CANIM İSTANBUL


30.5.2020

                                                           CANIM İSTANBUL

       “Bu şehr-i Sıtanbul ki bi-misl-ü behadır

        Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.” Nedim

(Bu İstanbul şehri ki misli benzeri yoktur. Bir taşına bütün Acem mülkü fedadır.)

 

       Güzel İstanbul’umuzun fethinin 567. yıl dönümü bugün. Bugünün tarihi öneminin anlatımını, tarihçilerin bilgi birikimine ve tarih bilgisi engin olan kişilerin aydınlatıcı aktarımına, yani bu işin ehline havale ediyorum. Daha da ulaşılabilir bir bilgi kaynağı olan - çağımızın bilgi kaynağı- internetten de günün anlam ve önemine ilişkin birçok bilgiye ulaşabilirsiniz.

       Canım İstanbul! Ne çok şiirler, farklı türde eserler kaleme alındı. Romanlara, hikâyelere mekân, şairlere ilham kaynağı olurken, araştırmacılara ve gezginlere geçmişe yolculuk yapma fırsatı sundu. Siyasiler için bir zafer elde etme vesilesi oldu. Tarihi mekânlarıyla, geçmişiyle, türlü gezinti yerleriyle  sevilen, deyim yerindeyse âşık olunan İstanbul, günümüzde trafik çilesi ve kalabalığıyla da yaşayanları bunaltır oldu. Yani hem sevilen hem de trafiğinden, kalabalığından zaman zaman şikayetçi olunan bir kent İstanbul… Hem âşığız bu şehre hem de şikayetçiyiz kalabalığından, sürekli betonlaşan görünümünden, trafiğinden, bazen havasından, suyundan… Şu sözler de bunu ifade ediyor: “İstanbul böyledir. ‘Yaşanmaz burada’ der çeker gidersin; üç gün geçmeden özlersin.” Farklı bir cazibesi ve yeri var bütün şehirlerimiz içinde. Zülfü Livaneli, bütün dünya şehirlerinin içinde İstanbul’un önemini dile getirmiş şu sözüyle: “ Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, Berlin güzel bir kışla ama İstanbul güzel bir şehir.” Şunu biliyoruz ki diğer şehirlerimizde oturanlar için de ayrı bir anlam ve öneme sahiptir İstanbul. Ya bir yakını vardır bu şehirde ya da İstanbul onun için daha geniş imkânlara sahiptir. Sağlık, eğitim, gezip görme ve eğlenme için farklı seçenekler sunan bir şehirdir. Belki hatıraları saklıdır bu şehrin sokaklarında, caddelerinde belki hayaller kurduğu şehirdir.

        İstanbul’a yeterince, layıkıyla sahip çıkabildik mi? Denizini, tarihi mekânlarını, doğal güzelliklerini yeterince koruyabildik mi? “Hayır” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Çünkü hep birlikte tanıklık ediyoruz İstanbul’un değişimine ve yine hep birlikte gözlemliyoruz İstanbul’umuzun bugünkü manzarasına. Elbette güzel adımlar da atıldı ve bugün de atılıyor o adımlar İstanbul’umuz için. Tarihi yapılar aslına sadık kalınarak restore ediliyor. Yapılaşmaya biraz daha özen gösteriliyor. Bir farkındalık var elbette ve yapılanları görmezden gelmemeliyiz. Ama daha yapılması gereken çok şey var fethin zaferinin yaşandığı bu güzelim şehir için. Daha fazla park ve yeşil alanlar, daha doğru bir yapılaşma ve en önemlisi de depreme vb. afetlere daha hazırlıklı bir şehir olmalı. Bunun için daha da çok mesai harcanması gerekiyor İstanbul’umuzun güzelliğinin daha da fazla bozulmaması ve de korunması için. İnsanıyla, doğasıyla, tarihi mekânlarıyla ve her türlü yapısıyla bu şehri korumanın bilincine, sorumluluğuna sahip olmalıyız. Siyasetçisiyle, bilim insanlarıyla, halkıyla, yöneticileriyle İstanbul’umuza iyi bakmalı ve güzel işler yapmalıyız. İstanbul’u yarınlara hep birlikte güzelliklerini koruyarak ulaştırmalıyız.

       İstanbul’a Batılılar da hayran olmuş ve hayranlıklarını dile getirmişlerdir: “Daha muhteşem bir manzara yeryüzünde mevcut değildir. Haşmetli kubbeleri, birbirinden güzel sayfiyeleri ile İstanbul, dünya şehirlerinin kraliçesidir.”( İngiliz Lady Dorina Neave)

       “Dünyadaki bütün şehirler yok olabilir fakat İstanbul gönüllerde yaşamaya devam eder.”( Gyllius)

       Bu sözler ve daha birçok söz adeta içinde yaşadığımız ama belki de güzelliklerinin ve değerinin yeterince farkında olmadığımız İstanbul’un önemine dikkat çekiyor. Bize yaşadığımız şehrin nadide güzelliğini, değerini ve anlamını ifade ediyor. Ama yaşadığımız şehrin güzelliklerini korumak yerine bu güzelliklere zarar vermek gibi bir davranış içinde olursak işte o zaman bu şehrin değerinin farkında değiliz demektir. Şiirler, romanlar ve söylenen güzel sözler sadece sayfalarda kalır ve hatıralarımızda yaşatmış oluruz bu şehri. 

     İstanbul’un ve İstanbul’da yaşayanların nefes alabileceği alanlara –özellikle şu günlerde daha iyi anladık bunu- AVM’lerden daha çok ihtiyacı olduğunu, şehrin manzarasına başka bir güzellik kattığı düşüncesindeyim. Sanırım sizler de nefes almak için AVM’lere değil de yeşil alanlara gitmeyi tercih edersiniz. Elbette o alışveriş merkezleri de farklı ihtiyaçlara cevap veriyor ama bu kadarı da fazla dediğimiz olmuyor mu! Canım İstanbul! Minarelerinden yükselen ezanlarınla, kalabalık yollarınla, çoğu zaman yakındığımız ve bunaldığımız trafiğinle, çarpık yapılarınla, geçmişe tanıklık eden tarihi yapılarınla, güzelim Boğaz manzaranla seviyoruz seni. Birçok özelliği barındıran bir şehirsin. Bazen söylensek de kalabalığından yine de vazgeçemiyoruz senin havanı solumaktan. Yedi tepeli şehir İstanbul’umuzun görülmeye değer ne çok güzellikleri var. Bazen bakıyorsunuz ve güzel olanla olmayanın bile bir bütün olduğunu görüyorsunuz. 

      Çarpık yapılaşma bir tarafta tarihe tanıklık eden yapılar bir tarafta. Günlük koşturmacaya kapılıp gitmekten ve ekonomik zorluklarla ayakta durmaya çalışmaktan, birçok güzel noktasını gezip göremediğimiz İstanbul’u gezmeyi ertelemek zorunda kalıyoruz. Elbette sadece İstanbul için değil bu hızlı ve zor yaşam. Çoğu zaman her şehrin insanı şunu düşünüyor sanırım. Nasıl olsa burada yaşıyorum ve bir gün giderim, görürüm, gezerim. Nedense hızla akıp giden hayatta birçok şeyi erteliyoruz veya başka önceliklerimiz, dertlerimiz, tasalarımız, kaygılarımızdan dolayı yaşamımıza güzel anları fazla katamıyoruz. Bakın Nazım Hikmet’in bu dizeleriyle nasıl da yaşama sevinciyle doluyor içimiz:

            Yaşamak ne güzel şey

            Anlayarak, bir usta, kitap gibi

            Bir sevda şarkısı gibi

            Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak…

           

      Yaşama sevincimizi arttıracak güzel şeyleri gözden kaçırıyoruz çoğu zaman.  İstanbul’a, güzel ülkemizin her şehrine dair söylenen, yazılan, çizilen o kadar çok şey vardır ki! İstanbul’umuzun ve memleketimizin her köşesinde içimizdeki yaşama sevincini arttıran ya da belki içimizi sızlatan köşeler var. Bazen gururlandıran bazen biraz üzen bazen de memleket sevdamızı güçlendiren nice güzellikler saklı. İstanbul’umuza, memleketimizin her köşesine gözümüz gibi bakalım. Geçmişten günümüze kadar gelen tarihi yapıların kulağımıza fısıldadıkları geçmişin heyecanını, doğal güzelliklerin hissettirdiği yaşama sevincini ruhumuza nakşedelim. Öyle ki en küçük ihmale, o kıymet bilmeyen bakışlara, tarihi ve doğal mirasa hoyratça yaklaşan ellere bir medeniyet dersi verebilelim. İstanbul ağlamasın, İzmir, Ankara, Konya, Erzurum, Mardin ağlamasın! Bütün güzelliğiyle İstanbul’u, İzmir’i, Ankara’yı, Konya’yı ve memleketimizin her köşesini tüm güzellikleriyle yarınlara taşıyalım.

           Canım İstanbul! Fethin kutlu olsun! Söz senden açıldı ve sesimiz, sözümüz memleketimizin bütün şehirlerine ulaşsın. Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği şehir, biliyoruz ki İzmirliyi de Konyalıyı da herkesi bağrına bastın, kucakladın. Bizler de seni kucaklıyoruz sevgiyle, saygıyla! Seni fetheden Fatih Sultan Mehmet’in ruhu ve toprağında yatan bütün büyüklerimizin ruhları şâd olsun!

             “ Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

                Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

                Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

                Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”  Yahya Kemal Beyatlı


29.05.2020

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış