GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KAKMACILIK ( Derleme Yazı )


20.8.2016

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KAKMACILIK

 

Orta Asya'da doğan geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından biri olan kakma sanatı Osmanlı döneminde altın çağını yaşadı. Altın, gümüş ve bakır plakalar üzerine eşsiz desen ve motiflerde sanat ürünlerinin ortaya çıkarıldığı kakmacılık, 19. yüzyılın yarısından sonra ise bir duraklama dönemine giriyor. Dünyada siyaset, iş, sanat çevreleri ve koleksiyoncular arasında büyük ilgi gören kakmacılık sanatı, Türkiye'de unutulmak üzere. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana değişik milletlerin kendi kültürlerine özgü ürünleri çıkardığı kakmacılık sanatında Türkler, Orta Asya'dan başlayarak günümüze kadar sayısız başarılı örnekler verdi.

 Kakmacılık, altın , gümüşi ve bakır gibi metal plakaları, esnemeyi önleyen özel bir karışım olan zift'e ısıl işlem ile yapıştırılarak; çok sayıda ve çeşitli şekillerde uçları olan çelik kalemlere, çekiçle binlerce defa vurularak metal levhanın yüzeyini kabartma desenlerle süsleme tekniğine deniyor. Kabartmalar; maden plakasına dıştan (yüzden) veya içten (tersten) veya hem dıştan hem de içten detayları işlemek suretiyle elde ediliyor. Maden  İşleme tekniklerinden biri olan kakmacılık tarihinin Orta Asya'ya kadar dayandığını eski  Türk destanları ve son yıllarda yapılan arkeolojik kazılar ortaya çıkardı. Kaynaklar, maden işleme teknikleri konusunda ileri giden Türklerin, bu bilgi ve becerilerini göçebelik, savaşlar ve ticaret yolları ile gittikleri diğer ülkelere de yaydıklarını gösteriyor. Kakmacılık sanatını Hindistan, İran ve birçok doğu ülkesi de geçmişten bugüne kendi kültürlerine özgü desen ve motiflerle taşıdı. 8 ve 9. yüzyıllarda Türklerin İslamiyet'i kabul etmesi, her alanda olduğu gibi maden sanatında da etkisini gösterdi. İslam sanatı soyuta dönük yüzeyle şartlı bir yapı çizerken, Türk Sanatı motifleri, gerçekçi tabiata bağlı, gözlemleri doğru, figürleri ise üzerine konulduğu mekâna göre biçimlendiren bir yapıya sahipti. Her iki sanatın karışımıyla, bitki, hayvan ve geometrik motifler, Türk Süsleme Sanatlarının Motifleri, Süsleme sanatının kural ve kanunlarına bağlı olarak yeni bir yapıda şekil bulmaya başladı. Bu anlayışın ilk örnekleri  Selçuklu eserlerinde görülüyor. Ayrıca bu devirde Türk boylarında kullanılan tekniklere yeni buluşlar da eklenince sanat tarihimizin sürekli ve kusursuz eserleri ortaya çıktı. Bu devrin başlıca örnekleri arasında şamdanlar, ibrikler, buhurdanlar, havanlar, hayvan gövdeli fıskiyeler, davullar, tartılar, küçük tokalar, gümüş bilezik ve küpeler sayılabilir.

 

Kakmacılığın altın çağı

Osmanlı devrinde maden işçiliği, Sivas, Konya, Erzurum, Diyarbakır ve Tokat gibi başlıca merkezlerin yanı sıra Bursa,  Edirne ve İstanbul'da da yapıldı. Ancak İstanbul, zamanla en önemli merkez haline geldi. 16. ve 17. yüzyıllarda yeni teknikler ve buluşlarla eşya çeşidinin çoğalması, sanatçıların iyi yetişmesi ve korunması, uygulanan motiflerin olgunluk dönemine ulaşması, maden sanatına zevk ve üstünlük sağladı. 18. yy. da ise, kakma sanatı altın dönemini yaşadı. Bu sanatla yoğrulan binlerce çeşit ürün, padişah saraylarını süslerken, ustalar, altın, gümüş ve bakır levhalara kazıdıkları imzalarının karşılığını fazlasıyla aldılar. Osmanlı döneminde meslek Enderun'da ve Kapalıçarşı'da ünleri imparatorluk sınırlarını aşan değerli ustalar tarafından öğretiliyordu. Sanat, 19. yy. yarısından sonra da duraklama sürecine girdi. Kakmacılık sanatı, Cumhuriyet Dönemiyle birlikte diğer sanat dalları gibi kaybolmaya yüz tuttu. Bugün Kapalıçarşı ve civarındaki atölyelerde sayıları bir elin parmaklarını bile geçmeyen sanat aşıkları mesleği gelecek kuşaklara taşımak için çabalıyor.

Kakma Nasıl Yapılır?

Altın ya da gümüş gibi metal plaklar, metalde esnemeyi önleyen zifte ısıl işlemle yapıştırılır. Çok sayıda ve çeşitli şekillerde uçları olan çelik kalemlere, çekiçle binlerce defa vurularak metal levhanın yüzeyi kabartma desenlerle süslenir. Kakmacılığın tekniği budur. Kabartmalar, maden plakasına içten ve dıştan veya hem içten hem dıştan çelik kalemlere çekiçle vurularak, detaylar işlemek suretiyle elde edilir. Kakma sanatında tasarım büyük önem taşıyor. Tasarım yapılacak ürünün özelliğine göre şekilleniyor. Ön taslak çalışması hazırlanır ve müşteriyle yapılacak görüşme sonrasında detaylı tasarımlara geçiliyor. Detaylı tasarımlar tamamlanınca sıra uygulama tasarımına geliyor. Bundan sonra artık astarın çekilmesi, dövü, sıvama teknikleri kullanılır, form vermek için de kakma işlemi desenler kabartma teknikleri devreye giriyor. İşin desen ve kakma işlemi bittikten sonra işin sade kısmına geçiliyor. Kaynak kesiminde ise, parçalara bölünen ürünlerin birleştirilme işlemi yapılır. Sade işleminden sonra deyim yerindeyse makyajı, yaldız işlemi yapıldıktan sonra ürün müşteriye sunulur.

 

Kakma Sanatıyla Yapılan Ürünler

Kakmacılık ve Kündekari sanatı, kabartma ve desenle yapıldığı için her türlü ürün yapılabiliyor. Ev eşyalarından ofis malzemelerine aklınıza gelen her şeyde uygulanabiliyor. Örneğin, takı, kurumsal hediyeler olarak adlandırılan kupalar, plaketler, mücevher kutusu, sigara kutusu, pipo kutusu, tepsiler, vazolar, çiçeklikler, leğen- ibrik, daha geleneksel ürünler olarak duvar aynaları, kısaca kakmacılık sanatıyla 45 ayrı dalda yüzlerce alt desenleriyle ürün yelpazesi binleri geçiyor.

Sedefkârlar, ince marangozluk işleri yapan kişilerdi. Bunlar sedef, fildişi, kemik ve benzeri maddeleri ustaca kullanarak çeşitli eşyalar yaparlardı. Sedefçiler ise yalnızca sedefi işleyen kişilerdi. Yani sedefçiler zanaatçı, sedefkârlar ise sanatçı idi. Osmanlı Devletinde mimarlar ilk önce sedefkârlık eğitimi görür, sonra mimar olurlardı. Mimar Sinan ile mimar Mehmet Ağa da bu öğrenimi alıp mimar olan ünlü kişilerdi. Evliya Çelebi,, 4. Murat döneminde sedefkârların 100 dükkân 500 kişi, pirlerinin ise Şuayb-Hindi olduğunu yazar. Sedef, renklerinin albenisi, işlenebilme özelliği ve gökkuşağının tüm renklerini yansıtmasıyla ilgi çekmiş, Sümerlerden beri çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Sedefçilik doruk noktasına Osmanlı döneminde ulaşmış, en özgün örnekleri bu dönemde verilmiştir. Edirne'deki 2. Beyazıt Cami kapı kanatları, bir rivayete göre Fatih Sultan Mehmet'in som sedeften yapılan tabutu, 3. Murat'ın Ayasofya'daki türbesinin kapı kanatları, Sultan Ahmet Camii'nin pencere ve cümle kapılarının kanatları, Balıkesir'deki Zağanospaşa Camii'nin kapı kanatları, mimari yapılarda kullanılan sedef işçiliğinin en görkemli örneklerini oluşturmaktadır. =Tarihsel Sıralama= Tarihsel sıralamayla takip ettiğimizde ve yazılı kaynaklara baktığımızda,15.y.y' da Topkapı Sarayı' Müzesi'nde birçok sedefli eşya görmekteyiz. Müzenin 1505 tarihli hazine defterinde (1) sedefli eşyaların varlığı bildirilmektedir. Hatta Raht Hazinesine ait defterlerde sedefli eğer takımlarının kayıtlarına rastlamaktayız(2),fakat bu takımların üzülerek günümüze ulaşamadığını söylemeliyiz. 16.Y.Y ; Yavuz Sultan Selim'in türbe kapısı, Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Cami kapı ve pencere kanatları, Süleymaniye Cami kapı ve pencere kanatları,3. Murat'ın yatak odası kapı kanatları. Bu dönemde sarayda sedefkârların bir atölyesinin bulunduğunu ve sedefkârların burada geometri dersi okudukları da kaynaklarda yer almaktadır. Bu yüzyılda saray atölyesinden Mehmet Usta, Dalgıç Ahmet ve Mimar Mehmet Ağa yetişmiştir. 17.y.y; sedef sanatında değişik bir tarz ortaya çıkmıştır, geometrik şekiller yerini bitkisel motiflere bırakmış. Bu dönem eserleri, Sultan Ahmet Cami Revan ve Bağdat köşkleri, Valide Sultan Dairesi, Yeni Valide Cami, en güzel örneklerdir,1. Ahmet'in tahtı,4. Mehmet'e ait saltanat kayığı, güzel örneklerdendir. 19.y.y ve 20.y.y ; Avrupa barok ve rokoko tarzı mimariyi etkilemiş ahşap daha az kullanılmaya başlanmış, sedef işlemeli eserler azalmıştır. Bu dönem eserleri 2. Mahmut tuğralı çekmece, 2. Abdülhamit'e gönderilen hediyelerdir.20.y.y'ın ilk yarısına kadar devam eden sedef sanatı, bu dönemin en ünlü ismi Vasıf Ustanın 1940 da ölümüyle son bulmuş, Küçükyalılı İsmail usta ve Nerses Ustanın ölümüyle de bu dönemin son sedefkarları tarih sayfalarındaki yerini almıştır.

Vasıf Usta ;Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında yüzen bir sergi haline getirilen Karadeniz gemisi ile çıktığı Avrupa gezisi sırasında, bu vapurun bir kamarası, Atatürk tarafından kendisine, atölye olarak tahsis edilmiş ve bu yolculuk sırasında yaptığı çalışmalarda, çekmeceler, levhalar, çeşitli müzik aletleri yapmıştır. Vapurun geziye çıkmadan önce Atatürk tarafından da ziyaret edilmesi Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında sedef sanatı için önemlidir ve ilginçtir. Yaşamının son yıllarında Güzel Sanatlar Akademisinde görev yapmış, o dönemde yaptığı sedefli kapı yüzyılın son sedefçilik örneği olarak Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesine konmuştur. Günümüzde ise özel tercih ve çabalarla bazı sanatçılar tarafından sayılı çalışmalar devam etmekde, Salih Balakbabalar ve Zeki Kuşçuoğlu gibi hocalarımız tarafından akademik olarak da yaşatılmakta ve gelecek nesillere taşınmasında çaba ve gayretlerin son bulmadığını ispatı olmaktadır. =Teknik ve Malzemeler= Sedef Sanatı malzeme ve teknik açıdan ele alındığında ilk olarak sedefi incelemek gerekir. Sedef, sıcak denizlerin akıntılı sularında tuz, kireç ve fosfordan oluşan kalker bir maddedir. Sedef'in aslı, bilindiği gibi deniz yumuşakçalarının kabuklarıdır. Taşıdığı renge göre beyaz, arusek, çöp sedef gibi isimler alır. Çok çeşidi bulunmasına karşılık sedefçilikte yalnızca belirli özelliklere sahip olan sedefler kullanılmıştır. Sedefin bir sanat eserinde ya da süsleme olarak kullanılabilmesi için işlenebilir kalınlıkta olması, gökkuşağının renklerini yansıtması renklerin göz zevkine uyması gerekmektedir. Sedef işçiliğinde sedefle beraber birçok malzemede kullanılırdı Bu malzemelerin başında ağaçlar gelirdi, kakma yönteminde oyulmaya elverişli ceviz, yapıştırma tekniğinde ise hava değişiminden pek fazla etkilenmeyen ıhlamur ağacı kullanılırdı. Maun, abanoz, pelesenk yine tercihler arasındaydı. İnce çıta ve kaplamaların çeşitli renklerde boyanmasından oluşan filetolar, bağa, fildişi ve kemikler de sedef işçiliğinin diğer malzemelerini oluştururdu. Sedefe şekil verirken kullanılan kıl testere, 1560 yılında saat zembereğinden eğe ile hazırlanan ince kıl testereler kullanılmasıyla ilk temellerini attı. Kıl testere bu sanatın en önemli aleti ve ustalık göstergesi oldu

 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, Fotoğraf, minyatür, hat ve  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış