Tevfik Fikret Hayatı ve Eserleri


 

Tevfik Fikret.jpg

 

Tevfik Fikret

Mehmet Tevfik Fikret (d. 24 Aralık 1867,  İstanbul - ö. 19 Ağustos 1915,  İstanbul ). Türk şair, öğretmen, yayıncı.

İstanbul’un Kadırga semtinde 24 Aralık 1867 günü dünyaya gelen Tevfik Fikret’e ailesi Mehmet Tevfik adını vermişti. Dedesi Ahmet Ağa, Çankırı, Bayramören ilçesi Dalkoz Köyü’nden İstanbul’a gelip yerleşmişti. Ahmet Ağa Fikret’in babası Hüseyin Efendi’yi İstanbul’un en iyi okullarından birisi olan îrfani Rüşdiyesi’nde okutmuştu.  Tevfik Fikret’in doğduğu yıl Hüseyin Efendi, İstanbul’da belediye meclis üyesi ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde memur olarak çalışıyordu. [1] Dindar, saf ve temiz bir baba olan Hüseyin Efendi Hama, Nablus, Akka,  Urfa ve Halep mutasarrıflıklarında bulunmuştu. [2]

Annesi Hacı Hatice Refia Hanım ise, 1822’deki Yunan ayaklanmasında kimsesiz kalıp  Osmanlılar’a sığınmış ve sonradan Müslüman olmuş Sakızlı Rumlarından olan bir anne babanın kızı idi. [3] Annesi Refia Hanım ve Babası Hüseyin Efendi’nin evliliğinden Mehmet Tevfik ve kız kardeşi Sıdıka hanım dünyaya gelmişlerdi. [4] Kadırga semti ile Aksaray Ağa Yokuşu'ndaki evleri [5] Tevfik Fikret’in çocukluğunun geçtiği yerler olacaktı.

Tahsil hayatına İstanbul Aksaray’da Mahmudiye Rüşdiyesi’nde başladı. Aksaray’daki Mahmudiye Valide Rüştiyesi’nde öğrenimine başlayan Tevfik Fikret, dindar bir ortamda yetişmekteydi. Mahmudiye Valide Rüştiyesi, 93 Harbi göçmenlerinin barındırılabilmesi için boşaltılması sebebi ile bugünkü adı Galatasaray Lisesi olan Mekteb-i Sultani'de öğrenim görmeye başlayacaktı. [6] Bu okula başlamak onun hayatı için bir dönüm noktası olacak hayatı hemen hemen bu okulun etrafında şekillenmeye başlayacaktı.

Dindar bir kadın olan annesi Refia Hanım 1879 yılında gittiği Hac yolundan dönerken yolda kolera salgını yüzünden hayatını kaybetmişti. [7]  Annesini kaybeden Tevfik Fikret, 12 yaşında öksüz kaldı. Üstelik İstibdat idaresinin jurnal yıllarında asılsız bir jurnalle iftiraya kurban giden babası da Arabistan’a sürgüne gönderildi. Annesini kaybeden babası Arabistan’a sürgüne gönderilen Tevfik Fikret ve kız kardeşi Sıdıka Hanım’a Sakızlı bir Rum iken Müslümanlığa dönen anneannesinin yanında kalmaya başlamıştı.[8] Kız kardeşi ile kendisinin bakımını anneannesi ve büyük yengesi üstlendi. Annesini yitirip yetim kalan Tevfik Fikret, babasının da sürgüne yollanması ile duygusal bir çöküntü içine düşecekti.  19 yıl sürgünde kalan babası sürgünden dönemeyecek sürgüne gittiği Arabistan’da ölecekti. 

Annesini ve babasını kaybeden Fikret’in yaşamında bu iki üzücü olay derin izler bırakmıştır. Küçük yaşta yetim kalmanın verdiği üzüntü ruhunu derinden sarsmış;  onu karamsar, içine kapanık, duygusal, buruk ve çok kırılgan bir ruh haline düşürmüştü. Bu ruh hali doğal olarak şiirlerine de yansıyacak, Fikret’e kendi dertleri ve karamsar ruh dünyasıyla boğuşan kişisel ıstıraplarını dile getiren buruk şiirler yazacaktı.

Bu okulda öğrenim gördüğü yıllar içinde okulda çok tanınmış simalar bulunuyordu. O yıllarda tanınmış edebiyatçılar olan, Recaizade Mahmut Ekrem,  Muallim Naci, Muallim Feyzi bu okulda öğretmendi.[9] Recaizade Mahmut Ekrem ve  Muallim Naci’den de dersler alarak on bir yıl öğrenim gördüğü bu okulun  lise yıllarında ilk şiirlerini de yazmaya başlamıştı. Üstelik Tevfik Fikret , yetim ve içine kapanık bir öğrenci olduğu halde okulun en başarılı öğrencisiydi.

Ayazağa yokuşundaki evlerinin odası onun gizli dünyasıydı. İlk şiirlerini annesini yitirdiği, babasının sürgüne gönderildiği yılların ertesinde yazmaya başlamıştı.[10] Fikret, dönemin önde gelen şairleri olan edebiyat hocalarının etkilerinin görüldüğü ilk şiirlerini bu okulda yazmaya başlamıştı. Elbette ki edebiyata ve şiire olan merakında Recaizade Mahmut Ekrem ve  Muallim Naci’nin büyük payları olmuştu. Öğretmenlerinin teşviki Nazmi mahlasıyla ve gazel tarzında yazdığı ilk şiiri, hocası Muallim Fevzi sayesinde Tercüman-ı Hakikat'de yayımlandı. (1884-1885).  Gazel tarzındaki bu ilk şiiri yayınlandığında T. Fikret henüz lise birinci sınıfta bir öğrenciydi.  Çok başarılı bir öğrenci olan Fikret, 1888 yılında Galatasaray Sultanisi’ni birincilikle bitirdi.

Hariciye Nezareti İstişare Odası ( Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi )’nde kâtip olarak işe başlayan Tevfik Fikret, kısa bir süre sonra Maarif Mektubu Kalemi’ne geçmiş buradaki görevinden bir yılını doldurmadan istifa edip ayrılmıştı.  Çünkü işinde yetersiz kaldığını düşünmüş, birçok görevi layıkıyla yerine getiremediğini düşünmüştü. Üstelik geciken maaşlarının ödenmesini hak etmediği gerekçesiyle reddetti. [11] Hazine yine de kendisine toplu ödeme yapınca bu parayı Göçmenler Komisyonu’na bağışlamıştı. [12] Onun bu tutumu yakın çevresi tarafından oldukça takdir görmüştü.

Bazı kaynaklar bu olayı biraz farklı yazmaktadır. Yrd. Doç. Dr Fatih Bayraktar’a göre Fikret, Hariciye Nezareti İstişare Odası kâtiplik görevinden maaşlarını alamadığı için istifa etmiş olduğunu belirtiyordu. [13]Fikret kısa bir süre sonra Sadaret Mektubi Kalemi’nde işe girmiş bu görev yerinde de kısa bir süre kalmış, daha sonra 1889 Ağustos’unda İstişare Odası’nda tekrar muavin olarak göreve başlamıştı.

1890 yılında İstanbul Gedikpaşa’daki Ticaret Mektebi’ne öğretmen olarak atandı.  İşte tam bu yıllarda Trabzon  Valisi olacak dayısı Mustafa Bey’in 15 yaşındaki kızı Nazime Hanım ile evlendi. [14] 1890. Bu evlilikten sonra dayısının evine yerleşmişti.  Oturduğu bu Rumeli Hisarı’nda kayınpederi ve aynı zamanda dayısı olan Mustafa Bey’e ait bir yalıydı. [15]   Dayısı Mustafa Bey daha sonra Trabzon valisi olacaktı. Fikret’in bu evliliğinden 1895’de oğlu Haluk dünyaya gelecekti. [16]

Şiir konusunda bir süredir suskun olan Fikret, bu huzur dolu, mutlu ve sükûnetli yılların verdiği rahatlıkla yeniden şiir yazmaya başlamıştı.   Bu devrede Fikret maddi ve mani olarak bir huzur içindeydi. Mutlu bir hayata başlayan Fikret’in bu dönemde yazdığı şiirleri yakın dostu İsmail Safa'nın[17] yönettiği Mirsad Dergisi’nde yayınlanmaya başladı Bu dergi de çıkan ilk şiiri ise "Bahar"  adındaki şiiri olmuştu. Mirsad dergisinde 18 şiiri peş peşe yayımlandı.. 1307/1891 yılında, devrin hükümdarı II. Abdülhamit için açtığı “Sitayiş-i hazret-i padişahı” konulu şiiri ile Mirsad dergisinin açtığı yarışmada birincilik ödülünü de almıştı.  Yine 1307/1891 yılında Mirsad mecmuasının Tevhid konusunda açmış olduğu şiir yarışmasında da yine Fikret, birinci oldu. Her iki yarışmada da birinci olunca ününü arttırmıştı. 1892 yılına kadar devam eden memuriyet yıllarında Gedikpaşa’daki Ticaret Mektebi’nde Fransızca ve hüsn-i hat dersleri de veriyordu.

Mekteb-i Sultani'de Öğretmenlik

1892 yılı Fikret için tam bir dönüm noktasıdır. Bu yıl içinde mezun olduğu okul olan Galatasaray Sultanisine atandı. Osmanlı Lisanı Öğretmenliği Sınavını kazanarak çok sevdiği Mekteb-i Sultani’de göreve başlamıştı. [18] İlkokul üçüncü sınıf Türkçe öğretmeni olarak göreve başladığı okulda, Muallim Naci 'nin vefatı üzerine edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya başladı. [19]

Malumat Dergisi

Mirsad Dergisi'nin kapanmış Fikret, şiir yazamaya ara vermişti. 1894'te, arkadaşları Hüseyin Kazım ve Ali Ekrem Bolayır  ile Malumat Dergisi'nin başyazarlığını üstlendi. Bir yıl boyunca yayımlanan bu dergide Fikret’in 25 şiiri yayımlandı. Bu dergide yayımlanan şiirleri eski şiirlerine göre batılı tarza daha yakın şiirlerdi. Derginin ilk sayısında padişah Abdülhamit'i öven "Tebrik-i Veladet" şiirini yayımlamıştı. [20] Fakat tam bu sıralarda hükümetin bütçede kısıntı yapıp memur maaşlarını yüzde on kesmesine tepki olarak “ Mantıksız bir hükümete hizmet edemeyeceğim “ diyerek [21]  1895'te okuldan ayrılıp, inzivaya çekilmişti. Fakat istifa etmesine sebep olan olayların arkasında maarif nezaretinden kendisine bir takım müdahalelerin yapıldığı da malumdu. (6)

Servet-i Fünun Dergisi

1895'te Recaizade Mahmut EKREM,  sayesinde Servet-i Fünun Dergisinin  sahibi Ahmet İhsan ile tanıştı. EKREM ve İhsan Beyi Servet-i Fünun Dergisini bir edebiyat dergisi haline getirmeye ikna etti. İhsan bey onu Servet-i Fünun Dergisinin editörlüğüne getirince dergi, genç Servet-i Fünunculara sayfalarını açmıştı.  Dergi, Tevfik Fikret yönetiminde çıkmaya başladığı 256. sayıdan itibaren 1896 yılında  bir edebiyat dergisi haline geldi. [22]

1895 sonunda, “Malûmat” adlı dergide yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi, kulak için mi olduğu tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmı Servet-i Fünûn Dergisinde yayımlanmıştı. “Eski-yeni” tartışmasının bitmeyeceğini anlayan  Recaizade Mahmut Ekrem  , artık bir ekip çalışması yapmanın yollarını aramaya başladı. Evinde edebiyat sohbetleri yapılıyor genç kuşaktan edebiyata hevesli gençler R.M. Ekrem’in evinde toplanarak edebiyat sohbetleri yapıyorlardı. Ekrem’in evinde toplanan bu gençler daha sonra Ekrem’in telkinleriyle ve onun sanat anlayışının etkisi altında kalıyorlardı.[23] Bu gençler Tevfik Fikret’in Servet i Fünun Dergisinin editörlüğüne getirilmesi ve derginin sayfalarını bu gençlere açmaya başlaması ile birlikte edebi bir topluluk özelliği göstermeye başlamışlardı.  Recaizade Mahmut Ekrem’in  yaptığı bu toplantılarda elbette ki Ekrem’in öğrencisi olan T. Fikret’ de vardı.

Şiirlerini o günlere kadar "Mehmet Tevfik" adıyla imzalayan şair, bu tarihten sonra şiirlerinde  "Tevfik Fikret" imzasını kullanmaya başlamıştı. [24]

1896 yılından itibaren Tevfik Fikret’in yönetimine geçen Servet-i Funun dergisinin etrafında toplanan yenilikçi, heyecanlı, edebiyata hevesli ve iyi eğitimli bu gençler oluşturdukları bu topluluğa derginin adını vermişler Kendilerine Edebiyat-ı Cedideciler veya Servet-i Fununcular  demeye başlamışlardı. . Sanatta hem içerik hem biçimde atılım yapmayı ilke edinen, ağdalı dilleri ve karamsarlığı ile tanınan topluluğun hareketine ise Edebiyat-ı Cedide ( Yeni Edebiyat ) denildi. Topluluğun bünyesinde Fikret'in yanı sıra Halit Ziya ,  Cenap Şahabettin ,  Mehmet Rauf , İsmail Safa,  Sami Paşazade Sezai , Hüseyin Cahit Yalçı, Ahmet Şuayp  ,  Hüseyin Suat gibi adlar bulunuyordu. [25]

Topluluk kısa zamanda şiir, roman ve  hikâye  alanlarında Tanzimat Edebiyatında görülen kusurları ortadan kaldıran, edebiyatta önemli bir hamle başlatarak Türk edebiyatını batılı edebiyat seviyesine ulaştıracak modernleşmeyi başaran etkili bir topluluk oldu.

Özel dersler ve  Servet-i Fünun Dergisi’nde  hayatını idame ettirmeye çalışan  Tevfik Fikret, 1896 yılı sonlarında Robert Kolej'de  beş yüz kuruş maaş karşılığında Türkçe dersleri vermeye başlamıştır.[26]

Artık ölünceye kadar bu görevde kalacaktır. Bu okulda göreve başlaması ve kalması daha sonra bir takım tepkilere maruz kalmasına yol açacak, dinden çıktığı, masonlara hizmet ettiği şeklinde suçlamalara muhatap olacaktır. Ama bu Amerikan okulundaki deneyimleri ve öğrendikleri onun dünyasında derin ufuklar açmış, çağdaşlarından daha uzak ve ileri görüşlü olmasını sağlamıştı.

Robert Koleji dışında kalan tüm zamanını dergiye veriyordu. “O günlerde dostu İsmail Safa’nın evinde okuduğu Abdülhamit karşıtı bir şiiri, gözaltına alınmasına yol açtı. Evi arandı, söz konusu şiir bulunamayınca birkaç gün sonra serbest kaldı. Çok geçmeden, Robert Kolej'de bir çaya karısıyla birlikte gitmesi bahane edilerek gözaltına alındı. Bu olaylar, Fikret'te inziva düşüncesini derinleştirmişti. “ Lakin 1898’de İsmâil Safâ’nın evinde yapılan bir toplantı nedeni ile İstibdat İdaresi, tarafından bir kaç gün tutuklu kalmış,  çocukluğundan beri hassas,  marazi, hatta tedirgin bir ruh haline sahip olan Tevfik Fikret bu olaydan oldukça huzursuz olmuştu.

Üstelik Edebiyat-ı Cedidecilerin bazıları ve Tevfik Fikret İstibdat İdaresinin baskılarını azaltmak amacı ile İngiliz Konsolosluğuna bir dilekçe vermişler bu nedenle de Mabeyin Dairesi tarafından sorgulamalara maruz kalmışlardı. Tüm bunlar Tevfik Fikret için çok ağır gelen baskılar olmaktaydı.  Hepsi de iyi eğitimli, yüksek zümreye mensup, Fransızcaya ve batı kültürüne vakıf Servet-i Fünun Edebiyatı Şair ve Yazarları yetişme tarzlarından ve kişiliklerinden kaynaklanan karamsarlık duygusundan kurtulmanın yolunun İstanbul’dan ve yaşadıkları ortamdan kaçmakla mümkün olabileceğini sanıyorlar, topluca bir ülkeye göçmeyi hayal ediyorlardı. Bu olaylara maruz kalan Fikret ve diğer Servet-i Fünuncular işte tam bu sıralarda hep birlikte Yeni Zelanda'ya gitmeyi; bu gerçekleşmeyince Hüseyin Kazım'ın Manisa'daki çiftliğine yerleşmeyi düşünmüşlerdi.

Ali  Ekrem’in bir yazısını değiştirerek yayınlayınca Ali Ekrem buna çok kızmış ve Servet-i Funun’dan  ilk kopmalar da yaşanmıştı. 1900 yılında ilk kitabı "Rubab-ı Şikeste (Kırık Saz)"'ı yayımlayan Tevfik Fikret, Ahmet İhsan ile dergi yönetiminde uyuşamadığı için ertesi yıl topluluktan ayrıldı.[27] 1901.  Artık sadece Robert Kolej'de öğretmenlikle meşguldü. Üstelik kapıldığı ruh hali nedeniyle inzivaya çekilmeyi özlüyordu. Babası da ölmüş, kız kardeşi ile ilgili de sorunlar yaşamıştı.  Bunun üzerine Servet-i Funun Dergisini bırakmaya karar verdi. Ricası üzerine Servetİ Fünun'un yönetimini  Hüseyin Cahit üstlenmişti. Birkaç ay sonra Sevet-i Fünun,  Hüseyin Cahit 'in Fransız İhtilalı üzerine bir çevirisi yüzünden kapatıldı ve grup tamamen dağıldı.

 

Aşiyan

Servet-i Fünun'un kapanması, baskılı yönetimden duyduğu karamsarlık, arkadaşları Hüseyin Siret ve İsmail Safa'nın sürgüne gönderilmesi, 1902'de kız kardeşi Sıdıka'yı kaybetmesi, babasının Irak'ta sürgünde yaşaması ve 1905'te babasını da kaybetmesi, Tevfik Fikret'i çok yıpratmıştı. İstanbul’u ahlaksızlıkla suçlayıp lanetleyen ünlü "Sis" şiirini 1902 yılında İstanbul'un sisler altında olduğu bir günde yazmıştı.[28]

Kadırga'daki konağını satarak Rumeli Hisarında ev yapmayı düşlüyordu. Bu amacın uğruna Kadırgada’ki evi satıp Robert Kolej'in yamacındaki Rumelihisarı'nda ev yaptırmaya başladı. Üç katlı ahşap bina 1905'te tamamlandı. [29] Günümüzde Tevfik Fikret Müzesi olan eve eşi ve oğlu ile birlikte yerleşmişti. Hayalindeki bu eve Aşiyan (yuva) adını vererek bu evin bahçesine gömülmeyi vasiyet etmişti.[30]

 

  1. Meşrutiyet Yılları 

İttihat ve Terakki'yi destekleyen Tevfik Fikret, 24 Temmuz 1908'de Meşrutiyet'in ilan edilmesini coşkuyla karşıladı, "Rücu" ile "Doğan Güneşe" adlı şiirlerini bu sırada yazdı. [31] Meşrutiyet'in İlanı'ndan 13 gün önce "Millet Şarkısı" adlı marşı yazmıştı. Devrimin habercisi olan bu marş elden ele dolaştı. Meşrutiyet'in ilanından sonra "Rücu (Geri Alış)" adlı şiirini yazarak İstanbul'a savurduğu lanetleri geri alarak Aşiyan’daki inzivasından çıkmayı başarmıştı. Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kazım ile Tanin adlı bir gazete çıkarmaya başladı İstanbul’a duyduğu öfkeden kurtulmasını ifade eden "Rücu" ve  "Sis"  adlı şiirleri Tanin’de yayınlandı.[32]  Tanin, İttihat ve Terakki'nin yayın organı haline getirilmek istenince gazeteden ayrıldı.

 

Mektebi Sultani'de Müdürlük,

Tevfik Fikret, curcuna haline gelen okulu düzeltmesi için düşünüldüğü 1895'te istifa ettiği Mekteb-i Sultani Müdürlüğü'nü kabul etti ve okula 1909 başında müdür olarak tekrar döndü. [33] Okulun Beyoğlu'ndaki binası bir yangında yandığı için Beylerbeyi'ne taşınmış, ülkenin en seçkin okulu eğitim disiplin vb yönlerinden de içler acısı bir hale düşmüştü.  Tevfik Fikret, eski binanın yeniden inşasını çok kısa sürede tamamlatıp disiplini sağlayarak okulu eski haline getirmeyi başarmıştı.

Ne var ki yeni nazır Emrullah Bey'le anlaşmazlığa düştü ve 1910'da görevini kesin olarak bıraktı.

Tevfik Fikret, Mekteb-i Sultani Müdürlüğü sırasında Darülfünun'da edebiyat dersleri de vermekte idi. 1910’da bu görevinden de ayrılıp yeniden Aşiyan'da inzivaya çekildi ve yalnızca Robert Kolej'deki derslere devam etti.

Meşrutiyet yönetiminden hayal kırıklığına uğramış, İttihat ve Terakki Yönetimi'ne de muhalif olmuştu. Tek umudu yeni yetişen gençler kalmıştı artık. 1911’de yayımladığı "Haluk’un Defteri’” ni gençliğe adamıştı.

Oğlu Haluk’u  milletini seven bilgili ve kahraman biri olarak yetiştirmeye çalışan   Tevfik Fikret, oğlu Haluk’u   elektrik mühendisliği eğitimi alması için 1909 yılında İskoçya’nın Glasgow kentine göndermişti. [34]  Fikret’în bu duyguları “Haluk’un Vedâı” ve “Promote” adlı şiirlerinde dile de getirilmiştir. Fakat Haluk, yanına yerleştirildiği Hıristiyan ailenin etkisi ile  belki de anneannesinden dahi aldığı telkinler sebebiyle din değiştirip Hıristiyanlığı seçti ve babasının düşlediğinden çok farklı bir  hayat sürdü. Haluk Fikret, 1943 yılından sonra kendisini dine verip rahip oldu ve 1965 yılında Orlando, Park Lake Presbyterian Kilisesi rahibi iken hayatını kaybetmişti. [35]

 

Son yılları

Şair, 1912’de, Trablusgarp Savaşı nedeniyle Meclisin feshedilmesine karşı öfkesini "Doksanbeşe Doğru" adlı şiirinde yalnızca padişahı değil, İttihat ve Terakki'yi de sert biçimde eleştirmekte idi. Eleştirilerine, devrin yolsuzluklarını dile getiren “Han-ı Yağma”, yanlış bir kararla I. Dünya Savaşı’na girilmesini yeren “Sancak Şerif Huzurunda” şiirleriyle devam ett

Fikret’in şiirleri devrin yöneticileri ve muhafazakâr çevrelerden ağır eleştirilere uğramasına sebep ve şairde büyük bir moral çöküntüsüne sebep olmuştu.  Mehmet Akif Ersoy ’ un kendisine Süleymaniye Kürsüsünde yönelttiği suçlamalara 1914'te kaleme aldığı  “ Tarihi Kadim’e Zeyl ” adlı ünlü şiiriyle yanıt vermeye çalıştı [36]

Modern bir okul açmak[, yeni bir edebiyat dergisi çıkarmak gibi projeleri bozulan sağlığı yüüznden vazgeçtiği hayaller olup kaldı. Son yıllarında çocuk şiirleri yazmakla meşgul oldu. Yalın bir dille ve hece ölçüsüyle yazdığı bu şiirleri 1914’te yayımlanan "Şermin" adlı kitapta topladı. Kitaba, genç yaşta ölen kız kardeşi Sıdıka'nın kızı ve eğitimci Mustafa Satı Bey'in kurduğu Yuva adlı okulun öğrencileri ilham vermişti. Geçirdiği bir ameliyat sonrasında 19 Ağustos 1915’te hayatını kaybetti.

 

Mezarı

Kayınpederi Mustafa Efendi, Tevfik Fikret’in Aşiyan’daki evinin bahçesine gömülmeyi dileyen vasiyetine rağmen onu Eyüp’teki aile mezarlığına defnettirdi. Aşiyan Müze haline getirildikten sonra mezarı Eyüpten alınarak Aşiyan’a getirildi.

Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde, 1920’lerde yaptırılmış anma mezarı vardır. Rıza Tevfik Bölükbaşı' nin başlattığı bir gelenekle ölümünün ilk yılından itibaren ölüm yıldönümlerinde evinde anılmıştır.

 

Eserleri

  •     Rübab-ı Şikeste(Kırık Saz) (1900)
  •     Tarih-i Kadim (1905)
  •     Haluk'un Defteri (1911)
  •     Rubabın Cevabı (1911)
  •     Şermin (1914)
  •     Hasta Çocuk
  •     Sis
  •     Millet Şarkısı
  •     Doksan Beş'e Doğru
  •     Hanı yağma
  •     Balıkçılar
  •     Haluk'un çocukluğu
  •     Rübab-ı cevab

 

Şiirleri

Ağustos Böceği İle Karınca
Balıkçılar
Bana Kimsin Diye Sorma Meleğim
Bir İçim Su
Doksan Beşe Doğru
Haluk'un Bayramı
Han-ı Yağma
İZLER
MAİ DENİZ
Ömr-i Muhayyel
Sabah Olursa
Sancağ-ı Şerif Huzurunda
Sen Olmasan
Sis
Promete
Tarih-i Kadim
YAĞMUR
Kimseden ümmid-i feyz etmem
Küçük Asker
Tarih-i Kadime Ek
Tecdid-i İzdivaç (Evliliği Yenileme)
Matemzede
Topu Bir Gül
ÖKSÜZ
Kuşlarla
Birlikte
FERDA
Canân-ı Girizâna”
Subh-ı Baharan
Sabah Ezanında
Peri-i Şi’rime
Para ve Hayat
Cevap
Rubâb’ın Cevabı
Bir Lâhza-i Teahhûr
Rücû
Ufuk ve Hilal
Derd-i Nihân
Kendi Kendime
Tefelsüf
Ramazan Sadakası
Verin Zavallılara
Hasta Çocuk

Kaynakca

 

[1] Yrd.Doç.Dr Fatih Bayraktar, Tevfik Fikret, Sızıntı Dergisi, Ekim 1990 Yıl :12 Sayı :141

[2] Yrd.Doç.Dr Fatih Bayraktar, Tevfik Fikret, Sızıntı Dergisi, Ekim 1990 Yıl :12 Sayı :141

[3] Mehmet Kaplan, Teyfik Fikret, İst.971,s.44.

[4] Mehmet Kaplan, Teyfik Fikret, İst.971,s.44.

[5] Coşkun Ongun, Nilüfer Koçer, Işıltılı Yürek Tevfik Fikret

[6] Yrd.Doç.Dr Fatih Bayraktar, Tevfik Fikret, Sızıntı Dergisi, Ekim 1990 Yıl :12 Sayı :141

[7] :ABDULLAH UÇMAN, Tevfik Fikret,  https://islamansiklopedisi.org.tr/tevfik-fikret

[8]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Fikret 

[9] ABDULLAH UÇMAN, Tevfik Fikret,  https://islamansiklopedisi.org.tr/tevfik-fikret

[10] Bülent Kale, İlk Entellektüel ve Aşiyan, Gate Dergisi, Mayıs 2008 sayısı

[11] Kültür Tv Tevfik Fikret Maddesi, Kulturtv.com.tr

[12] https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Fikret 

[13] Yrd.Doç.Dr Fatih Bayraktar, Tevfik Fikret, Sızıntı Dergisi, Ekim 1990 Yıl :12 Sayı :141

[14] ABDULLAH UÇMAN, Tevfik Fikret,  https://islamansiklopedisi.org.tr/tevfik-fikret

[15] Bülent Kale, İlk Entellektüel ve Aşiyan, Gate Dergisi, Mayıs 2008 sayısı

[16] Yrd.Doç.Dr Fatih Bayraktar, Tevfik Fikret, Sızıntı Dergisi, Ekim 1990 Yıl :12 Sayı :141

[17] Yrd.Doç.Dr Fatih Bayraktar, Tevfik Fikret, Sızıntı Dergisi, Ekim 1990 Yıl :12 Sayı :141

[18] ABDULLAH UÇMAN, Tevfik Fikret,  https://islamansiklopedisi.org.tr/tevfik-fikret

[19] https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Fikret 

[20] https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Fikret 

[21] Öner Yağcı, Tevfik Fikret: Aydınlanmamızın Öncüsü, İleri Dergisi, Sayı 2, Ocak-şubat 2001

[22] https://edebiyatvesanatakademisi.com/servet-i-funun-fecr-i-ati/serveti-funun-toplulugu-nasil-kuruldu-uyelerinin-genel-ozelligi/19695

[23] https://edebiyatvesanatakademisi.com/tanzimat-donem-edeb/recaizade-mahmut-ekrem-hayati-ve-eserleri/456

[24] https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Fikret 

[25] https://edebiyatvesanatakademisi.com/servet-i-funun-fecr-i-ati/edebiyat-i-cedidecilerin-edebiyata-katkilari-ve-genel-ozellikleri/19701

[26] Öner Yağcı, Tevfik Fikret: Aydınlanmamızın Öncüsü, İleri Dergisi, Sayı 2, Ocak-şubat 2001

[27] https://edebiyatvesanatakademisi.com/servet-i-funun-fecr-i-ati/servet-i-funun-dergisi-ve-edebiyatimiza-katkilari/855

[28] Öner Yağcı, Tevfik Fikret: Aydınlanmamızın Öncüsü, İleri Dergisi, Sayı 2, Ocak-şubat 2001

[29] Ayten Dirier, Tevfik Fikret’in Son Yılları, Bülent Kale, İlk Entellektüel ve Aşiyan, Gate Dergisi, Mayıs 2008 sayısı

[30] Bülent Kale, İlk Entellektüel ve Aşiyan, Gate Dergisi, Mayıs 2008 sayısı

[31] Ayten Dirier, Tevfik Fikret’in Son Yılları

[32] Cahit Kavcar Tevfik Fikret'in Eğitimciliği ve Yeni Mektep, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Sayı 3

[33] Cahit Kavcar Tevfik Fikret'in Eğitimciliği ve Yeni Mektep, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Sayı 3

[34] Osman Dönemz, Haluk'un Son Vedâı, Sızıntı Dergisi, Ekim 2004

[35] Osman Dönemz, Haluk'un Son Vedâı, Sızıntı Dergisi, Ekim 2004

[36] Yaşar Vural, Mehmet Akif ve Tevfik Fikret’in “Zangoç-Molla Sırat Kavgası”, Yaşar Vural sitesi, Erişim tarihi:21.06.2011

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız
bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış