Bir Küvet Hikayesi


Esa
28.3.2016
Bir Küvet Hikayesi

Süleyman'a karısı telefon etti : 
- Konuşan ben, 
ben, Fahire. 
Tanımadın mı sesimden? 
Demek çok bağırdım birdenbire. 
Çığlık mı? 
Belki... 
Hayır, 
çocuklar hasta değil. 
Dinle beni : 
İşini bırak da gel, 
çabuk ol ama. 
Telefonda anlatamam, 
olmaz. 
Daha kıyamet kadar vakit var akşama. 
Saatlar, saatlar, 
kıyamet kadar. 
Sorma. 
Dinle beni... 
Hemen vapur bulamazsan 
Üsküdar'a kayıkla geç. 
Bir taksiye atla. 
Paran yoksa 
patrondan avans al. 
Yolda hiçbir şey düşünme, 
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış. 
Yalan kuvvetliye söylenir 
ben kuvvetsizim. 
Alay etme kuzum. 
Evet kar yağacak, 
evet 
hava güzel. 
Koynuna girdiğim adam gibi 
kocam gibi değil, 
büyüğüm, akıllım, 
babam gibi gel... 



Geldi Süleyman, 
Fahire, kocası Süleyman'a sordu : 
- Doğru mu? 
- Evet. 
- Teşekkür ederim Süleyman. 
Bak işte rahatladım. 
Bak işte ağlamıyorum artık. 
Nerde buluşuyordunuz? 
- Bir otelde. 
- Beyoğlu tarafında mı? 
- Evet. 
- Kaç defa? 
- Ya üç, ya dört. 
- Üç mü, dört mü? 
- Bilmiyorum. 
- Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman? 
- Bilmiyorum. 
- Demek ki bir otel odasında. 
Kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi. 
Bir İngiliz romanında okudum, 
bu işlere yarayan otellerde 
kırık küvetler varmış. 
Sizinkinde de var mıydı Süleyman? 
- Bilmiyorum. 
- Hele düşün, 
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet? 
- Evet. 
- Hiç hediye verdin mi? 
- Hayır. 
- Çukulata, filân? 
- Bir defa. 
- Çok mu seviyordun? 
- Sevmek mi? 
Hayır... 
- Başkaları da var mı Süleyman? 
- Yok. 
- Olmadı mı? 
- Hayır. 
- Bunu sevdin demek... 
Başkaları da olsaydı 
daha rahat ederdim... 
Çok mu güzel yatıyordu? 
- Hayır. 
- Doğru söyle, bak ne kadar cesurum... 
- Doğru söylüyorum... 
- Zaten gösterdiler bana. 
İnek gibi karı. 
Belimden kalın bacakları... 
Fakat zevk meselesi bu... 
Bir sual daha, Süleyman : 
Niçin? 
- Bilmiyorum... 
Karanlıkta pencerenin hizasında 
karlı, ağır bir çam dalı. 
Bir hayli zaman oldu 
sofada asma saat on ikiyi çalalı. 


Süleyman'ın karısı Fahire 
şunları anlattı kocasına ertesi gün : 
- ... Dayanılmaz bir acı halindeydi 
kendime karşı duyduğum merhamet, 
ölmeye karar verdimdi, Süleyman... 
Annem, çocuklarım ve en önde sen 
bulacaktınız karda ayak izlerimi. 
Bekçi, polisler, bir tahta merdiven 
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız 
arka arsada bostan kuyusundan. 
Kolay mı? 
Gece bostan kuyusuna doğru yürümek, 
sonra kenarına çıkıp durarak 
baş aşağı atlamak karanlığına? 

Fakat bulmadınızsa eğer 
karda ayak izlerimi 
sade korktuğumdan değil. 
Bekçi, merdiven, polisler, 
dedikodu, kepazelik, 
aldatılmış bir zevcenin intiharı : 
komik. 
Niçin öldüğümü anlatmak müşkül. 
Kime? Herkese, sana meselâ. 
İnsan, ölmeye karar verirken bile 
insanları düşünüyor... 
Sen yatakta uyuyordun 
yüzün rahat, 
her zaman nasıl uyursan 
ondan evvel ve o varken. 
Dışarda kar yağmaya başladı. 
Bir tek gecelikle çıkmak balkona : 
Zatürree ertesi gün, 
nümayişsiz ölüvermek. 
Hayır, 
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali. 
Yaktım sobamızı. 
İyice ısınmak lâzım ilkönce. 
Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış. 
Pencereye, kara bakıyorum : 
«Eşini gaip eyleyen bir kuş 
gibi kar 
geçen eyyamı nev baharı arar...» 
Babam bu şiiri çok severdi. 
Sen beğenmezsin. 
«Sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...» 
Lambayı söndürmeden balkona çıktım. 
« ... gibi kar 
düşer düşer ağlar...» 
Oturdum balkonda iskemleye. 
Havada çıt yok. 
Karanlık bembeyaz. 
Uykudayım sanki. 
Sanki çok sevdiğim bir insan 
korkarak beni uyandırmaktan 
yumuşacık dolaşıyor etrafımda. 
Üşümüyordum. 
Kederim duruluyor 
berraklaşıyor. 
Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık 
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin. 
Ben rehavetli bir mahzunluk içinde 
acayip şeyler düşünüyordum : 
Feneryolu'ndaki çınar 
150 yaşındaymış. 
Ömrü bir gün süren böcekler. 
Gün gelecek 
insanlar çok uzun 
çok bahtiyar yaşayacaklar. 
İnsanın yüreği ve kafası var... 
İnsanın elleri... 
İnsan? 
Ne zamanki, 
nerdeki, 
hangi sınıftan? 
Onların insanları, 
bizim insanlarımız. 
Ve her şeye rağmen 
yeni bir dünya için yapılan kavga. 
Sonra sen 
ben 
bir kırık küvet 
ve benim 
kendime karşı duyduğum merhamet... 
Kar durdu. 
Sökmek üzre şafak. 
Utanarak 
odaya döndüm. 
O anda uyansaydın 
sarılıp boynuna... 
Uyanmadın. 
Evet, 
çok şükür nezle bile değilim. 
Şimdi? 
Zaman zaman hatırlayıp 
zaman zaman unutacağım. 
Yine yan yana yaşayacağız 
beni sevdiğine emin olarak. 


Altı ay kadar geçti aradan. 
Bir gece karı koca denizden dönüyorlardı. 
Gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı. 
Fahire birdenbire durdu 
baktı muhabbetle kocasının gözlerine 
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu.
 
 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış