Polisiye Gerilim Roman Yazarı Gonca Çiftçioğulları Yazarlığı Üzerine

Ekleyen : Mehmet ŞAHİNCİLEROĞLU , 07 Aralık 2014 Pazar aaa Beğen


Türkiye’nin İlk Kadın Polisiye Gerilim Roman Yazarı Gonca Çiftçioğulları Yazarlığı Üzerine

Türkiye’de bir gerçek var ki, insanlarımız çok az okuyor. Buna rağmen yayınevlerinden çıkan kitapların da haddi hesabı yok. Kitap okuma alışkanlığının az olmasına karşın bazen öyle kitaplar piyasaya çıkıyor ki, bir an da zirveye yerleşiveriyorlar.

Anadolu’nun en ücra köşelerinde kitap çıkartıp İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde yaşayıpta kitap çıkartan yazarlara, şairlere göre kitaplarının tanıtımından tutun da büyük yayınevlerinden çıkan kitaplarla yarışan ve Türkiye’de alanında ilk kitabı çıkartan yazarların zorluklarla mücadelesi gerçekten takdire değerdir.

Aslen Kayserili olan Türkiye’nin ilk kadın polisiye gerilim roman yazarı Gonca Çiftçioğulları da Adıyaman’da yaşayan ve yerelde kitap çıkarmanın sıkıntısını yaşayan bir kadın yazar. İlk kitabı “Gece Gelen Ölüm”ü çıkartan Çiftçioğulları, ilk yazdığı ama basılan ikinci kitabı “Öyle Bir Bedel ki”yi okuyuları ile buluşturmanın şu sıralar heyecanını yaşıyor.

Gonca Çiftçioğulları ile hem yaşadığı bu sıkıntıları hem yazarlığını hem de kitaplarını konuştuk.

Gonca Çiftçioğulları kimdir? Kendinizden bahseder misiniz?

Gonca Çiftçioğulları: 1968 yılında Kayseri’de doğdum. İlköğrenimimi Kayseri’de tamamladıktan sonra babamın işi dolayısıyla Ankara’ya taşındık. Ortaokulu ve liseyi Ankara’da Bahçelievler Deneme Lisesi’nde okudum. Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunuyum. Üniversiteden mezun olduktan sonra 3 yıl Yüksek Öğrenim Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı Halide Edip Adıvar Yurdu’nda yönetim memuru olarak çalıştım.

Fakat içimdeki öğretmen olma arzusu baskın çıkınca işimden ayrılarak ilk görev yerim olan Sivas’ta sınıf öğretmenliğine başladım. 13 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra öğretmenliğini bıraktım. Eşim ile yollarımız Sivas’ın bir köyünde öğretmenlik yaparken kesişti. Bu kesişme neticesinde pırlanta gibi iki erkek evlada sahip oldum.

Genelde üretken yapıda bir insanım. Hayatımda beni meşgul eden birçok meşgalem oldu. Bunlardan birisi de resim yapmak. Özellikle kolaj üzerine tablo çalışmaları yapmayı seviyorum. Hatta bu çalışmalarımla Adıyaman’da sergi açtım. Okumayı sevmem zamanla yazma isteği de uyandırdı içimde. Şimdi zamanımın büyük çoğunluğunu roman yazarak değerlendiriyorum. Hayata pozitif bakmayı seven bir insanım. Mutluluğun, bakış açısıyla doğru orantılı olduğunu düşünürüm. Güzellikleri görmeye çalışmanın ruhu da güzelleştirdiğine inanıyorum.

“Gece Gelen Ölüm” kitabınızı yazım sürecinde neler yaşadınız, yazarken neler hissettiniz?

Gonca Çiftçioğulları: O kadar zor ki hislerimi kelimelerle ifade etmek. Çünkü yazdığım ilk kitabımda büyük bir duygu yoğunluğu yaşadım. Zaten ilk kitabım duygusal bir drama. Duygusal kurgudan polisiye kurguya geçtiğim için doğal olarak amacım da buna paralel olarak değişti ve gelişti. Hangi tür yazarsam yazayım psikoloji kurgumun temelini oluşturuyor. Olayların kişi üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini irdeliyorum.

Gözlemci bir yapım var. İnsanların olaylar karşısındaki tutum ve davranışlarını, beden dilini, mimiklerini hep gözlemlerim. Bunlar benim doğal veri kaynaklarım çünkü. Polisiye yazdığım için gözlemlediğim tepkiler mutlaka romandaki karakterlerimin kişiliklerine de yansıyor. İçsel duygu ve düşünceler romanda kendimi en rahat ifade ettiğim noktalar. Bunun yanında toplumsal olay ve örgüler kurgumun temelini, hikâyemin de özünü oluşturuyor.

Bizler, karanlık üzerimize çökmeden aydınlığın kıymetini bilmiyoruz. Çirkinliği tatmadan güzelliğin değerini anlamıyoruz. Yalanlar etrafımızı çevirmeden doğrunun farkına varamıyoruz. Ben de romanımda bunlara dem vurmaya çalışıyorum.

Polisiye yazmak gerçekten çok zordur. Çünkü vermek istediğiniz mesajı en doğru şekilde verebilmeniz çok önemli. Bu yüzden araştırma yapmanız, kurguya dâhil edeceğiniz konuyu enine boyuna incelemeniz gerekiyor. Hatta bu konuda yetkin kişilerle irtibat kurup onlardan doğru bilgileri almanız ve bunu da kurgunun içinde en doğal, en yalın haliyle yansıtabilmeniz çok önemli.

İlk polisiye kitabım olan “Gece Gelen Ölüm”de, yaşanılan bir travmanın insan hayatı üzerindeki yıkıcı etkisini anlatmaya çalıştım. Bunun neden olduğu zararlar ve sonrasında yaşanan şok edici gelişmeler. Kitabım sürprizlerle ve sırlarla dolu bir cinayet romanı. Bu kitabı yazarken yine ön çalışmalarım oldu. Seri katiller ve onların psikolojik analizlerini yaptım. Sanrılar gördüğü için psikolojik tedavi gören bir hastam vardı kurguda. Onun tedavisini yüklendiğim için şizofreni ve travma sonrası stres bozukluğu üzerinde çalıştım. Elimden geldiğince en gerçekçi ve doğru şekliyle travmanın neden olabileceği psikolojik sorunları yansıtmaya uğraştım.

“Gece Gelen Ölüm” Romanınızın konusu nedir?

Gonca Çiftçioğulları: Roman iki farklı olay örgüsüyle başlıyor ve ilerliyor. Olaylardan biri profesyonel ve cani bir katilin İstanbul sokaklarında genç kızları hedef alan cinayetler işlemesi. Bu davaya bakan komiser Mehmet ve Selda, arkasında hiç ipucu bırakmadan cinayetleri işleyen bu caninin yakalanması için ellerinden geleni yapıyorlar ama işleri hiç de kolay olmuyor.

İkinci olayımız da ise, bir genç kız olan Ebru ve onun gördüğü halüsinasyonları anlatıyor. Ebru, doktoru Hakan’ın yakın ilgisiyle bu sanrıların nedenini anlamaya çalışıyor. Gördüğü bu sanrılar, her seferinde genç bir kızın öldürüldüğü cinayetlerle ilgili görüntüler. Bu sanrıların kaynağı çaresizce bulunmaya çalışılırken ani gelişen olaylar, iki farklı olayı birbirine bağlayan sürpriz gelişmeleri de beraberinde getiriyor.

Kitabınızın kahramanları... Roman kahramanları kimlerdir? En çok hangi kahramanı ya da kahramanları ön planda tuttunuz?

Gonca Çiftçioğulları: Romanımda dört ana kahraman var. Komiser Mehmet, polis memuru Selda, Doktor Hakan ve hastası Ebru. Aslında bu dört kahramanım da kitabımda ön planda yer aldı. Hepsinin yaşamış olduğu bir geçmiş ve bunların hayatlarına yansıması var. Tamamen sorunsuz kahramanlar değiller. İçimizden biri hepsi de. Birçoğumuzun yaşadığı sorunları yaşayan hissettiklerini hisseden kişiler. İster istemez geçmişleri, yaşanılan olaylardaki en can alıcı noktayı oluşturuyor.

Okurken kimi zaman Mehmet ile Selda arasındaki ilişkiye hayran kalıyorsunuz kimi zaman da Doktor Hakan’ın yaşadığı acı tecrübe sonrasında bir daha âşık olmayı düşünmezken, kendi isteği dışında duygularına yenilerek platonik başlayan aşkının gerçekleşmesini istiyorsunuz. Olaylar öyle bir sürpriz şekilde gelişiyor ki, ister istemez biraz hayal kırıklığı ve biraz da sevinç sizi sarmalıyor.

Kitabınız tamamen bir kurgudan mı ibaret? Yoksa hayatın gerçek yaşanmışlıklarından da bize kesitler sunuyor mu?

Gonca Çiftçioğulları: Tamamen kurgudan ibaret. Romanımda benimle ilgili bir yaşanmışlık yok. Ama bazı karakterlerin isimleri yakın çevremde bulunan kişilerin isimlerinden oluşmaktadır.

İlk kitabınızı çıkarırken çektiğiniz sıkıntılar oldu mu?

Gonca Çiftçioğulları: Bir yazar için sanırım en sancılı dönem kitabın basım süreci oluyor. Aylarınızı harcıyor, gecenizi gündüzünüze katıyorsunuz, bin bir emekle kitabınızı dünyaya getiriyorsunuz. Kitabınıza son noktayı koyduğunuz anda içinizde büyük bir heyecan duyuyor, bir an önce okuyucu ile buluşmasını istiyor, sizin hissettiklerinizi onlarda hissetsin, hayal dünyanızla açmış olduğunuz o büyülü yola sizinle birlikte onlar da bir an önce girsin istiyorsunuz. Fakat hiç şey sizin istediğiniz gibi gelişmiyor maalesef.

Büyük yayınevlerine kabul ettirme şansınız imkânsız değil ama çok zor. Bu yüzden genelde yazarlıkta ilk tecrübesini yaşayan arkadaşlar mutlaka kişisel destekli bir yayınevine uğramak zorunda kalıyor. Daha sonrası ise, biraz şans, biraz da kısmet sanırım. Çünkü eseriniz gerçekten güzelse ve okuyuculardan olumlu güzel tepkiler alıyorsa, belki ileriye dönük bir umudunuz olabilir. Bu yüzden yazar olmak sabırlı olmayı gerektiriyor.

“Gece Gelen Ölüm” nerede basıldı?

Gonca Çiftçioğulları: “Gece Gelen Ölüm” isimli kitabımın ilk baskısı İzmir’de bulunan Etki Yayınevi tarafından basıldı. Daha sonra yenilenen haliyle ve yepyeni bir kapakla Uğur Tuna Yayınlarında ikinci baskısını yaparak yeniden okuyucularıyla buluştu.

“Öyle Bir Bedel Ki” kitabınızdan bahseder misiniz?

Gonca Çiftçioğulları: Öyle bir Bedel ki”, benim ilk yazdığım aşk ve psikoloji ağırlıklı romanımdır. Fakat ilk basılan kitabım “Gece Gelen Ölüm”dür. “Öyle Bir Bedel Ki” romanımın kurgusu İzmir’de geçiyor.

Bu romanımın ana temasında iki kız kardeşin birbirlerinden habersiz aynı erkeğe duydukları aşk var. Bunun yanında beyin cerrahisi ana bilim başkanı ve ülkenin en ünlü cerrahlardan biri olan bir annenin, doktor olan kızından da aynı türde bir başarı beklemesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan sorunlar var.

Duygusal bir kitap ve ben insanların duygularına hitap etmekten hoşlanıyorum. Psikolojik analiz, durum ve davranışlar romanlarımın en hassas noktaları. Kurgumu bu hassas noktalarım üzerinden kuruyorum. Kitaba yansıtmaya çalıştığınız o duyguyu okuyucuya hissettirebilmek için önce sizin yaşamanız gerekiyor. Bunun için sizin de o kurgunun içine girmeniz an be an kahramanlarınızla olayları yaşamanız, onları çözümlemeniz, duygularına ortak olmanız gerek.

8- 9 ay gibi bir sürede tamamladım bu kitabı. Bu süreyi de sanki onlarla birlikte İzmir’de geçirdim. Resmen kitabı yazarken transa girmiş gibiydim. Çok farklı bir ruh hali içinde dolandım bu süre zarfında. Ne zaman kitap bitti, ancak o zaman ben de girdiğim o ruh halinden kurtuldum. Bu ilk kitabım romantik ve dram olmasına rağmen heyecan ve aksiyon yüklü bir kitap. Baktım aşk ve heyecanı aynı kitapta bir araya getirebiliyorum. Tamam dedim kendi kendime “Ben yazacağım türü buldum”. Böylece polisiye/aşk roman yazma serüvenim de başlamış oldu.

Peki, kitaplarınıza ismi nasıl veriyorsunuz?

Gonca Çiftçioğulları: Ben her iki kitabımın ismini de kitabımı bitirdikten sonra koydum. Birkaç isim tercihi yaptım kendime ama sanırım biraz da bu hislerimizle alakalı. Yazdığınız kitaba en uygun ismi de hissederek koyuyorsunuz. Ben kitaplarımı bitirdikten sonra birkaç isim düşündüm ama hislerim ne diyorsa o isimden yana oldu tercihim.

Ruh haliniz yazılarınıza nasıl yansır? Örneğin bazen anlaşılmadığınızı düşündüğünüz anlarınız oluyor mu?

Gonca Çiftçioğulları: İnsanın herkes tarafından doğru şekilde anlaşılması mümkün değil zaten. Hayata bakış açılarımız, görüşlerimiz, fikirlerimiz ve düşüncelerimiz ile mutlaka birilerinin yabancısı olacağız. Siz ne kadar pozitif bir yapıya sahip olursanız olun, mutlaka sizi kendi değer yargılarına göre negatif olarak gören ve algılayan birileri olacaktır. Herkese kendimizi sevdirmemiz ve aynı şekilde ifade etmemizin imkânı yok. Bu yüzden tabi ki anlaşılmadığımı düşündüğüm zamanlarım çok oldu.

Sizin iyi niyetiniz karşınızdaki kişi tarafından art niyet olarak bile algılanabiliyor. Biz insanlar gerçekten çok bencil olabiliyoruz. Karşımızdaki kişi de görmek istediğimizi görüyor, işimize gelirse kabul ediyoruz. Görmek istemediğimizi de görmüyor ve işimize gelmediği için de kabul etmiyoruz. Yumuşak mizaçlı bir insan olmama rağmen, yanlış anlaşıldığım birçok durumun içine de düştüm doğal olarak.

Sonuçta hepimiz yaşıyoruz bunları. Yaşadığımız olumlu şeyler ve olumsuzluklar ister istemez ruh halimize yansıyor. Bütün bunlar kimi zaman mutlu, şen şakrak görünmemize yol açıyor olsa da kimi zaman da üzülüp sinirlenmemize, hatta kızmamıza ve hüzünlenmemize neden oluyor. Sonuçta bu yaşadıklarımız ve ruh hallerimiz ister istemez yansıyor yazdıklarımıza. Belki de bir kahramanımızın karakterini şekillendiriyor.

Hedef kitleniz kimlerdir? Daha çok kimler kitaplarınızı okuyor?

Gonca Çiftçioğulları: Genelde gençler hedef kitlemi oluştursa da, kitaplarımın her yaştan kişiye hitap eden kurgusu nedeniyle ve aldığım olumlu eleştirilerin de etkisiyle geniş bir okur kitlesine sahibim.

Okurlardan kitaplarınıza ilişkin eleştiriler alıyor musunuz?

Gonca Çiftçioğulları: Evet, bugüne kadar kitaplarım için hep güzel eleştiriler aldım. Genel anlamda kitaplarımın akıcı ve sürükleyici bir kurgusu olduğu söylendi. Anlatımın sade ve okuyucuyu içine çektiği vurgulandı. “Gece Gelen Ölüm”, Nisan 2012’de “iyiliste.com”da en güzel polisiye romanlar kategorisinde ilk on kitap içinde yer aldı. Bazı okurlarım ise bana ulaşarak tebrik ediyorlar.

“Türkiye’de bu tarzda yazan yazarlarımızın olması mutluluk verici” dediler. Beni oldukça mutlu eden bu eleştiriler, polisiye roman yazma arzumu daha çok artırdı.

Romanlarınızın kurgusunu hazırlarken etkisinde kaldığınız herhangi bir olay, kitap ya da film oldu mu? Yoksa tamamen hâyâl ürünü mü?

Gonca Çiftçioğulları: Polisiye gerilim romanları ve filmler ilgimi oldukça çekmişlerdir. Her ne kadar kurgu tamamen bana ait, tamamen benim kendi hayal gücüm desem de, ister istemez okuduğumuz kitaplardan ve filmlerden etkilendiğimiz de aşikâr.

Ben hayal gücü oldukça geniş bir insanım. Kafamın içinde kurgum kendini oluşturmaya başladığında, kalemimi de hemen elime alıyorum. Artık o kurgu, nerelerden etkilenerek geliyor, onu tam olarak bilemiyorum işte. Çünkü özellikle ben bir yerden etkilenerek yazmaya çalışmıyorum.

40 yaşından sonra yazmaya başladınız. Daha önce yazmayı hiç düşündünüz? Yoksa aniden mi karar verdiniz yazmaya?

Gonca Çiftçioğulları: Samimi söylemek gerekirse, yazmayı hiç düşünmemiştim. Çünkü ben ömrümde iki satırlık bir günlük, anı ya da hatıra defteri bile karalamamıştım. Okumayı seviyor olmam, hayal gücümün genişliği, çalışma hayatından uzak oluşum, kendime vakit ayırmama ve bir hobi olarak yazarlığa başlamama vesile oldu. Bir nevi ani gelen bir karar sonucu oldu diyebilirim.

Çocukken ünlü bir yazar olma hâyâliniz var mıydı? Okuduğunuz yıllarda kendinizi yazarlık anlamında yetenekli olarak görüyor muydunuz?

Gonca Çiftçioğulları: Kendimi ünlü bir yazar olarak hiç düşünmedim. Çünkü hiç öyle bir isteğim ve hevesim olmamıştı. Ama okul yıllarında komposizyon yazarken ve üniversite yıllarında, kendimi yazma konusunda oldukça rahat bulduğumun farkındaydım. Kalemi elime aldığım anda kelimeler akıp gidiyordu. Ama bunu ilerde roman yazmaya yönlendireceğimi hiç düşünmemiştim.

Sizi yazmaya iten neydi? Neden yazma gereği duydunuz?

Gonca Çiftçioğulları: Daha önce de söylediğim gibi okumayı seviyorum. Her roman okuduğumda keşke sonu şöyle bitseydi ya da olaylar şöyle gelişseydi gibi yorumlar yapardım kendi kendime. Bir gün madem böyle düşünüyorum, yazmayı da deneyeyim dedim ve ilk kitabım ortaya çıktı.

Kitaplarınızı yayınlatırken beklentileriniz nelerdi? Bu süreçte hâyâl kırıklıklarınız oldu mu?

Gonca Çitçioğulları: Bu gerçekten biz yazarlar için çok önemli bir konu. Çünkü yazarlığa yeni başlayanlar için kitap bastırmak her ne kadar kolay görünse de işin aslı hiç de öyle değil. Bu piyasa gerçekten çok yıpratıcı. Sevmeden, gönül verilmeden uğraşılacak bir durum değil açıkçası. Yayınevleri şevkinizi çok kolay kırabiliyorlar.

Mesela, “ Öyle Bir Bedel ki”nin kurgusu çok güzel. Çevremde kitabı okuyan dostlarımın uzun süre etkisinden kurtulamadığı etkileyici bir kurgusu var. 800 sayfa olarak ortaya çıktı. Ama kitabımın sayfa sayısı basılma şansını düşürdü. “Kısaltın bunu” dediler. Biraz kısalttım, şimdi 600 sayfa ama yine çok kalın bulunduğu için sorun teşkil etti. Ama bir kitabı, içinizdeki duyguları istediğiniz gibi yansıtmadan da yazamazsınız ki. Ben bu kitap da duygularımı ancak bu şekilde yansıtabilmişim. Etkili olmasını sağlamışım. Bu durum biraz ticaret açısından düşünüldüğü için kabul görmüyor. Bu sayfa sayısında bir kitap bastırabilmeniz için sanırım biraz da isim yapmanız gerekiyor.

Benim hayal kırıklığım “Öyle Bir Bedel ki” kitabım yüzünden oldu. Şimdi bu kitabım Uğur Tuna Yayınları tarafından basıldı. İlk baskısı hemen tükendi. İkinci baskısı kısa zamanda piyasaya çıkacak. Tekrar okuyucu ile buluşacak. Şu an bunun mutluluğunu yaşıyorum.

Şiir, öykü, deneme gibi diğer türlerde de yazmayı düşünüyor musunuz?

Gonca Çiftçioğulları: Milliyetblog’da yayınlamış olduğum “Down Sendromu”na farkındalık yaratmak üzere yazdığım bir öyküm var. “ Sevgi Çemberi” ismiyle yazıp blogumda yayınladım. Deneme, kişisel gelişim ve felsefe üzerine yazılar yazıyorum. Yazılarım internet üzerinden bazı bloglarda yayınlanıyor. Aynı zamanda yazılarımı Adıyaman’da yerel bir gazetede haftalık olarak yayımlıyorum.

Adıyaman’da yaşıyorsunuz. Güneydoğu’da yaşamak bir yazar için nasıl bir duygu?

Gonca Çiftçioğulları: Oldukça uzun bir süredir Adıyaman’da yaşıyorum. Kısa bir sürede alıştım buraya ve güneydoğuya. Adıyaman’a İzmir’den geldim. Başlarda elbette çok zor oldu. Çünkü büyük şehrin imkânları burada yoktu. Hâlâ da yok. Ama insan zamanla bunlara alışıyor. İster istemez benim için zor olduğu durumlar da oluyor.

Küçük yerlerde yaşayıp da büyük işler yapmayı düşünmek oldukça zor. Her şeyden önce imkânlar sizi sınırlıyor. Yaptığınız çalışmaların yerel olarak kalma riski oldukça yüksek oluyor. Ama buna rağmen son teknolojiler bir nebze de olsa sizi de diğer yazarlarla aynı seviyeye getirebiliyor.

Adıyaman’da kültür ve sanat adına yapılan etkinlikler yok denecek kadar az. Yazın hayatıyla ilgili burada kendinizi geliştirecek bir şeyler bulmanız zor. Fakat bu yıl yapılan Üniversite Kitap ve Tanıtım günleri Hem Adıyaman hem de biz yazarlar açısından çok anlamlı ve güzel oldu. Ünlü yazarlar ve binlerce kitapla tanışma imkânı yaratılmış oldu. Bizlerin de ilk defa Adıyamanlı okuyucularımızla buluşma ve tanışmamıza vesile oldu.

Çevre illerde yapılan fuarlar, festivaller bizim için de güzel fırsat oluyor. Son çıkan kitapları, dergileri ve diğer etkinlikleri takip etme şansımız oluyor. Önemli olan fırsatları kendimizin oluşturmasıdır. İsteyince batıda ya da doğuda oturuyor olmanızın önemi kalmıyor. Önemli olan kendimizi yetiştirecek, geliştirecek etkinliklerin içinde olabilmek. Belki bulunduğum şehirde değil ama yakın illerde bunlara dâhil olarak kendime bir şans vermeye çalışıyorum.

Örnek aldığınız yazarlar var mı? Gonca Çiftçioğulları kimleri okuyor?

Gonca Çiftçioğulları: Zülfü Livaneli sevdiğim yazarlardan biridir. Ayşe Kulin, Canan Tan, Ahmet ümit, Elif Şafak, İskender Pala, Nermin Bezmen, İhsan Oktay Anar severek okuduğum yazarlardan birkaçı. Stephenie Meyer, Jean Chistophe Grange ve Dan Brown da yabancı yazarlar içinde en fazla tercih ettiklerim.

Dan Brown’un romanlarını okumayı özellikle çok seviyorum. Aksiyon macera ve âşk o kadar ustalıkla kullanılıyor ki, keşke onun kadar bu konularda profesyonel yazabilsem. Bir de Nermin Bezmen’in romanlarda kullandığı dil ve anlatım çok hoşuma gidiyor.

Hani yazarlar, yeni ürünler verebilmek için araştırır, okur. Sizde de bu durum söz konusu mu? Yani size göre de yazmak için okumak gerekiyor mu?

Gonca Çiftçioğulları: Evet, bence okumak gerekiyor. Yazmak için zihninizin beslenmesi lazım. O besini de okuyarak alıyoruz. Aksi takdirde hep kendini tekrar eden bir yazar olmaktan öteye geçemezsiniz. Dil ve anlatımın her zaman gelişmesi lazım.

Bir sonraki kitabınız bir öncekinden daha güzel olmalı. Bir sonraki, okuyucuda hayal kırıklığı yaratmamalı. Bu yüzden gelişmeli ve beslenmeliyiz. Ben bu şekilde düşünüyorum.

Kitaplarınızı yazma sürecinde en çok kimlerin desteğini alıyorsunuz?

Gonca Çiftçioğulları: Ben bu konuda gerçekten çok şanslı bir insanım. Çevremdeki dostlarım ve ailem her zaman destek oldular ve hâlâ olmaya devam ediyorlar. Ama benim için en önemli ve anlamlı destek ise, eşimin desteğidir. Onun desteği olmadan ilerlemem ve kendimi bu şekilde ifade etmem çok zor olurdu. Bu yüzden kendimi çok şanslı görüyorum.

Türkiye’nin ilk kadın polisiye gerilim romanı yazarısınız. İlk olmak nasıl bir duygu? Sizce neden ülkemizde polisiye kadın yazar az?

Gonca Çiftçioğulları: Polisiye gerilim, ülkemizde yazarlık açısından çok tercih edilen bir tür değil. Polisiye gerilim yazan çok fazla yazar maalesef yok. Mutlaka benden önce bu türü yazan bayan yazarlar olmuştur. Fakat polisiye yazar olarak bir Ahmet Ümit gibi, bayan bir yazarımızın adı polisiye yazarı olarak tanınmıyor bilinmiyor. Benim amacım bayanların da erkekler kadar bu türe yatkın olduğunu elimden geldiğince ifade edebilmek. Hatta bayan olmamızın avantajı ile duyguları da katarak polisiyeye daha farklı bir yaklaşım getireceğimiz düşüncesindeyim.

Genelde biz kadınlar duygusal bir yapıya sahibiz. Doğal olarak bu yapımız gereği romantik kitaplar bizi daha çok cezbediyor ve romantik kurguya yöneltiyor. Şu bir gerçek ki, polisiye yazmak, romantik yazmaktan çok daha zor. Çünkü bir olayı ele aldığınızda neden, nasıl ve sebepler gibi birçok ince noktayı da belirleyip kurgunuzun en hassas yerlerine yerleştirmeniz lazım. Hikâyeye gizem katmanız, sırlarla çevrelemeniz ayrıca hem ana karakterlerinize hem de yan karakterlerinize hikâyeler yüklemeniz lazım. Bir ipucunun peşinden giderken sürpriz yollara da açık olmanız gerek. Gerçek olaylarla beslemeniz gerektiğinde soruşturmayı yürütebilmek için gerçekte bunun nasıl yapıldığını öğrenmeniz ve bilmeniz gerek.

Romantik kurguda hayale dayalı bir hikâyeyi alıp sonuna kadar götürebilirsiniz. Fakat polisiye de sorumluluğunuz daha fazla omuzlarınıza yük bindiriyor. Vermek istediğiniz mesajı en doğru şekilde verebilmeniz önemli. Gerektiğinde sizi bu konularda aydınlatacak bilirkişi durumundaki kişilerden yardım ve destek görmeniz gerekiyor. İşleyeceğiniz hikâye için bir alt yapı oluşturup araştırma yapmanız gerekiyor. Yani anlatmak istediğim polisiye yazmak araştırmaya dayalı ve daha zahmetli bir tür. Bu yüzden bayan yazarlar arasında bu türü tercih eden çok az. Polisiye çok bilindik bir tür olmadığı için diğer türlere göre okuyucusu daha az. Fakat her yazarın kendine göre bir üslubu var. Mutlaka her üslup bir hayran kitlesine sahip olacaktır.

Bir bakıyorsunuz ben hiç polisiye sevmem diyen biri bile okuduğu bir kitapla polisiye hayranı olmuş. Yavaş yavaş bu türün de geniş bir okuyucu yelpazesine ulaşacağını düşünüyorum.

Kitaplarınızı nerelerde kaleme alıyorsunuz? Size ilham veren özel yerler var mı?

Gonca Çiftçioğulları: Kâğıdım kalemim elimde olduğu sürece her yerde yazarım. Yazarım derken not tutarım ama kitabımı mutlaka evimde ve masamda yazmalıyım. Günlük hayat akışının içinde belli rutinleri olan bir insanım. Kolay kolay rutinimin dışına çıkmam.

Evcimen bir yapım var ve evimi severim. Sıkılgan biri değilim. Mutlaka kendimi meşgul edecek bir meşgalem olur. Çayımı ya da kahvemi yavaşça yudumlayarak bilgisayarımın başında kitabımı yazmak müthiş bir keyif veriyor bana.

Yeni kitap çalışmalarınız var mı?

Gonca Çiftçioğulları: Evet, şu anda üç cilt olarak tasarladığım “Cinayet Masası” serisi var. Serinin ilk kitabı olan “Güneşin Kızı”nı tamamlamış bulunmaktayım. Şimdi Serinin ikinci kitabı “Ateş ve Kan’ı” yazıyorum. Diğer kitaplarımın aksine isimlerini daha kurgularken koyduğum bir seri oldu bu kitabım. Çok heyecanlı ve aksiyon yüklü bir polisiye olacak. Ayrıca Gece Gelen Ölüm isimli romanımın devamı olan “İntikam Yolcusu” kitabımın da yakın zamanda yazım aşaması bitecek. Yakında bu kitabım da okuyucularıyla buluşacak.

“Güneşin Kızı” kurgu itibarıyla Adıyaman ve İzmir’de geçiyor. Adıyaman’da yaşıyor olmam bu kitabı yazmama vesile oldu. Okuyucularıma kendi gözümden buranın gelenek görenek ve kültürünü elimden geldiğince yansıtmak istiyorum. Kitabımı okuyanlar Adıyaman’ı görmek istemeli. Benim gördüğüm yerleri görmeyi, hissettiğim duyguları hissetmeli.

Sizi takip eden okuyucularınız için az da olsa kitabınızın konusu ve kahramanları hakkında biraz ipuçları verir misiniz?

Gonca Çiftçioğulları:  Bu kitabımda da iki farklı olay örgüsü ile yaklaşıyorum kurguma. İzmir Kadifekale’de bulunan bir bayan cesediyle kitabım başlıyor ve İzmir Emniyeti bu cinayeti araştırıyor. Bir de İzmir Emniyeti Cinayet Masası Amiri Leyla var. Babası Adıyamanlı, annesi İzmirli’dir. Babası Adıyaman’da Kaçakçılık ve Narkotik Birimi’nde gizli polis ve biricik kızı Leyla’nın gözü önünde vurularak öldürülüyor.

Babasının ölümünden sonra annesi tarafından İzmir’e götürülen ve orada büyüyen Leyla, babasıyla aynı mesleği seçerek, yıllar sonra İzmir’deki görevini bırakarak Adıyaman’a geliyor ve faili meçhul olarak emniyetin tozlu raflarına kaldırılan babasının cinayetini araştırmaya başlıyor.

Bu araştırma kendisini de büyük bir tehlikenin içine atıyor. Leyla’nın cinayeti araştırmasının yanı sıra yıllar sonra geldiği babasının memleketine karşı içinde duyduğu duygular, akrabalık ilişkileri ve yabancısı olduğu gelenekler göreneklerle karşılaşması, hikâyenin ana temasını oluşturuyor. Romanda olaylar yine iki farklı koldan gelişerek sürpriz gelişmelerle okuyucuyu sıkmadan olayların içine çekiyor.

Bu kitabımda ayrıca toplumumuzun kanayan yaralarına parmak basmaya çalıştım. Akraba evliliği, mezhep farklılığı, töre cinayeti gibi konuları satır aralarıma taşıdım. Ana tema olarak da uyuşturucu ve onunla verilen mücadeleyi anlattım. Kurgusu Adıyaman da geçen bu kitabım, bu güzel ilimizi de her yönüyle anlatan bir roman oldu. Adıyaman’ı elimden geldiğince kültürel, tarihi ve toplumsal olarak tanıtmaya çalıştım.

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir? Onlara neler söylemek istersiniz?

Gonca Çiftçioğulları: Öncelikle bol bol okumalarını tavsiye derim. Okumak, ruhun gıdasıdır. Sonra zaten yazma isteği duyacaklar.

Roman yazmak gerçekten çok zor ve çok emek isteyen bir meşgaledir. Bu yüzden de sabırlı olmak, yeniliklere açık olmak ve araştırmayı seviyor olmak gerekir. Okumanın ve yazmanın yaşı yoktur. Yeter ki, bunu içimizde hissedelim, okumayı ve yazmayı sevelim.

Sorularımıza dobra dobra cevaplar verdiniz. Her sorumuzu açık yüreklilikle cevapladınız. Türkiye’nin ilk kadın polisiye gerilim roman yazarı olarak sizinle bir röportaj gerçekleştirmek keyifliydi. Değerli zamanınızdan bize de belirli bir süre ayırdığınız için teşekkürler, yeni çalışmalarınızda başarılar.

Gonca Çiftçioğulları: Böyle güzel bir fırsatı bana sunduğunuz için ben sizlere teşekkür ediyorum.

İletişim: mehmet_sahin1987@hotmail.com

mehmetsahincileroglu@hotmail.com

sahin33mehmet@gmail.com

mehmetsahincileroglu@gmail.com

GSM: 0(506) 935 73 17

Facebook/mehmetsahincileroglu

Twitter/msahincileroglu

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...