1z_Efsanesi.jpg/300px-S._Turan_Sar%C4%B1k%C4%B1z_Efsanesi.jpg

Tablo: Elif Naci                                                                   Selim Turan 

 D GRUBU RESMİ VE RESSAMLARI

Beş ressam ve bir heykeltraş tarafından 1993’te kurulan D GRUBU, Türkiye’deki sanat kuruluşlarının dördüncüsü olduğundan, alfabenin dördüncü harfini isim olarak seçmiştir. 1933 yılında,  Zeki Faik İzer’in  Cihangir’deki evinde bir araya gelen;  Nurullah BerkAbidin Dino ,  Zeki Faik İzer,  Ressam Elif Naci , Cemal Tollu yeni bir sanat grubunu kurmaya karar verdiler. Berk’in önerisiyle bu grup “D Grubu” ismini aldı. [7]

1933-47 arasında on beş grup sergisi açan topluluk  Nurullah BerkAbidin Dino ,  Zeki Faik İzer,  Ressam Elif Naci ,  Zühtü Müridoğlu ,  Cemal Tollu gibi kuruculara, sonradan  Bedri Rahmi Eyüboğlu, ,  Halil Dikmen ,  Eşref Üren , Sabri Fettah Berkel  , Hakkı Anlı gibi başka sanatçıların katılmasıyla genişlemiştir.

D Grubu ressamlarının amacı, Batıdaki sanat gelişmelerini daha yakından izlemek yeniliklere uyum sağlamak, aynı zamanda da kişilik değeri ağır basan çalışmalara yönelmekti."D " Grubu' un etkili olduğu dönem, Güzel Sanatlar Akademisinde reform çalışmalarının yoğunlaştığı yılları kapsar. Grupla birlikte, sanatın amacı ve işlevi konusunda Türk basınında eleştiri ve tartışma yazıları çoğalır, fikir ve kültür adamları, bu tartışmaya doğrudan katılmaya başlarlar[8]

D grubu sanatçıları farklı sanat anlayışlarını benimseyen ressamlardan oluşur ortak yanları Avrupada eğitim görmüş olmaları, örgütlenmek istemeleri, dayanışma kurmaya çalışmış olmalarıdır.  d Grubu, Avrupa’ya gönderilip sanat eğitimi almış, Cumhuriyet döneminin sanatçılarından oluşmuştur. 

 Ressam Elif Naci, ilk resimlerinde soyut resme ilgi duymuş, Çallı Kuşağının etkisinde resimler yapmıştı.  Daha sonra. “Yarı-akademik, yarı-empresyonist bir eğilimi akla getiren, peyzaj ve natürmort gibi klasik konuları içeren resimler” yapmaya başlamış, en sonunda Selçuklu, Osmanlı, minyatür motif ve figürlerine ilgi duyan resimlere yönelmiştir.[9]

Nurullah Berk, ressamlığının yanı sıra yazar ve düşünür kimliğiyle de Çağdaş Türk Sanatı’nda etkin bir rol oynamıştır. Doğu ve Batı ikilemi içinde bunalan bir sanat ortamında geometrik-figüratif bir anlayışı geleneksel tasvir sanatlarımızdan yola çıkarak özgün bir temel üzerinde yorumlamıştır.

 Zeki Faik İzer de, bir süre sonra soyut anlatım biçimlerine yönelecektir. 1950’li yıllarda figür soyutlamasına dayanan eserler üreten İzer, 60’larla birlikte lirik tarzda soyutlamaya dayanan non- figüratif bir anlayışa yönelmiştir. Bu resimler, çizgi ve leke değerinin ön plana çıktığı hareketli, dinamik fırça vuruşlarıyla tanımlanan renkçi çalışmalardır. Zeki Faik İzer, resmin her türlü teknik ve malzeme olanaklarından yararlanmayı ve araştırmayı seven bir sanatçıdır. Fresk ve duvar halısı üzerine de çalışmalar yapmıştır.[10]

 Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911–1975) non-figüratif resim yerine figürleri aşırı deformasyona uğramış biçimlerle resimlerini şekillendirmiştir. Etkilenmekten korkmadan insandan çok şeyler almasını bilmiş, beğendiği bir motifi alıp kullanma özgürlüğünü kendinde bulmuş ve bu etkileşimler sonunda aldığı motifleri kendine özgü üslubu içinde özümseyerek kendine mal etmiştir. Bedri Rahmi Eyuboğlu, Yaşayan Türk halk kültürünün önemini ve değerini ilk kavrayan sanatçılarımızdan birisi olarak geleneksel Türk el sanatlarımızdan seçtiği motifleri, Anadolu nakışları, dokuma, kilim ve yazma motiflerini özgün bir üslupla kaynaştırarak çağdaş resimsel tekniklerle yorumlamıştır.

 

YENİLER- LİMAN GRUBU

1940’da akademinin yüksek resim bölümünün faaliyete geçmesiyle bir grup ressam, toplum yaşamına ağırlık veren yeni bir topluluk çevresinde birleştiler. Hepsi de Leopold Levy’nin öğrencileri olan bu gençler bu topluluğun adına “Yeniler” ya da Liman grubu demişlerdir. Grubun amacı, toplumla ilişkisi zayıflamış olan sanatı, toplumsal yaşamdan aldığı konulara ağırlık vermek suretiyle, insan ve çevre temeli üzerinde geliştirmektir.  1941 yılında Nuri İyem  başta olmak üzere, Agop Arad , Kemal Sönmezler,  Selim Turan' ,  Fethi Karakaş  Ferruh Başağa  ve   Mümtaz Yener gibi Toplumcu Gerçekçiler sanat anlayışını benimseyen sanatçılar tarafından kurulur. [11] Bu gruba daha sonra Ressam Avni Arbaş gibi başka sanatçılar da dahil olur.

Bu grup, kendilerinden önceki “D” grubunun sanat tutumuna karşı çıkarak İstanbul limanını ve orada çalışanları, gerçekçi bir gözlemin ışığı altında inceleyerek tablolarına aktarmaya başlar.    ( bkz  Nuri İyem Hayatı ve Resim Sanatı)

Kendilerini, içinde yaşadıkları toplumun bir parçası olarak gören bu ressamlar, klasik ve alışılmış konuların dışına çıkmaya ve toplumla diyalog kurmaya çalışmışlar, sanatımıza toplumsal gerçekçi bir görüşü egemen kılmak istemişlerdir. 1959’da kurulan “Yeni Dal” grubu, “Yeniler’in bir devamıdır.

İlk dönemlerinde nesnel figürlere dayalı resimler yapan Nuri İyem 1948 yılından sonra soyut resme yönelmiştir. Her iki resim anlayışında da kendine özgü bir stil yaratmayı başarmıştır.

Türkiye’de Soyut resmin öncüleri arasında olan  Selim Turan' ,   kendini yenileyen arayışlar içinde olmuş, Batı kültürü ile Anadolu geleneksel kültürünü ustalıkla kaynaştırmayı bilmiştir.

 Ferruh Başağa, “Devlet Resim ve Heykel Sergisi’ne soyut resimleriyel  katılan ilk ressam olmuş, 1980 yılından itibaren geometrik fiğürlerlerle  ilgilenmeye başlamış, fakat geometriden faydalanarak değil, geometri düşüncesinin içine dalarak çalışmalarına devam etmiştir. “ Genellikle her resim için tek bir renk seçerek üçgen formları “ sivrilen uçları birbiri ardından ve birbiri içinden gelişerek yükselmekte ve ön planda daha koyu ve belirgin olan biçimler, arka planlarda giderek saydamlaşmakta yeni bir espas derinliği etkisi yaratan “  sınırları olan sonsuzluk duygusu yaratan , yer çekiminden vb kurtulmuş duygusunu işleyen resimler yapmıştır.

Ressam Avni Arbaş (1919–2003). Bir anlamda sanatçı doğanın gerçekliğini bozan arka planın figürden arınarak renge dönüştüğü resimler yapmıştır. ve tuvalin yüzeyselleşmesi, ayrıntıların feda edilmesi ve ana figürün tuvalin ortasına yerleştirilerek çarpıcı biçimde öne çıkması biçiminde olduğu görülüyor. Ressam Avni Arbaş ın bunca yol aldıktan sonra resimlerinde, renk ve biçim olarak ortaya çıkan, çarpıcı yalınlıkta pür bir resme ulaştığını söyleyebiliriz. Bir bakıma onun sanatı arınmış bir sanattır.

1940 Sonrası Gelişmeler

1940'lı yıllar Türkiye’de toplumsal ve kültürel alanda yeni bir dönemin başlangıcıdır. Sanayi ve ticaret burjuvazisinin oluşması, çok partili siyasal yaşama geçiş, yabancı sermayenin ekonomik yaşama katkısı, bu dönemde gerçekleşmiştir. Aynı dönem, sanatta çok seçenekli ve araştırmaya ağırlık verici gelişmelerin de yaşandığı bir dönemdir. Resimde gruplaşmalar giderek azalmaya, kişisel çıkışlar önem kazanmaya başlar. Bir yanda yöresel eğilimlerin güçlendiğini gösteren ve 1930’lu yıllarda devletin destekleyici çabaları doğrultusunda ilk örneklerine tanık olduğumuz doğa ve insan gerçekliğine yönelik çalışmalar ön plana geçerken, bir yanda da soyut resmin uzantıları gündeme gelmeye başlar.

 Orhan Peker ,  Turan Erol H,  Nedim Günsür , Adnan Çoker, Adnan Turan,  Ressam Leyla Gamsız  bu dönemin ressamları arasında sayılabilir. 1940 ve sonrasının Türk resminde gözlemlenen bir başka gelişmesi, başta Paris olmak üzere sanat merkezlerine uzun süreli yerleşmelerin başlamasıdır.

Günümüz Türk Resim Sanatı

Günümüz Türk Resmindeki eğilimler çok ve çeşitlidir. Sanat piyasasının oluşmaya başladığını gösteren ilk belirtiler, özel galerilerin devreye girmesi, sanat eğitim kurumlarının genişlemesi, özel kuruluşların destekleyici katkıları, sanatçı sayısındaki artışı olumlu yönden etkilerken, üretimin de çoğalmasına yol açmıştır. Türkiye’de 1950’ler sonrası resim sanatına yansıyan eğilimlerini şu gruplar altında toplayabiliriz:

  • İzlenimci ya da klasik- İzlenimci anlayışta, eski hocaların açmış oldukları yolu sürdürenler ve böylece gelenekçi tabanı, yeni arayışlara tercih edenler.
  • 1930 kuşağının ve onu izleyenlerin, renk karşısında biçime öncelik veren tutumlarına genellikle bağlı kalanlar, bu tutumu zaman zaman daha ileri düzeylerde değerlendirenler.
  • Yöreselci ve toplumsal gerçekçi sanat anlayışına bağlı kalanlar, sanat-toplum ilişkisini bu yönde canlı tutmaya çalışanlar.
  • Doğa gerçekliğinden hareket ederek, bu gerçekliği fantezi kalıplarına uyduranlar, resimle düşünce arasında organik bağıntı arayanlar.
  • Anlatımcı ressamlar ya da dışavurumcular.

 

Soyutçular

Safyürek (Naif) ressamlar ve resminde Safyürek öğelere yer verenler.Resim, heykel ve seramik türleri arasında geçiş arayanlar, kavramsalcılar, sanatta yeni teknolojiyi kullananlar, Batıdaki en yeni sanat akım ve eğilimlerini yakından izleyenler.

Soyut Sanat'a Yöneliş

Soyut Sanat , resim ve heykelde, yapıtın doğada rastlanan gerçek varlıkları betimlememesi anlayışı olarak tanımlanabilir. Bu tür bir anlayışla yaratılan yapıt sanat-dışı gerçekliklere gönderme yapmamakta, dolayısıyla da, yapıtın içerdiği betiler gerçek varlıklar olarak ‘tanınabilir’ nitelikte bulunmamaktadır. (Metin Sözen, Uğur Tanyeli, Sanat Kavramve Terimleri Sözlüğü)

1950’li yıllara gelinceye dek 1910’lardan itibaren bir yandan İzlenimci anlayışa bağlı çalışmalar sürdürülürken, diğer yandan 1930’lardan başlayarak şematik Kübizim örnekleri verilmiştir.

Kaligrafiden hareket edenler

Kaligrafi harfler arasındaki boşlukları belli estetik ve tasarım kurallarına göre düzenleyerek, kâğıt ya da ideografik benzeri malzeme üstüne kalem ya da fırçayla güzel ve zarif yazı yazma sanatı olarak tanımlanabilir.(Eczacıbaşı sanat ansiklopedisi) Kaligrafik özelliklerden esinlenerek ürünler veren bazı sanatçılar; Abidin Elderoğlu, M. Şevket Arman, Şemsi Arel’dir.Soyut Sanat uğraşlarında eski yazının Kaligrafik  özelliklerinden esinlenerek yeni arayışların ürünleri verilmeye başlanmıştır

Toplumcu Gerçekçiler

Toplumsal gerçekçilik, toplumsal yaşamdan sahneleri ve olayları doğalcı bir yaklaşımla işleyen anlatım türüdür. Türkiye’de 1940’larda etkinlik gösteren " YENİLER- LİMAN GRUBU ” sanatçıları bu tür resimler yapmışlardır. Bu grupta yer alan bazı sanatçılar; Mehmet Yücetürk, Edip Hakkı Köseoğlu,Nuri İyem, , Mümtaz Yener, Neşet Günal, Hüseyin Bilişik, Nedim Günsur, Zeki Kıral, Salih Zeki, İsmail Avcı, Neşe Erdok, Nedret Sekban ve Alev Ermiş Mavitan’dır

Gerçekçi doğa yorumları

Bu grupta yer alan bazı sanatçılar; Zehra Say, Şükriye Dikmen, Adnan Varınca Naile Akıncı, Şeref Bigalı, Cemil Eren, Kainat Barkan Pajonk, Muammer Öner, İbrahim Bozkuş, Oya Kınıklı, Fahrettin Baykal ve Aysu Koçak’tır.

İzlenimciler

İzlenimcilik  empresyonizm olarak da bilinir. İzlenimcilier cisimleri gördükleri gibi betimlemekle birlikte kesin dış çizgiler kullanmayarak biçim özgürlüğüne ulaşmışlardır. Işık önemli bir öğe olarak kullanılmış, koyu tonlardan kaçınılarak, ışığı en iyi yansıtan parlak ve açık renkler yeğlenmiştir. Su ve kar, yansıtıcı niteliklerinden ötürü en sevilen temalardır.

(Eczacıbaşı sanat ansiklopedisi) Bu grupta yer alan bazı sanatçılar; Eşref Üren,, İbrahim Safi, Adil Doğançay, Şefik Bursalı, Sami Lim, Naim Uludoğan, Fikret Kolverdi, Yaşar Yeniceli, Ülkü Uludoğan ve Vural Yıldırım’dır.

Gerçeküstücüler

Gerçeküstücülük, sürrealizm olarak da bilinir. Bu grupta yer alan bazı sanatçılar; Tiraje Dikmen, Şadan Bezeyiş, Nuri Abaç, Erol Akyavaş, Mehmet Güleryüz, Burhan Uygur, Muammer Durmuş, Ergin İnan, Muzaffer Akyol, Hanefi Yeter, Serap Demirağ, Kemal İskender, Erol Bulut, Ali Kotan’dır.

Doğadan soyutlama yapanlar

Bu grupta yer alan bazı sanatçılar;Hamit Görele, İlhami Demirci, Ercüment Kamlık, Selahattin H. Taran, Tayfur Sanlıman, Gencay Kasapcı, Ünsal Toker, Devrim Erbil, Erol Eti, Ayten Yetiş Doğu, Hasan Akın, Ahmet Özol, M. Zahit Büyükişleyen, Veysel Günay, Hatice Odabaşı, Mahmut Celayir ve Yusuf Taktak’tır.

Dışavurumcular

Dışavurumculuk, Ekspresyonizm ya da anlatımcılık olarak da bilinir. Sanatçılar Ekspresyonist olmak koşuluyla farklı anlatım dilleri geliştirmişlerdir. Örneğin, Almanya’da Die Brücke (köprü) sanatçıları figüratif bir dil benimsemişler; öte yandan, Der Blaue Reiter sanatçıları soyut anlatımı yeğlemişlerdir. Figüratif anlatımda amaç gerçek yaşamın karmaşık ve acı dolu duygularını yansıtmak, soyut anlatım da da mutlak özü ve yaşamın şiirselliğini yansıtacak yeni biçimler bulmaktı. Bu grupta yer alan bazı sanatçılar; Fikret Mualla, Cavit Atmaca, Fikri Cantürk, Tülay Tura Börteçene, Mustafa Ayaz, Metin Talayman Nevhiz Tanyeli, Oktay Anılanmert,Mehmet Özet, Ali Candaş, Aka Gündüz Temur, Zafer Gençaydın, Ali İsmail Türemen, Veli Sapaz, Cihat Aral, Jale N. Erzen, Mehmet Güler, Mahir Güven ve Salih Keleş’tir. [12]

Minimalistler

Minimalizm, modern sanat ve müzikte, kökeni 1960'lara giden, sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akımdır. ABC sanatı, minimal sanat gibi tabirlerle de anılır. Soyut dışavurumculuğun biçime ve duyguya verdiği aşırı öneme karşı bir tepki olarak, nesnenin nesne olma özelliğine dikkat çekmek ve ifade, tarihsel, sembolik anlamlarını minimuma indirmek amacıyla hareket eden minimalist sanatçılar, nesnelere ve nesnelliğe olan bu ilgi nedeniyle genellikle heykel üzerinde yoğunlaşmışlardır. Süreç sanatı, arazisanatı, performans sanatı ve enstalasyon sanatı minimalizmden etkilenerek ortaya çıkmıştır.Bu grupta yer alan bazı sanatçılar; Tülin Onat, Server Demirtaş ve Mürteza Fidan’dır

 

Naifler

Naif resim, saf bir içtenliğin süsleyici öğelerle bütünleştiği örnekleriyle hasta ve çocuk resimlerinden temelde ayrılmaktadır. Modern resim araştırmaları, naif resim olgusuyla fazla ilgileniyor değillerdir fakat cesaretle renk kullanabilen, gerçek ya da hayali süs öğelerini bazen fantastik boyutlarda resim düzenine mal etmesini bilen naiflere rağbet eden çok sayıda koleksiyoncu da vardır. Resim sanatının herhangi bir eğitim sorunuyla ilişkisinin bulunmadığı koşullarda, bağımsız özellikleriyle naif sanatçılar, önemli bir ilgi kaynağı oluşturabiliyorlar.

Bu grupta yer alan bazı sanatçılar; İhsan Cemal Karaburçak, Cihat Burak, FahirAksoy, İbrahim Balaban, Hüseyin Yüce, Oya Katoğlu, Hikmet Karaburçak, Berna Türemen,Nadide Akdeniz ve Ayşe Özel’dir

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

  • Turan EROL, Günsel RENDA –Geçmişten Günümüze Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi –sayfa 78–83 –Tiglat Yayınları 1980 )
  • Çağdaş Türk Sanatı, Sezer Tansuğ, Remzi Kitabevi yayınları,1. basım,1986,
  • Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, Günsel Renda -Turan Erol Sunuş: Suut Kemal Yetkin, C. : 1 Tiğlat Basımevi)
  • Güvemli, Z., 1975, Şeker Ahmet Paşa, Türkiyemiz Dergisi, Ak Yayınları, sayı 16, s .38-43 Nüzhet İslimyeli –Asker Ressamlar, Ankara 1965 Doğuş Ltd. Şti. Matbaası
  • Serkan Azeri, Türk Resim Sanatında Asker Ressamlar, AkhisarSanat
  • https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2172
  • Çağlar Erbek, Türk Resim Sanatı, ttp://www.genbilim.com/content/view/)
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Ressam_Halil_Paşa
  • org/wiki/Şeker_Ahmet_Paşa
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_Nuri_Pa%C5%9Fa_(ressam)
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Sülleyman_Seyyid
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Asker_Ressamlar
  • https://www.turkresmi.com/klasorler/19uncuyuzyilturkressamlari/index.htm
  • https://www.turkresmi.com/klasorler/19uncuyuzyilturkressamlar

Kaynakça 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirisiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış