KOZAN KALESİ

Günün Yazısı
Ekleyen : Seferi (Nurcan Bedir Ören) , 22 Eylül 2019 Pazar aaa Beğen 1

   KOZAN KALESİ

   Ondan ayrıyken hasretin kalesi... Ona yaklaşırken vuslatın kalesi...

Şehrin içinde birdenbire yükselivermiş, ortada kalmış bir dağ... Gelip geçen,yeni medeniyetler kuran bütün halklar, onun üstüne kaleler, gözetleme kuleleri, karargahlar inşa etmiş. 

   Bizans, Kilikya, Selçuklu, Beylikler, Memlükler, Osmanlılar ve nihayet Cumhuriyet döneminin incisi... 

   Yüksek bir dağın tamamına “kale” denilen ender mekanlardan biri... 

   Her türlü zorluk karşısında yenilmeyen, yıkılmayan insanlar için “Kale gibi dimdik”, sırrını açmayan her türlü sıkıntısını kendi içinde yaşayan için “Kale gibi berk” dendiği gibi, ard arda dert yaşayanlar da “Sırtımda kaleyi taşıyom sanki” deyip, sorunlarını ona benzetir. Hasta biri ise “Kale boğazıma çöktü, nefes alamadım” diye tarif eder hastalığını. Biz iki kız aynı dönem üniversite okuyup, birlikte bitirince annem de “sırtımdan kale indi, rahatlayıverdim” demişti. 

   Kozan’ın sevdiği çocuklarından Sami Açıkgöz’ü bir trafik kazasında kaybettiğimizde de;

   Kalenin gedikleri

   Zeytindir yedikleri

   Yalan sandım doğruymuş

   Sami öldü dedikleri... diye ağıt yakan bir türkü annemiz, acının zor olduğunu anlatmak için kaleden yararlanmıştı. 

   Bir eli Çukurova’da bir eli Toroslar’da olan Kozan’ın koruyucu meleği, daima nöbetteki askeri gibi olan kale, bir yerden bakınca bağdaş kurup oturmuş iki kolunu iki yana açıp çocuklarını kucağına oturtmuş bir anne, bir yerden bakınca heybesini sırtına almış, tarlasına giden bir baba görünümündedir. 

   Zirvesinde Atatürk’ün Kocatepe’de eli çenesinde yürürkenki silüeti ve dev Türk bayrağıyla da işgal günlerinin acısını unutturmaya çalışır gibidir. 

   Çocukluğumun en güzel yılları onun eteklerindeki mahallemizde geçmişti.      

   Hayatımız boyunca nereye gidersek gidelim, geri döndüğümüzde, kaleye bakan balkonda oturmasak Kozan’a geldik saymazdık kendimizi. Yıllar sonra en güzel, en lüks değil de kaleyi en iyi gören yerden ev sahibi olmaya çalıştık. 

   Seyir terasları, kafeler, keskin virajlı da olsa yollar yapılınca oraya çıkmak da zor olmamaya başlamıştı. Memlekete gelince, kalede menengiç (çıtımık) kahvesi içmek gelenek haline gelmişti. Misafirlerimizi orda ağırlamak, manzaraya bakıp evimizi bulmak, merdivenlerden yukarı doğru Atatürk’ün yanına çıkmak da ritüel haline gelmişti. 

   Benim doğduğum yıllarda dedemin kale bekçisi olduğunu, maki tarzı çalılardan başka yeşilliği olmayan kaleye fidanlar diktiğini, tenekelerle su taşıya taşıya ağaçları büyüttüğünü biliyordum. Her geçerken “bu ağaçları dedem dikti” demek de benim için büyük gururdu. Ağaçların altından geçerken ellerimi açıp dedemin ruhuna okur, biraz aşağıya kütüphaneye geldiğimizde de babamı anarım. Kale, benim dede-baba mekanımdır. 

   Dün gece Kozan’ın hem annesi, hem babası, hem askeri, hem meleği, çocukluğumun en güçlü, en zirve en güzel hayali olan Kale’mizde yangın çıktı. Ezgi’nin kamerasından whats app grubuna düşen görüntü ile bağrımız da yandı. Bazen duyguları anlatmaya dilimiz varmıyor, sadece gözyaşı döküyoruz. 

   Kozan kalesi... ondan ayrılırken Hasret Kalesi, ona yaklaşırken Vuslat Kalesidir.



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...