ARKADAŞ

Haftanın Yazısı
Ekleyen : Seferi (Nurcan Bedir Ören) , 05 Nisan 2019 Cuma aaa Beğen 5

   ARKADAŞ

 

   -Senin Ayşe-Fatma hiç mi arkadaşın yok?

Bana böyle sordu. Hep mi evdeyim? Çıkıp gezmiyor muyum, arkadaşıma gitmiyor muyum? 

   -Ayşe-Fatma arkadaşım var... var tabii ki... var mı ki... aaaa... sanırım yok. 

Benim Zahidem vardı... okulu bitirdi, Zürih’e gitti, orda yaşıyor. Giderim onun yanına...Trene binerim 55 dakika sonra Zürih’teyim, Bir de 10 dakika yürürüm bulurum Zahidem’i. Ama kadın çalışıyor. İş yerine mi gideyim? Bakalım beni görecek zamanı var mı?

   Güler Ablam vardı... Temiz, çalışkan, ilkeli... Evinin bir köşesi kitaplık olan -benden başka- tek hanım... Türkiye’ye kesin dönüş yaptı. Hafta sonları uçağa binip onu görmeye mi gideyim?

   Ahh Necla... Necla’yı görmek için trene binerdim, Basel’e giderdim, tramvaya biner, 15. durakta inerdim. Sonra 10 dakika daha yürürdüm. Necla’yı görür, kahvesini içer, gelirdim. O da gitti Türkiye’ye. Ne yapayım? Uçağa binip İstanbul’a gideyim, yeni havaalanında ineyim, tekrar otobüsle İstanbul’a geri geleyim, uçaktan sonra 4-5 saat yolculuk yapayım. Offf... o kadar mesafeye burdan Dörtyol’a gider, etkinliğe katılırım. Gerçek dostlarımı da görmüş olurum. 

   Benim Ayşe-Fatma arkadaşım...

Bir  ara camii-cemaat gruplarımız vardı. Her cami siyasi bir partinin şubesi gibi çalışmaya başladı. Camii başkanı, eğitim başkanı, maliye başkanı, gençlik başkanı, kadın başkanı... hiç kimse seçimle iş başına gelmezdi. Baba-oğul-enişte, ana-kız-gelin... buyrun aile şirketi... Türk bayrağı, Atatürk, cumhuriyet karşıtlığı ile karışık sohbetlerden sonra komple terkettik onları. Benden uzak, kendi çukurlarına yakın olsunlar... çok da lazım değiller zaten. 

   Benim Ayşe-Fatma arkadaşıım... 

Bir zamanlar çokça misafirliğe giderdik, çokça misafir kabul ederdik. Her misafirlikten sonra en az bir hafta hasta yatardım. Neyi söyleyeceğim neyi söylemeyeceğim... yutkuna yutkuna boğazım kapanırdı. Dedikodu, memlekette de başımın belasıydı. Buraya gelirken Anadolu’dan dedikodumuzu da getirmişiz. Mutlaka şaka da yapsam 1-2 gün sonra değiştirilmiş bir şekilde başka bir evde, başka bir ortamda gene ben duyardım. 

   Bir ara kimseyle konuşamadığımı farkettim. Kendi iç sesimle konuşuyordum. Doğruları, problem çözümlerimi öyle bulmaya çalışıyordum. Baktım şiir yazıyorum. Aaa... e güzel... yazayım n’olacak. Dedikodu yok bir şey yok. Heceydi, kafiyeydi, teşbihti, mecazdı derken iyi oyalanıyorum. Hasret ham madde, gurbet sermaye... üretelim bir şeyler... 

   İlk yazdığım acemice çalışmalarımı kitap haline de getirdim, bastım. Herkese de bayram şekeri gibi dağıttım. 

İlk tepkiler... Aman ne güzel yazmışsın, okudum okudum ağladım. Oyy yavruum guzum, gurbetlik ne menem şeymiş. Biz parayı buldu, zengin oldu diyorduk. Meğer ne çekiyormuşun? Veeee... tabii ki de yüzüme karşı söyleyemeyip, eşimi bulup ona eşsiz hayat görüşleriyle ders vermeye kalkanlar: 

   -Yaa yengem hep aşk şiiri yazmış. Sen niye kızmadın? Evli-barklı kadın hiç yakışıyor mu? Keşke bildiğin tanıdığın biriyle evlenseymişin, yazık olmuş sana...

   Ohh... bereket iyi ve anlayışlı bir eşim var. 

   -Sana ne eşimin şiirlerinden? Anlamadığın yer varsa ona sor. Niye kendi kendine yorumluyorsun ki? Zaten ben evlenirken de onun iyi bir edebiyatçı olduğunu biliyordum, şiir yazıyormuş, gurur duyarım. Babası da şairdi. Ne var bunda? 

   -Hani dediğim aşk şiiri de...

   -Şiir aşktır zaten. Ne yazsın patates-soğan mı? Ki yazsa onlara da aşk yükler biliyorum. 

   Dedim ya... bir gelip giderler bir hafta boğazım ağrır. 

   Bir gün doktora gittim. Ha bugün ha yarın diye diye ihmal ediyordum. Yaşadığım tuhaf haller için “Ben hasta mıyım acaba? Ben de mi şeker,tansiyon, kalp hastası oldum?”diye düşünüyordum. Doktor beni hemen hastaneye gönderdi. Troidlerimin incelenmesini istedi. Küçüklü büyüklü bir sürü nodül oluşmuş. Her bir nodül kendini bağımsız troidmiş gibi görüyor, merkez yönetimi takmadan çalışıyormuş. İşi gücü bıraktık, tedaviye başladık. Şimdi iyiyim... toplamda üç senedir, hem troidler hem devamında zincirleme oluşan hastalıkların tedavisini oluyorum. Yine de her şey yolunda giderken bir gün,  eskilerden Ayşe-Fatma’yla karşılaşınca hiç bir şey konuşmasak da hemen boğazım ağrıyor. Gözümün önüne radyasyon aldığım için tecritte kaldığım 10 gün geliyor, aniden şekerim düştüğü için dükkanda bir müşterimin kucağına bayıldığım geliyor. Kadıncaaz doktormuş, beni görünce bir şeylerin ters gittiğini farkediyor, koşup sarılıyor, o anda kucağına yığılıyorum.  Bana sorduğu ilk şey “Troidlerin nasıl, biliyor musun?” olmuştu. 

Zor günlerdi. Şimdi daha önceden bilmediğim bazı allerjilerle, bazı “intolerans”larla birlikte yaşamaya alıştım. Vücudum,  yeni durumla barışık olmaya başladı. Şimdi rahatlıkla söyleyebilirim; darılmaca-gücenmece yok. Benim eski komşularım, cami arkadaşlarım, Ayşelerim-Fatmalarım lütfen gözüme görünmeyin, bana iyi gelmiyorsunuz. 

   

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Maksud & Maksude
05 Nisan 2019 Cuma 19:12:55
Arkadaş kıymeti, makale ile bu kadar güzel açıklanamazdı. Velhasıl kelam; iyisi ömre bedel kötüsü ömür törpüsü arkadaşın. Yılların eskitemediği arkadaşlığımız hep bizimle olsun duasını ekliyeyim ana fikre ki nazar değmesin.💔

Mahir Başpınar
05 Nisan 2019 Cuma 20:06:12
Ayşe Fatma arkadaştan, kalem kağıt daha iyi arkadaş sırdaş olduğu tescillenmiş. Güzel anlatımdı. Kutluyorum usta kaleminizi. Saygılar

Aytül Kaplan
05 Nisan 2019 Cuma 23:45:08
"o kadar mesafeye burdan Dörtyol’a gider, etkinliğe katılırım. Gerçek dostlarımı da görmüş olurum".... çok şükür Ayşe-Fatmalar yerine gerçek dostlarımızı bulmuşuz... Teşekkür ederiz sevgili Maksudumuz...

Necibe Çetinkaya
06 Nisan 2019 Cumartesi 11:36:02
Herkes arkadaşın olabilir ama dostun olamaz. Dost odur ki; Arkanı döndüğünde hançerlemesin. Yüzüne karşı değil ,arkandan da seni övsün yüceltsin .Sırlarına hemdert olsun. Uzakta değil yakınındayken bile seni özlesin. Başarılarınla gurur duysun.Senin olmadığın ortamlarda aleyhte konuşulurken seni savunabilsin. ...Örnekleri çoğaltmak mümkün. On tane çeyrek arkadaşın olacağına bir tane gerçek dostun olsun yeter. Kedinin, köpeğin, kuşun arkadaşlığı, sahte dostlardan bin kat daha evlâdır. Şimdi yazacaklarımla kendime pay çıkardığım sanılmasın. Ben sadece samimi duygularımı dile getireceğim. ____________________________________ Ben sevgili Seferi'yi görmeden tanımadan sevmiştim. Ablası Aytül hanımı tanıdığımda çok sevmiştim "kardeşi de böyle olmalı "diye düşündüm. Şiirime yaptığı yorumlardan az çok bir intiba edinmiştim ama ona olan duygusal bağım hastanede yatarken özelden yazışmalarımızla oldu. Garip bir his beni ona doğru çekti. O hastane odasında gördüğü ıhlamur ağacını ve onunla arkadaşlığını anlattıkça farkında olmadankendimi onun yanında buldum. Hastanenin penceresinden ıhlamur yapraklarının oluşturduğu o muhteşem görüntü (önceleri görememiştim ,tarif edince gördüm) sanırım hiç bitmeyecek dostluğumuzun başlangıcı oldu benim için. Şimdi onu tanıyorum ve arkadaşlarım değil çok az olan dostlarım arasında. Bu güzellikleri bize bahşeden ESA ve ESAS-DER ailemize minnettarım. Dostluğumuzun ebedî olması dileğiyle sevgiler yolluyorum güzel kardeşime. 😘❤

Seferi (Nurcan Bedir Ören)
06 Nisan 2019 Cumartesi 12:50:59
İyi ki de varsınız, iyi ki de tanımışım. Gerçek dostlarım varken ne edem sahte Ayşeleri-Fatmaları... Necibe Hanım’la ilk önce şiirlerimiz ve yorumlarımız buluştu. Aramızda farklı bir çekim oluştu. Hiç tanışmadığımız halde kalbimin arka köşelerinde saklanmış duyguları açıp ona gösterirken sanki 100 yıldır tanışıyor gibi hissetmiştim. Yanılmamışım. Yazımda da eğer gideceksem Esa etkinliğine giderim daha iyi temennimle dostlarımı anmadan geçemezdim. Yorumlarınız için çok çok teşekkürler...

Aytül Kaplan
07 Nisan 2019 Pazar 21:54:25
Necibe hanım çok teşekkür ederim..Duygularımız karşılıklı... saygılar, sevgiler, selamlar...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...