Ali Ekrem Bolayır Hayatı ve Edebi Kişiliği




Ali Ekrem Bolayır

 

Ali Ekrem Bolayır (d. 2 Ağustos 1867 İstanbul, ö. 27 Ağustos 1937), Türk şair, yazar, devlet adamı ve öğretmeni.

2 Ağustos 1867’de İstanbul'da dünyaya gelen yazarın babası, ünlü şair Namık Kemal’dir.  Annesi ise o devirlerin Niş kadısı Mustafa Ragıp Efendi'nin kızı olan Nesime Hanım'dır.[1] Yazarın Feride ve Ulviye adına iki kız kardeşi daha vardır. (1 ) Yazarın dünya’ya geldiği yıllarda babası Namık Kemal, Ziya Paşa ile birlikte yurt dışına kaçmak zorunda kalmıştır.

 Yazar, ilköğrenimini Hûbyâr mahalle mektebinde ve Fatih Askeri Rüştiyesi’nde yapmaya başlar. Fakat Bir yıl sonra Babası Namık Kemal, Rodos adasına mutasarrıf olarak tayin edilir. Babası Namık Kemal’in mutasarrıf olarak Rodos ve Sakız adalarında görevde bulunduğu sırlarda özel dersler alarak eğitimini sürdürmeye başlamıştır. ( 2) (3) (4)

Rodos ve Sakız Adası’nda özel dersler yoluyla Arapça, Farsça, Fransızca öğrenmiştir. Babasından da aldığı telkinler doğrultusunda Sanat ve edebiyatla çok küçük yaşlardan itibaren ilgilenmeye başlar. Bu sıralarda babasının sürgün ve kaçış zamanlarıdır. Bu yüzden yazarın da İstanbul’a dönmesi de hayli zaman alacaktır.

Namık Kemal, Sakız adasında görevi esnasında rahatsızlanarak vefat eder. Ekrem, babasını defnettiği gün Mabeyn-i Hümâyun Kâtipliğine atandığını öğrenir.(2) (3)  (1888) Yirmi yaşındayken İstanbul’a dönen A. Ekrem’i II. Abdülhamit “rütbe-i saniye” ile taltif eder.

1888 yılında atandığı mabeyn-i Humayun Kâtipliği görevinde 18 yıl kalacaktır.

1894 yılında Tevfik Fikret ile birlikte Malumat Dergisinde baş yazarlık yapmıştır. ( Bkz Tevfik Fikret Hayatı ) 1894’te Kavalalı Ahmet Celal Paşa’nın kızı Zeynep Celile Hanım ile evlenmiştir[2]. Bu evlilikten Mehmet Kemal Cezmi (1896) adında bir oğlu ve bir kızı Ayşe Masume (1899)  dünyaya gelir. ,Yazarın bir eşi daha vardır. Diğer eşi Lofçalı Ahmed Cevdet Paşa’nın en genç Torunu Azize Hanım’dır. Yazar ile Azize Hanım’ın evliliğinden ise , Hatice Selma (1902), Fatma Beraat (1905) adlarında 2 kızı dünyaya gelmiştir. (2) (3) .

3 Aralık 1906’da sarayla ilişkilerinde sıkıntıları bulunan Ali Ekrem Kudüs Mutasarrıflığı’na tayin edilir. 1908’da Beyrut valisi oldu ancak birkaç gün sonra bu görevinden istifa eder. Aynı yıl, Cezâir-i Bahr-i Sefîd (Akdeniz Adaları) Valisi olarak görevlendirilir.  Fakat bir yıl sonra İstanbul’a dönmek zorunda kalacaktır.

Bu yıllarda işsiz durumda iken 1910’da Mehmet Akif tarafından Darülfünun’da Tarih-i Edebiyat öğretmeliği teklif edilir. Ve bu okulda göreve başlar.  Aynı  yıl, Darülfünun hocaları ve talebelerinden oluşan bir heyetle Romanya seyahati yapar; ertesi yıl ise Fransa ve İsviçre geziye gitmiştir.  gitti. 1912’de tekrar Cezâir-i Bahr-i Sefîd Valisi olarak atanmıştır ama bu esnada Balkan Savaşı çıkmış ve görevlendirildiği valilik kapatılmıştır. Bu savaş esnasında Ailesiyle birlikte güçlükle İstanbul’a dönebilen Ali Ekrem Bey, uzun süre yarım maaş almak zorunda kalır ve 1912’de emekli edilir.

1913’te Darülfünun’da  “Nazariyyat-i Edebiyye” dersi müderrisliğine başlar.  (2) (5) (6) Ertesi yıl kız öğrenciler için kurulan İnas Darülfünu’nda da edebiyat dersleri verir. 1914 yılında Osmanlı’nın ilk konservatuar kurumunun kuruluşu sırasında okula konservatuar yerine "Güzellikler Evi" anlamına gelen Darülbedayi isminin verilmesin önerisi kabul edilir. (2) (3)

Fakat Oğlu Mehmet Kemal Cezmi’nin 1917’de intihar etmesi ile rahatsızlanan Ali Ekrem Bey, tedavi için Dr. Mazhar Osman Bey’in tedavi hanesinde kaldırılır. [2] Daha sonra müderrislikten alınarak Galatasaray Sultani’sinde edebiyat öğretmenliğine getirilir.  

1923’te yeniden Darülfünun’a atanır.  Daha sonra asaleten atandığı bu görevi 1933 yılındaki üniversite reformuna kadar sürdürmüştür.  Darülfünun üniversiteye dönüştürüldüğünde açıkta kalan Ali Ekrem, Maltepe Askeri Lisesi’nde öğretmenliğe devam etmeye çalışır.  (4) Fakat artık hayli yaşlanmıştır ve öğretmenliği sürdürmekte zorlanmaktadır. Gırtlak kanseri nedeniyle ömrünün son günlerini çeşitli hastanelerde geçirir. 27 Ağustos 1937’de hayatını kaybeder ve İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilir. (5)

Erken yaşta şiirle ilgilenmeye başlayan şair daha dokuz-on yaşlarında şiirle uğraşmaya başlamıştır. İlk yazılarında İlham takma adını kullanan şair sonraları “Ayın Nadir” ismini de kullanmış,  asıl şöhretini Servet-i Fünûn dergisinde yayımladığı şiirleriyle elde etmiştir. (6)  İlk şiirlerini Mirsâd, Maârif ve Malûmat dergilerinde neşretti. 1896′da Servet-i Fünun topluluğuna katıldı. Bu derginin Yunan harbi münâsebetiyle çıkardığı Özel sayısında yer alan Vasiyet isimli şiiri ile tanındı.

Yazar Servet-i Funun’da aktif bir rol içindeyken Tevfik Fikret’le bir anaşmazlığa düşmüş ve topluluğu eleştirmiştir. Bunun üzerine Tevfik “Fikret’in, bir makalesini değiştirmesine kızarak topluluktan ayrılır. Bu olay aynı zamanda topluluğun dağılmasına işaret eden ilk olay olacaktır.( 7)

Servet-i Fünûn döneminde 1908 yılına kadar yazdığı şiirlerinde  ferdiyetçi bir tutum işlemiş servet-i Funun şairlerinin yolundan gitmiştir. Sanatı sanat için düşündüğü bu dönemde dili ağır, süslü ve tumturaklıdır.

Şairin ikinci döneminde şiirlerinin muhtevasının da değiştiği dönem olarak göze çarpar.  Topluluk dağıldıktan sonra sosyal konulara da eğilmeye başlayan şiirler yazar. Şiirinde —Fikret gibi— nazmı nesre yaklaştırma, halkın hayâtını anlatma, realist şiir yazma gayreti içine girecektir.

1908 yılından sonra şiirlerinde toplumsal konular ağırlıklı olarak işlenmeye başlar. Servet-i Fünûn şairleri dağılmış diğerleri aynı şekilde ferdi konularda yazmayı sürdürürken tıpkı Tevfik Fikret gibi önemli bir dönüşüm içine girmiştir..

Aruz ile çok uğraşmış olmasına karşın Hece ölçüsünü de topluluk içinde ilk deneyen odur. Heceye olan ilgisi hayatının ikinci döneminde (1908 sonrası) daha da artmış Ordunun Defteri’ndeki şiirlerin çoğu, Şiir Demeti’nde Ana Vatan’daki bütün şiirleri hece ölçüsüyle yazmıştır. (6)

 

Çanakkale ve İstiklâl Savaşı yıllarında millî-kahramanlık şiirleri de yazmış bu tip şiirlerinde hece denemiş, bu yönü ile de Mehmet Akif’in önünü açan  uslup ve çalışma örnekleri göstermiştir. Yazarın şiirleri dışında Edebiyat tarihi, tiyatro ve çocuk ede­biyatı ile ilgili eserleri de vardır.

 

Başlıca Yapıtları

  • Ruh-ı Kemal (1909),
  • Zilal-i İlham (1909),
  • Çocuk şiirleri (1917),
  • Ordu'nun defteri (düzyazı-şiir karışık 1918),
  • Şiir demeti (1925),
  • Vicdan alevleri (1925).
  •  

 

Kaynakça

  1. org sitesi, Üç Kemaller Diyarı:Namık Kemal Vatan ve Halk Şairi, Erişim tarihi:30.04.2012
  2. Alim Gür, 'Ali Ekrem Bolayır Biyografisine Katkılar, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 2004, Sayı 11
  3. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Ekrem_Bolay%C4%B1r
  4. Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Meb Yay. cilt 2, s.1046
  5. Kenan Akyüz, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkîlap Yayınları, s. 356
  6. Yaşar Vural,  ALİ EKREM BOLAYIR yasarvural.com.tr/index.php?
  7. Şahamettin Kuzucular, Servet-i Fünun Dergisi ve Edebiyatımıza Katkıları edebiyadvesanatakademisi.com/ l

 

 Vasiyyet

 

Donukça bir fenerin nûr-ı sâye-dârında,
Çadırların arasında zaman-ı râhatte,
Nöbet değiştirilen bir ferahlı saatte,
Ağaçlı bir tepenin kuytu bir kenarında,
Buluştular, iki hem-şehri kahraman asker:
Çemişkezekli Memiş’le bölükemini Ömer.
-Gel arkadaş, bakalım, gel şu mektubu anlat:
Babam nasıl?
-­­ iyidir.
-Çok şükür… Nasıl Emine’m?
-Yeminlidir, bana korkma yalan demez ki ninem, 
Çarık takındığımız gün ağırca hasta idi;
Memiş, eğer ben ölürsem sakın acınma, dedi…
- Baban selam ediyor, Daltaban selam ediyor;
Bekir selam ediyor, Pehlivan selam ediyor;
Ninen selam ediyor, emmi kızların hekezâ;
Çoban selam ediyor…
- Bak hele! Diyindi bana,
Bizim kadın nice olmuş… Bizim kadın Emine?
- Bekir nişanlanıvirmiş, Bey Irmağı daşmış;
Sular yeşil öyüğün üstünü basıp aşmış…
Yoğ’undu… emme su ha! Coşgun olmalı bu sene.
Kızılpınar bu kader daşmadıydı… sen de hele
Şu mektubu bitir hele, bizim kadın nicedir?
- Memiş durundu…
- Bırak, ben temam sekiz gicedir
Düşümde görmedim artık…
- Bu yıl da sazlı ile
Çekirge çok düşüyormuş, öğen hele yoğumuş.
Ağılda üç koyun ölmüş, sıcak birez çoğumuş.
Senin buzağ büyümüş, kök ağaç çiçek açmış;
Zavallı Çöp Hasan’ın Kır Tay’ı dağa kaçmış.
İmam dua okumuş cenge… Ha, selam ediyor,
Çakır selam ediyor, Mustafa selam ediyor,
Ömergilin kızı doğmuş… Sadık selam ediyor…
Bırak bırak yetişir anladık…
- Selam ediyor!
Ne sanlıyon bana sen… Anlamam mı hâlinden?
Bizim kadın… Diyivir, di… düşümde gördüm ben!

          Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 



 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış