Cumhuriyete Kadar Resim Sanatımızın Tüm Özellikleri

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 13 Ekim 2011 Perşembe aaa Beğen 2
 
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/4/44/Hiung-nu_kemer_ba%C4%9F%C4%B1.jpg

Hiung- Nu Kemer Bağı-m.ö. 3'ncü-2'nci yüzyillarindan kalma Hiung-nu sanati, Mogolistan ya da güney Sibirya. Altin; 2 5/8 x 3 1/8 in. (6.7 x 7.9 santim)
( Resim alıntı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Hiung-nu_kemer_bağı.j)


Türk Resim Sanatı’nı, üç dönemde incelenmelidir.

* İslam’dan Önce Türk Resim Sanatı
* İslam’dan Sonra Türk Resim Sanatı
* Batı Etkisinde Türk Resim Sanatı

 

1. İslamiyet'ten Önce Türk Resim Sanatı


Halı,Kilim, ,  KUMAŞ ve derilerdeki işlemelerle, kullanılan günlük eşya ve silahların yüzeylerindeki Motifleri Türklerin Resim Sanatına olan yakınlığını ve bu alandaki yeteneklerini gösterir. Hunlar, , Göktürkler ve Uygurlar eskiden Bengü ve Mengü veya Balbal adları verilen hatıra taşlarına ölen kahramanın adı, unvanı ve memuriyeti ile yaşı yazılarak ebedileştirilirdi. (Prof Nejat Diyarbekirli“Ortaasya’dan Anadolu’ya Türk sanatı ve kültürü )

Bu taşlar insan bedenine benzetilir hatta ölen kişinin heykeli haline getirilmeye çalışılırdı. Kimi balballar başı, gövdesi, yüz hatları olan heykel tarzında yapılıyordu.

Türk Resim Sanatına dair ilk örnekler Eski Türklerde göçebeliğin  göçer ve doğal yaşamlarından izlerini taşımaktadır. Türklerin göçer yaşam koşullarını görüntüleyen ve izlerini taşıyan ilk fiğürlerin hayvan resimleri ve mücadeleleri olduğu anlaşılmaktadır ,Türk hayvan üslubu motifleri koşum takımları, eyerler,Halı ve Kilim , Keçe., şabak üzerinde görülmüştür.

Zıt kavramların mücadelesini (iyi, kötü, aydınlık, karanlık, vb.) sembolize eden bu mücadele sahneleri, insan-hayvan mücadele sahneleriyle beraber, tarih öncesi devirlerdeki "hayvan-ata" inancı ve "hayvan biçimine girme" teması ile ilgilidir. (Prof Nejat Diyarbekirli“Ortaasya’dan Anadolu’ya Türk sanatı ve kültürÜ


XI.-XIII. Yüzyıl Anadolu Selcuklu  Sanatında da buna benzer hayvan tasvirleri, ejder ve yılan figürleri çok sayıda kullanılmıştır. İslâm sanatında da ejder figürlerinin ayrı bir yeri vardır. Orta Çağ İslâm dünyasında ejderler kapı tokmağı ve hem de yapıyı her türlü kötülükten koruyan bir muhafız olarak düşünülmüştür. Bu motifin kaynağı Orta Asya Çin sanatı olup, buradan Sasani, İskit, Hun sanatına girmiş, on iki hayvanlı Türk takviminde yer almıştır. Hayvan mücadelerine ait fiğürlerin Hun ve diğer Türk sanatlarında çok kullanılmasının nedeni Orta Asya kökenli ulusların yılın on iki ayını gösteren on iki hayvanlı takvim ile ilgilidir.


Kaya resimlerinde ayrıca, süvari tasvirleri, savaşan insan figürleri, arabalı çadır tasvirleri, bazen kuyruğu düğümlü, "moncuk" denilen püskül süslemeli at tasvirleri, kurt, dağ keçisi, geyik vb. çeşitli sembolik ve mitolojik anlamlara sahip hayvanlarla ilgili kompozisyonlar, dinî inançlar ve günlük hayata ait sahneler vb. çeşitli unsurlar yer almaktadır. ( bkz. ESKİ TÜRKLERDE MİNYATÜR VE RESİM SANATI) İskit sanatı ile etkileşimleri ortaya koyan bu bulgular pek çok sanat tarihçisi ve tarihçinin kafasını karıştırmaktadır. İskitlerle Saka Türklerinin aynı kavim olabileceğini düşündürten bu benzerlikler bu bakımdan manidardır.

Selenga nehrinin Baykal Gölüne aktığı yerin civarında bulunan bu bölgede çıkarılan m.ö I. yy ait Hun Türklerine ait, 212 kurganın bulunduğu Noin-Ula Eski Türk Kurganlarının birinde bulunan ve Hun Türklerine ait bıyıklı iki insan başı portresi Göktürk,  ve Uygur, porte Sanatının öncüsü olarak kabul edilir. Aynı şekilde Külteğin ve eşinin taştan yapılmış büstleri buna örnek gösterilebilir. Orhun anıtlarının içerisinde kaplumbağa heykeli de resim ve heykel sanatımızın ilk buluntuları arasında gösterilebilir. Orhun, Yazıtlarındaki bu heykellerin Çinli ustalar tarafından yapıldığına dair görüşler de bulunmaktadır.

M.Ö. III. yy' a ait Pazırık kurganından çıkan Pazırık  halısı özünü tamamen tabiattan alan canlı ve hareket dolu hayvan figürleriyle kendini göstermektedir. Hayvan figürlerinden at ve geyik ön plana çıkmaktadır.  ( Prof Nejat Diyarbekirli“Ortaasya’dan Anadolu’ya Türk sanatı ve kültürü )Halının en iç ve en dıştaki dar bordürlerinde arslan-grifon figürleri, içteki birinci geniş bordürde sığınlar, dıştaki geniş bordürde ise 28 tane atlı figürü bulunur; sığınlar, 24 tane olup atlıların ters yönünde sıralanmıştır. Atkuyrukları nın düğümlenmiş olması göze çarpmaktadır ki bu, bir Türk geleneğidir. Atlıların giyimleri de Bozkır Kültürü’ne uygundur. İki bordür arasında, motiflerden oluşan başka bir bordür vardır. Ortadaki dar bordür, dört yapraklı çiçek motifleri ile süslenmiştir. Halının al renkli orta zemini, eşit ölçülerde 4 x 6 biçiminde 24 kareye bölünmüş olup bu karelerin sayısı akla 24 Oğuz boyunu getirmektedir.

Altın Muharip'in çıkarıldığı KURGANLAR da üç binden fazla
 Altın eşya,Seramik  küpler, tahta tabaklar, iki  Gümüş çanak bulunmuştur. Gümüş çanak içinde Göktürk,Alfabelerin Harfleri inin ilk normları görülmektedir. Realistik resimlerle ilgili süsleme sanatı bu kurganda da bulunmuştur. http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/islamiyet-oncesi-donem/turklere-ait-ilk-kurganlar-ve-anitlar.html) Pazırık kurganındaki Kadının giysileri arasında bulunan bir sincap kürkü, koç kafası figürlü altın levhacıklarla süslüdür.Kemerinden kopmuş gümüş tabakalarda da koç figürü bulunmaktadır. Kuganda bulunan at koşum takımları ve eyerlerin yüzleri ise yün aplike ile grifonlar ve efsanevî hayvan resimleri, hayvanların üzerlerine abanan yırtıcı hayvan figürleri ile abartmalı bir biçimde süslenmiştir. (KAYNAK : Prof Nejat Diyarbekirli“Ortaasya’dan Anadolu’ya Türk sanatı ve kültürü” )

Fakat Uygurların dışındaki diğer Türk devletlerinden günümüze ulaşan sanatsal bulgular Türk kültürünün o yıllardaki ulaştığı boyutu göstermek için yeterli değildir. Aynı bölgelerde Uygurlardan  önce faaliyet gösteren ve göçebe bir yaşantıya sahip bulunan  diğer Türk Devletlerinin sosyal ve kültürel hayatlarını günümüze aksettiren sanat eserlerinin sayısı oldukça azdır. Bunda yerleşik hayata yeterince geçilememesinin  ve daha çok fütuhatçı bir teşkilat yapısına sahip olmalarının da rolü büyüktür. Ayrıca bu dönemlere ışık tutabilecek, bilimsel çalışmalar ise kısıtlı düzeydedir.


http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/55/Museum_f%C3%BCr_Indische_Kunst_Dahlem_Berlin_Mai_2006_064.jpg/300px-Museum_f%C3%BCr_Indische_Kunst_Dahlem_Berlin_Mai_2006_064.jpg

 

Uygur Türkleri zamanında yazılan kitaplarda, minyatür tekniğine uygun resimler bulunmaktadır. Bunlarda rahipler, vakıf yapanlar, müzisyenler tasvir edilmektedir. Kompozisyon sıralama halinde ve si­metrik bir düzene göredir. Koyu mavi ve kırmızının çok olduğu parlak renkler kulla­nılmıştır. Uygurların Budist resim sanatının en mühim abidesi Murtuk civarında Bezeklik’de bulunan mabettir. İnsan yüzüne ferdî bir hususiyet vermek, yani portre yapmak sanatı, ilk defa 750′den sonra Türk duvar resimlerinde başlamıştır. O zamana kadar insan vücu­dunun diğer kısımları gibi yüz de şemalara göre çiziliyor ve resmin altına adı yazı­larak ayırt ediliyordu. Fresklerde resimlerini yaptırmak isteyen kimseler tasvir edili­yor, böylece çeşitli insan grupları Hint ve Çin rahipler, Toharlar, İranlılar görülüyordu.

“Uygurlar kendilerinden farklı insanlar ürerinde dikkatlerini toplayarak bunları tiplere ayırdılar ve tabii kendilerini de daha belirli olarak görmeğe başladı­lar. Bu durum onlara portre sanatı yaratmak ve geliştirmek imkânını kazandırdı. Portre benzerliği, aynı kıyafet ve duruşta yan yana sıralanmış rahip resimlerinde açıkça bellidir. Bunların yüzleri çeşitli insanları gösteriyor. Diğer resimlerde kendini belli eden bu portre sanatı ferdî düşünce ye şuur bakımından çok mühim bir ilerle­meyi gösterir. Bezeklik fresklerinde Uygur prensleri çok realist olarak resmedilmiştir. Sorçuk’da kadın ve erkek vakıfçıları tasvir eden bir freskte figürler hep portre hususiyeti gös­teriyor. Hoço’da dörtnala koşan bir at freski de yeni realizm için iyi bir misal olarak görülebilir. Uygur resimleri Hoço, (İdikut) Turfan, Toyuk, Yarhoto, Murtuk, Bezeklik, Sorçuk, Kuça, Kumtura, vb. şehirlerindeki mimari yapılarını süslemektedir. (Yrd. Doç. Dr. Metin YERLİ, http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/islamiyet-oncesi-donem/uygur-turklerinin-inanc-sistemlerinin-resim-sanatlarina-etkileri)


............

 

Uygurlar zamanından kalan minyatürler Maniheist kitaplardan sayfalardır. Bun­lar kısmen dinî kısmen dünyevî sahneleri canlandırırlar. Bunlardan başka büyük resimli sayfalar ve sancaklar kalmıştır ki, bunlar Mani mabetlerinde saklanır ve ayinlerde kullanılırdı. Bu Uygur minyatürleri ilerde göreceğimiz gibi, İslâm minyatü­rünün kaynağı olmuştur.

Uygurlar, tipleri ayırmak, tarihlendirmek ve portre resimlerini yaratmaktan baş­ka ilâh tasvirleri de yaparak her iki bakımdan Çin resmi üzerinde tesirli olmuşlardır. Bunlardan başka Uygur ressamları dokuzuncu yüzyılda yeni bir üslûp geliştirmiş­lerdir. Birçok küçük sahnelerle bir veya birkaç hikâyeden ibaret Tohar resimlerin­den farklı olarak Uygurlar, büyük ve sade kompozisyonları seviyorlardı. Renk ola­rak koyu lacivert ve  açık yeşil yerine kızıl kahverengi tercih ediliyordu.”(http://www.sanatevi.com/kategori/kultur-sanat)

Manihaîst minyatürler Turfan ve Kansu'da, Orta İran (Pehlevî) veya Türk dilinde ya da iki dil karışık olarak yazılan dinî kitaplardadır. Bunların üslûp özellikleri, uzun zaman devam etmiştir. VIII.-IX. yy. lacivert zeminli minyatürlerde çizgi ve ışık gölge, aynı zamanda kullanılmıştır. Bu Manihaî yazmalar, Hoça'da hüküm süren Uygur kağanlarına ithaf ediliyordu. Bögü Kağan'ın himayesiyle Mani dini yaşayabilmiş, Hoço, Kansu ve Çin'de mabetler yaptırılmış, bu sayede Uygurlar'dan Manihaî minyatür ve resimler kalmıştır. Uygur sanat merkezleri, 768'de manastırların yapıldığı, kağanın sarayı bulunan kışlık merkez ve kutsal şehir Hoço, bunun kuzey yakınında Bezeklik, doğu yakınında Tuyak, Bezeklik'in doğusunda Sengim, Hoça'nın kuzeyinde Turfan, Murtuk, Sassık Bulak, Yar Hoto, Sorçuk, Ming Öy, Kum Tura ve diğer şehirlerdir. (Yrd. Doç. Dr. Metin YERLİ, http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/islamiyet-oncesi-donem/uygur-turklerinin-inanc-sistemlerinin-resim-sanatlarina-etkileri)

Uygurlardan kalan binlerce resim örnekleri üzerinde detaylı bir çalışma yapılmamıştır. 8. 9 yy larda yapılmış pek çok Uygur resmi o yıllardaki batı resim sanatı ile mukayese edilebilecek düzeydedir. Osmanlı minyatürcüleri kendilerinden beş asır önceki Uygur resimleri ve minyatürcülerinin düzeyine erişememiştir. Uygur resimlerinin İskit ve Çin resim sanatından etkilendiğine dair görüşler olsa bile Uygur resimlerinin Uygurlara has bir üslup kazandığı mani ve buda dinlerine inanan diğer kültürlerin resimlerinden çok farklı bir karakter taşıdığı ortadadır. Resim sanatında İslamiyet’in men edici tesirlerini Uygur resimleri ve Osmanlı minyatürlerine bakarak değerlendirebilmek mümkündür. Uygur resim sanatı ile ilgili olarak düzeyli bir çalışmanın yapılması şarttır.

 

2. İslami Dönemde Türk Resim Sanatı


Türkler, Prof.Dr. Mustafa Cezar'ın çok yerinde bir tespitinde olduğu gibi; batıya karşı üstün oldukları sürece onlardan kültürel, teknolojik ya da sanatsal anlamda yararlanma ihtiyacı duymadılar. Böylece 19.yüzyıla değin geleneksel sanat anlayışlarını sürdürdüler. Göçer bir hayat sürmelerine rağmen Kurganlardan çıkan eşyalarda, Hun Göktürk ve Uygur Türklerine ait pek çok kalıntıda Türk resim sanatının izleri görülmüştür. Yerleşik hayata geçen Uygurların resim sanatları çağlarına göre oldukça gelişmişti. Uygur kentlerinden ve mabetlerinden ayakta kalan yapıların duvarları bu görüşü kanıtlayan binlerce resimlerle doludur. İslamiyet’in getirdiği yasaklamalara rağmen Selçuklu çinileri, tabak ve seramik parçalarında Uygur resim üslubunu andıran örnekler görmek mümkündür. İslami dönemde İslamiyet’in resim ve heykele karşı en edici etkileri altında kalan Türkler, ruhlarındaki resim yapma dürtüsünü, çini, taş bezemeler, oymacılık sanatı, kündekari, mezar taşları mermer oymacılığı, mihrap, minber, eyvan, medrese, kervansaray, han ve cami Taç kapılarını kenar ve alınlık süslemeleri, tezhip ,(hüsnühat) ve minyatür sanatlarında gidermişlerdir.


 

Selçuklular devrinde süsleme sanatı mimari yapıtlara da girmiş, taş üzerine kabartma olarak yapılan bu çalışmalarda insan, hayvan ve bitki motifleri süs unsuru olarak kullanılmış, minyatürlerde din dışı konular ele alınmıştır. Osmanlılar da ise minyatürün tekrar Uygur resim sanatının seviyesine kadar geliştiği görülür.
İslamiyetin engelleyici faktörlerine rağmen Resim ve minyatür sanatının İslami dönemde kurulan Türk devletlerinde kitap süslemeleri için kullanıldığı görülür. Aşağıda adı geçen Türk devletlerinde minaytür sanatının örneklerini görmek mümkündür.

 


Maniheist Uygur minyatürleri, figür tipleri ve kompozisyonlarıyla Selçuklu minyatürlerine öncülük etmiştirSel. çukluların İran’dan Mezopotamya, Suriye ve Anadolu’ya yayılmasıyla ilk Türk-İslam minyatür üslubu doğmuştur. Bu ilk tasvirlere Bizans resminin etkileri yansımakla birlikte, Uygur fresklerinin donuk-durgun resim geleneğinin etkileri görülmektedir. Bu tasvirlerde günlük hayata ait eşya ve sahneler, dönemin sosyal hayatı yansıtılmış; Habeş, Arap, Türk gibi bölgenin insanlarının figürleri işlenmişti.    
13. Yüzyılda Konya’da Abdülmü’min el-Hûyî’nin hazırladığı Varaka ve Gülşen mesnevisinin minyatürleriyle, Harirî’nin Makâmât’ının minyatürleri en önemli eserlerdir. Bu son eserde Ebu Zeyd adında birinin ilgi çekici maceraları incelenmiştir.Bu resimler gerçekçi ve natüralist nitelikleriyle dikkat çekicidir. (Özlem Demir, Müphem kalmış bir sanat, Minyatür,http://www.kadinhaberleri.com/index.php )                       

18. asırda yaşamış olan Levni, ile minyatür sanatın en güzel örneklerini vermiştir. İmparatorluğun batıya doğru yönelmesi Levni’nin minyatürlerinde de kendisini hissettirir. Önceleri çok figürlü olan minyatürler Levni, ile az figürlü hale gelmiş Levni, kişilerin karakterlerini belirtmeğe çalışmış; batılı ressamların etkisi ile, az da olsa perspektif kurallarına uymaya gayret etmiştir. Il. Mahmud’un kendi portresini yağlı boya yaptırarak çoğaltması, resim tarihimizde minyatür devrin hemen hemen sonu sayılır. Batılı ressamların memleketimize gelmesi, askeri okullara resim derslerinin konmuş olması ve bu okullarda yetişen yetenekli öğrencilerin Avrupa’ya gidip, sanatlarını geliştirmesi ile Türk resminde Batı etkisi görülmeğe başlar.

 

3. Batı etkisinde Türk Resim Sanatı


Fatih zamanında (1451–1481) batı resmi ile ilgimiz başlamıştır. İstanbul’a davet edilen Gentile Bellini( İtalyan ressam), Fatih’in bir portresi ile bir madalyonunu yapmış; saraydaki bazı odaların duvarlarını da resimlerle süslemiştir. İstanbul'un fethinin ardından doğulu ve batılı pek çok bilim ve sanat adamı sarayda toplanmıştı. Saraya gelen yabancı sanatçılar arasında Venedikli Maestro Paolo, Veronalı Matteo di Pasti, 1478-1481 yılları ara sındave padişaha çok sayıda madalyon hazırlayan Costanza da Ferrara ve Fatih'in bir portresini yapan Gentile Bellini gibi isimler bunlardan bazılarıdır. Venedik'e gidip burada çalıştığı söylenen Sinan Bey de; onun bağdaş kurmuş, elinde tuttuğu karanfili koklar bir vaziyette resmini yapmıştır. Burada batı portre resminin unsurlarıyla minyatür geleneğinin uyumlu bir kaynaşması söz konusudur. Böylece bu dönemde Osmanlı minyatüründe portre geleneğinin temelleri de atılmış olur.( http://www.turkish-media.com/forum/topic/1373-turk-resim-sanati-tarihi/)

(Rönesans Devri).Batı resim sanatına karşı ikinci ilgi III. Ahmet zamanında (1703–1730) olmuştur. Avrupa’dan İstanbul’a gelen ressamlar, çalışmalar yapmışlar ve resimlerini Dolmabahçe Sarayında sergilemişlerdir. Bu olaylar, batı resim zevkinin toplumumuza yayılmasını sağladığı gibi, o zaman ki Türk ressamlarında da yağlı boya resme karşı bir ilgi uyandırmıştır. Türk resim sanatında batı anlamı ile ilk çalışmalar III. Selim (1793) ve II. Mahmud (1835) zamanında mühendis ve harp okullarına konulan resim dersleri ile başlamıştır. Bu okullardan yetişen yetenekli gençler Avrupa’ya resim sanatı öğrenimine gönderilmiş, döndüklerinde de kendilerinden büyük yarar sağlanmıştır.
 

18. yüzyıl başlarından itibaren ise köklü bir değişim başlamış ve yoğunlaşan batılılaşma hareketleri resim alanında da etkili olmuştur. Osmanlı Türkiyesi 8217;nde ekonomik, siyasal, toplumsal veaskeri alanlarda yaşanan bu gelişmelere paralel olarak yoğunlaşan batılı tarzda yaşama isteği, doğal olarak resim sanatında da yankısını bulmuştur.

Askeri alanda yaşanan batılılaşma hareketlerine paralel olarak kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayun (1793-94), Harbiye ve Hendese-i Mülkiye gibi okullar batılı anlamda ilk resim örnekleriniverecek olan asker ressamların yetiştiği yerler olmuştur. Bu gelişmenin ardından Galatasaray Mektebi Sultanisi (1869) ve Darüşşafaka Lisesi (1873) gibi orta dereceli okullarda da resimdersleri önem kazanmaya başlamıştır. ( Çağlar Erbek, Türk Resim Sanatı, ttp://www.genbilim.com/content/view/)


http://1.bp.blogspot.com/_Hbrzvn3xa7M/SmUeQAQRjYI/AAAAAAAADQA/a4DUnIyU-i0/s400/zohb01_resize.jpg
 

Bu devirde yetişen ressamlarımız, kendilerine özgü realist çalışmalarla dikkati çekmişlerdir. Bunlardan bazıları Ferik İbrahim Paşa ve Tevfik Paşa ve Şeker Ahmet Paşa'dır. Şeker Ahmet Paşa(1841–1906), Türkiye’de ilk resim sergisini açmıştır. Osman Hamdi Bey’de (1842–1913) Eski Eserler Müzesi’ni kurarak ilk defa memleketimize müzecilik fikrini getirmiştir. Genel kültür bakımından da kendini yetiştirmiş olan Osman Hamdi Bey, bugünkü Güzel Sanatlar Akademi’sinin de kurucusudur. Güzel Sanatlar Akademi’sinden ve diğer okullardan yetişen değerli ressamlarımız, çağımıza kadar süregelen resim sanatı akımlarını toplumumuza aktarma çabası içindedir. Bunlardan Nazmi Ziya Güran (1881–1937) empresyonizm ilkelerini en yakın şekilde ülkemize getirmiş, Sami Yetik (1876–1945) milli harp sahneleriyle ün salmış, İbrahim Çallı’da (1882–1960) Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sanat kurucularından olup uzun süre Güzel Sanatlar Akademisi’nde görevler almıştır. Namık İsmail (1890–1935), Ruhi (1883–1931), Avni Lifij (1889–1927), Ali Sami Boyar (1880–1967)- Şevket Dağ (1876–1944), Feyhaman Duran (1886–1970), Hikmet Onat da (1885–1977), 1950 sonrası dönemde Nuri İyem( 1915), Neşet Günal (1923), Orhan Peker (1927–1978), Adnan Çoker (1928), Neşe Erdok (1940), ülkemizin önemli resim sanatı ustalarındandır.( http://www.msxlabs.org/forum/satirlarla-turkiye/12718-turk-resim-sanati-tarihi.html)



http://2.bp.blogspot.com/_Hbrzvn3xa7M/SmUdPwHn0GI/AAAAAAAADP4/pH4HPdqYGDg/s400/xxx.jpgB atılı anlamda Türk resim sanatının, bir üslup çizgisi ortaya koyan ilk kuşak sanatçıları arasında; Osman Hamdi Bey ve Şeker Ahmet Paşa ile birlikte ismi geçen bir diğer ressam, Süleyman Seyyid'dir. Osman Hamdi'nin bu kuşak içerisinde bir kültür adamı olarak gerçekleştirdiği etkinliklerle sivrilen kimliği, çağdaş Türk sanatı tarihi yazımında, diğer iki sanatçının ve özellikle de Süleyman Seyyid'in bir ressam olarak yeterince değerlendirilememesi sonucunu doğurmuştur.

Kuşağının diğer sanatçılarına oranla, resme yoğunlaşma konusunda daha istekli olan

ve bunun için daha fazla olanak bulduğu anlaşılan Seyyid, özellikle natürmortlarıyla dikkat çekmektedir. Osman Hamdi Bey resmin “konu” sorununa, Şeker Ahmet Paşa özellikle kompozisyona önem verirken, Süleyman Seyyid “ışık ve renk” gibi plastik unsurları ön plana çıkartır. Süleyman Seyyid’in diğer çağdaşlarına göre daha ressamca bir tavır içerisinde bulunduğu iddia edilebilir.

Asker ressamlar geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerinde insanlara ve olaylara odaklı bir yaklaşım yerine; ormanlar meyveler, çiçekler, karacalar, geyikler, koyun sürüleri ve çoban köpekleri sevgi ile işlenmiş motiflerdir.

Sanatçının iddialı zengin, büyük boyutlu natürmortları ise, sürüş ve renk olarak tercihlerini ve becerilerini en başarılı biçimde yansıttığı işler olarak diğerlerinden ayrılır. İçinde yetiştiği geleneğe uyarak insan figüründen çok, doğa ile ilgilenen sanatçı



Hoca Ali Rıza başta Üsküdar sokakları olmak üzere İstanbul ve çevresine özgü görüntüleri işleyen manzara resimleriyle tanındı. Paletinden koyu renkleri ayıkladı, sulu boya ya da neredeyse sulu boya kadar ince, saydam yağlı boya resimlerinde pembeler, yeşiller ve maviler kullandı. Osman Hamdi Bey’in Oryantalizmi, yakından tanıdığı konularının fotoğraflarını çekip tablolarında birleştirdiği çizgisel bir dile dayanmaktadır. Kendi perspektifinden, içinden çıktığı kültürü tüm gerçekliğiyle ifade etmiştir

http://www.sanalmuze.org/image/ham00.jpg
 

Osman Hamdi(1842–1910) ressam ve arkeolog Ethem Paşa’nın oğludur. 1857’de hukuk öğrenimi için Paris’e gitti. Burada, Paris Güzel Sanatlar Okulu’na da devam etti. Ressam Boulanger ve Jean Leon Gerome’un atölyelerinde çalıştı. Aile içinde aldığı eğitimle, Batı kültürüne yakınlık sağlamış olduğundan Paris’teki eğitime kısa zamanda uyum sağladı. Çok yönlü bir kişiliği vardı: Hukukçu, ressam, heykeltıraş, arkeolog ve müzeci. Arkeoloji müzesinin 1881’de yeniden düzenlenerek açılmasında görev aldı. Bir eski yapıt yönetmeliği hazırlayarak eski yapıtların yurt dışına kaçırılmasını önleyecek girişimlere öncülük yaptı.

Arkeolojik kazılara katıldı, Sayıda kazısında İskender Lahti olarak bilinen yapıtın müzeye kazandırılmasında etkin rol oynadı. 1883’te, hizmete açılmasını sağladığı Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğünü üstlendi. Türkiye’de çağdaş kültürün oluşmasında etkin hizmetler olarak görünmesi gereken bu çabalar, Osman Hamdi’nin sanatçı kişiliğini gölgelememiştir. Doğulu giysiler ve görkemli görünüşler altında çektirdiği kendi fotoğraflarından yararlanarak, bunları büyük boyutlu kompozisyonlara aktardığı resimlerinde, özellikle hocası Jean Leon Gerome’un etkisinde kalmıştır.

 

Yapıtları Türk özellikler taşır ve Doğu dekorunun bu türdeki hiçbir yapıtında Hamdi Bey’in yapıtları kadar belgeselci olunmamıştır. O. Hamdi aynı zamanda güçlü bir portre ressamıdır. Bu portrelerinde kendi aile çevresinden kişileri, çoğunlukla eşini, çocuklarını, yeğenlerini model olarak seçmiştir. Manzara resimleri de yapmış olmasına rağmen, bunların sayısı figürlü resimler kadar değildir. Önemli yapıtları arasında ‘Mimozalı Kadın, ‘Silah taciri’, ‘Feraceli kadınlar’, ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’, kendisinin ve eşinin bazı portreleri sayılabilir

 

 


kaynaklar:
 
  1. Prof Nejat Diyarbekirli“Ortaasya’dan Anadolu’ya Türk sanatı ve kültürü
  2. Özlem Demir, Müphem kalmış bir sanat, Minyatür,http://www.kadinhaberleri.com/
  3. Çağlar Erbek, Türk Resim Sanatı, ttp://www.genbilim.com/content/view
  4. wikipedia.org/wiki/Dosya:Hiung-n     
  5. Şahamettin Kuzucular, http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/resim-sanati/eski-turklerde-minyatur-ve-resim-sanati.html  
  6. http://www.sanatevi.com/kategori/kultur-sanat 
  7. Şahamettin Kuzucular,http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/islamiyet-oncesi-donem/turklere-ait-ilk-kurganlar-ve-anitlar.html
  8. Yrd. Doç. Dr. Metin YERLİ, hthttp://www.edebiyadvesanatakademisi.com/islamiyet-oncesi-donem/uygur-turklerinin-inanc-sistemlerinin-resim-sanatlarina-etkileri
  9. İbrahim Kaya, Cumhuriyet Dönemi Türk Resim Sanatı http://www.izafet.com/genel-tarih/87885-cumhuriyet-donemi-turk-resim-sanati.html
  10. Anonim, http://www.msxlabs.org/forum/satirlarla-turkiye/12718-turk-resim-sanati-tarihi.htm

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirisiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...