Muallim Naci Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri


 

Muallim Naci (1850-1893)

muallim naci

 

Tanzimat devrinde, daha çok eski şiirin taraftarı olarak ün salmasına rağmen Batılı tarzda da başarılı örnekler vermiş olan tek şahsiyet, Muallim Naci’dir.

1850'de İstanbul'da doğdu. 13 Nisan 1893'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Dilin sadeleşmesini savunan Tanzimat Dönemi'nin önemli şair, gazeteci ve yazarlarından biridir.

Annesi, 1829 Türk-Rus Savaşı sırasında  Varna’dan göç ederek İstanbul’a yerleşen Fatma Zehra Hanım’dır. Babası ise ufak bir dükkânda saraçlık eden Ali Bey’dir.[1] Şair  Ailesinin üçüncü çocuğu olarak 1850 yılında dünyaya gelmiştir. [2] Tahsiline Fevziye Mektebi’nde [3] başlayan şair kardeşiyle birlikte din bilgileri öğrenip ve Kur’an-ı Kerim’i ezberler.

Asıl adı Ömer olan şairin babası Ali Bey daha yedi yaşındayken 1857’de vefat etmiş, şair yetim kalmıştır. Dayısı Varna’da kalaycılık yapan Ahmet Ağa, annesi, şair ve kardeşlerini Varna’ya getirtir. Şair ve ailesi Varna’ya dayısının yanına yerleşirler. O tarihlerde Varna sancağında rüştiyeler açılmamıştır.  Muallim Naci, yarım kalan tahsilini, Hafız Mahmud Efendi’yle birlikte Gülistan ve Hafız Divanını okuyarak, Kavalalı Hüseyin Hoca’dan Telhis, Arapça dersleri alarak, Komyono Efendiden Fransızca,  Müftizade Abdülhalim Efendi’den hat dersleri alarak devam ettirir.  [4] Müftizade Abdülhalim Efendi ona Sülüs ve nesihle birlikte Arapça dersleri vermiş, şiir konusunda da dersler vererek Muallim Naci’ye Hulusi mahlasını vermiştir.[5] Bu yüzden Muallim Naci ilk şiirlerini Hulusi mahlası ile yazacaktır. Düzgün ve düzenli bir eğitim göremeyince çevresindeki kişilerden çeşitli dersler alarak Arapça ve Farsça öğrenir. Meraklı ve kabilyetli kişiliği vasıtası ile hattatlık ve hafızlık üzerinde de çalışır. Bu sayede Varna Rüştiyesi'nde öğretmenlik de yapar.

İlk şiirlerini ve yazılarını "Hulusî" mahlasıyla yazmıştır. Abdurrahman Paşa’nın ilgisini çeken Muallim Naci, bu sıralarda Varna’ya rüştiye mektebi açılınca Abdurrahman Paşa tarafından yeni açılan Varna Rüştiyesine yardımcı muallim olarak atanır. [7] İlk şiir ve yazılarını  “ Hulusi “ mahlası ile yazan Muallim Naci,  Varna Rüşdiyesinde muallimlik yaparken Giritli Aziz Ali Efendi'nin  Muhayyilat-ı Naciye adlı eserini okumuş, bu eserdeki Kıssa-ı Naci Billâh ve şaide bölümünü çok beğenmiş, bunun üzerine Muallim Naci adını kendisine mahlas seçerek bu adı kullanmaya başlamıştır.  Abdülhalim Efendi’nin başmuallim olduğu Varna’daki rüşdiye’de muallimlik yaparken kullanmaya başladığı Muallim Naci adı ile Varna’da çıkan Tuna gazetesinde ilk yazıları çıkmaya başlamıştır. 1867. Böylece hayatına yön verecek olan gazeteciliğe de burada adım atmış olacaktır. Yazıları ile yakın çevresindekilerin dikkatlerini çekmektedir. Yayınlanan ilk yazıları Rusçuk Tuna gazetesinde basılan, okumanın faydalarını anlatan fıkralarıdır. Yazılarından birisi İstanbul’da çıkan Basiret gazetesinde de yayınlanır.[6] Yine bu yıllarda her fırsatta, tarih düşen mısralar yazarak dikkati çekmektedir. 1867'den başlayarak Nacî mahlasıyla yazmaya başlamıştır.

Bu yazılarıyla yakın çevresindekilerin ve özellikle Bir süre Varna Rüştiyesi'nde öğretmenlik yaptıktan sonra Mutasarrıf Süleymaniyeli Mehmet Sait Paşa ile tanışır. Bu tanışma onun hayatına başka bir yön verecektir.  Mutasarrıf Süleymaniyeli Mehmet Sait Paşa, ondan on yıldır sürdürdüğü muallimlik görevini bırakıp, kendisine kâtip olmasını teklif eder. Kürt Sait Paşa'nın özel kâtibi olmak için Tulçı’ya gider. [8]  Böylece on yıldır devam ettiği muallimlik mesleğinden ayrılır. Adı muallim kalacak ama bundan sonra muallimlik yapmayacaktır.  Kürt Sait Paşa'nın özel kâtibi olarak Rumeli ve Anadolu'nun birçok kentini dolaşmaya başlamıştır.  1877-1878 Türk-Rus savaşı ve sonrasında Kürt Sait Paşa ile birlikte Osmanlı Pazarı ve daha sonra da Tırnova’ya geçer.

En sonunda Said Paşa’nın İstanbul’a taşınması üzerine Naci de annesiyle Cibali’ye yerleşir. Birkaç yıl sonra yine Said Paşayla Yenişehir’e gidip gelir. Bir ara oradan dönerek Cinayet Mahkemesi Kâtipliği de yaptı, ancak bu meslekten hoşlanmayarak İstanbul’a tekrar gelir. Bu sırada Kürt Sait Paşa, Siirt mutasarrıflığı yapmaktadır.  Said Paşa’nın Anadolu müfettişi olmasıyla,  tekrar onunla seyahat etmeye başlar. 1881’de ise Paşa ile Sakız Adası’a gitmiştir.  Üç sene kaldığı Sakız’da birçok şiir yazacak ve burada iken anılarını ve izlenimlerini kâğıda dökecektir. ( bkz

Mehmet Selim Ergül, Türk Şiirinde Taşra: 1859-1959 Bilkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Mayıs 2009.)

Sakız adasında iken “Feryad”, “Mehtab”, “Sakız’da Bir Harabede Bir Sevda-zede”, “Kebister” ve “Serzeniş” şiirlerini yazmıştır. Bu şiirlerini ileride kayın pederi olacak olan Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat adlı gazetesinde imzasız veya çeşitli müstear isimlerle yayınlamıştır. Başka adlar ile bu şiirlerini yayınlamış olsa bile kendine olan güvenini kazanmıştı. [9]

Ahmet Mithat Efendi 1880 yılında Beykoz’da bir çiftlik satın alarak bu araziden kaynayan suya “Sırmakeş” adını verip bu suları şişeleyip satmaya başlamıştı. Kazandığı paralar ile  Beykoz’daki çiftliğine yakın sahil kıyısında güzelce bir yalı almıştı. Ahmet Mithat Efendi ile Muallim Naci’nin yolları işte bu günlerde kesişti. Ahmet Mithat Efendi gazetesinde kendisine yardımcı olabilecek kabiliyetli birini arıyordu. Muallim Naci, muhtemelen Ahmet Mithat Efendi’nin telkinleri ile yazılarının ve şiirlerinin gördüğü alaka üzerine memuriyet hayatından ayrılarak hayatını yazar ve gazeteci olarak kazanmaya karar vermişti. 1883'te artık ünlü bir şair ve gazeteci olmuştu. Ahmet Mithat Efendi ona sahibi olduğu Tercüman-ı Hakikat gazetesinin edebiyat  sayfasını yönetmesini teklif edince bu gazetenin sanat sayfalarını yönetmeye başlar. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde "Mesud-ı Harabî " takma adıyla yayınladığı aruzla yazılmış gazelleriyle ün yapmaktadır.  1894'te Ahmet Mithat Efendi’nin kızı Mediha Hanım ile evlenir. [10]  Kayınpederi Ahmet Mithat’ın edebiyat görüşlerini destekleyen bir çizgide kalmış, onun rakipleri ile kendisi mücadele etmeye başlamıştır.  Eşi Mediha Hanım bir bestekârdır ve o da eski edebiyatı savunan bir kadındır. Fakat bir müddet sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesinde çalışırken gazeteyi eski edebiyat yanlılarının sözcüsü durumuna getirmekle suçlamaya başlamıştı. Bu saldırılar sonrasında kayın pederi Ahmet Mithat Efendi ile bozuşup gazeteden ayrılmıştı. Yazılarını, Saadet,  Vakit, Tarik, Mürüvvet, Mirsad, İmdadü'l Midad gazeteleriyle, kendi çıkardığı Mecmua-i Muallim dergisinde sürdürdü.

Muallim Nâci, 1307 [1889] tarihinde "Ertuğrul Gazi"  adıyla manzum bir risale yazıp Padişah’a arz eder. Bu sayede, maaş bağlanıp rütbe ve nişanla taltif edilir.[11]

Gazeteden ayrılınca Mektebe-i Hukuk’a (Hukuk Fakültesi’ne) profesör oldu. Recaizade Ekrem Bey’le şiddetli bir kalem tartışmasına girişti. Bu tartışma, Saray’ın emriyle durduruldu. 1891’de padışaha sunmuş olduğu risale vesilesi ile vakanüvis olan Muallim Naci ilk yazılarını “Tuna” gazetesinde çıkarmaya başlamıştır.

Galatasaray ve Hukuk mekteplerinde edebiyat dersleri de okutan Nâci, hâlâ değerli bir kaynak olan Lugat-i Nâci'yi tamamlayamadan kırk üç yaşında iken aniden rahatsızlanır. 1893 yılında 13 Nisan'da ölür ve II. Mahmut Türbesi haziresine gömülür.[12] II. Mahmud'un vefatından sonra defnedildiği bu türbeye daha sonra Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid de defnedilmiştir. Abdülhamit’in yaptırdığı [13] mezarının taşında nesih hatla kendinin şu beyiti yazlıdır: “Hak perestim arz-ı ihlâs ettiğim dergâh bir;
Bir nefes tevhidden ayrılmadım Allah bir.
[14]

Aruzla ve divan edebiyatının hemen her türünde yazdığı şiirler yüzünden eski edebiyatın temsilcisi sayılan  Ziya Paşa ve  Recaizade Mahmut Ekr  ile girdiği  “ Kafiye göz için mi, kulak için mi"- abes muktebes tartışmalarına girmişti.  Muallim Naci esasında sanıldığı gibi eski edebiyat taraftarı olmamış böyle düşünmesine rağmen divan şiiri kurallarını da tam olarak uygulamamıştır.

Eleştirilerini dil bilgisi ve aruz  kurallarına bağlı kalınması noktasında yoğunlaştırmış,  Recaizade Mahmut Ekrem ve çevresindeki genç şairlerle giriştiği tartışmalarla, döneminde Türk edebiyatına yeni bir soluk getirmiştir. Talim-i Edebiyat ile Takdir-i Elhan’ın yayımlanması büyük yankı uyandırmış; eski Edebiyat geleneğini sürdürenler Talim-i Edebiyat’a, yeni edebiyata taraftar olanlar ve Muallim Naci ise Takdir-i Elhan’a ağır eleştirilerde bulunmaya başlamıştı. Bu tartışmalar sonrasında pek çok kişinin üzerine çullanması nedeni ile  Recaizade Mahmut Ekrem oldukça yıpranmış Muallim Naci ve taraftarları bu tartışmalardan galip gelmiş gibi gözükmüştü. [15]

 Eski edebiyat taraftarı gözükmesine rağmen çağdaş şiire de yabancı kalmamış şiirlerinde yenilikçi uygulamalara da yer vermiştir. Servet-i Fünun Dergisi  yazarlarını önemli ölçüde etkileyen şair Edebiyat tarihi ve sözlük çalışmalarıyla da ilgi çekmiş Victor Hugo, S. Prudhomme, Alphonse de Musset ve  Emile Zola 'dan Türkçe'ye çeviriler yaparak sayısı kırka ulaşan eserler vermiştir. 

Türk edebiyatının yenilikçi isimlerinden biri olan Muallim Naci çocukluk hatıralarını “Ömer’in Çocukluğu” isimli eserinde anlatmıştır. “Ömer’in Çocukluğu” çocuk edebiyatımızın, batılı anlamda yazılmış ilk hatıra örneklerinden biridir.  

Şiirde mânâ ve şekilde pürüzsüzlüğe önem veren Muallim Nâci, eskileri çok dikkatle okumuş, edebiyatın ruhunda  Ziya Paşa ile Namık Kemal 'in yaptıklarını kabul ederek işe başlamıştır.”[16]

Mustafa Nihat Özön: "Edebiyatımızın bu son asırdaki geçirdiği devirler içinde Muallim Nâci kadar sağlığında göklere çıkarılmış, öldükten sonra da aynı nispette hakkında haksız sözler sarf edilmiş bir şahsiyet yoktur."[17]

 

TANZİMAT I. KUŞAK ŞAİR VE YAZARLARI

KAYNAKÇA

  •  
  • [1] İbrahim ÖZTÜRKÇÜ, “Muallim Nâci'nin Mezar Taşını Sultan Abdülhamid Yaptırmıştı,” Eylül - Ekim 2011
  • [2] Anonim Biyografi Net, https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1574, son erişim, 21-10-2013
  • [3] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf. 378-379
  • [4] Anonim Biyografi Net, https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1574, son erişim, 21-10-2013
  • [5] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf. 378-379
  • [6] Anonim Biyografi Net, https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1574, son erişim, 21-10-2013
  • [7] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf. 378-379
  • [8] İbrahim Alaaddin Gövsa, Türk Meşhurları, Yedigün Neşriyatı, tarihsiz, s. 270
  • [9] Anonim Biyografi Net, https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1574, son erişim, 21-10-2013
  • [10] Anonim Biyografi Net, https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1574, son erişim, 21-10-2013
  • [11] İbrahim ÖZTÜRKÇÜ, “Muallim Nâci'nin Mezar Taşını Sultan Abdülhamid Yaptırmıştı,” Eylül - Ekim 2011
  • [12] https://tr.wikipedia.org/wiki/Muallim_Naci
  • [13] İbrahim ÖZTÜRKÇÜ, “Muallim Nâci'nin Mezar Taşını Sultan Abdülhamid Yaptırmıştı,” Eylül - Ekim 2011
  • [14] Anonim, Muallim Naci,https://www.diledebiyat.net/turk-edebiyati-tarihi/bati- son erişim, 21-10-2013
  • [15] https://edebiyatvesanatakademisi.com/tanzimat-donem-edeb/recaizade-mahmut-ekrem-hayati-ve-eserleri/456
  • [16] İbrahim ÖZTÜRKÇÜ, “Muallim Nâci'nin Mezar Taşını Sultan Abdülhamid Yaptırmıştı,” Eylül - Ekim 2011
  • [17] Mustafa Nihat Özön, Metinlerle Türk Edebiyatı Tarihi, Devlet Matbaası, İstanbul 1934, s. 68-73.

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış