Ödüllü Şiir Yarışmasına Katıl (YENİ)

Cenap Şahabettin Hayatı ve Edebi Yönü

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 01 Ağustos 2012 Çarşamba aaa Beğen
 
 
 

Cenap Şahabettin 
 

Cenab.gif

Hayatı

 

Cenap Şahabettin , ( Doğum, 21 Mart 1870 Manastır; Ölüm,13 Şubat 1934 (63 yaşında) yılları arasında yaşamış Servet-i Fünun dönemi şairi, Şair, Yazar ve Doktor.

1870'te Manastır’da doğdu.  Babası Plevne savaşı (1877)’nda ölen Binbaşı Osman Şahabettin Bey’dir. Babası savaşa giderken henüz yedi yaşındadır ve babası ile vedalaşmasını hiçbir zaman unutmamış bu sahneyi anlılarında anlatmıştır.[1][2] Plevne'ye giden Osman Şahabbettin Bey, şehit olup gelemeyecek Cenap iki kardeşiyle babasız kalacaktır.

Annesi ise İsmet Hanım’dır. Aile, babasının şehit düşmesi üzerine, Manastır’dan İstanbul’a taşınmıştır. Yetim kalan Cenap İlköğrenimini Tophane'deki Fevziye Mektebinde yapmaya başlar. Tophane'deki Fevziye Mektebinden sonra Eyüp’teki Askeri rüştiyeye verilir.  Eyüp’teki Askeri rüştiye yıkılınca Gülhane Askeri Rüştiyesine gönderilmiş ve bu okuldan mezun olmuştur. 1880.[3]

Gülhane Askeri Rüştiyesinden sonra Kuleli Askeri idadisine gitmeye başladı.  İki yıl burada okuduktan sonra Askeri Tıbbıye’nin beşinci sınıfına alınmıştır.  Tıbbıye’de iken edebiyata ilgi duymaya başladı. Evleri eski edebiyat taraftarı olan Şâir Şeyh Vasfî'nin evine yakındır. [4]Cenap, Şeyh Vasfî ve onun vasıtası ile devrin tanınmış şairi Muallim Naci ile de tanışma fırsatı bulacaktır. [5]  Vasfi ve Muallim Naci’nin önderliği ve telkinleri altında ilk şiirlerini yazmaya başlamıştı. Daha okulda iken yazdığı ilk şiirlerini Muallim Naci’nin yönettiği Saâdet gazetesinde (1885), daha sonra Gülşen dergisinde yayınlamaya başlar.(1886).[6]  Muallim Naci’nin edebi kısmını idare ettiği Saadet gazetesinde ilk şiiri ( gazel) yayınlandığında henüz on beş yaşındadır. [7] İlk şiirleri divan şiiri geleneği ve çerçevesi içindedir.

1886 yılında okulda öğrenci iken Leskovikli Hayrettin Nedim ile birlikte Sebat adında bir dergi çıkarmaya başlamıştı. Bu dergi tam olarak on iki sayı yayın dünyasında kaldı. 17 şiirden oluşan ve  ilk şiir kitabı olan Tamat’ı 1887 yılında bastırır.[8]

1889 da Askeri Tıbbiyeden mezun olduktan sonra Hekim yüzbaşı oldu.[9] Doktor yüzbaşı olarak dokuz ay kadar görev yaptıktan sonra[10] 1890'da cilt hastalıkları üzerinde ihtisas yapmak üzere Fransa'ya gönderilir 

Paris’te 4 yıl cilt hastalıkları ihtisası yapar. (1890-1893).  Paris’te tıb bilmi kadar edebiyatla da ilgilenir. Devrin ve Avrupa kültürünün önemli isimlerini incelemek fırsatını bulmuştu. Gustave Flaubert, Paul Verlaine, Edmond de Goncourt, Mallarme, Charles Baudelaire, Arthur Rimbaud'u okudu, ama özellikle Paul Verlain'den çok etkilenmiştir[11]

Daha okul sıralarında başlayan şiir merakını, Paris’te geliştirir. O sırada Sembolizm ve Pamasçılık akımları Paris’in gündemindedir.  Bu sanat akımlarından ilham alarak kendini ve şiirini geliştirmek ve yenilmek fırsatını bulmuş olur. Fransa’da kaldığı dönemde hangi şair ve yazarlarla münasebette bulunduğuna ilişkin şu bilgileri verir: “O zaman bir taraftan Fransa’da natüralistlerin modası idi. Bir taraftan da Verlaine, Mallarmé modası idi. Mallermé’yi çok iyi anlayamıyordum. Verlaine’i çok sevmiştim. Fransız şairlerinin genç yaşlılarıyla münasebette bulundum. Ezcümle Charles Guérin ile çok beraber bulundum. Sonra Türkiye’ye avdet ettim”. Yurda döndükten sonra Haydarpaşa Hastanesinde hekimlik yapmaya başlamıştı. Ama edebiyata karşı hevesi daha da çok artmıştır.

Kısa bir süre sonra Mersin, Rodos ve Cidde’de karantina hekimi olarak sıhhiye müfettişliği yapmıştır. İstanbul’a dönünce, Şelâle-i Edeb, Maarif, Hazine-i Fünun, Mektep gibi dergilerle Muallim Naci izleğinden çıkarak yeni şiir ve Recaizade ve Hamit’in yolundan giden yenilikçi şiirlerini yayımlamaya başlamıştır. Paris’ten yepyeni bir şiir anlayışıyla dönmüştür. 1894’ten sonra Malûmât, Hazine-i Fünûn, Maârif ve Mektep gibi dergilerde yayımladığı şiirlerinde, şiirde resim ve müziğe ayrı bir önem veren, tabiatı farklı bir gözle tasvir eden, değişik sözcükler ve imgeler kullanmaya başlamıştır.  Hatta bazı şiirleri Fransızcadan çeviri sanılmıştır.

Mektep dergisinde kırktan fazla şiiri yayımlanır. “Şii’r-i Mahzûn”, “Teşne-i Teb”, “Murg-ı Şikeste”, “Berk-ı Hazân”, “Ağlasam”, “Leyâl-i Zâhire”, “Terâne-i Mehtâb” bu dergide çıkar. Hüseyin Cahit, onun şiirleri hakkında ” Garp çeşnisiyle zevki okşar. İfade düzgün, şekil şarklı, fakat ruh garplıdır” diye bir izahat getirecektir.

Tevfik Fikret, Servet-i Funun dergisini yönetmeye başlayınca, bir süre sonra, Mektep dergisinde çalışan Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit ve öbür arkadaşları gibi, o da Servet-i Fünun’a geçmiştir.  Tevfik Fikret'le tanışmış Fikret Servet-i Fünûn topluluğuna katmıştır. Artık şiirleri ve diğer yazıları Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanmaya başlar.  Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan ilk şiiri “İnkisâr-ı Bâziçe” adlı şiiridir. Bu şiir,  4 Nisan 1312/1896 tarihinde yayınlanır. 1896’nın Haziran’ında Mektep’te yayımlanan “Terâne-i Mehtâb” edebiyatımızda “Dekadanlar” adıyla bilinen bir tartışmaya yol açan bir şiir olacaktır.

1898 yılında Cidde'den döndükten sonra, bir müddet İstanbul'da kalır.  O yıllarda Ahmet Mithat Efendi onlara dekadanlar olarak seslenmeye başlamış ve dekadanlık tartışması başlamıştır. Bu tartışmaya Şemsettin Sami, Samih Rifat, Süleyman Nesip, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hüseyin Cahit Yalçın, İsmail Safa da katılmış, bu tartışmalar, Servet-i Fünûn çevresinde toplananlar arasında bir dayanışmaya yol açmıştır. Dekadan “ Fransızca küçük eşek sıpası” anlamına gelen bir kelimedir. Ahmet Mithat, Muallim Naci ve eski edebiyatı savunanların cephesi onları dekadanlıkla itham ederek saldırmıştır.

Daha sonra Suriye vilayeti Sağlık Başkanı olarak Suriye'ye gönderilir 1908'de Büyük Sağlık Meclisi üyesi ve Sağlık İşleri Dairesi Müfettişi olarak İstanbul'a döner. 1908 den sonra siyası hayata girdi. Gazeteciliğe başlamış, şiiri bırakır gibi olmuştur.

1914’te emekliye ayrılır.  Emekli olduktan sonra Darülfünûn'da Edebiyat Fakültesi ilan şubesi Fransızca müderrisi, Garp Edebiyatı müderris vekili (1914), Mütareke yıllarında Osmanlı edebiyatı tarihi müderrisi olmuş (1919), Cumhuriyet devrinde bazı dergi ve gazetelerde sohbetler yazmayı sürdürmüştür.

1908 yılından sonra Âşiyân, Hürriyet, Tanin, İçtihat ve Hak gazetelerinde yazıları yayımlanır. Kalem adlı dergide “Dahhâk-ı Mazlûm” takma adıyla mizahî yazılar kaleme alır. 1911’de Genç Kalemler dergisinde başlayan Millî Edebiyat ve Yeni Lisan hareketine karşı çıkarak Ali Canip Yöntem’le uzun tartışmalara girer. 1915’te makalelerinin bir bölümünü Evrâk-ı Eyyâm adlı bir kitapta toplar. 1917’de Cemal Paşa’nın daveti üzerine Şam’a gider. Bu yolculuğa ilişkin izlenimlerini Sabah gazetesinde “Suriye Mektupları” başlığı altında yayımlar. 1918’de Süleyman Nazif’le beraber Hadisat gazetesini çıkarır. Gazetede, İttihatçıları şiddetle eleştirir. 1918-19’da Tasvir-i Efkâr gazetesi adına iki kez Avrupa’ya gider. Bu yolculuklara ait izlenimlerini Avrupa Mektupları (1919) adlı kitabında yayımlar. 1920’de Ali Kemal’in çıkardığı Peyâm-ı Sabah gazetesinde yazılar yazar. 1920 yılında Darül Fünun ‘da müderrisi iken Milli Mücadeleye karşı bir tavır alır [12] İstanbul’un işgali yıllarında Padişah yanlıları arasında gözükmektedir. Bu yazıların kiminde Millî Mücadele yanlılarını eleştirir. Ancak Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanması üzerine, pişman olup, zaferi öven, Cumhuriyet’i alkışlayan yazılar kaleme almaya başlar.[13]

1932 yılındaki Birinci Dil Kurultayı’na katılan Cenap, bundan sonra dilde sadeleşme düşüncesini benimsemiş, eserlerinde daha sade bir dil kullanmaya başlamıştır.

12 Şubat 1934’te beyin kanaması nedeniyle İstanbul’da yaşamını yitirmiştir Bakırköy’de, kızı Destine Hanım'ın yanında toprağa verilmiştir.[14]

Mehmet Kaplan, İnci Enginün, Birol Emil, Necat Birinci, Abdullah Uçman’dan oluşan bir ekip tarafından “Cenap Şahabettin’in Bütün Şiirleri” adlı bir kitap yayımladılar.  S.N. Ergun ölümün­den sonra, Cenap Şahabettin’nin şiirlerini bir araya toplayarak ve hayatı hakkında da bir inceleme yaparak, “Cenap Şahabettin’nin Hayatı ve Seçme Şiirleri (1935; hat S.N. Ergun) adlı bir kitapta toplanmıştır.  Daha sonra Hikmet Dizdaroğlu’da onun hakkında bir çalışma daha yapmış ve yayımlamıştır. (  Hikmet Dizdaroğlu Cenap Şehabettin, Varlık Yayınevi, 1953 - 125 sayfa)

Adının yaşatılması amacıyla da okullara verilmiştir. Bazı okullar onun adına açıldı veya eski adları adına çevrilmiştir.

 

EDEBİ KİŞİLİĞİ

Cenap Şahabettin "sanat sanat içindir" anlayışını benimsemiş, sembolizmi ve parnasizm akımları etkisi altında Aruz ölçüsüyle şiirler yazmıştır.  Şiirlerinde ahenge ve müzikaliteye önem vermiştir. Şiiri kelimelerle resim yapma sanatı olarak düşünmüş şiirleri ile kelime ve dizelerden tablolar oluşturmayı hedeflemiştir. Nitekim Mehmet Kaplan “Cenab’ın şiirleri kronolojik olarak gözden geçirilirse, bütün denemelerinin gayesinin ‘resim yapmak’ olduğu görülür” cümlesiyle ifade eder. Bu anlayışı kuşkusuz ki Parnasyen şairlerden edinmiştir.

Onun şiirlerindeki önemli bir yer tutan ikinci unsur ise, ses ve musikidir. “Elhân-ı Şitâ”, “Terâne-i Mehtâb”, “Elhân-ı Hazân” gibi şiir adları bile şairin şiirde musikiye ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Cenap’a göre : “bir sözün şiir olabilmesi için en şedîd ihtiyacı âhenk” tir.

Şiirlerinde sosyal konulara değinmemiş, kişisel konuları işlemiş genel olarak aşk ve tabiat temalarını ele alan sanatlı şiirler yazmıştır.  Gezi hatırat, sohbet makale türlerinde de örnekler vermesine rağmen, asıl önemli yanı şairliğidir.

Yazarlık ve şairlik hayatı boyunca Saadet, Gülşen, Servet-i Fünun, İçtihâd, Tanin, Hürriyet, Kalem, Hak, Sabah, Hâdisât, Tasvir-i Efkâr, Mektep, v.b. adlı dergi ve gazetelerde edebiyat ve siyaset üzerine çeşitli makaleler yazmıştır.

İlk şiirlerinde Muallim Naci'nin tesiri altında ve Divan edebiyatı yolunda bir şair olduğu görüntüsünü vermiş fakat Fransa’ya gittikten sonra şiir anlayışında bazı değişiklikler olmuştur. Fransız edebiyatına ilgi duyması, Fransız şairlerinin şiirlerinden parnasizim ve sembolizmden ilhamlar alması sonrasında yenilikçi bir şair olmaya karar vermiş ve tutum değişikliğine girmiştir. Recâizâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hâmid'in şiirine yönelmiş İstanbul dönüşünde Recaizade Ekrem ile tanıştıktan sonra Şiirlerinde hem parnasizmin hem de sembolizmin etkisi ile yenilikçi bir şair görüntüsü içinde gitmiş şiirlerini bu merhalede yazmaya başlamıştır. Sembolizmin musikisi ve sözcüklerin ahengine verdiği değer onun şiirlerine de yansımış, Parnasyen şairlerin şiirlerde doğa betimlemeleri, sözcüklerle tablo çizme özelliğini özellikle kullanmaya başlamıştır. Ona göre şiir, sözcüklerle yapılmış bir resim, dizelere yapılmış bir beste gibidir.

Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan’dan esinlenen, Batı şiirinin etkisinde yazdığı şiirleri ile Servet-i Fünun edebiyatının en önemli temsilcileri arasına girmişti. Gelenekçiler tarafından oldukça eleştiri alıyordu. Edebiyat-ı Cedide’nin de en uç temsilcilerinden birisi olmuştu. Dergi kapanıncaya kadar oraya şiir, makale, gezi mektubu türlerinde yazılarını yayımlamaya başlamıştı. Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil’le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının üç önemli isminden biri oldu. Gelenekçi şairlerin en çok saldırdığı yenilikçi şairdi. Edebiyat-ı Cedide’nin en aşırı örneklerini verdi. Şiire "nesir-musikisi" dedi. Şiirlerinde kullandığı "Sâât-i semenfâm", "çeng-i müzehhep", "nay-i zümürrüt" gibi deyimler, imgeler döneminin sanat dünyasında önemli tartışmalar yarattı. Heceleri müzik düzeyinde uyumlu kullanmayı savundu. Bu tarzda yazdığı en iyi iki örnek: "Yakazat-ı Leyliye" ve "Elhan-ı Şita" şiirleridir.[15]

Şiirlerinde ağır bir dil kullanmış ama divan şairlerinin dillerini taklit etmemiştir. Arapça Farsça kelimelerin edebiyatımızda hiç kullanılmamış olanlarını sözlüklerden bulup bulup kullanmaya heves etmiş, üstelik bu sözcüklerin sözlüklerdeki ikinci üçüncü derecedeki anlamalarını kullanan süslü bir dile yönelmiştir. Sanat sanat içindir, Sanat güzellik içindir.  Anlayışında aşırıya kaçarak veya bunu tumturaklı bir dil kullanmak olarak algılayarak hareket etmiş sıra dışı tamlamalar kullanmış ve dilbilgisi kurallarına uymayarak Fransızların cümle düzenlerinden esinlenen dizeler oluşturmuştur.

Şiirlerindeki başlıca temalar “aşk” ve “tabiat”tır. Şiirlerinde sosyal konulara hiç değinmemiş, sadece kişisel konuları işlemiştir. "Nükteye, söz oyunlarına, zekâ gösterişlerine önem vererek o güne kadar hiç duyulmamış mecaz, imge, teşbih ve istiarelere yer vermiştir." Aşk bazı şiirlerinde romantik, duygusal bir bakış açısıyla dile gelir. Örneğin “Son Arzu” şiiri böyledir. “Don Juan” gibi bazı şiirlerinde ise, aşk, cinsellikle iç içe olarak ifade edilmiştir.

Cenap’ın şiirlerinde işlediği ikinci önemli tema tabiattır. Şiirlerinde tabiat güzel tablolar olarak ele alınmıştır. Duyguları ile tabiat arasında bir münasebet aramış, tabiatı ölü bir manzara olarak değil ruhu, canı ve duyguları olan bir canlı gibi düşünerek anlatmıştır. “Aks-i Mâh”, “Meşcere-i Saâdet”, “Leyâl-i Zâhire”, “Terâne-i Mehtâb”, “Temâşâ-yı Leyâl”  adlı şiirlerindeki akşam ve gece tasvirleri bu cihetleri ile öne çıkan şiirleridir. “Elhân-ı Hazân”, “Berg-i Hazân”, “Temâşâ-yı Hazân” adlı şiirlerinde, sonbahar ve kış mevsimlerini hayal ve hakikat çatışması temaları içinde işlemiştir.  “Elhân-ı Şitâ” bu tarz şiirlerinin en tanınmış olanıdır. “ Manzumede bahar ve bahara ait çiçekler, kuşlar, kelebekler hayali, neşeyi sembolize eder. Karlar, yavaş yavaş bahar mevsimine ait ne varsa hepsinin üzerini örterler. “

Divan şairlerinin kullandıkları hiçbir özelliğe yer vermeyerek yeni bir şiir dili, ve yeni şiir biçimleri oluşturmaya çalışmış serbest müstezat tarzında veya farklı kendine özgü şiir şekillerinde ya da sone tarzında şiir biçimleri denemiştir. Berf-i zerrin (altın kar), saat-i semenfam (yasemin renkli saatler), lerze-i rûşen (parlak titreyiş)  “çeng-i müzehhep”, “nay-i zümürrüt” gibi hiç duyulmamış yeni tamlamalar kullanmıştır

Serbest müstezat tarzını ilk ve en iyi kullanan Cenap’tır. Bazen de sone şeklinde yazdığı şiirlerinde cesur ve farklı mecazlarıyla, eski dil kurallarını, söyleyiş mantığını hiçe sayan, Batılı bir söyleyişle yazması nedeniyle en çok eleştir alan Servet-i Funun şairlerinden biri olmuştur.  Servet-i Fünun diline yeni sözcükler katmış, Arap ve Fars sözlüklerinden yeni sözcükler seçmiş, ayrıca Fransızca sözlükleri de şiirlerinde kullanmıştır.

Şiirlerinde Verlaine ve  Mallerme etkilerini taşıyan şair, şiir dilini zorlayarak. Türkçeye girmemiş Arapça, Farsça sözcükleri kullanarak yeni imgeler kullanmayı ve yeni tamlamalar oluşturmayı marifet olarak kabul etmiş, fakat bu tutumu şiirlerinin anlaşılmasını güçleştirmiştir. Üstelik Milli edebiyat ve heceli şiir yayılmaya başladığında dahi süslü dil ve aruz anlayışından vazgeçmemiş heceli şiirlerin şiir olamayacağı görüşlerinde ısrarlı olmuştur.  Şiirde güzellikten başka gaye aramadığını, sanat da fayda aramanın sanatın ruhuna ters düştüğünü savunmuştur. “1905’den sonra, “Millî Edebiyat” akımıyla birlikte başlayan hece veznini kullanma hareketine karşı ise ömrünün sonuna kadar aruzu savunmuş, hece veznin bir nazım ölçüsü olamayacağını ileri sürmüştür. Genç Kalemler” in sade dil anlayışına karşı Osmanlıcayı savunmuştur.”

Bütün bunlar nedeniyle Cenap ” estetik yönü ağır basan dil süslü ve tumturaklı bir dil kullanmakla, doğal olmayan yapay şiirler yazmakla,  halktan ve anlaşılır olmaktan uzak bir salon edebiyatı ve şiiri oluşturmakla "suçlanmış ve eleştirilmiştir. Cenap, şiirlerini hayattayken “Evrâk-ı Leyâl” adı altında bir kitapta toplamak istemişse de, bunu yapamamış, bütün şiirleri daha sonra Mehmet Kaplan, İnci Enginün, Birol Emil, Necat Birinci, Abdullah Uçman’dan oluşan bir ekip tarafından “Cenap Şahabettin’in Bütün Şiirleri” adlı bir kitapta toplanmıştır.

Nesirlerinde daha sade bir dile yönelmiş, anlaşılır olmaya biraz daha gayret etmiştir. Dekadanlar, sembolizm gibi edebiyat akımları üzerine yazılar kaleme almış makaleler de yazmıştır. 1894 ten sonra yaptığı Rodos ve Cidde’de seyahatlerini gezi mektupları haline getirerek bu uzun seyahatlerinin notlarını Servet-i Fünun’da yayımladıktan sonra Hac Yolunda adı altında bir serde toplayacaktı. Avrupa seyahatinde görüp edindiği izlenimleriyle de Avrupa Mektupları adlı eserini meydana getirmişti

 

ESERLERİ

Gezi yazılarını Hac Yolunda (1909, 1925), Avrupa Mektupları (1919) adlı kitaplarda; 1908’den sonra yazdığı deneme yolundaki makalelerin bir kısmını Evrâk-ı Eyyâm (1915) da, bazı makaleleriyle vecizelerini Nes-i Harb, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918) adli kitapta toplamıştı.  Çeşitli dergi ve gazetelerde dağınık bir halde bulunan pek çok makaleleri ile Servet-i Fünun dergisinde Serseri Fikirler başlığı altında yayınladığı öteki vecizeleri kitap halinde toplanmamıştır. Piyesleri, bir perdelik Körebe (1917) ile kitap halinde basılmayan Yalan ve Küçükbeyler’dir. 

Bunlardan başka, Shakespeare üzerine Vilyem Şekspiyer (1931) adlı bir incelemesi vardır. [16]

 

ÖZDEYİŞLERİ

  • Köle olmadan muti, isyana teşvik etmeden amir olabiliyorsanız bilin ki kuvvetlisiniz.
  • Bir kitap ilmi var, bir de hayat ilmi. merd-i kâmil ikisine de vakıf olandır.
  • Zeki adam kitaptan bir hayat hissesi, hayattan bir kitap hissesi alır.
  • Sinek asumanı (gökyüzünü) göremez."
  • İyiliği yalnız iyiler anlar, fenalığı herkes.’’
  • "insan, tarihe her istediğini söyletebilir, çünkü ölüler, itiraz edemezler.
  • "Yalnız kendi nefsini düşünüp dost arayan, hizmetçi arıyor demektir."
  • 'Niçin mi fikir değiştiriyorum? Çünkü ben fikirlerimin sahibiyim, kölesi değil!''
  • "Bir kadın sessizce konuşuyorsa bir şey istiyordur, sesini yükseltmişse istediğini alamamıştır."
  • "Karnı açlardan çok kalbi açlara acırım"

 

Elhan Şita’dan

Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz melek kanadının tüyü
Gibi kar
Seni solgun bahçelerde arar.
Sen açarken çiçekler üstünde,
Ufacık bir çiçekli yelpaze,
Ey ölü, şimdi senin cenazen üstünde,
Parça parça uçmaya başladı
Karlar
Ki gökten düşer düşer, ağlar.
Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar,
Küçücük, beyaz başlı baykuşlar
Gibi kar

Sizi dallarda, yuvalarda arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey kuşlar,
Şimdi boş kaldı büsbütün yuvalar;
Yuvalarda - figansız yetim kalan-
Son kalan mavi tüyleri kovalayan

Karlar
Ki havada uçar uçar, ağlar.

 

Cenap Şehabettin

Varsın, Sen İlâhî, yine varsın, yine varsın
Aklımda, hayâlimde ve hissimde yaşarsın!

Her yer dolu zâtınla, sıfatınla ilâhî
Zâtın da, sıfatın da Senin nâ-mütenâhîâ


Kalbimde birer katredir eb'âd ile evkât;
Titrer nabazânınla şerâyin-i mesâfât.

Kuvvet bir elinde ve anâsır bir elinde
Mimarı elindir, ebedin de, ezelin de!

Şi'rin dü-câhındır, kelimâtın bütün ecrâm;
Her jâle-i sun'un bana kulzüm-ı ilhâm!

Rûhumda, dimağımda ve kalbimde yaşarsın;
Varsın Sen ilâhî, yine varsın, yine varsın.[17]

 

Şiirleri



KAYNAKÇA 
 


  • [1] Yrd.Doç.Dr Fatih BAYRAKTAR Kayıp Bir Nesilden Trajik Bir Hayat Hikayesi : Cenap Şahabettin, Sızıntı Dergisi,Yıl, 26 Sayı, 301 - Şubat 2004
  • [2] Mehmet Nuri Yardım, Tanzimat'tan Günümüze Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları, 3. b., İstanbul, 1998, s. 83-84.
  • [3] Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank.2005, shf.,139-140
  • [4] Yrd. Doç. Dr Fatih BAYRAKTAR Kayıp Bir Nesilden Trajik Bir Hayat Hikâyesi: Cenap Şahabettin, Sızıntı Dergisi, Yıl: 26 Sayı, 301 - Şubat 2004
  • [5] Yrd. Doç. Dr Fatih BAYRAKTAR Kayıp Bir Nesilden Trajik Bir Hayat Hikayesi: Cenap Şahabettin/Sızıntı Dergisi- Yıl: 26 Sayı: 301 - Şubat 2004
  • [6]  İnci Enginün, Cenap Şahabettin, Ankara, 1989, s. 7.
  • [7] Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank.2005, shf139-140
  • [8] Dr Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank.2005, shf139-140
  • [9] Ahmet Özdemir (1975) Cenap Şehabeddin, İstanbul, Toker Yayınları
  • [10] Yrd. Doç. Dr Fatih BAYRAKTAR Kayıp Bir Nesilden Trajik Bir Hayat Hikayesi: Cenap Şahabettin/Sızıntı Dergisi- Yıl : 26 Sayı : 301 - Şubat 2004
  • [11] Yrd.Doç. Dr Fatih BAYRAKTAR Kayıp Bir Nesilden Trajik Bir Hayat Hikayesi : Cenap Şahabettin/Sızıntı Dergisi- Yıl : 26 Sayı : 301 - Şubat 2004
  • [12] http://tr.yenisehir.wikia.com/ Cenap_Şahabettin/Hayatı
  • [13] http://tr.yenisehir.wikia.com/ Cenap_Şahabettin/Hayatı
  • [14] Ahmet Özdemir (1975) Cenap Şehabeddin, İstanbul: Toker Yayınları
  • [15] http://tr.wikipedia.org/Cenap Şahabettin
  • [16] http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/cenap şahadettin
  • [17] Mehmet Kaplan, İnci Enginün, Birol Emil, Necat Birinci, Abdullah Uçman, Cenap Şahabettin'in Bütün Şiirleri, İstanbul, 1984, s. 296.

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 




 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...