Güzel Şey Güzel Ahlaklı olmak... 2

Ekleyen : Bayram Kaya , 12 Haziran 2012 Salı aaa Beğen 1

Bu Eser 14.02.2014 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir

Bir Yunus Emre, Bir Mevlana Celaletini Rumi ve gibiler, neden pırıl pırıl ve tikeldirler de; şeyh, şıh, pir, ermiş, keramet sahibi olurlar da, pek çok oluşla sürüsüne berekettirler? Ve inanç sistemi bunlarla ve bunların anlatımlarıyla birbirini tutmaz denli bu kadar illettirler.

 

Nedeni basit. Aklını işletmeyi beceremeyişte olan insanların, kendi akılarını; kendilerinin süvarisi ve yol kaptanı yapamayan öznel insan yapıları vardır. İkinciler daima bu insanların süvarileri ve gemi kaptanı olmayı becerebilmiş olan, sosyo öznel oluşturlar da, ondan.

 

İkinciler asla Yunus ve Mevlana denklikte olamayan bilirler ve özümsemeler olamamakla seviyeleri, sosyal oluşun kararlılık düzeyi enerji kullanım seviyesi rahatlığının, biraz üzerinde olan kurnazlıktırlar. Bunlar asla bir bilen ve bir yorumlayan dahi değildirler. Bunlar bilmezdi grupların egemenidirler.

 

İkinciler, söz gelimi; Hacı Bektaşi Veli gibi: ” Hararet nardadır sacda değildir/ Keramet baştadır tacda değildir/ Her ne arar isen kendinde ara/ Kudüs’te Mekke’de Hacda değildir” gibi diyemedikleri için çokluk ve pek çokluk oluşla sürüsüne berekettirler.

 

Bu söylemiyle Değerli Bektaşi veli bizlere; Haccı yapmayın demiyor ve Mekke’yi de saygınlaşmayışla yok saymıyor. Sakın ha bunları kutsamayın da, demiyor. Bunu böyle anlamıyoruz da; ezanla gürültü yapmayı ayıramayan kendi kusurdu uygulamamızın, kendimiz olur kabalığını; “sen ezana karşı mısın?“ deyişle örtmeye mi çalışmaktayız ki acaba?  Diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz.

 

İşte bu ikinciler şeyh, şıh; bu basit işin çözümü içinde olamayacak kadar da basiret taşıyamayıp, irşat sız kabalıkları her tür tahrik, tezyif ve tahkirle kontrol etmektedirler. Tüm güçleri ve saygınlıkları; bu cehaletin tahkirindedir. Bu iş böyle sürdükçe de, bu irşadı olduklarını söyleyen şeyh, şıh gibi kanaat önderi sıfatlı ikinci tip kişiliklerin boynunda, tahrik tezyif ve tahkir yaftası duracaktır da.

 

Birincilerin kendi pırıl pırıllığı içinde dedikleri bambaşka bir şeydir. Hac, namaz gibi ibadeti olur edalar sizi; İslamın yasakladığı kötülüklerden de alıkoyabilmelidirler. O zaman özü sözü ve edimi bir İslam olursunuz denmekte. İbadetler sizi,  “yanlışlardan sakınma” gibi olurları da, özümsetmelidirler. Siz bu özümseme ve tefekkür kültürünü ve inancı olur insanlığınızı oluşturamadıysanız, yani; bir gönül kırdınızsa: “Bir kez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil/Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil” demektedirler. Burada da görüldüğü gibi ironi de; namaz yoktur, namaz kılmayınız denmiyor.

 

Yine devamla: Yol odur ki, doğru vara/ Göz odur ki, Hakkı göre/ Er odur ki alçak dura/ YÜCEDEN BAKAN GÖZ DEĞİL” deyişle kendisini topluma ve çevreye dayatıp tehdit olmamayı vurgulamaktadır. Dinini, imanını; insan olmasını özümleyemeyen insanlar ve çoğu kanaat önderi sanlı kişiler, bu kabilden Yunus’tu çıkarımlar ve insan oluşun erdemini ortaya koyamazlar.

 

“Gel, yine gel/ çok kez tövbeni bozsan da gel/  Kapımız umutsuzluk kapısı değildir/ Ama arınmış olacakla gel” derle Mevlana; gene gel sözü Horasan Farsçasında pişman ol da gel (arın da gel) anlamına geldiğiyle belirtilir. Mevlana bize haramlarınızı helal sayın da gelin demiyor. Ya da bu hususta yasakları delin de gelin. Bu alanda her tür engeli bozun ya da bozmuşsanız yine gelin demiyor.  Açıkçası geleceğiniz yerin de kuralları var demektedir.

 

Haram haramdır. Helal de helaldir. Bunların istismarı sizi inancınızda döndürmezse de, her halükarda cezasına müstahaksınızdır. Bu ceza da sonsuz olmaz. Mevlana tövbeden bahsediyor. Tutamayacağınız sözler verip te güvenilmez oluşunuzla, sosyal yapıda dışlanmanıza çare olmağa çalışıyor.

 

Bir günahınız nedenle tövbe etseniz de, günahın cezası katidir. Tövbe,  o günahın işlenmesinin alçakça olduğunu, kişiler idrakince anlamanın bir kendilik iç arınmasıdır. Tövbe kendi insan olmanızın, kendi kendinize dönüşme, anlamalı deneyiminizdirler. İnsani dönüşme idraki (tövbesi), insanın bilmez yanı olanı öğrenmesiyle, bir sabretmeye söz verdiği kaba hoşlanmalı durumlarına ve öncesine dönüşmez.

 

Eğer tövbe bir önceki hamlığa dönüşüyorsa (tövbe bozuluyorsa), bu o kişinin insani tövbe olur olgunlaşmasını başaramayıp, sadece tövbeyi araç olurla ne anlama gelmeden, güya ucuz kurnazlık zanlaşmalı olurla kullanmasıdır. Ki böyle bir tövbe; aitliğinize de, kullananına da hiçbir yarar getirmez.

 

Mevlana’nın dediği; “dün dündür cancağızım, şimdi yeni bir şey söylemek lazım gelir” deyişine de istinaden, değişen şartlar, tövbe edilen konulardan caymayı da gerekli kılar demektir. Çünkü artık o cayılanlar, yeni durumun bir kullanımı değildir. O nedenle yeni kullanım içinde yeni tövbeler olacaktır.

 

Buradaki arınma, şartların değişmesiyle bozulan, o eski davranışa dek adımların ortada kalkmasından kaynaklanan durumlara ilişkin bir uyarıdır. Yeni durumlarda, kendinizi; haram ve helallerden muafmış gibi saymayınız, demektir.

 

Muaf olmadığınızın nişanesi oluşla da tekrar yeni tutumlar içindeki haram helal bazında, kararlı olmanızın; haram helal ekseni anlayışla seçicilikti kararlılığınızı, yeniden takınmanız anlamına bir arınmacı söylemdir. İnsan olma idrakinizin, şimdiye göre öznel inancı kriterlerini takınıp gelmenizdir.

 

Eski hükümsüz olanlara nazaran, yeni olanın tövbe bazında idrak edilenine; arınıştır. Eskiden kalışla eskinin zaten kullanılmaz ve hükümsüz olanına, siz tövbe tutuyorum demeyiniz. Ve eskiye istinaden tövbeler bozulmuştur demenizle sorumluluklarınızdan kaçamazsınız. Sorumluluğunuza müdrik oluşla gelin. Arınmış olarak gelmek: şimdiki zamanın içine; inancı deyişle, abdest tazeleyerek gelmektir.

 

Eski kararlılıklar üzerine söz vermiş olduğun gibi iyi niyetini; yani haramı ve helali tanıma üzerine, ona saygı ve ona uyma üzerine olacağınızın sözleşmesiyle gelin, demek olsa gerek. Haram ve helal olanın davranış şekilleri de, yeni zaman da değişse bile, yeni zamandaki hangi davranışın haram, hangi davranışların helal olacağını kişilerin özümlenmiş olmasına değin kişisel öznel anlamaların seçiciliği oluşla gel, demek olsa gerek.

 

Şurada şunu da belirteyim. Bir değer kişiler, tüm söylem ve yaşamıyla değer olamaz! Neden mi? Var oluşun kesikli (sınırlı) ve sürekli (sınırsız) oluşundan ötürüdürler. Önce yukarıdaki gibi kişi kendisini ve sosyal çevresini aşan bir kültürü oluşturur.

 

Oluşturulan yeni kültür, yeni kültürün kendisi içinde oluşla, hitabi olan bilinmezlikleri var olacaktır. Yeniye göre bize, daha bilinir gelen eskinin ilişkileri, yeni olan kültürün içinde taşınamazlar. Oluş eskinin kesikli, sınırlı, bilinir haliyle parçacıktır. Oluş yeni içindeki yeni sorunlarıyla ve bilinmezleriyle süren devam eden bir organizma işlev oluşla da süreklidir.

 

İşte bu iki kesikli hal, içinde oluşlar ve kesikli bulunuşlar gereği, o kişinin yaşam ve düşüncesi önce aksamaya başlar, sonra da eğrileşmeye başlar. Daha sonra aksayan ilişkileriyle kişilerimiz de, bu yeni eğriliklerini de düzelten bir aşkın, bilinç olurlar.

 

İşte yukarıda kısaca anlatılan birincilerin akıl ve sosyal kültür felsefesi, ikincilerde olmayışla, ikincilerin sevki tabi ettiği inançlı kümeleri şaşırtmalı süreçlimeleri nedeniyle, ezana dek uygulama sorunsalı da bir çıkmaza sokulmaktadır. Bu kabilden irşadi olacakken köstek olan ikinciler içinde, birinci tanımdaki kişilerimize olan iyilikti ruh, ikincilerde olmadığından; ikinciler birincilerin dediğini de anlayamayıp, işi çirkinleştiren bir boyuta indirgemektedirler.

 

Bu çirkinlik ve küt kafalılıkla; “ Sen ezanı Muhammed’e karşı mısın?  Ezanı mı kaldırmak istiyorsun?” derler. Hayır, ezana karşı olan ve ezanı Muhammedî kaldırmak isteyen yok. Eğer öyle olursa bu da bir başka akıl kütlüğü olurdu.

 

Sosyo toplumsa olan insanların; akıl ve beden sağlığına tehdit olurlu yanlış ezan uygulamalarına kimi, karşı oluşlar, bir uyarı iletilmesidir.  Bu tutum aynı zamanda da ezanın güzelliğini savunan tutumdur. Ezanın kendi davetçi anlayışlı vakarı ve ezanın kendi felsefesi içindeki, mesaj ruhu; ezanın düzgün ve çevreye sıkıntı olmadan eda edilir olmasıyla da; uyarıcı ezanın berdevam ılığına da memnun oluştur.

 

Ezanın bir inanç olup olmaması tartışma konusu değildir. Olamaz da. Ezanı konu edişlerde, ezan sosyo öznel olurlu bir hakkın kullanılıp kullanılmaması da söz konusu değildir. Bir hakka dek kullanılmaların özensiz ve rast gele oluşlarla çevreye yansıyan zihinsel, bedensel, sağlığa tehdit olan uygulamalarının ezan olmaktan çıkıp, gürültü olmasının tartışılmasıdırlar.

 

Sizin, ezan okumak gibi sosyo özne bilince denk düşen bir uygulamanız, kendi içinde kurallı ve çok düzenlikle olabilir. Ezana dek ezanın icracısı bilmelidir ki ezan okumanın bir de dışa yansıması vardır. Ezan okuma uygulamasından bağımsız olan yaşamlarınız vardır. Ezan okunmasından etkilenmeyen; ezanın onlara hitap olmadığı olgu, olay ve özel oluşlarla, bambaşka; başka öznel hayatlar vardır dışta.

 

Bu sizin ve o çevrenin, %100 Müslüman olmasıyla da alakalı değildir. Yani %100 Müslüman da olsanız sizin de ruh yapınız, ruh sağlığınızın tahammülü, belli noktadan sonra patlar. Çünkü ruh ve beden sağlığı yapınız Müslüman Hırıstıyan olup olmamanızla, ezanla hiç alakalı değildirler. Bu inancı hakkı kullandığını söyleyenlerin birinci ve en temel yanılsamasıdırlar.

 

İşte sizin bu uygulamanızın, bu uygulamanın, uygulamadan bağımsız olan durumlara denk düşmeyen müdahalesi ve o durumlara tehdit olan bir girişmesi de vardır. Tartışılan nokta tam da burasıdır.

 

Tartışılır nokta; sizce olana göre yani içsel olanınıza göre değildir. Sizin rahatsız edişinizle ortaya çıkan. Dıştan her şeyiyle siz olmayan bebeklik, hastalık, yaşlılık, hyperacusis, mesaisini yeni bitirmiş olan bir vardiya çalışanının da, dinlenmeli uykuda olması gibi olgu olay ve yaşamlara sizin aniden ve şiddetle, gürültülüce olur müdahalenizedir; tüm bu tartışmalar.

 

Hiçbir sosyo öznel anlama ve uygulamalı istemler, sosyo toplumsa olurlu bilinçten ve sosyo toplumsa anlayışlı ruh ve bedene dek akıl sağlığından daha büyük ve daha öncelikli önem de olamaz.

 

Bir insanın namazı kılıp ibadetini yapması başka, onu genele şamilmiş gibi yapması bambaşka ve bir tehdit ve saldırmadır. Bir uygulamanın sosyal bilinç olan tutumsa olurluları vardır. Ezan okumak gibi.

 

İşte bu tutumsa olurlulara kimsenin diyeceği yoktur. Eğer, bu tutumun uygulayımları giderek sosyo toplumsa bilinç olmak gibi genel ve her işin önüne ve her işin üzerine alınırmış gibi tehdit ve saldırı oluşu başlamışsa; kamunun ruh sağlığını bozar gürültü şekline dönüşür denli eğilim gösterir olmanın, olası tercihleriyle ortaya konmuşsa; bunu olgunca tartışmanın kime ne zararı olur ki?  Bu yanlış eğilimi hatırlatmanın ve bir kendini bilmenin, ne kusuru olabilir ki? Bu diyalog, bir kültür düzenleşilmesidirler.

 

13.05.2012



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...