Mısra Azade Berceste Beyit Nedir ve Seçkin Örnekleri

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 14 Nisan 2013 Pazar aaa Beğen

 

Mısra

Şiirlerin bir satırına verilen isimdir. Bir ölçüye uygun olarak söylenmiş beytin yarısına yani beyitteki iki satırdan her birisine mısra denir. Bir şiirin en küçük anlamlı birimi olan mısra, bir şiirin parçası olabileceği gibi, bağımsız bir bütün de olabilir.

Divan edebiyatında kendi içinde anlam açısından bir bütün oluşturan mısralara mısra-i azade (bağımsız mısra) adı verilir.  Özlü, ahenkli anlamca çarpıcı, anlatımıyla dikkat çeken, her kolay öğrenilen ve o şiir içinde en dikkat çekici olan şiirin en gözde mısrasına "mısra-i berceste" ya da şah-mısra denir.

Mısra-ı Berceste Kolayca akla gelen fakat çok derin manalar taşıyan mısralardır. Kolay söylenmiş izlenimi vermesi, kolay akla gelmesi ama derin manalar içermesi de şarttır.

 

MISRA-I BERCESTE ÖRNEKLERİ 

Müdhikât- ı dehre ben ağlasam da tasvirim güler  ( Nuallim Naci )

Eğer maksat eserse mısra-ı berceste kâfidir.  ( Koca Ragıp Paşa )

Hâlini bilmez perîşânın perîşan olmayan,  ( Ahmet Paşa )

Âyînesi iştir kişinin lafa bakılmaz   ( Ziya Paşa )

Sıhhat sonu dert olmasa vuslat sonu hicran
                                                                                        Ruhi

Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir .   ( Nefi ) 

                                                                         
Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz     ( Bursalı Tâlip )                                                                     
Cümlenin maksûdu bir amma rivâyet muhtelif    ( Muhıbbi )

Olmayınca hasta kadrin bilmez âdem sıhhatin.    ( Fitnat Hanım )

Sağ gözü eylemesün sol göze Allah muhtaç   ( Sünbülzade Vehbi )

Meseldir gülşeni âlemde bir gülle bahar olmaz.  ( İzzet Molla )

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül.    (  Osman Nevres )

Su uyur düşman uyur hasta-i hicrân uyumaz.          Şeyh Galip

Kimse kâm almış değil ya kam-ı âlem kimdedir.  İzzet molla

Varak-ı mihr-i vefâyı kim okur kim dinler           Kâmi

Şecâat arziderken merd-i kıbti sirkatin söyler.   Ragıp Paşa

 

ÂZÂDE  MISRA

 zade tek mısra demektir. Tek başına tam bir mana ifade eden bu mısralara anlamca ikinci bir mısraya  ya ihtiyaç duymadıkları için Azâde adı verilmiştir.

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”   Fuzuli

Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı      Hail Edip Bey,

Sitem hep aşinalardan gelir biganeden gelmez    Nabi

Beyit halinde oldukları halde beyitteki her mısrasının anlamca diğerinden farklı olduğu mısralara da azade mısra denilir. 

Hevs-i zülfi yâr var sende
Ser giranım humar var sende     Hoca Neşet

Bu beyitteki mısralar arasında anlam bağı yoktur. Hâlbuki beyitteki mısralar anlamca birbirlerine bağlı olmalıdır. Bu bakımdan Hoca Neşet’in bu beytindeki mısralar gibi mısralar da azade sayılır.  Eşref’i İzmir valisi Sivrihisar’a göndermek istemiş, Eşref irticalaen aşağıdaki beyti,n il mısrasını söylemiş, İkinci beyte bir şey bulamayınca beyit şu şekilde ve iki azade mısradan oluşmuş

Asafa nerden de geldi aklına Sivrihisar
Lâ feta illâ Âli lâ sefâ illâ Zülfikar         Eşref.[1]

 

Beyit

Kelimenin kök anlamı ‘ev, hane, yuva’dır.

  • Anlam bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası
  • (Geniş anlamıyla) Çift dizeli olarak düzenlenen bir koşuğun her dize çifti
  • (Dar anlamıyla) Tara anlam veren ve iki dizeden meydana gelen koşuk

İki mısradan meydana gelen nâzım birimidir.  “Aynı vezinde iki mısradan teşekkül eden sözdür.”  [2]Batı edebiyatında beyite kuple denir. Divan edebiyatının temel nazım birimidir. Beyit, aynı vezinde olan ve birbiri peşinden gelen iki mısradır. Beyitin bir nâzım birimi olarak kabul edilmesi yüzünden, divan edebiyatı şiirlerinde konu birliği pek az görülür. Divan şiiri beyitleri meydana getirecek kafiyelerle ikişer mısra söyleyebilmek esasına dayanır.  Beyit sistemini esas alan divan şiirinde beyitlerin şiirden bağımsız ve kendi içinde anlam bütünlüğü olan parçalar şeklinde düşünülmesi şiirlerde konu bütünlüğünün olması aranamamıştır.  Divan edebiyatındaki bu şiir anlayışı, bizde "Edebiyat-i Cedide" ile değişmeye başlamıştır. Anlamın bir beyitte tamamlanmasının şart olmadığı sonraki beyitte, hattâ daha sonraki beyitlere geçebileceği hakkındaki örnekler edebiyatı cedidecilerle beraber başlamıştır.  Böylece, bir şiirde tüm mısraların aynı konuyu tamamlayacak şekilde olması ve şiirde konu bütünlüğü sağlanması esası ortaya çıkmıştır.

Divan edebiyatında, bir beyitteki iki dize kendi içinde iki parçaya ayrılır. Birinci dizenin ilk parçasına sadr, son parçasına aruz ya da harb denir. İkinci dizenin ilk parçası ibtida, son parçası acz ya da darb'dir. Sadr ile aruz, ibtida ile acz arasında kalan bölüm haşv olarak isimlendirilir. Uyaklı bir beyite "beyt-i musarra", uyaksız olanlara "ferd" ya da "müfred" denir.  Musarra beyit ilk beyit olursa matla beyti, olur.

Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı?
Felekler yandı ahımdan muradum sem'i yanmaz mı?

 

Fuzuli’nin bu beyti hem musarra hem de gazelinin ilk beyti olan matladır.  Musarra beyiti bendler arasında da bulunabilir, buna da vasıta beyti denir.

Divanlarda müfredler müfredat adıyla ayrı bir bölümde toplanır. Uyaklı beyitlerin olduğu bölüme de "metali" denir. Örnek beyit:

Biz bülbül-i muhrik-dem-i şevkâ-yı firakız
Âteş kesilür geçse sabâ gül-şenimizden      Selimî (Padişah 2’nci Selim)

Beyit, kafiyeli iki mısradan meydana gelirse "beyt-i musarra", bir gazelin en seçme beyti olursa "beyt-ül gazel" bir kasidenin en güzel beyti olursa "beyt-ül kaside", içinde şairin adının ya da mahlasının bulunduğu beyitse "tac tâc beyit" bir kasidenin ya da gazelin ilk beyiti "matla" son beyti ise "makta" adını alır.
Manası diğer bir beyit ile tamamlanan beyte ise  “ Beyti Merhun “ denir. [3]

 

 

Beyti Merhun Örneği:

Onu böyle gördükte sordu Halife
Sen niçin kaçmadın oğlum söyle

Diyerek sordu o sabi çocuğa
Ne cevap verdi bakın yavrucuğa

Kasidelerde şairin adının geçtiği beyte  “Taç Beyit” , gazellerde şairin adının geçtiği beyte “Makta Beyti”  adı verilir.

Makta Beyti Örneği

Hem mey içmez, hem de güzel sevmez demişler
Eylemişler Râsîh'e bühtân bühtân üstüne.
           Râsîh

 

 

 

BEYİT ÖRNEKLERİ 

Dil verdiğimiz yâre nigâh-i gazabından
Tasrîhe mecâl olmadı îmâ ile geçtik        Naili

Ders-i aşkın müşkilin Yahyâ nice halleylesin
Söyleyenler kendini bilmez bilenler söylemez       Şeyhülislam Yahya

Göz gördü gönül seni sevdi ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı benim bunda günahım.         (Nahifi)

Haddeden geçmiş nezaket yâl-u bal olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsarı al olmuş sana.        (Nedim)

Ey Necati, yürü sabreyle elinden ne gelir
Hublar, cevr-u cefayı kime öğretmediler.      (Necati)

Ne dünyadan safa bulduk, ne ehlinden recamız var,
Ne dergâhı Huda'dan maada bir ilticamız var.        (Nefi)

Güzel sevmekte zahid müşkilin var ise bizden sor
Bizim ol fende çok tahkikimiz, itkanımız vardır.       (Nedim)

Cihanda âdem olan bî gam olmaz
Anınçün  bî gam olan âdem olamaz.                      (Necati) 

Hırlaşır bir lâşeye üşüşmüş nice yüz bin kılab
Biz de pay almak için geldik bu kavga üstüne.      (Hüdai)

Gül gülse daim, ağlasa bülbül aceb değil,
Zira kimine ağla demişler, kimine gül.                     (Baki)

Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi              Yahya Kemal

Bende yok sabru sükûn, sende vefadan zerre,
İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kerre.                         (Nâbi)

Hoş olur gecede mey sohbeti mehtab olıcak
Nursun meclise gel kim demişiz sana mâh sana.          (Necati)

Bed asla necabet mi verir hiç üniforma
Zerdüz-i  palan ursan eşek yine eşektir.              (Ziya Paşa)

Merhem koyup onarma sinemde kanlı dağı
Söndürme özelinle yandırdığın cerağı.            (Fuzuli)

Eylesen tutiyi talimi edayı kelimat
Sözü insan olur ama özü insan olmaz.        (Fuzuli)

Mecnun ile bir mektebi-i aşk icre okuduk
Ben Mushafı hatmettim, o Leyli'de kaldı.   (Fuzuli)

Bende Mecnun'dan füzun âşıklık istidadı var
Âşık-ı sadık menem, Mecnun'un sade adı var 
     (Fuzuli)

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
      Ziya Paşa

Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dîl
Ne nîza eyleyelim ol ne senindir ne benim    Fuzuli.

Tîz-i reftâr olanın pâyine damen dolaşır
Erişir menzil-i maksuda aheste giden         Hatemi.

Ömrüm oldukça güzel sevmeyeyim derdim lik
Nideyim bu dil-i şeyde beni yalan etti.      Baki

Ölüm güzel sey, budur perde ardindan haber.
Hiç güzel olmasaydi, ölür müydü Peygamber?..   
 Necip Fazil Kisakürek

Hayali aldanma düşmanın tevazularına
Sel bile divarın ayağın öperek hedm eyler       Hayali

Tok olan cümle cihanı tok sanır.
Aç olan âlemde ekmek yok sanır.
                Sabayi

İç bâde güzel sev var ise akl-ı şuurun
Dünya var imiş yok imiş ne umurun”    
     Nedim

Yılda bir kurban keserler halk-ı alem id için
Dem be dem saat be saat ben senin kurbanınam      Fuzuli

Yüzsüzdür insanoğlu kimse bilmez fendini,
Kime iyilik ettiysen ondan koru kendini.
  M. AKİF ERSOY

Sahipsiz olan memleketin batması haktır.
Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.   M. Akif Ersoy

Öyle sermestem ki idrâk etmezem dünya nedir
Ben kimim, sakî olan kimdir, mey ü sahbâ nedir    Fuzuli.

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su»      Fuzûlî

Na yanar kimse bana ateş-i dilde özge
Ne çalar kimse kapım Bâd-ı sabadan gayri           Fuzûlî

Çok da mağrûr olma kim mey-hâne-i ikbâlde,
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz.»

                                                                             Nâbî

«Döğülmeğe söğülmeğe koğulmağa billâh
Hep kâilim ammâ ki efendim senin olsam»              Nedîm

«Haddeden geçmiş nezaket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana»        Nedîm

Niçin sık sık bakarsın böyle mir'at-ı mücellaya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir
    Nedîm

Derdim nice bir sînede pinhân ederim ben
Bir âh ile bu âlemi vîrân ederim ben                      
 Nefî

Ehl-i dîldir diyemem sînesi sâf olmayana;
Ehl-i dîl, birbirini bilmemek insâf değil.                Nef'î

Tût-i mûcize-i gûyem, ne desem laf değil.
Çerh ile sçyleşemem, ayinesi sâf değil.            Nef'î

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir;
Müptela-yı gâma sor kim geceler kaç vakit!
       Sâbit


Yârdan mechûr iken, düştük diyâr-ı gurbete,
Dehr, gösterdi bize hicrân hicrân üstüne.

«Yine zevrâk-ı derûnum kırılıp kenâre düşdü.
Dayanır mı şîşedir bu reh-i sengsâre düşdü.»   
 Şeyh Gâlîb

«Aşka kâbil dil mi yok şehr içre yâ dilber mi yok
Mest yok meclisde bilmem mey mi yok sâgâr mı yok»           
Şeyhülislam Yahyâ


«Ders-i aşkın müşkilin Yahyâ nice halleylesin
Söyleyenler kendini bilmez bilenler söylemez»
           Şeyhülislam Yahyâ

Dünyâ talebiyle kimisî halkın emekde
Kîmî oturub zevk ile dünyâyı yemekde.        -Bağdatlı Rûhî-

Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der.       -Bağdatlı Rûhî-

Çeşm-i insâf gibi kâmile mizân olmaz
Kişi noksânın bilmek gibi irfân olmaz.             Tâlîb-

Ölmek kaderde var; yaşayıp köhnemek hazin
Buna bir çâre yok mudur ya Rabbilâlemin       Yahya Kemal Beyatlı



  • [1] Tahir’ül Mevlevi, Edebiyat Lügatı, Enderun Yayınları,  İst., 1973, sayfa, 18
  • [2] Tahir’ül Mevlevi, Edebiyat Lügatı, Enderun Yayınları,  İst., 1973, sayfa 27
  • [3] Tahir’ül Mevlevi, Edebiyat Lügatı, Enderun Yayınları,  İst., 1973, sayfa 27

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...