TÜRKLERDE SEDEFKÂRLIĞIN TARİHÇESİ


 Dosya:Turkish shoes01.jpg   Dosya:Valide Sultan Dairesi Harem Topkapi 2007 96.JPG

Sedef Nedir  ve Sedefin Hammaddesi

 

Yalnız inci istiridyelerinin değil öbür yumuşakçaların kabuklarını da kaplayan ve inciyle aynı kimyasal yapıyı paylaşan maddeye sedef denir. [1] Bazı deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan ve sedefçilikte kullanılan sert, beyaz ve gökkuşağı pırıltılı, fosforik özelliği olan maddeye sedef, bu maddeyi işleyen kişiye de sedefkâr denilir.

İstiridye, midye ve salyangoz gibi yumuşakçalar, kabuklarının iç yüzeyini sedef denen beyazımsı, parlak bir maddeyle kaplar. İstiridye ve midyeler içlerine giren tanecikleri sedefle örterek incileri oluşturur. Ayrıca bazı yerlerde gelişen inci istiridyelerinin kabuk iç yüzeyini örten sedef, inciden daha değerlidir. İstiridye ve midyelerin içine yabancı bir madde girmezse inci oluşmaz. İstiridyeler genellikle çamurlu, kumlu deniz diplerinde ya da dipteki mercanlar üzerinde bulunur. İşte bu kabuklar sedefin ve sedefçiliğin hammaddesidir.

 

SEDEFÇİLİK

Sedef kakma, ayrıca sedefçilik ya da sedef işleme olarak bilinen teknikte sedef, ahşap üzerine açılan çukur veya oymalara yerleştirilir ve tahtaya temas eden yüzeyden düşmelerini önleyecek yapıştırıcılar sürülür ya da sedeflerin etrafı madeni tellerle çevrilir. Sedef kakmacılık işine sedefkârı, sedef kakma yapan ustaya sedefkâr denilmektedir. Bağa, fildişi, kemik, çeşitli filetolar ve altın, gümüş gibi kıymetli madenler de sedefkârlıkta kullanılan malzemelerdir.

Sedefler, Beyaz, arusek, çöp, taş sedef olmak üzere çeşitlere ayrılır. Uzun ömürlü olan ve sedef işlemeciliğinin hammaddesi olan bu kabuklara milyonlarca yıllık fosiller halinde karalarda da rastlamak mümkündür. Sıcak denizlerde yetişen çok iri yumuşakçaların kabukları, zengin sedef kaynaklarıdır

Sedef hem diğer sanatlarda  Süsleme unsuru olarak hem de başlı başına bir malzeme olarak kullanılmıştır. AHŞAPın yanında, Altınla beraber, zümrüt, yakut, lal taşı gibi değerli taşlarla beraber hatta Gümüşle beraber yan yana kullanılabilmektedir. Sedef işlenmiş malzemeler oldukça güzel bir görüntü yaratmakta her yerde ve çok değişik şekillerde işlenebilmektedir.

 

SEDEFÇİLİK VE TÜRKLERDE SEDEFKÂRLIĞIN TARİHÇESİ

Sedefçilik ilk çağın en eski uygarlıklarında görülmekle birlikte sedefin eşyada süs öğesi olarak uygulanışı çok sonradır. Her ne kadar bazı kaynaklar Sümer sanatında sedefin traş edilerek ahşaba uygulandığı arkeolojik kazılarda ele geçen örneklerden ortaya çıkmıştır. Sedefçiliğin Uzakdoğu ve Güney Asya'da (Hint Sanatında) da çok eskiden beri bilinmekte olduğu bu döneme ait bulgulardan ortaya çıkmıştır. [2] Doğal lake ve sedefin kullanılması daha 2000 yıl önce Çin'de uygulanmıştır ve bir çok Doğu Asya ülkesinin sanat tarihinde de görülmektedir.  [3] Babür Hanedanlığı 1526-1707 yıllarında batı Hindistan'da Avrupa kraliyet üyeleri, dini ve ticari müşteriler için ihracat yapmış olduğu bilinen bir gerçektir.

Sedef geometrik şekilli parçalardan oluşan bir tabak Çin'de bulunan Tang Hanedanlığı'na (618-906) ait sedef işlemeciliğinin en eski delilidir. Orta Asya Türkleri arasında sedef kullanımını belgeleyen hiçbir kanıt olmamasına rağmen, Marco Polo ve çeşitli Bizans elçilerinin anılarında Ortaasya Türklerinin sedef işlemeciliğini bildikleri açıkça anlaşılmaktadır. Buna ek olarak Kazan Tatarlarının sedef kaligrafik yazıtlar yaptığı bilinmektedir.[4]

Sedef süslemelere rastlandığını bildirseler de, sedefin en yaygın ve en gelişmiş şekliyle Türk  Osmanlı Sanatında görüldüğü bilinen bir gerçektir. Osmanlıda sedef işlemeciliğinin ilk örneklerini 15. yüzyıl sonlarına doğru görmek mümkündür. Edirne'deki tek kubbeli Beyazıt camiinin kapı kanatlarında görülen sedef işçiliğinin XVI. yüzyıl da olgunluk devresine girdiği bilinmektedir.

Sedefkârlar, ince marangozluk işleri yapan kişilerdi. Bunlar sedef, fildişi, kemik ve benzeri maddeleri ustaca kullanarak çeşitli eşyalar yaparlardı. Sedefçiler ise yalnızca sedefi işleyen kişilerdi. Yani sedefçiler zanaatçı, sedefkârlar ise sanatçı idi. Osmanlı Devletinde mimarlar ilk önce sedefkârlık eğitimi görür, daha sonra mimar olurlardı.[5]

16.ve 17. yüzyıllar, sedefli eşya kullanmanın İstanbul'da bir moda haline gelmiştir. Üçüncü Murad'ın Ayasofya Camii haziresindeki türbesinin kapı kanatlarına Dalgıç Ahmed Ağa; Sultanahmet Camii'nin pencere ve cümle kapısı kanatlarına da Mimar Mehmed Ağa gibi ünlü yapı ustaları tarafından sedef kakmalar yapılmıştır. Evliya Çelebi, Dördüncü Murad devri sedefkârlarından bahsederken şöyle diyor: "100 dükkân, 500 neferdürler. Pirleri Şuayb-i Hindi'dir..."[6]

Sultan Ahmet Camii'nin pencere ve cümle kapılarının kanatları, Balıkesir'deki Zağanospaşa Camii'nin kapı kanatları, mimari yapılarda kullanılan sedef işçiliğinin en görkemli örneklerini oluşturmaktadır. 16.Y.Y; Yavuz Sultan Selim'in türbe kapısı, Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Cami kapı ve pencere kanatları, Süleymaniye Cami kapı ve pencere kanatları,3. Murat'ın yatak odası kapı kanatları. Bu dönemde sarayda sedefkârların bir atölyesinin bulunduğunu ve sedefkârların burada geometri dersi okudukları da kaynaklarda yer almaktadır. Osmanlı Sedef kakmacılığında geometrik desenler, çiçek, yaprak gibi doğadan alınmış naturel desenler ile rumî, barok ve arabesk motifler ağırlık kazanmıştır.[7]

17.y.y; sedef sanatında değişik bir tarz ortaya çıkmıştır, geometrik şekiller yerini bitkisel motiflere bırakmış. Bu dönem eserleri, Sultan Ahmet Cami Revan ve Bağdat köşkleri, Valide Sultan Dairesi, Yeni Valide Cami, en güzel örneklerdir,1. Ahmet'in tahtı,4. Mehmet'e ait saltanat kayığı, güzel örneklerdendir. Sedef işçiliğinin, Enderunlu ustalarca yapılmış örneklerini günümüzde tarihi müzelerde görmek mümkündür.

 

Bu bakımdan Osmanlı ülkesinde bu  Sanat  çok rağbet görmüş, kapı ve pencere pervazları, rahleler, minberler, kuran kılıfları sandıklar, sultan kayıkları, sultan köşkleri; yatağan kabzası, hattat hokka takımı; Kavukluk, nalın, sandık, kutu, kapı, sehba, dolap kanatlar, tüfek,  piştol,  kılıç ve kama gibi silahların da süslemeleri,  kürsü, çekmece, silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, kahve takımı, taht, masa, karyola, resim çerçeveleri, sandukalar, askılıklar vb pek çok eşya üzerinde sedef işleme sanatı icra edilmiştir. Öyle ki, Hocazade Saadeddin,Fatih Sultan Mehmet  'in cenaze töreninden bahsederken, "Tabutun som sedeften yapılmış olduğunu" bildirmektedir (kanaatimizce burada "sedef kaplamalı" bir tabut tarif edilmektedir). 15. yüzyılda Topkapı SarayI dâhilinde bir sedef atölyesi kurulduğu ve burada Sedefcilik sanatı öğretildiği kaydedilir.[8]

Türk-İslam sanatının vazgeçilmez süsleme sanatlarından biri haline gelen Sedef Kakma Sanatı gelişimini sürdürmüş, kıvrılma, dallanma, ana veya yardımcı bağlarla bağlanma, birbirini kesme ve düğümleme gibi yollarla, çeşitli kompozisyon imkanı veren Rumiler, geometrik desenlerle birlikte kullanılmaya başlanmış ve doğadan stilize edilerek alınan çiçek motifleri (lale, karanfil, gül) kullanılmaya başlanmıştır.[9]

Osmanlılarda On yedinci yüzyıl  Sedef işçiliği doruk noktası ulaşır. Sonraki yıllarda Barok Sanatının olumsuz etkisi ve ekonomik yapının bozulması sedefçilik sanatında bir duraklama dönemi başlatmış, ucuz ve sanat değeri olmayan eserler üretilmeye başlanmıştır. Ancak Abdülhamit devrinde, yabancı kral ve diplomatlara sedef hediye verebilmek için saray sedefkârlığının korunmasına çalışılmıştır. Esaslı bir "ince marangoz" olan İkinci Abdulhamid, Yıldız Sarayı'nda kurduğu Sedefhane'de kendisi de bizzat çalışarak latif eserler vermiştir.

19.y.y ve 20.y.y; Avrupa Barok ve Rokoko tarzı mimariyi etkilemiş Geleneksel sedef ve  Ahşap işleme  daha az kullanılmaya başlanmış, sedef işlemeli eserler azalmıştır. Bu dönem eserleri 2. Mahmut tuğralı çekmece, 2. Abdülhamit'e gönderilen hediyelerdir. Türk sedefkârlığının literatüre geçen en son "mükemmel" eseri, Vasıf Sedef'in yaptığı, Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi'ndeki kapılardır.

20.y.y'ın ilk yarısına kadar devam eden sedef sanatı, bu dönemin en ünlü ismi Vasıf Ustanın 1940 da ölümüyle son bulmuş, Küçükyalılı İsmail usta ve Nerses Ustanın ölümüyle de bu dönemin son sedefkârları tarih sayfalarındaki yerini almıştır.[10]

Sedefcilik sanatı son asrın sedefkârı Vasıf Hoca’nın ölümüyle neredeyse tarihe karışma noktasına gelmiştir.  Vasıf Hoca özel atölyesinde bu sanatı yaşatabilme çarelerini arayarak devrin güzel sanatlar akademisi olan Nefise-i Sanayi'de sedefçilik dersleri vermiştir.  1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki Şark Tezyinatı Şubesi'nde bir "Sedefkârlık kürsüsü" kurulmuş ve Vasıf Sedef bu kürsünün öğretim üyeliğine getirilmiş, ölümüne kadar (1940) bu görevini sürdürmüştür. Vasıf Ustanın yaşamının son yıllarında Güzel Sanatlar Akademisinde görev yaparken yaptığı sedefli kapı yüzyılın son sedefçilik örneği olarak Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesine konmuştur.

Vasıf Hoca dan başka, bu sanatın son ustası, 1982 yılında kaybettiğimiz Nerses Semercioğlu'dur... Sedefçilik sanatını 1980'lerin başına kadar getiren son profesyonel kişi olan Nerses Semercioğlu, "yeniden keşfedilircesine" 1950'lerden sonra değer kazanmaya başlayan bu sanatla geçimini sürdürmüştür.

XVII. ve XVIII. yüzyıllarda da sedef süslemeye geniş yer verilmiş olup, Dalgıç Ahmet Ağa, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa gibi meşhur sedef ustaları yetişmiş; XVII. yüzyılda Evliya Çelebi yalnız İstanbul'da 100 sedef atölyesi ve 5000 kadar sedef ustasının sanatlarını yürüttüklerinden söz etmiştir. XIX. yüzyılda Osmanlı sedef işçiliği gerilerken, yüzyılın sonlarında Abdülhamit Han Yıldız Sarayında bir sedefhane kurduğu, burada kendisinin de sedefli eşyalar yapmış olduğu söylenir. 1912 yılında Sedefkâr Vasıf Hoca, Beşiktaş'ta işlettiği sedef atölyesinde bu sanatı bir süre devam ettirmiş, hatta onun öncülüğü ile 1936 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde bir sedefçilik bölümü açmıştır.

KAYNAKÇA 

  • [1] https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/3-sedef_ve_inci__olustugu_yerler.html
  • [2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Sedef_kakma
  • [3] Sedefçilikte Osmanlı kalitesi, com/index.ht
  • [4] ]https://www.turkishculture.org: MOTHER OF PEARL AS ART FORM - erişim 11 Nisan 2012, Şablon:Enicon
  • [5] https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/6-gecmisten_bu_gune_sedef_kakma_sanati.html
  • [6] https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/6-gecmisten_bu_gune_sedef_kakma_sanati.html
  • [7] Gaziantep Turizm:Sedef Kakma İşlemeciliği - erişim 11 Nisan 2012‎
  • [8] https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/311-turklerde_sedefk%C3%A2rlik.html
  • [9] https://www.sahinbey.gov.tr/ahinbey/kueltuer-turizm/el-sanatlar/sedef-lemecilii.html
  • [10] https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/6-gecmisten_bu_gune_sedef_kakma_sanati.html

 

Dosya:4229 Istanbul - Topkapi - Harem - Porta intarsiata - Foto G. Dall'Orto 27-5-2006.jpg

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, Fotoğraf, minyatür, hat ve  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış