Sadullah Paşa Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri





Sadullah Paşa Tanzimat devri devlet adamı ve şâir.

1838’de Erzurum’da doğan Sadullah Paşa’nın babası çeşitli illerde valilik yapmış İkinci Mahmut döneminin ünlü vezirlerinden Esat Muhlis Paşa’dır.

Sadullah Paşa, 1838 yılında Erzurum’da dünyaya gelmiştir.   Tam adı Sadullah Rami’dir.[1] Babasının paşalığı sayesinde oldukça  İyi bir eğitim gören Sadullah Paşa, özel dersler alarak Arapça, Farsça ve Fransızca dillerini öğrenmiş, Fransız ve Doğu edebiyatları üzerine özel öğrenim görmüştür. İstanbul’a geldiklerinde özel öğrenime devam ettirilen Sadullah Paşa öğrenimini İstanbul’da “Darülmaarif”  adlı okulda sürdürmüştür.  İyi bir tahsil gören Sadullah Paşa Okulu Darülmaarif’ten ve özel hocalardan Arapça, Farsça, Fıkıh, Akaid, Tabiiyye, Kimyâ ve Fransızca [2] dersleri alır. Ayrıca yine özel hocalardan Fransız ve Doğu edebiyatı üzerinde özel dersler de görmüştür. Bu tahsili sayesinde devlet kademelerinde hızla yükselmiş Büyükelçiliğe ve vezirliğe kadar yükselmiş bir edebiyatçı olmuştur.

1853’te ilk memuriyetine başlayarak, ilk önce “Maliye Varidat Kalemi"nde” memuriyete başlar. Kısa zamanda memuriyette derecesi yükselmiş 1856’da Bâbıâli Tercüme Odası’nda göreve başlamıştır. Bu görevi esnasında İstanbul, Çengelköy’de, Boğaza nazır ve kendi adı ile anılacak olan Sadullah Paşa Yalısını satın alır. Bir müddet sonra Necibe Hanım ile evlenecek, onu emsalsiz bir aşk ile seven Necibe Hanım, on dört yıl boyunca ayrı kaldığı halde her gün Sadullah Paşa’yı gelecek diye bu yalıda bekleyecektir.

Mehmed Vecîhi Paşa’nın kızı Necîbe Hanım ile evlenen Sâdullah Paşa’nın Âsaf, Nusret, Râgıb ve Nazlı isimli dört çocuğu olacaktır.

Bâbıâli Tercüme Odası’ndaki ilk görevinden sonra Sadullah Paşa hızla yükselmeye devam eder. Sırasıyla 4 Ekim 1865’te Mustafa Fâzıl Paşa’nın başkanlığında kurulan Meclis-i Hazâin’in kalem müdürü olur. Oradan da  Mesahib Kalemine (1866), Şûrâ-yı Devlet Maârif Dâiresi Başmuavinliğine (1868) ve ardından da Başkâtib görevine yükselmiştir.  (1870) Hemen ertesi sene de Dîvân-ı Hümâyun Tercümanlığına (1871),  getirilmiştir.[3]

 

1873’te Maârif müsteşarlığına tayin edilmiş “ sıbyan mekteplerinden yüksek okullara kadar eğitimin bütün kademelerinin ders programlarını yeniden düzenleyen komisyonda görev alır. Bu görevi esnasında yeni usulde yapılacak olan eğitiminin programlarını hazırlayıp teşkilatlanma işlerini de sağlar.  Yeni tip “ okullara örnek olmak üzere Nuruosmaniye Camii’nde bir ibtidâî mektebi açar. ( bkz ALİ AKYILDIZ, https://islamansiklopedisi.org.tr/sadullah-pasa )

Daha sonra görevlerinde devamlı yükselerek 1874’te ikinci defa Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığına tayin edilir.  Akabinde, Defter-i Hâkânî Nezâretine (1874), Temyiz Mahkemesi Reisliğine (1876),[4]Ticâret Nezâretine ve Sultan Murâd’ın tahta geçmesiyle de Mâbeyn Başkâtipliğine (1876) tâyin edilmiştir.[5]

4 Nisan 1876 - 30 Mayıs 1876 tarihleri arasında Ticaret ve Ziraat Nazırı olarak görev yapar.  Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Bulgaristan Meselesini yerinde incelemek üzere Filibe'ye gönderilen komisyona başkanlık yapmakla görevlendirilmiştir.  Osmanlı Devleti, Rusya, Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Fransa'nın katılımı ile gerçekleşen Kongre sonunda 1887-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imzalanan Ayastefanos Adlaşması’nın yerine geçmek üzere bir antlaşma yapılmıştır. [6]Bu vazifesini tamamladıktan sonra Berlin'e elçi olarak gönderildi. Berlin'deyken Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Kongresi'nin müzakerelerine katılmıştır. [7]

Berlin’deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verilir. (1881).  1877 yılında Belin’e büyük elçi olarak tayin edilir.  Bu görev sonrasında eşi Necibe Hanım’ı İstanbul’daki yalıya bırakmış ve büyükelçilik yıllarında ondan yarı yaşamaya başlamıştır.

1883’te ise Viyana Büyükelçiliği görevine getirilmiş ve bu görevde 9 yıl kalmış olur.  Eşi Necibe Hanım, yalısında onun dönmesini beklerken Sadullah Paşa, 1891’de Viyana’da büyük elçisi iken Alman Hizmetçisi ile  gizli bir aşk yaşamaya başlamıştır. Fakat hem gönlü rahat değildir, hem de eşinin ve devletin bundan haberdar olacağı endişesi ile ciddi bir bunalıma da girmiştir.  Nihayetinde yaşadığı aşkın ortaya çıkacağı endişesi [8] yüzünden Sefarethanenin hamam odasında hava gazı borusunu ağzına almak [9] suretiyle intihar etmiştir.  Dört gün hastanede kaldıktan sonra 18 Aralık 1891'de hayata veda eder.

 Cenazesi Berlin’ee gömülmüştür.  [10] 1943'te Doğu Berlin ve Batı Berlin diye ikiye bölününce, Paşa’nın cenazesi Doğu Berlin topraklarında kalmış, Doğu ve Batı Almanya birleştikten sonra Paşa’nın cenazesi İstanbul’a getirilerek Sultan Mahmud Hanın türbesinin bahçesine gömülmüştür.[11]

Hadisenin eşi Necibe Hanım’a iletilmesi sonrasında eşi Necibe Hanım, büyük bir aşk ile ve kendisine dönecek diye umutla beklediği Sadullah Paşa’nın intihar ettiğine ve öldüğüne inanmaz. Necibe Hanım, 80 yaşında iken ölene kadar  her gün Sadullah Paşa dönecek umuduyla yalısında beklemiştir. ( Bkz Şimşek, Mahmut Sami (2013). İstanbul'un 100 Yalısı. İstanbul: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları. s. 184 )

Sadullah Paşa Yalısı günümüzde dahi Boğaziçi'nin en gözde yalılarından biridir.( kaynak : https://tr.wikipedia.org/wiki/Sadullah_Pa%C5%9Fa)

 

Edebi Kişiliği

Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi  “   19. Asır Manzumesi “ dir. Prod Dr. Ali Akyıldız, Sadullah Paşa hakkında detaylı bir çalışma yapmış, “ Sürgün Sefir Sadullah Paşa - Hayatı, İntiharı, Yazıları” adındaki kitabında Sadullah Paşa hakkında bulabildiği tüm evrakları, arşiv belgelerini, yazıları, mektuplaşmaları tarayarak değerli biyografi çalışması yapmıştır. ( İş Bankası Kültür Yayınları / İnceleme - Araştırma Dizisi İstanbul, 2011 )  [12]

 

Eserleri ve Edebi Yönleri

Sadullah Paşa, Tanzimat dönemini hazırlayan yenilik fikirlerine açık Batının müspet bilimlerine inanmış batılılaşma yanlısı bir devlet adamıdır. Tanzimat Edebiyatının oluşmasına zemin hazırlayan ilk aydınlarımızdan birisidir. Tanzimat edebiyatının ortaya çıkmasına zemin hazırlayan ilk çevirmenlerden ve düşünürlerden biri olarak dikkat çeker.

Sadullah Paşanın cilt teşkil edecek büyük bir eseri, ya da tüm yazılarını bir araya toplayan bir kitabı yoktur. Ancak, onun biyografisini anlatan - başkası tarafından hazırlanmış- “Sadullah Paşa -yahut- Mezardan Nidâ” adlı bir ser bulunmaktadır. Kitap, Mehmet Galip Bey tarafından düzenlenmiş, İkinci Meşrutiyetten sonra basılmıştır. ( 1909)  [13]

Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmış, Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi “   19. Asır Manzumesi “   manzumesidir. Bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, Türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır.. Sadullah Paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru Göl adlı eseridir. Berlin Mektupları, Charlottenbourg Sarayı, Paris Ekspozisyonu, Cevdet Paşaya Mektup, bilinen eserleridir. Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir.

Tanzimat döneminde, batı edebiyatından Türkçeye ilk şiir çevirisi yapanlardan biri de Sadullah Paşa’dır “   19. Asır Manzumesi “  çağdaş uygarlığı tanıtmak istemesi bakımından, çok değerli bir belgedir. "Lamartine" den çevirdiği, “Göl” manzumesi de yeni şiir zevkinin belirli bir örneğini teşkil eder. Sadullah Paşanın anılarıyla gezi notları niteliğindeki kimi yazıları yeni edebi nesrin, üzerinde durulmaya değer örnekleridir.

Sadullah Paşanın yaptığı tercümelerin en güzellerinden birisi “Göl “ adlı şiir çevirisidir. Berlin Mektupları, Charlottenbourg Sarayı, Paris Ekspozisyonu,   Ahmet Cevdet Paşa’ya Mektup, bilinen diğer eserleridir. [14]Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat türünde yazılmış ilk örneklerden biridir. Paşa Tanzimat döneminin ilk pozitivist düşünceli yazarlarından biridir. Eserlerinde fenni bilimlerinin önemini vurgulamış, müspet ilimleri yücelten bir duruş sergilemiştir. Fazla eser vermemiş olan Sadullah Paşa,  birkaç makale çevirisi de yapmış,  en çok Lamartine'den” Göl” şiiri çevirisi ve “On dokuzuncu Asır “adlı şiiriyle tanınmıştır.

"Ondokuzuncu Asır" adlı manzumesinde Sadullah Paşa, skolâstik dönemin yanlış, eksik ve olumsuzluklarına karşılık yeniçağda insanın, aklı ve iradesiyle gerçekleştirdiği hızlı ve baş döndürücü gelişmelerini Türk kamuoyunun dikkatine sunmak istemiştir. Türk halkına batılıların geldiği bilimsel aşamaları aktararak gerçekleşmesi imkânsız sanılan pek çok şeyi gerçekleştiren sırrın batılların müspet ilimlerde sağladığı aşamalar olduğunu vurgulamıştır.

 

Sadullah Paşa 19. Asır Manzumesi

 

KITA

Ressame-i semen bedenin bak şu vazına
Hayretle kendi hüsnüni tasvire başlamış

Taklidi gayri kabili iken nur-ı kudretin
Kız, nüsha-i vücudüni tanzire başlamış

Maruz-ı Hakiranemdir:

Nazarımda gül-i rana görünür hâr-ı vatan
Var kıyas et ne imiş verdi çemenzârı vatan


GÖL (ÇEVİRİ)
Tâ key bu şitab her kenare Hiçmedhine yok mudur nihaye
Yelday-ı ezelde serserisin Aram ü rücudan birisin

Bir dem olamaz mı ömr-i nasaz Ummanı dehirde lenger endaz
Ey göl! Nazar et ki bir yıl akdem Yarimdi bana bu yerde hemdem

Bu taş ki bus eder miyahın Aramgehi iken o mahın
Şimdi bana bir neşimen-i hayf Mehcure medar şiveni harf

Böyle yine inleyüb dururdun Yalçın kayalara baş ururdun
Yüzler sürer idi keffi müştak Ol paye ki kıblegahı uşşak

Yâldında mı bir gece o afet Ol hüsn-i melek, peri kıyafet
Çıkmışdı benimle mahitabe Bir sandal içinde seyr-i abe

Olmuşdum anınla duş berduş Aşk alemi içre mest ü medhuş
Tenhaca safayı ab ederdik Zevk-ı demi mahitab ederdik

Ses gelmez iken sema vü madan Hali iken her taraf sadadan
Sandalcıların kürek sadâsı Bu halvetin idi hoş nevası

Ahenkle çekerler idi birden Bu şevk ile mevcezen idin sen
Nagah çıkub hazin bir ses Emsalin işitmemişdi hiç kes

Aksi ile oldulardı hiyre Etraf-ü savahili buhayre
Yani ki o gülfemi hoş avaz Feryade şu yolda etdi ağaz :

Ey çerh, tevakkuf et zeman ver Ey saati sad aman eman ver
Bir kim alayım şu bahtı nevden Bu leyli neşan tiz revden

Bahtsız bu cihanda var hayli Mevt anlara tatlı bir temenni
Bu zümreye devlin eyle tahsis İhlak ile derdden eyle tahlis

Mesudları eyle gel feramuş Bu demdeki ayşdır anlara nuş
Beyhude taleb eman zemandan Kabil mi vefa o bi emandan

Süratle kaçar zeman benden Aheste rev ol ben ana derken
Fecretdi zalâmı leyli tarac Meşal keşi mihri safha-i âc

Fevt olmaya fürsat edelim zevk Bu bezm-i visale verelim şevk
Yok âdeme bu cihanda mersa Yok dehre kenar hiç hayfa

Durmaz geçeriz çü zılli zail Dehr ise misal-i nehr-i sail
Ey dehri hasud bu haleti sekr Müstesidi desti aşkı pür mekr

Bizden olacak mı durü mehcur Ol sürat ile ki ruz-i gam dûr
Aya bir eser kalur mı andan Nabud olacak mı bu cihandan

Ol dehir ki mucib hem de salib Hayf olmayacak mı redde talib
Ey ey ezel ü ademkehi hak Ey maziy-ü hufrei hevilnak

Eyyamı ki beledüb gidersin Söyle bize neyleyüb nidersin
Gasbeylediğin demi meserret Ermez mi bu semte artık avdet

Ey göl ki sefay-ı kalb ü cansın Korkunc kayalar ki bî zebansın
Ey bağrı delik mahuf garlar Zindana şebih pişezarlar

Asude nişin rüzgarsiz Mecray-ı feyuz-ı nevbaharsız
Bari siz edin bu leyley-i yâd Kim kahrı dehirden ali azad

Ey manzarası güzel buhayre Aşk ehline bibedel mesire
Her hali sükûn şiddetinde Etrafı besimi suretinde

Eşcarı hazin edalarında Avihte ser kayalarında
Lerzan esüb geçen sabada Etrafdan akseden sadada

Simin cebin olan kamerde Kim aksi yüzünde nur perde
Dûr etme bu meclisi hayalden Lillah sıyanet et zevalden

Erdikce riyah burda seyran Etrafdaki neysitani nalân
Eltafı revayihi nesimin Eknaf-ü havalii besimin

Hasıl burada ne ise menus Semü basar u meşame mahsus
Nakleyleyeler ki burda bir gün Hem bezm-i safadı iki düşkün

 

TANZİMAT I. KUŞAK ŞAİR VE YAZARLARI

KAYNAKÇA 

  • [1] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf 459
  • [2] Prof. Dr. Şerif Aktaş, ( 1880- 1920) Türk Şiiri Ve Antolojisi, Akçağ, 1996, Ankara, s.44
  • [3] Prof. Dr. Şerif Aktaş, ( 1880- 1920) Türk Şiiri Ve Antolojisi, Akçağ, 1996, Ankara, s.44
  • [4] Akyüz, Kenan (1953)  Batı Tesinde Türk Şiiri Antolojisi, İstanbul İnkılâp Kitabevi,  shf. 27-75
  • [5]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Sadullah_Paşa
  • [6] Akyüz, Kenan (1953)  Batı Tesinde Türk Şiiri Antolojisi, İstanbul İnkılâp Kitabevi,  shf. 27-75
  • [7] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1950), "Viyana Büyükelçisi Vezir Sadullah Paşa'nın İntiharına Dair", Belleten 1950 say.410-479 TDK
  • [8] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1950), "Viyana Büyükelçisi Vezir Sadullah Paşa'nın İntiharına Dair", Belleten 1950 say.410-479 TDK
  • [9] Prof. Dr. Şerif Aktaş, ( 1880- 1920) Türk Şiiri Ve Antolojisi, Akçağ, 1996, Ankara, s.44
  • [10] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf 459
  • [11] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf 459
  • [12] https://www.idefix.com/kitap/surgun-sefir-sadullah-pasa-hayati-intihari-
  • [13] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005-shf 459
  • [14]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Sadullah_Paşa
  •  

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış