Ahmet Haşim Hayatı ve Edebi Kişiliği


 
https://images.gittigidiyor.com/271/SDR-AHMET-HASIM-ASIM-BEZIRCI__2715564_0.jpg
 

 

Ahmet Haşim (1884–1933):

 
 Fecri Ati Topluluğunun ve Şiirinin en önemli ismi, sanat için sanat  anlayışının ve  sembolist şiirin Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisidir. Tabiat, hüzün, melankoli, duyarlılık, aşk ve loş atmosferler içindeki doğa betimlemeleriyle  şiirlerinde hayallerle birlikte musikiye önem vermiş lirik bir şairimizdir.
 
Bağdat'ta doğmuş olan şairin Bağdat'ın köklü ailelerinden biri olan Alusizadelere mensup kaymakam ve mutasarrıflık yapmış olan Fizan mutasarrıfı Ahmet Hikmet Bey’dir.  [1]Baba tarafından dedesi ise meşhur tefsir âlimi Mahmud el Alusi Efendi’dir. [2] Baba tarafından ilmiye sınıfına mensup bir aileden gelen Haşim’in ecdadında çok sayıda âlim yetişmiş olduğu kaynaklar tarafından vurgulanmaktadır. Annesi ise yine Bağdat'ın ileri gelenlerinden Kahyazadelerin kızı Sara Hanım'dır. Şairin doğum tarihi farklı kaynaklarda farklı tarihler olarak gösterilir.  Doğum tarihini 1883,1884, 1885, 1886 hatta 1894 yılı [3]olarak gösteren pek çok kaynak vardır. Buna rağmen kaynaklar Bağdat'ta doğmuş olduğunda hemfikirdir. Biri kız, üç kardeşin en büyüğü olan Ahmed Haşim'in [4] çocukluğu, Bağdat'ta geçmiştir.
 
Babasının Arabistan vilâyetlerindeki memuriyetleri sebebiyle düzensiz bir ilkokul tahsil görmüş, düzenli bir eğitim alamadığından sadece Arapçayı öğrenebilmiştir. Kimi şiirlerinden de anlaşıldığı gibi annesi sık sık hastalanan bir kadındır. Babası ise katı, ihtimal ki annesine de pek iyi davranmayan bir adamdır. Şair, Bağdat, annesi  ve Dicle hakkındaki hatırladıklarını” sıkıcı, gamlı-kederli, hüzünlü gezilerini "Şi'r-i Kamer"de en güzel şekilde anlatacaktır.[5] Nitekim henüz sekiz yaşında iken sık sık hasta olan annesini kaybetmiştir.  
 
Annesinin ölümü üzerine 12 yaşında babasıyla birlikte İstanbul'a geldiğinde henüz Türkçeyi bile öğrenememiş olan sık sık yer değiştirdikleri için düzenli bir eğitim de görmeyen içine kapanık,  sürekli annesini özleyen bir çocuktur.  İlk önce özel hocalardan Türkçe dersleri almaya başlamıştır.[6] Önce Nümune-i Terakki Okulu'na, 1896 [7], ertesi sene 1897'de Galatasaray Sultanîsi'ne yatılı olarak verilir.  Çevreye uyum sağlayamamış tamamen içine kapanmıştır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu onun edebiyat hocasıdır. Galatasaray Sultanîsi'nde İzzet Melih (Devrim), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Abdülhak Şinasi (Hisar), Emin Bülent (Serdaroğlu) gibi isimlerle aynı okuldadır.[8] Galatasaray Sultanîsi'nde oldukça iyi bir eğitim almaktadır. En sevdiği ders ise matematiktir. Bu arada Fransızcayı oldukça iyi bir düzeyde öğrenmiştir. Fransız ve diğer Batı şairlerini okumakta ve anlayabilmektedir.[9]
 
Galatasary Lisesinde iken ilk şiirlerini yazmaya ve yayımlamaya başlamıştır. Bilinen ilk şiiri "Leyâl-i Aşkım", 1901'de "Mecmua-i Edebiyye"de yayınlanır. Bu yıllarda Muallim Naci, Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin'in tesiri altında şiirler yazmaktadır. Son sınıfa doğru kendi üslubunu bulmuş Fransız şairleri ve sembolistleri tesiri altında şiirler yazmaya başlamıştır. [10] 1905 - 1908 yılları arasında yazdığı şiirlerini  ve "Şi'r-i Kamer" serisindeki şiirleri ile dikkat çekemeye başlar. 
1907'de mezun olunca Reji İdaresine 400 kuruş maaş ile[11]memur olarak işe girmiştir. Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk'a devam etmeye başlar. Fakat edebiyat sahasında pek çok arakdaş edindiği bu yıllarda Hukuk Fakültesini bitirmeyi başaramaz. 1909'da Fecr-i Atî Topluluğu kurulmuştur.  Fazıl Ahmet, Faik Ali, Mehmet Behçet, Emin Bülent, Âli Canip, Mehmet Fuat, Abdullah Hayri, Refik Halit, Yakup Kadri, M. Lâmi, Izzet Melih, Tahsin Nahit, Müfit Râtip, Ahmet Samim, Celâl Sahir, Cemil Süleyman, Şahabettin Süleyman, Hamdullah Suphi gibi yazarlar ve şairler arasında yer alarak Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır.  Fakat Fecr-i Ati toplantılarına bir kez katılmış bir daha da katılmamıştır. Buna rağmen hayatı boyunca Fecr-i Ati ilkelerine bağlı kalan tek kişi o olacak, topluluğa kucak açan Servet-i Funun dergisinde şiirleri sürekli yayımlanacaktır. "Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine verilmelidir" “ Sanat Şahsi ve muhteremdir “ diyen Fecri Ati topluluğu prensiplerine hayatı boyunca sadık kalacak tek şair olan Haşim, Servet-i Fünûn - topluluğuna yapılan edebi hücumlara yazıları ile katılmakta, arkadaşlarına destek çıkmaktadır.  Bu dergide on beş kadar yazısı ve şiir yayımlanır.[12]Fakat bu topluluk pek bir varlık göstermeden, saldırdıkları Servet-i Funun’dan pek da farklı olmadan ve hatta onları dahi aşamadan bir yıl sonra dağılmış prensiplerine de Haşim’den başka hiç kimse uymaz olmuştur.
 
Fecr-i Atî dağıldıktan sonra siyasî ve edebî akımların dışında kalmış prensipleri doğrultusunda ve aynı çizgide kalarak kendisine has bir şiir ve nesir anlayışının tek temsilcisi olarak yolunda devam etmiştir.
Fakat Reji İdaresindeki işinden de ayrılarak İzmir İdadisinde Fransızca ve Edebiyat öğretmenliği yapmaya başlar. 1910 [13] İki yıl kadar kaldığı İzmir'de Yakup Kadri'yle sık sık buluşmuş, sonra İstanbul'a dönerek Maliye Nezaretinde tercümanlık yapıp dergiler yayımlamıştır.[14]
 
 I.Dünya Savaşı başlayınca yedek subay olarak askere gitmiştir. (1914 - 1918)  yılları sırasında Çanakkale Cephesinde ve savaşın tam içinde askerliğini yapmış, iaşe müfettişi olarak Anadolu’nun pek çok yerini (Aydın, Niğde, Konya, Manisa )  gezip görme fırsatını da bulmuştur.
 
Mütareke imzalanınca terhis olarak İstanbul'a gelmiş askerlik sonrasında bir süre işsiz kalmış, ama Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başlamıştır. Duyun-u Umumiye de iş bulur. [15]Güzel Sanatlar Akademisinde  "Estetik" ve "Mitoloji" derleri vermeye başlar. Harp Akademilerinde ise "Fransızca" dersleri vermektedir.  1919 da yayınlanmaya başlayan Akşam gazetesinde fıkra ve eleştir yazıları da çıkmaya başlamıştır. Bu yazılar, "Gurabahane-i Laklakan" adlı kitabında yayınlanır.
 
1921 yılında, Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve aralarında Ahmet Hamdi'nin de bulunduğu dönemin genç şairleri, Yahya Kemal’in sahipliğinde Dergah dergisini çıkarmaya başlamıştır. Derginin ilk sayısı, 15 Nisan 1337 (1921)'de Haşim'in "Bir Günün Sonunda Arzu" şiiri de yayınlanır. Şiir, yergilere ve alaylara maruz kalınca  "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" adlı makalesini yayınlamak zorunda kalmıştır. Hâlbuki bu şiir ileriki yıllarda en beğenilen şiirlerinden birisi olacaktır. 1921 yılında o ana kadar yazdığı şiirlerini "Göl Saatleri" adı altında bastırmıştır.
"Göl Saatleri" bir hayli ilgi görmüştür. Bazıları ona Kurbağaların şair derken Abdülhak Şinasi, "Yarın"ve "Dergah"; ve  Nurullah Ataç, "Dergah" dergilerinde Haşim'in Türk edebiyatına büyük bir yenilik getirdiğini yazmaya başlamıştır.[16]Bu yılar arasında başarısız bir evlik girişimi olmuştur. Duyun-ı Umumiye dairesinde çalışmayı sürdürmekte Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki derslere girmekte, edebi faaliyetlerini de devam ettirmektedir. Dergâh’ta ve Yeni Mecmua'da şiir ve makaleleri yayımlanmaktadır.
 
1924'te Duyun-ı Umumiye’den aldığı ikramiye ile Paris'e gidip yaz boyunca orada kalmış [17]Paris’te bir de makale yayımlamıştır.  Lozan Antlaşması gereği tasfiye edilen Duyun-ı Umumiye'den ayrılır. Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki derslere devam ederken Mülkiye'de de Fransızca dersleri vermeye başlamıştır. 1926'da ikinci şiir kitabı olan "Piyale"yi neşreder. 1928'de Piyale'yi yeniden bastırır. İkdam ve Meş'ale adlı dergilerde de şiirler ve fıkralar yazmaya başlamıştır.
 
 1928 yılında hastalanır ve tedavi için tekrar Paris’e gider. Paris'e yaptığı gezileri ve anılarını "Bize Göre" adlı kitapta yayınlar.1928.   Izmir'de tanıştığı Şükrü Saraçoğlu'nun yardımıyla Demiryolları İdare Heyeti'ne (Anadolu Şimendiferleri Şirketi Likidatörlüğü) girer. Fakat ciğerlerindeki ve böbreklerindeki hasatlığı gittikçe ilerlemektedir.
1932'de de hastalığı yeniden alevlenince tedavi için bu defa sebebiyle Frankfurt'a gitmiştir. Uzun süreli tedavi gördüğü halde iyileşmeden dönmek zorunda kalmış ama Frankfurt’taki günlerini seyahatname olarak kaleme almıştır. Hayatı boyunca evlenemeyen Ahmet Haşim, 1933 Mayısta kendisinin hizmetini gören bir kadınla nikahlanır.[18]
 
4 Haziran 1933'te Kadıköy'de vefat eder ve Eyüp'teki mezarına gömülür. 
 
 
EDEBİ KİŞİLİĞİ
 
Haşim ferdi konuların şairidir. Dış dünyayı karamsar ruh dünyası içinden süzerek gözlemlemiş, sonbahar, akşam kızıllığı ve karamsarlık konulu ahenkli şiirler yazmıştır. Şiirle ilgili görüşlerini çeşitli yazılarında ve eserlerinin ön sözlerinde açıklamış, sanat güzellik içindir, sanat şahsi ve muhteremdir.  Gibi prensiplerine uygun şiirler yazmıştır.
Piyale adlı şiir kitabının ön sözünde şiir anlayışını şöyle açıklar: " ‘Şiirin asıl özelliği ‘duyulmaktır. Şiirin dili musiki ile söz arasında ve sözden ziyade musikiye yakındır. " Yani bu dil, bir açıklama vasıtası olmaktan ziyade bir telkin vasıtasıdır ve şiirde musiki anlamdan önce gelir. Bu bakımdan kelimeler, şiire, anlam değerlerinden çok musiki değerleriyle girerler. Şiirin anlam bakımından açık olması zaruri değildir. Şiirin doğduğu yer şuur altıdır. Konu ise sadece terennüm için bir vesiledir’.
 
Bu şiir anlayışı Sembolistlerin şiir anlayışına yakındır.  Fakat Sembolist şiirin esas unsuru olan sembol kavramını Ahmet Haşim kendine göre yorumlamıştır.Onun şiirlerinde ahenk ve betimlemeler ile sarı kızıl renkler önemli bir yer tutar. «Şiir, ne bir gerçeklik habercisi, ne çok konuşan insan, ne de yasa koyucusudur. Şairini dili, nesir gibi anlaşılmak için değil; DUYULMAK üzere vücut bulmuş, mûsıkî ile söz arasında, sözden çok mûsıkîye yakın orta bir dildir. ("Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar")  görüşlerine uygun olarak gerçeğin kendisini değil ruhunda yansıttığı izlenimlerdi vermeye önem vermiş ahengi şiirin en önemli unsurlarından biri olarak kabul etmiştir.

Şiirlerinde yalnız ARUZ ÖLÇÜSÜNÜ kullanan şairin başlıca işlediği temalar melankoli,, ferdi ızdrıap, özlemler, karamsarlık bedbinlik,çocukluk anıları, aşk ve tabiattır.  İçine kapanık ve hassas bir insan olan “Haşim’in şiirlerinde gerçek hayattan uzak, hayalî bir âleme sığınma isteği görülür. Kendisinin de nerede olduğunu bilmediği bir belde hayaliyle oyalanan ve avunan şairin” şiirlerinde hep, gece ve karanlık vardır. Şiirlerinden aydınlıktan kaçış, gri ve loşluklarda görülen renkler hâkim olmaktadır. "
 
1921 e kadar yazdığı şiirlerinin dili  Servet-i Fünun dilinden farksızdır. Bu tarihten sonra konuşma diline yaklaştığı görülür. Çeşitli nazım şekillerini deneyen şair; daha çok da serbest müstezatı tercih etmiştir.

Hâşim, kendi tâbiriyle “zücâc-ı san’at ü fikret” ile örülü bir şiir dünyasından şiirler yazmıştır. Şiirleri kapalı ve belirsiz bir hayal âlemini anlatmaktadır. Şiirleri içinde yaşadığı topluma tezat teşkil eden dünyada olmayan fakat pek de renkli olduğunu söylemeyeceğimiz soyut bir âlemdir.  Tapınar’ın ifadesi ile  “efkâr-ı umumîyeye hiç tâviz vermeyen adamdır.” Hâşim’in “yetişme tarzı ve annesini küçük yaşta kaybetmesi gibi bir takım dış faktörler de, onun psikolojisinin bu yönde gelişmesine yol açmıştır. “ 
 
Ahmet Haşimin  şiiri ve nesri, aynı  Sanat anlayışının ve dünya görüşünün mahsulüdür. lk şiirlerinde Serveti Fünunların etkisi altındadır. Hayal-i Aşkım ve bazı diğer şiirlerinde  Fikret  ve Cenab’ın tesirleri açıkça görülmektedir.
 
1909 da yazdığı Şi’r-i Kamer’lerde Dicle kıyıları, çocukluğu ve annesini anlatır. 1909′dan itibaren yazdığı şiirlerinde  sanatı gelişmeye başlamıştır. Göl Saatleri’nin başına koyduğu küçük Mukaddme, Yollar, O Belde, onun orijinal şairlik yoluna girdiğini gösteren işaretlerdir.  Bu yıldan sonra yazdığı şiirlerinde Fransız şiirinin etkileri vardır.
1921′den itibaren dil ve üslûbu sadeleşir.  Öz şiir yoluna doğru giden bir şiir anlayışına sahip olmuştur. Mukaddime (Piyâle), Merdiven, Bir Günün Sonunda Arzu, Havuz, Parıltı, Karanfil, Bülbül olgunluk yıllarının ve Öz şiiri andıran şiirlerinin en güzel örnekleri olmuşlardır. Bu ve diğer şiirlerinde "Bu dünyanın değişmeyen unsurları akşam ve gurup vaktinin yarattığı kızıllıktır. Duygu olarak bunlara daima hüzün ve melâl hakimdir. Bu şiirler mükemmel bir ahenk-manâ-dil kompozisyonuna sahiptirler.[19]Haşim’in şiirlerinde en dikkat çekici hususlar musiki ve ahenktir.
 
Nasıl istersen öyle dinle, bakın:
Dalların zirvesindeyiz ancak.
Yarı yoldan ziyâde yerden uzak,
Yarı yoldan ziyâde mâha yakın.
 
Olgunluk dönemi şiirlerinde ahenk dışında diğer dikkat çeken husus şiirlerindeki manzaralar ve tablolardır. Onun şiirlerindeki tabloların hâkim unsurları: havuz, ağaç, kuşlar, su, kamış, karanfil, gül, bülbül, yaprak, mehtap, dallar… gibi varlıklardır. Gece, loş ışıklar, ay ışığı, mehtap, onun şiirlerindeki ahenk ile dile gelen vazgeçilmeyen durgun manzaralardır. Hâşim  gurup vaktini hem fon, hem tem olarak kullanır ve güneşin batışını tasvir eder. Sarıdan kırmızıya kadar olan değişik tonları şu kelimelerle ifade eder. Tunç, altın, kan, alev, ateş, gülgûn, yakut, erguvan, sırma, mercan, sarı, karanfil, kızıl, güneş… Ayrıca yanmak, kanamak, sararmak gibi çeşitli ve değişik filler de kullanılır[20]

Şiir dışında, nesir alanında Gazete Fıkrası ,Deneme , Gezi Yazıları ve Hatıra ( Anı) türünde yazılan yazıları da vardır. Nesir dili şiirlerinden daha sadedir. Nesirlerinde açık, berrak, nükteli, bazen de alaycı ve iğneleyici bir üslûp kullanmıştır.
 
Şiirde musikiyi ön plana alan, anlam açıklığını ikinci plana atan bir tarzı vardır. O bir sembolist şair olarak kabul edilmektedir. Ancak kimilerine göre onu sembolist bir şair olarak kabul etmek pek güçtür. Buna rağmen Haşim şiirlerindeki manzaralardan ve iç dünyasına büründürerek anlatışından dolayı  “Haşim’in şiirine en uygun anlayış tarzının,EMPRESYONİZM  olduğu kabul edilebilir. Gerçekten şiirlerinde dış dünyaya ait gözlemlerinin kendi iç dünyasında yarattığı izlenimleri aksettirmesi bu anlayışın en açık göstergesidir.
 
ARUZ ÖLÇÜSÜnü kullanmış dili süslü ve sanatlıdır. Serbest müstezad nazım şeklini çok sık kullanan Haşim’e göre Şiir anlaşılmak için yazılmaz ve “Şiirde anlam aranmaz; şair bir hakikat habercisi, Şiir dili de bir açıklama vasıtası değildir. Şiir duyulmak için yazılır ve okunur; şair tabiatın kendine hissettirdiklerini sembollerle şiirine yansıtır, okuyan da kendi hayal dünyasına uygun olarak algılar; şiir dili de telkin görevindedir.”
 
Şirin dili musiki ile söz arsında ve sözden ziyade musikiye yakındır. Şiirde musiki anlamdan daha önemlidir. Ahmet Haşim’e göre şiirin kaynağı şuur altıdır. Şiirlerinde diş dünyayı, kişinin iç dünyasında, ruhunda aldığı şekillerle yansıtmaya çalışır. Diş dünyaya ait izlenimleri kendi dünyasında şekillendirerek ve renklendirerek ortaya çıkarır. Şiirlerindeki tabiatla ilgili kavramlar, akşam, gurup, şafak, gece, mehtap, yıldızlar, göller, ormanlardır. Şairin şahsında var olan içe dönüklük, şiirlerinde realiteden kaçış olarak ortaya çıkar. Şiirlerini Piyale ve Göl Saatleri adli eserlerinde toplamıştır"
 
Fecri ati Topluluğunun en başarılı sanatçısı olan Ahmet Haşim, topluluk dağıldıktan sonra çalışmalarına bireysel olarak devam eder. Şairin yaşamı Sanatını derinden etkiler. Şiiirlerinde çocukluk anıları, aşk ve doğa konuları üzerinde karamsar şiirler yazan Haşim’in nesirleri şiirlerine göre daha sadedir.
 
Şiir Kitapları [21]
  • Ağaç
  • Akşam yine toplandı derinde
  • Bahçe
  • Bir günün sonunda arzu
  • Bir Yaz Gecesi Hatırası
  • BülBül
  • Gece
  • Gelmeden Evvel Geldin Birlikte
  • Havuz
  • Karanfil
  • Karanlık
  • Kari'e
  • Mehtabda Leylekler
  • Merdiven (Popüler)
  • Mukaddime
  • belde
  • Eski Hücreye Benzer ki
  • Orman
  • öğle
  • Parıltı
  • Seher
  • Sonbahar
  • Süvari
  • Şafakta
  • Şairsiz Dünya
  • Tahattur
  • Yarı Yol
Nesirleri
  • Gurabahane-i Laklakan (1928)
  • Bize Göre (1928)
  • Frankfurt Seyahatnamesi (1933)
 
[1] Ahmet Özdemir, "Ahmet Haşim, Hayatı - Sanatı - Eserleri", Boğaziçi Yayınları, Aralık 1997.
[2] Beşir Ayvazoğlu ,”Ömrüm Benim Bir Ateşti Ahmet Haşim'in Hayatı, Sanatı, Estetiği, Dramı,” Kapı Yayınları, İstanbul 2012
[3] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Ahmed Haşim" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993.
[4] Anonim, Ahmet Haşim (Hayatı, Sanatı ve Edebi Kişiliği) gizliilimler.tr.gg/Ahmet- son erişim- 12-11-2013
[5] Anonim, Ahmet Haşim (Hayatı, Sanatı ve Edebi Kişiliği) gizliilimler.tr.gg/Ahmet- son erişim- 12-11-2013
[6]  Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 18-19
[7]  Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 18-19
[8] Ahmet Özdemir, "Ahmet Haşim, Hayatı - Sanatı - Eserleri", Boğaziçi Yayınları, Aralık 1997.
[9] Ahmet Özdemir, "Ahmet Haşim, Hayatı - Sanatı - Eserleri", Boğaziçi Yayınları, Aralık 1997.
[10] Ahmet Haşim: Hayatı, Şahsiyeti, Seçme Şiir ve Yazıları". Edebiyat Yayınevi, Türk Şair ve Yazarları Dizisi: 6, 1968 Ankara.
[11] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Ahmed Haşim" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993.
[12]  Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 18-19
[13]  Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 18-19
[14]  Anonim, Ahmet Haşim (Hayatı, Sanatı ve Edebi Kişiliği) gizliilimler.tr.gg/Ahmet- son erişim- 12-11-2013
[15]  Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 18-19
[16]  Anonim, Ahmet Haşim (Hayatı, Sanatı ve Edebi Kişiliği) gizliilimler.tr.gg/Ahmet- son erişim- 12-11-2013
[17] Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 18-19
[18] Ahmet Özdemir, "Ahmet Haşim, Hayatı - Sanatı - Eserleri", Boğaziçi Yayınları, Aralık 1997.
[19]  İlyas YAZAR, HÂŞİM'İN SANATI VE "MERDİVEN" ŞİİRİ ÜZERİNE BİR TAHLİL DENEMESİ".edebyahu.com/
[20]  İlyas YAZAR, HÂŞİM'İN SANATI VE "MERDİVEN" ŞİİRİ ÜZERİNE BİR TAHLİL DENEMESİ".edebyahu.com/
[21] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Ha%C5%9Fim

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış