İyi Şair Sayılmanın Yolları (1)

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 14 Ekim 2011 Cuma aaa Beğen 2

 

Bu Eser 26.09.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir

Ülkemizin insanları, dünya ulusları içerisinde önüne çıkan engelleri en pratik yoldan halletme konusunda en mahir insanlardır. O yüzden iş hayatımızın her alanında olduğu gibi ŞAİR OLMA konusunda da bizim muhterem şairler camiası pratik yöntemler icat etmiştir. 

Söylentilere bakılırsa Çeşitli bilgisayar programcıları bilgisayara otomatik şiir yazdırma programları geliştirmeye çalışıyorlarmış. Tek tuşla ŞİİR YAZDIR veya arzu edilen KONUYA GÖRE ŞİİR YAZDIRTAN ŞİİR PROGRAMI bitme aşamasındaymış ki buradan ilgili şairlere duyurulur.

Böylece dileyen, bir iki butona basarak istediği tarzda şıp diye şiir yazma olanağına kavuşacaktır. Ve de insanlık tarihinin hinoğlu hinlik serüvenine yepyeni bir sayfa daha açmış olacağız. Bu habere inanmayanlar sayın yöneticimize bizzat sorabilirler. Ne yani
beni de mi yalancı sanırsınız...? Şairlerimizi vezin düzmek, söz düşünmek, imge bulmak, hatta mısra yazmak gibi meşakkatli işlerden kurtaracak bu icattan dolayı sayın programcıları gönülden tebrik ediyorum.

Amma ki şiir seçme makinesi bazen arıza yapıyor olmalı ki arada sırada abuk sabuk şiirlerin ortalıkta tufan koparmasına engel olamıyor zahir.

Bu arada pratik vasıflarımızın üstünlüğü konusunda kuşkuya düşenleri şöyle ikna edeyim. Avrupa’da yaşayanlarımıza sorun, gâvurların jetonla çalışan, kahve, sigara, içecek veren makinelerini bizim on yaşındaki Türk bebelerinin nasıl kandırıp, her şeyi bedavaya getirdiklerini, zavallı gâvurların bizim bu pratik çözüm bulma yollarımız karşısında harıl harıl yeni icatları bulmak zorunda kalışlarını hayretle dinleyeceksiniz.

Son elli senedir dünyadaki teknolojik gelişmeler, belki de elli bin yıllık insanlık tarihi boyunca yaşanan gelişmelerin bin katına denktir.

SIKI DURUN MÜTHİŞ BİR İDDİADA BULUNACAĞIM. 

Son elli senedeki bu gelişmelerin ortaya çıkmasındaki faktörlerin çok büyük bölümü bizim YÜCE TÜRK MİLLETİNİN PRATİK YOLLARDAN AVANTADAN GEÇİNME YÖNTEMLERİNİ BULABİLME MAHARETİ SAYESİNDE BAŞARILABİLİMIŞTIR.

Bizler onların icatlarının taklitlerini ve sahtelerini çıkarıp bedavaya getirdikçe, onlarda taklit edilemeyip, sahtelerinin yapılamaması için canhıraş bir şekilde ha babam yeni teknolojiler geliştirdi. Biz de ha babam hinoğlu hinlikte aşama kaydettik. Bu yarış son hız devam ediyor. Bakalım onların icatları mı, bizim hinliğimiz mi galip gelecek?

İleri zamanlarda geliştireceğimiz " MAKRO TÜRKSOFT HİLE GELİŞTİRME VE AVANTA PROĞRAMI " sayesinde yukarıdaki konunun derinlemesine tahlili de sağlanabilecektir.

Bu zahmetli araştırma işlemini bu günlerde yapabilecek avanak bilim adamı pek kalmamıştır. Dünyanın en çok bilim adamına, buna rağmen en az bilimsel makalesine sahip olan ülkemizde yazılan bilimsel tezler " Copy âlâ, kes yapıştır " yöntemleri gibi pratik metotlarla hazırlandığından, kestirme yollara alışmış âlimlerimizin naçiz zihinlerini böylesine banal bir konu için senelerce rencide etmeye ve meşgul etmeye kalkışmak zaten külliyen abes bir düşüncedir. Akıllı âlim, keşfeden değil, kopyalayan âlimdir ki keşfetmek ve işlerlik kazandırmanın külfeti en akılsız insanlara bile ayandır.

Başka bir deyişle, son elli yıldır Batı medeniyetinin ilerlemesine ve bunca icat ve önleyici keşif bulmasına biz sebep olduk. Avanak Batılıları yolalım derken, adamları öylesine canhıraş önleyici keşifler bulmaya, kırk bin türlü yeni icat ihtiyaç maddeleri oluşturmaya mecbur bıraktık ki çökmekte olan medeniyetlerinin ve ekonomilerinin düzelmelerine sebep olduk. O yüzden öyle bir kaç yüz tane ihracatçı ve ithalatçı firmamıza dolandırılmakla bizimle asla ödeşmiş olamazlar.

Yani onlar bizim avantadan ihtiyaçlarımızı giderme konusunda gösterdiğimiz maharetlerle baş edebilmek için habire önleyici keşif yaptılarsa da, biz de onların, önleyici keşiflerini madara edip yine avantamızı almak ve söğüşlemek konusundaki uzmanlığımızı geliştirdik.

O yüzden Avrupa’daki en önemli meslekler ile bizdeki önemli meslekler birbirinden çok farklıdır. Bizdeki itibarlı meslekleri sayarsak konu daha iyi anlaşılır. Hackerlık, kredi kartı şifre kırıcılığı, sahte bilet, para, kredi kartı, evrak, mafya çek, senet, ehliyet, ruhsat, cahange: araba, marka, yazar kasa, YAZARCILIK, ŞAİRCİLİK,
dolandırıcılık, tırnakçılık, yankesicilik, ipçilik, tipçilik, mitçilik... çilik de cilik....

Zaten bizde tek bir meslekte uzmanlaşmış olmak dangalaklığın dik âlâsıdır. Gâvurlar bir kişinin ömür boyu gece gündüz çabalasa bile tıp, fizik veya herhangi bir bilim dalında uzman olabilmeye ömürlerinin yetemeyeceğini düşünürler. Biz ise bunu çok komik bulduğumuzdan beş on konunun uzmanı olamayanı adam müsvettesi bile saymayız.


Bazı kaliteli copy âlâ tez yazamadığından prof, doçent olamayanları kanun hükmünde bir kararname ile bir gecede oldu sayarız olur biter.Yani adamların üçüncü dördüncü dereceden uzmanlıklarına böylesi eften püften işler için engel mi olalım yani.

Bu sebeptendir ki, bir koyun çobanı ilkokulu bile bitirmediği halde aynı zamanda, botanik uzmanı, ziraat mühendisi, hâkim, avukat, politikacı, şair, muhtar vs vs. olma hakkına sahiptir.

Bu yüzden müşavirlerimizin aynı zamanda sahteci, müteahhit, inşaat mühendisi, bankacı,
sigortacı, ekonmist vb olmasında beis yoktur. Bu kadar becerikli bir milletin yöneticilerinin on yıllık meslek hayatlarında beş yüz yıllık maaş miktarlarında servet edinmelerinde elbette şaşılacak hiç bir yan bulunmayacaktır.

Dünyanın en iyi kasa hırsızlarının, en kaliteli kalpazanların , paradan tutun her türden evraka kadar her şeyin en kaliteli sahteciliğinin, Dünyada en çok dolandırılmış bankaların, üstelik dolandırılmaya uğraşan bankacıların vb, vs, gibi ...gibi....olduğu ülkenin bizim ülkemiz olduğundan kuşku duyanınız var mıdır ?

Ülkemizde en beğenilen ve önerilen kişilik tarzı kısa yoldan köşe dönmece tiplemeleridir ki, bu tüm mesleklerimizin ilgi alanını oluşturur. Buna ŞAİR ve yazar olmak da dâhildir. Bu ülkede bu tip maharetleri olmayanlara kolay kolay kız da vermezler. Eğer gönüllü varan kızlarımız varsa, onlar da son kozunu oynamak zorunda kalmış bi naçar güzellerimizdir.

Bizde kestirme yoldan gitmeyenlere, inek avanak, salak gibi sıfatlar verilir. Sınıftaki çalışkanlara inek denmesi de bundandır. O yüzden akıllı öğrenci inek durumuna düşmemek için cin oğlu cin rolünü istemese de oynamak zorunda kalır. İleriki yaşantısında da hep bu rolü oynamak mecburiyetinde kalacak, işin esaslısını yapmak yerine sahtesini yapmanın daha kârlı ve çok daha az zahmetli olduğunu öğrenecektir.

Daha da ilginç olanı gerçekten yaptığı işin idealini yapmaya kalkışmanın bu ülkede insanın başına ne belalar getireceğini daha okuldayken öğrenmiş olmasıdır. Sıkıysa herhangi bir klasik soruyu öğretmeninden daha iyi bildiğini belli edecek şekilde cevaplasın.

Bebelerimize ebeveyni ve çevresi hayat hakkındaki tüm hileler ve kaçamak yolları iyice belletir. Öğrenemeyen hıyar oğlu hıyarlar üniversitede, orada da belleyemezlerse; hayat üniversitesinde, nasılsa deneme yanılma yoluyla öğrenmek mecburiyetinde bırakılırlar. Bu durum bendeniz tarafından çok acı tecrübelerle sabittir.

Şimdi okur diyecek ki: " Yazı başlığı neydi, konu nereye gitti? Dam üstünde karakarga vur tüyüne zımbayı..."

Valla okursanız anlarsınız. Hem boşuna mı öykü bölümüne sohbet tarzı yergi yazdık, sebep açık. Bu yazı bu sayfada günlerce kalır da ondan. Ne de olsa ben de bu uyanık milletin bir ferdi değil miyim? Üstelik bunu niye buraya astın diye soran mı var?

Önceki ana fikre uygun olarak esas konu zaten şıp diye anlaşılmış olmalıdır. Zaten pratik zekâlı şairlerimizin emek ederek yazının burasına kadar okumaya devam etmiş olmaları ihtimal dışıdır. Onlar bunca zahmete katlanamazlar. İyi şair olmak için onların zaten okumaya ve öğrenmeye hiç ihtiyaçları yoktur. Bu tip uğraşlar vererek şair veya yazar olmaya kalkışanlar zaten onların gözünde" Avanak Akademisttir" ki onlar gibileri bırak adam yetiştirmeyi KOYUN BİLE GÜDEMEZLER.

Valla bana kalırsa lafın burası doğrudur. Koyun güdebilecek bir akademisyen varsa buyursun koyun gütsün de görelim.

Velhasıl toplumuzun genel anatomisi bu olunca:
Böyle bir toplumun şairinin özelliği nasıl olmalıdır?
Ya da böyle bir toplumun şairi ne vasıfta bir şair ya da yazar olabilir?

Aslında bu toplumun bir ferdi olarak âcizane bu soruyu şöyle algılıyorum. Şehir çöplüğünde kokmamış yiyecek bulup, yemek şansı var mıdır?



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Faruk Nafiz Kılıçalan (Beşiroğlu)
13 Mart 2019 Çarşamba 02:07:43
Efendim.. hususen "inek" değildim.. kimseye de şahsen 'inek' demedim.. en iyi anladığım derslerim coğrafya, tarih ve edebiyat idi.. özellikle lise dönemimde en iyi idim.. edebiyatta.. bunda tevazu da etmem, iddiamı da sürdürürüm her daim. Kompozisyondan 9 veya 10 dan aşağı not aldığım vaki değildir, varsa da biri geçmez, yani. Neyse... :) Böyle bir girişten sonra, mevzuyu anladığım, İçselleştirdiğim ve kavrayabildiğim kadarıyla yapacağım yorum şu olabilir; Lisede edebiyatım iyi olduğu için,bu semeresini devre kaybı olarak gittiğim asker ocağında nato tesislerinde müfreze ve birliğimde harekat, istihbaret (S2/S3) yazıcılıkları yaptım.. Cumhuriyetimizin kurucusu ve banisi Rahmetli Atatürk'ümüzünde söylev ve söylemlerinde (Nutuk ve diğer iradelerinde) kullandığı "mamafih, münhasır, muvacehe" vd., gibi eski kavram ve kelimelerle askeri yazışmalarda kullandığım üslubumun, s3 subayı binbaşıdan, Alay Komutanı Albay, Tümen Komutanı Tümgeneraline kadar yadırgandığını, hatta bu gibi kelimelerin ne anlam taşıdığını bilmediklerini öğrendim. Elinde Doğan Avcıoğlu'nun en meşhur eseri olan "Türkiyenin Düzeni" adlı kitabı okuyan Yüzbaşıdan, "Peygamberimizin ismi ne idi", diye bir tuhaf sualle karşılaştım. Geçelim, sonra.. dilekçe yazamayan Türkçe öğretmenine dilekçe yazdım.. ister inanın ister inanmayın.. Milli EĞİTİM BAKANLIĞINA YAZDIĞIMIZ BU DİLEKÇE İLE ZAYİ OLAN ÖZLÜK HAKLARINA KAVUŞAN ÖĞRETMEN, "TEŞEKKÜR EDERİM FARUK BEY HAYATIMI KURTARDIN" diye, TEŞEKKÜR etmeyi DE unutmadı.. "Amasya Tamimi"nden bî haber Cumhuriyet Tarihi öğretmeni arkadaşım oldu... Vallahi de billahi de 'vergi iade zarfı" üzerinde hesaplama yapamayan Matematik öğretmeni tanıdım.. hemi de sonradan çok ünlü VALİ olacak, kaymakamın eşi idi bu matematikçi öğretmenimiz. Hangisini söyleyeyim, şiirlerim üzerinde meşk umarak, teati yaptığım Edebiyat Fakültesi mezunu edebiyat öğretmeninin divan edebiyatı "mazmun"larından, yani söz sanatlarından sadece kulak dolgunluğu seviyesinde bilgi ve malumat sahibi olduğunu üzülerek öğrendim.. Bir ilkokul öğretmeni arkadaşa: "Hocam, sen, senin gibi bir öğretmene çocuğuna öğretmen olarak emanet eder misin?" soruma, "hayır" dediğini, unutamam.. Allame geçinen bir Hocaefendinin (?!), İmam Maturidi'den habersiz olduğunu anladığımda az kalsın küçük dilimi yutacaktım. Bu vakitte neler getirdin aklıma hocam.. ha.. gidip gelip bu güzel ve hakikaten, oldukça beğendiğim, hislerime, düşünüclerime tercüman olan "deneme"niz de şairlerle alakalı göndermelerle de alakalı olarak çok kepazeliklere maliğim amma, değmeyeceği için onları geçelim bir kalem.. özellikle KALDIRIMLAR ve SAKARYA gibi şaheser manzumelere imza atmış anlı şanlı şairin Faruk Nafiz Çamlıbel'den, Bufon ve Waleri'den yaptığı çalıntıları öğrendiğimde sükût eyledim. Velhasılı sevgili Şahamettin üstadım, "yapacak şey yok".. vesselam. Sağlık ve huzur dilerim efendim.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...