MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
Türk Sineması Tarihi
Ekleyen : Adem , 22 Ağustos 2016 Pazartesi Beğen 2
 

   


Türk Sinema Tarihi 

Sinema filimlerinin ilk öyküsü 29 Aralık 1895, Lumiere Kardeşler'in “La Ciotat Garı'na Trenin Varışı”nı anlatan filmin ilk kez Paris'te seyirciye sunulmasıyla   (1) Bu tarihten yaklaşık bir yıl sonra ise Osmanlı sinemayla buluştu. Türkiye’de ilk film gösterimi, Bertrand adlı bir Fransızın II.Abdülhamit zamanında, 1896’da, Saray’da yaptığı gösterimler ile başlamıştır. Daha sonraları Fransız firması Pathe’nin temsilcisi Romanya uyruklu bir Alman Yahudisi olan Sigmund Weinberg, Beyoğlu yakınlarında Galatasaray'daki bir birahanede halka film göstermesiyle başlamıştır.ilk film gösterimi (yine Le Citoat Garı'na trenin gelişini anlatan film ile) ile Türk insanının sinemayla olan ayrılmaz birlikteliği başlamıştır. Bu filmler genellikle kısa metrajlı belge ve güldürü filmlerdir. Weinberg, halkın sinemaya gösterdiği ilgiden dolayı, 1908’de, Türkiye’deki ilk sinema olan Pathe Sineması’nı yaptırmıştır. (2)

Türkler tarafından çekilen ilk Türk sinema gösterimi Cevat Boyer ile Murat Bey’in Şehzadebaşı’ nda 19 Mart 1908 de başlattığı gösterimdir. Bu süreç aslında 1908 yılında sinema sanatının ülkemize getirilmesinin planlamasıyla başlar ancak, hayata geçirildiği yıl olan 1914 ilk dönem olarak anılır. (1) Bu yıllar arasında Şehzadebey'de Milli Sinema' adı altında halka açık ilk sinema faaliyete girer (19 Mart 1910). O zaman İstanbul Sultanisinde gösteri düzenleyen ekip maddi imkân bularak ikinci türk sineması Ali Efendi Sinemaları'nı açar. Daha sonra da yapılan hikâyeli filmler ve açılan Merkez Ordu Sinema Dairesi, o yılların önemli gelişmeleridir. (1)

Şehzadebaşı´nda Milli Sinema adı verilen "ilk Türk sineması" açılır (19 Mart). Ardından, İstanbul Sultanisi´nde film gösterileri düzenleyen Şakir Seden´le Fuat Uzkınay, Sirkeci´de lokantacılık yapan Ali Efendi´yi (Öztuna) ikna ederek ikinci Türk sinemasının açılmasını sağlarlar (6 Temmuz). Ve sinemaya Ali Efendi adı verilir. (4)

Birinci Dünya Savaşı’nda yedek subay olan Fuat Uzkinay, 14 Kasım 1914'te Türk sinema tarihinin ilk belgesel filmini çeker. “ Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı” adı verilen belgesel film 150 metre uzunluğunda ve İTÜ arşivindedir. Daha sonra, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı'na getirilen Fuat Uzkinay, konulu Türk film çekimlerini de 1918’den sonra yürütmüştür.(2)

1915 Harbiye Nazırı Enver Paşa´nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulunca, Türkiye´de sinemayı tanıtma konusunda büyük katkıları olan Sigmund Weinberg de bu kurumun başına getirilir.  Weinberg, savaşla ilgili ve Türkiye´yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgesellerini çekerken, bu ara Enver Paşa´yı ikna edip öykülü uzun film denemesine de girişecektir. Türk sinemasında ilk senaryolu filimler bu dönemde çekilmeye çalışılır fakat şartlar gereği ilk iki filim de tamamlanamaz. Senaryolu ilk filmimiz olan ve o döenmlerde çok tutulan  Leblebici Horhor çekilmeye başladıktan bir süre sonra, oyuncularından birinin ölmesiyle film yarım kalır. İkinci öykülü filmi olan Himmet Ağanın İzdivacı´nın  oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin akıbetine uğrayarak çekimler tamamlanamamaz  Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı´na getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan Himmet Ağanın İzdivacı´nı savaştan sonra (1918) tamamlar. (4) Ve öykülü filmlerin çekimi, o yıllarda 20 yaşlarında bir gazeteci olan Sedat Simavi´nin çabalarıyla gerçekleşir. Genç Simavi´nin yönetmenliğini yaptığı Pençe´yle Casus, Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü filmlerdir.(4)

İstiklal Harbi yıllarında birkaç senaryolu film yapılmışsa da Türk sineması Muhsin Ertuğrul ve Kemal Film ile firmalaşır. 1916 yılından beri Almanya´da oyuncu ve yönetmen olarak film çalışmalarını sürdüren tiyatrocu Muhsin Ertuğrul´un yurda dönüşü ve ilk özel yapımevi olan Kemal Film şirketinin kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başlar. (4) Tiyatro sanatçısı Muhsin Ertuğrul, 1922 yılında kurulan ilk film şirketinin başına getirilmiş ve çektiği filmlerle 1950'lere kadar Türk sinemasının en önemli ismi olmuştur. (3) Bu sayede  senaryolu ilk türk filimleri peş peşe çekilmeye ve gösterime girmeye başlayacaktır. Muhsin Ertuğrul sinemasında tiyatronun etkisi görülmüştür.  Muhsin Ertuğrul'un sayısı otuzu aşkın filmi arasında başlıcaları şunlardır.

 
  • Ateşten Gömlek
  • Leblebici Horhor
  • Kız Kulesinde Bir Facia
  • Sözde Kızlar
  • Ankara Postası
  • Karım Beni Aldatırsa
  • Fena Yol
  • Aysel Bataklı Damın Kızı

Faruk Kenç ile bilimsel bir tarz geliştiren Türk sineması “Yılmaz Ali ve Dertli Pınar”filmleri ile yeni bir aşama kaydeder. (2)  Ertuğrul’un 1933'te çevirdiği ‘Söz Bir Allah Bir’ ile İlk Türk kadın oyuncusu olan  Cahide Sonku sinema dünyasına adım atar. Aysel Bataklı Damın Kızı’ (1934), Sonku’ya ün kazandıran film olarak tarihe geçecektir.
Baha Gelenbevi’nin “Deniz Kızı ” adlı filmi ile Şadan Kamil’in filmleri, Türk Tiyatrosunu sinema ile birleştirilmiş olur.


1931-1950

Bu dönemde Türk Sinemaları'nın ilk ortak filmi çekildi: İstanbul Sokaklarında (Türk-Mısır-Yunan ortak yapımı). Ayrıca ilk kısa metraj filmler ve dönem filmleri oluşturuldu. (1) 1934’ten sonra Vedat Örfi Bengü'nün Mısır'a giderek bu ülke sinemasının ilk örneklerini vermesi, bizde de melodramın yerleşmesinde etkili olmuştur. Türk sinema izleyicisinin beğenisi melodrama dönük olduğundan, yönetmenler de hızla Mısır filmlerinin uyarlamalarını çekmeye başlamışlardır. (2) 1931-1950 yılları arasındaki en önemli gelişme ise Türk Sineması Cemiyeti tarafından düzenlenen yarışma oldu. Yarışmada en güzel film de Şakir Sırmalı'nın Unutulan Sır çalışması oldu.Muhsin Ertuğrul'un yönettiği "Allah'ın Cenneti" adlı filmi türünün en iyi aşk melodramıdır ve sonraki yıllarda bol bol karşılaşacağımız şarkıcı melodramlarının ilk örneğini oluşturur. (2)

1950'li yıllardan sonra, Türk sinemasında "Tiyatrocular Dönemi" nden kademe kademe "Sinemacılar Dönemi" ne geçiş yaşanmıştır. Bu yıllarda sinemaya toplumsal konuların yanında ağırlıklı olarak melodramlar yer alır. Ömer Lütfi Akad’ın 1952 tarihli ‘Kanun Namına’ adlı filmi; anlatış tarzı, oyuncuları ve çevrildiği mekânlar ile Türk sinemasında bir dönüm noktası olmuştur. Lütfi Akad’la birlikte Metin Erksan, Halit Refiğ, Ertem Göreç, Duygu Sağıroğlu, Nevzat Pesen ve Memduh Ün gibi yönetmenler, daha çok toplumsal sorunlara yönelerek başarılı filmler üretmişlerdir. (3) 1960´lı yıllara doğru yılda üretilen film sayısı 60´a yükselmiştir (4)

1961-1970

Sinema tarihimizdeki 2. yarışma bu dönemde yapıldı İstanbul Yerli Film Yarışması. Ayrıca artık kapalı sinemaların hayata geçirilme fikri iyice ağırlık kazanıyordu. Bunun yanında renkli film uygulamasına hız verilerek tarihimizdeki en büyük aşama kaydedilmiş oldu. Film sayısı ise artmaya devam ediyordu. 1960'lı yıllarda sinemaya, melodram formuna bağlı, çocuk kahramanların rol aldığı "Sezercik", "Ömercik", "Ayşecik" filmleri eklenmeye başlamış bu filimler oldukça ilgi çekmiştir. Kısa zamanda ticari kaygılar sinemasal öğelerin önünü kesmiş, aynı tür filmlerde aynı oyuncular kamera karşısına geçmiştir. Hatta aynı senaryolar, dönemin gözde oyuncularıyla defalarca yinelenmiştir.

1960'lı yılların sonlarından itibaren televizyonun varlığı sinemayı olumsuz yönde etkilemeye başlar. Bu dönemin önemli yönetmenleri Atıf Yılmaz, Süreyya Duru, Zeki Ökten, Şerif Gören, Fevzi Tuna, Ömer Kavur, Ali Özgentürk sinema tarihimize önemli katkılar yapan isimler olarak öne çıkmaya başlar.


1971-1980

Siyah-beyaz filmler sayısal verilere bakıldığında renkli filmlerin gerisinde kaldı. Ayrıca bu çalışmalar iyice ilerletilerek çizgi filmlere çevrildi. Çizgi filmlerle ilgili yarışma dahi yapıldı. Yabancı film festivallerinde de bir çok başarı elde edilmiştir.

    Prades Film Şenliği'nde alınan özel ödül.
    Nantes Film Şenliği'nde jüri özel ödülü.
    Lahey Film Şenliği'nde alınan ödül.
    Uluslararası Milano Film Fuarı''nda Ömer Kavur'un yaptığı Yusuf ve Kenanın aldığı büyük ödül. (1)

1970'li yıllarda sinema daha çok sosyal ve ekonomik sorunları işlerken, 1980'lerde kadın konulu ve psikolojik filmler ağırlık kazanmaya başlamıştır.
Bu yıllar arasında Arabesk tarzın temellerinin atılmış, fakirlik, sakatlık, karşılıksız aşklar, kader kurbanları vb. dramatik Türk ekolünü yaratılmış ve senaryolar aynı üslup ve konuları yıllarca işlemişlerdir.

Sinemanın yaygınlaşması ile birlikte sinema salonları da yaygınlaşmış, büyük ve estetiğe önem verilmiş salonlar ortaya çıkmaya başlamış, özellikle yazlık sinemalar çok yaygınlaşmıştır. 1970´li yıllarda televizyon ve videonun da etkisi ile salon sayısında büyük azalmalar görülmüştür. Türk filmlerinin azlığından doğan boşluğu dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi Avrupa ve özellikle Hollywood filmleri doldurmuştur. (4)


1981-1990

Bu dönemde siyah-beyaz filmler tarihe karışırken  yabancı romanlar ve yapıtlar Türkçe'ye çevrildi ve filme dönüştürüldü. Ayrıca Toronto Sinema Vakfı ve Ottowa Elçiliği'nin desteğiyle ilk toplu film gösterimiz düzenlendi. Böylece sinemamız yöreselleşme, küreselleşme olamama tehlikelerini atlatmış olur.1980´li yıllarda sinema ile devlet ilişkileri gelişmiş ve Türk sineması uluslararası alanda kendinden söz ettirmeye başlamıştır.(4)

1970’li yıllardan 1985’ li yıllara kadar Türk sineması TV etkisiyle bir kriz dönemine girer ve erotik Türk sineması ile sex furyası donemi başlar. 1990 ve 2000’li yıllarda ise krizden kurtulma ve gerçek öykülere dayali realist Türk sinemasına doğru adımlar atılır.

1990'lı yıllarda sinema, daha az sayıda ama daha nitelikli filmlerin çevrildiği bir döneme girmiştir. Üniversitelerin sinema eğitimi vermeye başlaması, bilinçli yönetmen ve oyuncuların yetişmesi, devletin sinema sanatını desteklemesi bu gelişimin nedenleri arasındadır. (4) 1960'ların sonundan itibaren giderek televizyona ya da yabancı filmlere yönelen sinema seyircisi, 90'ların ikinci yarısından itibaren Eşkıya (Yavuz Turgul, 1995) ve Hamam (Ferzan Özpetek, 1995) gibi filmlerle Türk sinemasına yeniden ilgi göstermeye başlamıştır.

1990’lar Türkiye’de sanat sineması ve popüler sinemanın ayrışmaya başladığı yıllar olarak tanımlanabilir. İzleyici profili değişmiş, sinemacıların anlatımlarında belirgin değişiklikler gözlemlenmeye başlamıştır. Türk filmlerinin teknik düzeyi dünya standartlarını yakalamış, sinemaya sinema okullarından yetişmiş eğitimli gençler hakim olmaya başlamıştır.

1990’lı yıllardan itibaren gösterime giren yerli film sayısında büyük düşüşler yaşanmış, sayı 9-10 filme kadar düşmüştür. 2002 yılından sonra ise yerli film sayısında büyük bir artış görülmektedir. Düzenli bir artış yaşanmış, 2009 yılında rakam 70’e ulaşmıştır. 2004 yılında, 5224 sayılı “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi Ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi Hakkında Kanun” çıkarılmıştır. Çıkarılan bu yasa Türk Sineması için bir dönüm noktası olmuştur. Bu yasa ile ülkede sansür dönemi yasal olarak kapanmış, uluslararası değerlendirme ve sınıflandırma sistemine geçilmiştir.





TÜRK SİNEMASINDA BAZI İLKLER

İlk sinema gösterimi Yıldız Sarayı'nda yapıldı. (1896)
Sürekli film gösterilen ilk salon Beyoğlu'nda Sigmund Weinberg tarafından Cinema Pathe adıyla açıldı (1908).
İlk Türk filmi Fuat Uzkinay tarafından çekilen 'Ayastefonos'daki Rus Abidesinin Yıkılışı' (1914).
Afişi basılarak yurdışına satılan ilk Türk filmi Binnaz oldu (1919).
İlk konulu Türk filmleri Sedat Simavi tarafından çekilen 'Pençe' ve 'Casus' (1917).
İlk özel yapım şirketleri Kemal Film (1922) ve İpek Film (1928).
İlk sesli Türk filmi 'İstanbul Sokaklarında' Muhsin Ertuğrul tarafından çekildi (1928).
İlk sansür yönetmeliği Mussolini'nin sansür yasasından esinlenerek hazırlandı ve yürürlüğe girdi. (1939).
İlk film festivali 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti' tarafından düzenlendi. 'Unutulan Sır' adlı film en iyi film seçildi. En iyi kadın oyuncu ödülünü Nevin Aypar, en iyi erkek oyuncu ödülünü Kadri Erdoğan aldı (1948).
Tiyatro etkisinden çıkan ilk film Kanun Namına'yı Ömer Lütfi Akad çekti (1952).
İlk renkli Türk filmi Halıcı Kız Muhsin Ertuğrul tarafından çekildi (1953). Aynı zamanda Muhsin Ertuğrul'un çektiği son filmdi.
Metin Erksan'ın 'Aşık Veysel'in Hayatı' adlı filmi Sansür Kurulu tarafından yasaklanan ilk film oldu.
İlk uluslararası ödülü Metin Erksan'ın yönettiği 'Susuz Yaz' aldı. Film Berlin Film Şenliğinde 'Altın Ayı' büyük ödülünü aldı (1964).
Köy hayatını işleyen ilk Türk filmi Beyaz Geceler'i Lütfi Akad çekti (1965).



 
  • http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_sinemas%C4%B1
  • http://www.mkutup.gov.tr/menu/80
  • http://www.uzmanportal.com/turkiyede-sinema-film-filim-nin-tarihi-tarihcesi-kisaca-ozeti-gelisimi.html/
  • http://www.sinema.gov.tr/ana/sayfa.asp?id=3

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

26 Ağustos 2016 Cuma 14:13:38

emeğine, yüreğine sağlık, sayın arkadaşım...

14 Şubat 2017 Salı 10:48:47

Güzel bilgilendirme Türk Sineması adına. Teşekkürler...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...