Abdülhak Hamit Tarhan Hayatı ve Edebi Kişiliği


 
Abdülhak Hamit Tarhan
 
Abdülhak Hamit Tarhan (5 Şubat 1852; Bebek, Beşiktaş, İstanbul - 12 Nisan 1937, İstanbul), Şair, oyun yazarı, diplomat.
 

AİLESİ

 

1852’de İstanbul  ‘da Bebek’teki Hekimbaşı Yalısı’nda dünyaya gelmiştir.   Dedesi ve ecdadı köklü bir ulema ailesidir. Dedesi Hekimbaşı Abdullah Molla Babası ise tarihçi, devlet adamı ve diplomat Müverrih Hayrullah Bey’dir. [1] Hayrullah Bey kimi edebiyat tarihçilerine göre Türk Edebiyatında batılı anlamdaki ilk uzun hikâye yazarı olan kişidir. Hayrullah Efendi elimize ulaşmayan ama yazdığı bilinen “Hikâye- i der İbrahim Paşa “ adlı roman veya uzun ve çağdaş İlk Türk hikâyesinin yazarıdır. Şairin annesi ise annesi Kafkasya’dan kaçırılmış bir cariye olan Münteha Hanım’dır.  [2]  Abdülhak Hamit  ailenin dünyaya gelen ikisi erkek ikisi kız dört çocuğundan üçüncüsüdür. Abdülhak Hamit ‘in, Fatma Fahrünnisâ Hanım, Abdülhâlik Nasuhi Bey ve Mihrinnisâ Hanım adlarındaki üç kardeşi daha vardır. [3]

 

EĞİTİMİ

İlköğrenimini babasından ve yakın çevresinden alan şair ilkokula ise beş yakında [4]iken Bebek Köşk Kapısı’ndaki Mahalle Mektebi’nde başlamıştır.  Rumelihisarı Rüştiyesi’ne devam eden şair, özel dersler alarak Arapça, Farsça ve devrin modasına uygun şekilde Fransızca öğrenmeye başlar. Özel dersler aldığı hocalar içinde en çok da Hoca Tahsin Efendi'nin üzerinde büyük bir etkisi olacaktır.[5] 10 yaşındayken ağabeyi Nasuhi ile birlikte Paris’e babasının yanına gitmiştir.[6]Babası Hayrullah Efendi bu yıllarda 1862 Paris’te Milli Eğitim müsteşarı olarak, Fransız eğitim sistemini incelemek için görevlendirilmiştir.  Babasının yanına giden şair abisi ile birlikte eğitimine orada devam eder. Orada özel bir kolejde öğrenime başlayarak Fransızcasını ilerletmiş olur. 1864 yılında Babasının görevinin tamamlanması üzerine Paris'ten İstanbul'a dönmüşlerdir. Şairin hayatında gördüğü tek düzenli tahsil hayatı, Paris’teki gördüğü bu bir buçuk senelik tahsil hayatı olacaktır.

İstanbul’a döndükten sonra özel öğretmenlerden ders alarak eğitimini sürdürür.  Bir ara Robert Kolej’e girdiyse de asıl öğrenimini evde özel hocalardan alacak Robert kolejinde eğitimini sürdürmeye başlayacaktır. Ayrıca Fransızcasını ilerletmek için henüz çocuk yaşta olmasına rağmen babası onu Babıâli’de tercüme odasına memur olarak almış,[7] usul-adap öğrenmek için bir okul vazifesi gören Bab-ı Ali Tercüme Odası’nda kâtip olarak çalışmıştır.

Öğrenci iken babası Hayrullah Efendi bu defa Tahran büyükelçisi olacak ve onu da yanında Tahran’a götürecektir. 1865[8] Özel hocalardan öğrenmeye başladığı Farsçayı Tahran da pekiştirip iyice öğrenmek maksadıyla özel hocalardan da ders almış, hatta Sefaret Maiyet İkinci kâtibi olarak da elçilikte işe başlamıştır. Bu sırlarda henüz on dört yaşındadır.  Fakat Babası Hayrullah Efendi 1867 yılında Tahrandaki görevi esnasında hayata veda eder. Bu yüzden tekrar İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştır. [9]

 


EDİPLİK GÜNLERİNİN BAŞLAMASI

1867’deİstanbul ’a dönen Abülhak Hamit, memuriyet hayatına Maliye ile Şûrâ-yı Devlet Mektubî Kalemlerinde devam etmeye başlar. Mektubî Kaleminde görevi esnasında  Ebüzziya Tevfik  ,  Sami Paşazade Sezai  ve Baha Bey gibi devrin edebiyatçılarıyla tanışma fırsatı bulmuştur. Bu yıllarda  Namık Kemal  ’i okumuş devrin diğer genç edipleri gibi onun etkisinde kalmıştır. Namık Kemal ‘i birinci Üstat olarak kabul eden Hamit 1873’te Recaizade Mahmut Ekrem ile tanışır.  Recaizade Mahmut Ekrem  bu yıllarda Şurayı Devlet ve Nafia kalemlerinde çalışmaktadır. Onunla tanıştığı yıl Ekrem,  Atala adlı eserini bastırmış, Nağme-i Seher adlı şiir kitabını yayınlamış,  Atala, adlı oyununu sahnelendirtmiş, birçok çeviri eser yazmış, Yadiğarı Şebab adlı uzun manzumesini yayımlamış tanınmış bir şair ve yazardır. [10] Hamit, Ekrem’i tanıdıktan sonra onu ikinci üstat olarak kabul eder. Bu yıllarda iken Tahran hatıralarını anlatan “Maceray-ı Aşk” adlı ilk eserini de yazmış olur.

 

1874 yılında ağabeyi Nasuhi Bey onu Edirne’deki konağında Pirizade ailesinden on üç yaşındaki Fatma Hanım ile evlendirir. [11] Abdülhak Hamit, eşi Fatma Hanımı alarak ve onunla beraber İstanbul'a döner. Şairin bu evlilikten Abdülhak Hüseyin ve Hamide adında iki çocuğu dünyaya gelecektir. [12]

Abdülhak Hamit, evliliğinin ilk yıllarında ilk şiirlerini yazmaya başlamıştır. Bu arada Ahmet Vefik Paşa  Maarif Nazırıdır ve tercüme odasında da uzun yıllar çalışmış olmasından dolayı oradakilerle iyi ilişkiler içindedir.  [13]Tiyatro ile çok ilgilenmekte olan Ahmet Vefik Paşa , ona içinde atasözleri de bulunan bir oyun yazmasını önermiştir. Düğünden birkaç ay sonra bu öğüde uyarak düğünden sonraki aylarda Edirne’de iken   “Sabr ü Sebat” adlı oyunu yazmış,  “İçli Kız”, “Dubter-i Hindu” “Garam” ve “Sardanapal”, “Nazife” gibi eserleri bu dönemde yazmıştır. [14] Bu eserler ardı ardına yayınlanmış, geniş bir yankı bulmuş oyun yazarı olarak tanınmaya başlamıştır.  


PARİS’TE KÂTİPLİK YILLARI

1876’da hariciyeci olan şair, Paris Sefareti ikinci kâtipliğine tayin edilir.  Eşini ve çocuğunu Edirne’ye ağabeyinin konağına bırakarak Paris’e gider. Çocukluk yıllarında gittiği Paris’e bu defa kâtip olarak gelmiştir. İki yıl süren Paris’teki kâtiplik yılları gençliğinin de verdiği heyecan ile oldukça renkli geçmiş, eğlenceli günlerini  “Divaneliklerim yahut Belde” adıyla kitap haline getirmiştir.  Paris’te iken daha sonra Damat Ferit Paşa olarak tarih sahnesinde yer alacak olan Ferit Bey ile de tanışır.[15]

Abdülhak Hamit’in Paris’te iken eğlenceli ve renkli yaşamı arasında Racine, Corneille, Victor Hugo, Lamartine, Alfred de Musset gibi Fransız yazarlarını okumuş “Nesteren” ve “Tarık” adlı oyunlarını da yazmış, “Nesteren”’i 1878 yılında Fransa’da yayınlamıştır.  Fakat bu eserin Fransa’da basılması Saray’ı kuşkulandıracaktır.  Corneille’nin “ Le Cid “ adlı eserinden esinlenerek yazılan ve hece vezni ile yazılan [16] bu oyun   Nesteren adlı oyunda biri halk tarafından sevilen, diğeri halk tarafından sevilmeyen iki kardeş hükümdarın kavgasını anlatılmaktadır. Bu eserin konusu, V. Murat ve II. Abdülhamit’in durumuna benzerlik göstermektedir. 1878 yılında hasta olan eşi Fatma Hanım’ı görmek için izinli olarak ülkeye geldiğinde Nesteren adlı oyunu yüzünden görevinden alındığını öğrenmiş[17] ve eski görev yerine tekrar dönememiştir.

 Yeni bir göreve atanıncaya kadar iki sene geçecektir.  Bu iki yılı Edirne’de ağabeyinin konağında ve kayınpederi Pirizadelerin yanında geçirmek zorunda kalır. Edirne’de yaşadığı bu iki yıl "Sahra”, “Tezer”, “Eşber”, “Bir Sefilenin Hasbıhâli” adlı eserlerini yazmıştır.


EŞİ FATMA HANIM’IN ÖLÜMÜ

Paris’e yeniden gidebilmek için çareler arayan şair iki yılın sonunda Berlin sefaretine atanır. Berlin’e gitmeye karar vermiş ancak bu arada ağabeyi Edirne’den Rize’ye tayin olmuştur. Bütün aile Nasuhi Bey ile Rize’ye gitmeye karar verince Batum, Kırım yolu ile Berlin’e gitmeyi tasarlar. Bu güzergâh üzerinden Berlin’e giderken Kırım Savaşının yapıldığı yerlerde şehit olmuş Türk askerlerinin bir mezarı olmadığına üzülerek  “Sivastapol Manzumesi”’ni kaleme alır. Bu şiir onun yankı bulan ilk şiiri olacak ve ona "İlham-ı Vatan" şairi denmesine vesile olacaktır. [18]Odesa'da iken Berlin'e gitmekten vazgeçerek Hariciye Nazırı'na, cinnet geçirdiğine dair bir telgraf çekip Rize'ye geri dönmüştür. Eşi ve ailesinden ayrılmak istemediği için görevinden istifa ederek Poti şehbenderliği  ( Büyük elçi)  görevini istemiştir.  Rize'de görev beklerken   “İbn-i Musa” adlı eserini tamamlar.

1881'de Poti şehbenderliğine (konsolosluğuna) atanmış, , birkaç ay sonra da Yunanistan’ın Golos şehrine büyük elçi olmuştur. Golos şehrinde Fatma Hanım ile beraber üç yıl kalmış,  1883’te Bombay konsolosluğuna atanmıştır. Fakat eşi Fatma Hanım'ın hastalığı ilerlemektedir.  Bombay’a eşi ile birlikte giderek 3 yıl kalmış ve orada bol bol şiirler yazmıştır.  Bombay’da şehbenderlik görevinde iken mutlu olduğu ve Bombay’ı çok sevdiği dostlarına yazdığı mektuplardan anlaşılmaktadır. Bombay’ın canlı doğası şiirlerine ilham vermiş Hamit’in şairliği üzerinde etkiler yaratmıştır. Ancak bu huzurlu günleri uzun süremeyecektir. Eşi Fatma Hanım'ın hastalığı iyileşmemiş ve ona verem teşhisi konmuştur. Bunun üzerine İstanbul'a dönerken eşi Fatma Hanım, İstanbul'a varmadan Beyrut’ta vapurdan inerler. Ağabeyi Nasuhi Bey, Rize’den gelerek Beyrut’a vali olmuştur. Eşi Fatma Hanım, ağabeyi Nasuhi Bey’in konağında hayatını kaybedecektir. ( 12 Nisan 1885). Şair, eşi Fatma Hanım'ın kırkı çıkana kadar Beyrut’ta kalmış ve kırk gün boyunca her gün eşinin mezarını ziyaret ederek, ünlü şiiri “Makber 'i” devamında “ Hacle” ve “Ölü” adlı şiirlerini yazmıştır [19]. Makber’in yayımlanması ile oyun yazarı olarak tanınan Hamit, “ Makber şiirinin şairi” olarak anılmaya başlanmıştır. Makber, Türk şiirinin en içli mersiyelerinden biridir.

LONDRA YILLARI

1886 sonunda yeni görev yeri olan Londra'ya gider. Hamit, bu kenti çok sevmiş ve Gayret Mecmuasına birbiri ardına şiirler göndermeye başlamıştır.  Yeniden evlenmeye karar verir.  Ancak bu amaçla yaptığı iki teşebbüs de boşa çıkmıştır.  Bu dönemde "Finten" ve "Cünun-ı Aşk" adlı tiyatro eserlerini yazmıştır.   Londra’da iken yazdığı diğer bir oyun olan  “Zeynep”  “devlet ve hanedanla alay edildiği” şeklinde yorumlanmış ve görevinden alınmıştır.  1888 de İstanbul’a dönen Hamit,  II. Abdülhamit’e bir dilekçe yazıp edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine Londra’daki eski görevine yeniden gönderilir.

Bu defa Londra’da uzun bir zaman kalacak ve 1990 yılında Naily Clower adlı bir İngiliz ile evlenecektir.[20]Hamit, 1895’te Lahey elçiliğine atanır. 2 yıl sonra Londra Elçiliği Müsteşarı olarak yeniden Londra’ya dönmüş bu defada İkinci eşi olan Naily Clower hasta olmuştur.  Eşinin rahatsızlığı üzerine İstanbul’a dönen Hamit 1900-1906 yıllarını İstanbul’da geçirmiş 1906’da Brüksel büyükelçiliğine atanmış,  eşi Naily Clower’ı İskoçya’daki ailesinin yanında bırakarak Brüksel’e gitmiştir. [21]

Balkan Savaşları sırasında Recaizzade’nin başkanılığını yaptığı   Müdâfaa-i Milliyye Cemiyeti kurulmuş bu kuruluşa dahil olan Recaizade Mahmud Ekrem,  Süleyman Nazif , Hüseyin Cahit, (Yalçın),  Mehmet Emin Yurdakul,  Cenap Şahabettin   gibi şairlerin ve yazarlarında dahil olduğu cemiye üye oldu. Bu cemiyet ile birlikte ülkenin içinde olduğu kötü koşullara dikkat çekmek birlikten ayrılmamak ve orduya yardımcı olmak gibi konulara uygun yazılar yazmıştı.

Garip bir tesadüf, ikinci eşi de ilk eşi Fatma Hanım gibi vereme yakalanmıştır.  Brüksel’de iken eşine rağmen Florence Ashly adlı bir bayanla birlikte yaşamaya başlamış ve onu İstanbul'a getirmiştir.[22]Fakat eşi Naily Clower,  bu durumu öğrenmiş bunun üzerine eşinin yanına dönmek zorunda kalmıştır. Fakat Bayan Nelly, 1911 yılında İskoçya’daki ailesinin yanında hayata veda eder. İstanbul'a dönen şair ailesinin de önerisiyle üçüncü evliliğini 1911 yazında Cemile Hanım ile yapmıştır. Fakat bu evlilik, 20 gün sürebilmiş,[23] Cemile Hanım’dan ayrılan Hamid, Brüksel’e dönmüştür.[24]

1912’de ağabeyi Nasuhi Bey’in öldü. Bu tarihten sonra sıkıntılı günleri başlamıştı.  Kamil Paşa hükümeti Abdülhak Hamid’in işine son vermiş 23 Aralık 1912 [25] aynı yıl 18 yaşındaki Belçikalı Bayan Lüsyen (Lucienne) ile dördüncü evliliğini yapmış ve İstanbul’a dönmüştü. Bayan Lücienne onun hayatında ayrı bir yer alacak ömrünün son yıllarında İtalyan bir Kont’a kaçarak daha sonra geri dönecekti.  Kendisine önerilen Maarif Nazırlığı görevini kabul etmedi.  1912 ile 1914 yılları arasında “Validem”, “İlhan” ve “Liberte” adlı eserlerini bastırdı.  1914 yılında Meclis Ayan Üyeliğine seçildi ve 1917 yılında meclis II. başkanı oldu.  I. Dünya Savaşı sonunda eşi ile birlikte Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı, parasız günler geçirmiş, 1920’de eşi Lüsyen Hanım, bir İtalyan kontu ile evlenerek ondan ayrılmıştı. Fakat eşi Lüsyen Hanım ile yazışmayı sürdürüyor  Lüsyen Hanım’ın geri dönebileceğini umut etmeyi sürdürüyordu. Bu sırada Viyana’da iken  “Şair-i Azam” adlı şiirini yazmış ve Tanin Gazetesi’nde yayımlamıştı. Bu şiirinden dolayı Süleyman Nazif ona Şairi Azam [26]diye hitap etmeye başlayınca  Hamit’in adı Şairi Azam olarak anılmaya başlamıştı.

CUMHURİYET YILLARI VE ÖLÜMÜ

Şairi-i Azam şiirinin yayımlanması sıralarında Kuvayı Milliye ülkede kontrolü ele geçirmiş, Ankara hükümeti ülkeye dönmesini istemişti. Böylece İstanbul'a geldi ve TBMM tarafından ona “ Hidemat-ı vataniye” tertibinden emekli maaşı bağlanarak İstanbul’da Maçka Palas’ta gideri belediye tarafından karşılanan bir daire tahsis edildi.  1922'de “Ruhlar”, 1923’te “Garam” ve 1924'te “Yabancı Dostlar”’ı yayımlandı.  1925'te “Arziler” ile “Cünün-ı Aşk” basıldı. Bu arada hayatının son demlerinin en güzel olayını yaşadı. Eski eşi Lüsyen Hanım, 1927'de eşini ve kontes unvanını terk edip kendisine dönmüştü. Bu mutlu günlerine son halka daha eklendi.  1928'deki ara seçimde TBMM III. dönem İstanbul milletvekili olarak meclise girdi. Milletvekili olan Abdülhak Hamit IV. ve V. dönemlerde de İstanbul milletvekilliği görevini ölümüne kadar sürdürmüştü.

12 Nisan 1937'de Maçka Palas'taki dairesinde hayatını kaybetti.  Yapılan bir devlet töreniyle Zincirlikuyu Asri Mezarlığı'na gömüldü. Bu mezarlığa gömülen ilk kişi Hamit olmuştu. [27]


EDEBİ KİŞİLİĞİ

Hamit oyun yazarı olarak girdiği edebiyat dünyasında en çok oyun türünde yazdığı eserler ile tanındı. Çok sayıda oyun yazmasına rağmen daha çok şair olarak ünlendi.

Divan edebiyatını iyi bilen şair hem divan hem de hem de Fransız şiirine ait biçimleri ustaca kullanmış, kimi şiirlerini de hiçbir kaideye ve biçime bağlı kalmadan yazmıştır. Şiirlerinde karmaşık duygular felsefi düşünceler, metafizik konular işleyen Hamit’in şiirindeki tezatlar da dikkat çekicidir. Felsefi düşünceler ile basit duygu ve düşüncelere de yer vermiş olması onun şiirlerinde gözüken başlıca tezatlardan biridir. . Düzensizlik ve karışıklık şiirlerinin belirgin özelliğidir.

Tabiat”  “aşk”, ölüm,  Umut, hiçlik, yokluk, yurt sevgisi, insanlık ve metafizik konular işlediği başlıca temalardır. ölçü, dil ve uyağa fazla değer vermeyen Hamit aruz ölçüsünü kullanmakla beraber divan şiiri nazım şekillerinden kopmuş I. Kuşak Tanzimatçılarının açtığı çığırdan daha da ileri giderek Gazel kaside gibi nazım şekillerinin hiçbir özelliğini şiirlerinde kullanmamıştır. Bu yönüyle aruz dışında ve ve hala eski şiirin dil anlayışını devam ettiren süslü sanatlı, Arapça ve Farsça sözlerle dolu dil anlayışının dışında divan şiiri ile alakası kalmayın bir biçimsellik ve içerik anlayışı ile şiirler yazmıştır. Bu yönü ile Servet-i Funun şairlerine öncülük etmiş onların da bu yoldan gitmelerine önder olmuş şairlerdendir. Heceyle yazdığı birkaç şiiri dışında aruz ölçüsünü kullanmış ama eski şiirin kalıplarını, kafiye düzenleri, benzetme, terkip tamlama, şekil ve muhteva özelliklerinin hiç birini süs olsun diye dahi kullanmamaya özen göstermiştir. Kullandığı şiir biçimleri çoğunlukla kendine özgüdür. Hatta Türk edebiyatının ilk kafiyesiz şiir olan Validem adlı şiiri de o yazmıştır. Tüm bunlar Hamit’in eski şiirden tamamen kopmak istediğini yeni biçimler üzerinde arayışlar yaptığının ve  nedenli yenilikçi bir şair olduğunun  göstergeleridir.

Sanat sanat içindir, anlayışının hâkim olduğu oyunlar ve şiirler yazan Hamit’in şiirlerinde derin bir içsellik ve lirizm bulunur. Sosyal konulara temas edemeyen Hamit II. Abdülhamit idaresinin baskılarını sürekli üzerinde hissetmiş, bazı oyunlarında sosyal sorunlara temas etmek istemişse de derhal hükümet tepkisi ile karşılaşmış olduğundan suya sabuna dokunmayan ferdi konularda eserler veren bir sanatçı olmak zorunda kalmıştır.

Hamit’in belirli bir ve tutarlı bir dil anlayışı yoktur. Kimi şiirlerini yalın kimi şiirlerini ise ağır Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalarla süslü bir dille yazmıştır. Aynı tutarsızlığı manzum ve nesir oyunlarda da göstermiştir. Pastoral nitelikli şiirleri ile de dikkat çekerken daha çok ferdi konulara değinen bir şair görüntüsü çizer.  Kır ve köy hayatını anlatan pastoral şiirler yazan şair daha çok mersiyeleri ile dikkat çekmiştir.  Şiirlerinde Epik konulara da yer vermiştir.

Tiyatro türünde yirmi bir eseri olan Hamit’in bazı oyunları mensur, bazıları da manzum-mensur karışıktır. Manzum tiyatrolarını aruz ve hece ölçüsüyle yazmıştır. Onun yazdığı oyunlar sahnelenmek için değil okunmak içindir. Romantizmin etkisi ile yazdığı oyunlarında Racine, Hugo, Corneille ve Shakespera’nın etkileri görülür. Hatta bu dramlarının birçoğu bu yazarların oyunlarından adapte edilmiş denebilecek derecede etki altında yazılmıştır. “Sabr u Sebat ve İçli Kız adlı tiyatro eserlerinde konuyu günlük hayattan, diğerlerinde ise konularını tarihten ya da yabancı toplumların yaşamından almıştır. Konuları genellikle uzak ülkelerde geçen bu oyunlarında karakter tahlillerinde başarılıdır”[28]

İlk şiirlerinde Namık Kemal’in sonraki dönemlerde Ekrem’in etkisindedir.  Vatan konulu ve epik şiirlerinde Namık Kemal’in etkisi açıkça hissedilir. Ölüm konulu şiirlerinde ise Ekrem’in izleri barizdir. Oyunlarında ise Racine, Hugo, Corneille ve Shakespera’nın etkileri görülür.  Şiirlerinde ve oyunlarında felsefi endişeleri olan insanları ruh hali yansımış oyunlarında ve şiirlerinde ferdi konulara el atmıştır.


                         Eserleri

 

Şiirleri

  • Sahra (1878,İlk pastoral şiir)
  • Makber (1885)
  • Ölü (1886)
  • Hacle (1887)
  • Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
  • Bâlâ’dan Bir Ses (1911)
  • Validem (1913)
  • İlham-ı Vatan (1918)
  • Tayflar Geçidi (1919)
  • Ruhlar (1922)
  • Garâm (1923)
  • Arziler (1925)
  • Bir Sefilenin Hasbihalinden
  • Kürsî-i İstiğrak
  • Bunlar O'dur (1885)
  • Divaneliklerim yahut Belde (1885)

Oyunları

  • İçli Kız  (1875)
  • Nesteren (1876)
  • Sabr-ü Sebat (1880)
  • Duhter-I Hindu  (1875)
  • Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)
  • Tarık  (1879, 1970)
  •  Eşber (1880, 1945)
  • Zeynep (1908)
  • Macera-yı Aşk  (1910)
  • İlhan (1913)
  • Tarhan (1916)
  • İbn-i Musa yahut Zatülcemal (1917)
  • Sardanapal (1917)
  • Abdullah-i Sagir (1917)
  • Finten (1918, 1964)
  • İbni Musa (1919, 1927)
  • Yadigar-ı Harb (1919)
  • Hakan (1935)


KAYNAKÇA 

  • [1] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005 , shf, 518-519
  • [2]  Özlem Tarcan, Abdülhak Hamid Tarhan, Ege-edebiyat.org, 29.01.2010
  • [3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClhak_Hamit_Tarhan
  • [4]  Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005 , shf, 518-519
  • [5] Özlem Tarcan, Abdülhak Hamid Tarhan, Ege-edebiyat.org, 29.01.2010
  • [6]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClhak_Hamit_Tarhan
  • [7] Anonim, https://www.edebiyatogretmeni.org/abdulhak-hamit-tarhan/son erişim, 11-11-2013
  • [8] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005 , shf, 518-519
  • [9] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005 , shf, 518-519
  • [10] Şahamettin Kuzucular, Recaizade Mahmut Ekrem Hayatı Şiirleri Eserleri, edebiyadvesanatakademisi.com
  • [11] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005 , shf, 518-519
  • [12] https://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClhak_Hamit_Tarhan
  • [13]  Şahamettin Kuzucular, Ahmet Vefik Paşa Hayatı Eserleri ve Tiyatroculuğu, edebiyadvesanatakademisi.com
  • [14] Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Köprü: Abdülhak Hamit, Evrensel.net, 01.01.2001
  • [15] Özlem Tarcan, Abdülhak Hamid Tarhan, Ege-edebiyat.org, 29.01.2010
  • [16] Vasfi Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi Ankara. 1970, shf, 675
  • [17] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005 , shf, 518-519
  • [18]  Özlem Tarcan, Abdülhak Hamid Tarhan, Ege-edebiyat.org, 29.01.2010
  • [19] https://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClhak_Hamit_Tarhan
  • [20] ] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005 , shf, 518-519
  • [21] Özlem Tarcan, Abdülhak Hamid Tarhan, Ege-edebiyat.org, 29.01.2010
  • [22] https://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClhak_Hamit_Tarhan
  • [23] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005 , shf, 518-519
  • [24] Aynur Demircan, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Aydınlık Bir Yüz: Abdülhak Hamit Tarhan, Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Ankara Eylül
  • [25] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005, shf, 518-519
  • [26] Anonim, https://www.edebiyatogretmeni.org/abdulhak-hamit-tarhan/son erişim, 11-11-2013
  • [27] https://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClhak_Hamit_Tarhan
  • [28] Anonim, https://www.edebiyatogretmeni.org/abdulhak-hamit-tarhan/son erişim, 11-11-2013
  •  

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 


 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış