Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Edebi Tenkit (Eleştiri)


Esa
24.08.2016

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Edebi Tenkit (Eleştiri)

 Eleştiri bir sanatçı, sanat eseri veya ürününün (şiir, roman, heykel, film vb.) sanat yönünden  değerini, olumlu, olumsuz, başarılı veya başarısız yönlerini  belirleme amacıyla yapılan inceleme yazısıdır. Bir sanat eserini veya sanatçıyı  inceleyip tanıtmak, anlaşılmasını sağlamak, beğenilen veya kusurlu yanlarını ortaya çıkarmak eleştirinin amacıdır. Eleştiri kelimesinin eski dildeki anlamdaşına  “tenkit”, eleştirmenlere ise  “münekkit” denilirdi.

Eleştiri, edebi esere veya başka sanatlara bağlıdır ve  varlığı, kendisinin dışındaki bir sanat eserinin varlığına bağımlıdır.  Eleştirinin konusu bir sanat eserinin maddi, manevi konu dil, teknik, içerik, üslup ifade ve bunları oluşturmadaki yaklaşımlarının değerlendirilmesi ve analiz edilmesine dayanır. Yani eleştiri,  bir sanat eserinin üzerinde değerlendirmede bulunan ikinci bir  ifade ve analiz varlığıdır.

Divan edebiyatında da  de tenkid benzeri, hiciv, yergi ve övgü türünde yazılar yazılmıştır. Fakat bu yazılar sadece çok beğenme veya tamamen yere vurma veya alaya alma türünden objektif olmayan, münekkidin hissiyatıyla alakalı sadece övme veya yerme amaçlı yazılardı. Özellikle kaside türünde yazdığımız genellikle manzume olarak karşımıza çıkan bir türdü. Nesirlerde  objektif olarak bir eseri veya sanatçıları değerlendirme türündeki yazılar sadece şuara tezkirelerinde karşımıza çıkıyor ve bu değerlendirmeler genellikle sınırlı oluyor genellikle de şairi veya şiirleri hakkında bilgi verme ile alakalı  tanıtımlar şeklinde oluyordu.

Bu bakımdan divan edebiyatındaki eleştiri günümüzdeki anlamından ve amacından bir hayli uzaktı. Günümüzdeki anlamıyla edebiyatımızdaki ilk eleştiriler Tanzimat döneminde yazılmaya başlanmıştır.

1860'tan sonra batı kültürünün etkisinde kalan ve Türk edebiyatını yenileştirmeye çalışan yazar ve şairler, ilk tenkit örneklerini vermeye başladılar. Ziya Paşa ile Namık Kemal  yazılan ilk tenkitlere öncülük eden sanatçılar olmuşlardır.

Tanzimat döneminde ilk eleştiri Tasvir-i Efkâr ile Ceride-i Havadis arasında "Mesele-i Mebhûsatün anha" üzerine yapılan yazışmalar olarak gösterilir. Arapça bir kural üzerine yapılan bu tartışma savunulan görüşlerin karşılıklı olarak ortaya konması bakımından dikkat çekici olup ilk örneği teşkil eder. Tanzimat döneminde ilk muntazam tenkit örneği  Namık Kemal ve Ziya Paşa, eski edebiyat geleneğini eleştiren yazılarla yapmışlardır.  Namık Kemal, "Bahâr-ı Dâniş" ve "Mukaddime-i Celal" adlı yazıları ile Divan edebiyatını tenkit etmiştir. Namık Kemal'in bu yazıları  tam anlamıyla ilk eleştir örneği sayılmaktadır. Ziya Paşa ise  "Şiir ve İnşa" adlı makalesi ile aynı yönde ikinci bir tenkit yapar.   Ancak daha sonra Ziya Paşa, "Harabat" adlı eserinin önsözünde bu görüşlerinden vaz geçecektir. Namık Kemal Ziya Paşa'nın Harabat adlı yapıtını "Tahrib-i Harabat"ta eleştirir. "Takip" de bu eleştirilerin devamı niteliğindedir. Bu tenkitlerle başlayan eleştiri türümüz Tanzimat döneminde gelişerek devam edecektir.

 

    Ziya Paşa, Hürriyet gazetesinde "Şiir ve İnşa" (1868) makalesi ile Divân edebiyatını tenkit ederek  asıl Türk edebiyatının Halk edebiyatı olduğunu iddia eder. Fakat "Gayrı milli ve suni" olmakla suçladığı Divân edebiyatını 1874'te yazdığı "Hârâbat Mukaddimesi"nde yeniden savunmaya başlamıştır.

    Namık Kemal, 1866'da Tasvir-i Efkâr'da çıkan "Lisân-ı Osmanî'nin  Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhazatı Şâmildir" adlı makalesi ile Divân edebiyatını sistemli bir şekilde tenkit etmeye başlar. Ziya Paşa'nın "Hârâbat" adlı eserinin mukaddimesindeki görüşlerini "Tahrib-i Hârâbat" ve "Ta’kib" adlı eserlerinde tenkit ederek cevaplar.

    Tanzimat yazarlarının eleştiri konularının başında doğal olarak " eski- yeni " çatışmasıdır. Edebiyatımızın kabuk değiştirildiği bu yıllarda  yeni bir edebiyat anlayışı vücuda getirmeye çalışan ve divan edebiyatının tesirlerinden kurtulmaya çalışan yazarların düşüncelerindeki odak noktaları da ne kadar batıcı, ne kadar yenici, ne kadar değişimci olabilecekleri ile ilgili sorunlar ve sorular etrafında toplanmıştır. Batılı olurken kendi kültüründen kopmamaya çalışan Tanzimatçılar,  edebiyatımıza batılı edebiyat türlerini yerleştirirken  özellikle dil ve konu  yaklaşımları üzerinde bir hayli bocalamışlar ve bunları tartışmışlardır. Divan edebiyatının  sanat ve biçim anlayışı, şiirde ölçü ve kafiyenin göz mü veya kulak için mi olduğu  tartışması bu dönem sanatçılarının başlıca tenkit konularıdır.

Recaizade Mahmut Ekrem'in "Talim-i Edebiyat" adlı eserinin 1880 de yayınlanmasından sonra Recaizade Mahmut ile Eihac İbrahim Efendi arasında edebiyatın amacı  konusunda  karşılıklı bir eleştiri düellosu başlamıştır. Daha sonra bu tartışmaların ve  eleştirinin konusu "eski-yeni" zeminine kayar ve Recaizade Mahmut - Muallim Naci tartışmaları başlar. Recaizade Mahmut Ekrem, III. Zemzeme'nin önsözünde, sonra Takdir-i Elhan'da hem eski edebiyat geleneğini hem de Muallim Naci'nin yazdıklarını eleştirmesi sonucunda bu iki sanatçı arasındaki tartışma alavlenir. Muallim Naci, Zemzeme'ye karşılık olarak Demdeme'yi yazarak cevap verir.

Recaizade Mahmut Ekrem; Ta'lim-i Edebiyat ve Zemzeme ön sözünde, Takdir-i Elhan ile Pejmürde adlı eserlerinde hem eski edebiyatı hem de Muallim Naci'nin eski edebiyat hakkındaki görüşlerini tenkit eder. Muallim Naci de bu yazılara "Saadet" gazetesinde cevap verir. Muallim Naci bu yazıları Demdeme (1886) adı altında yayımlamıştır.

Tanzimat döneminde tenkit edilen konulardan biri de yeni edebiyatın dilidir. Şinasi, "Tercümân-ı Ahval" ve "Tasvir-i Efkâr" gazetelerinin ilk sayılarının ön sözlerinde bu konulara değinir. Dil konusundaki en ateşli tartışmalar Recaizade Mahmut Ekrem ile Muallim Naci arasında geçmiştir.

1880-1886 yıllan, Batı kökenli edebi tür ve akımlarla ilgili tartışmalar bakımından da çok hareketlidir. A. Mithat, İsmail Hakkı, Beşir Fuat ve Nâbizade Nâzım arasında roman üzerine yapılan tartışmalar farklı bir önem taşır.  Bu dönemde yapılan tartışmalar, Doğu-Batı edebiyatlarının mücadelesi çerçevesinde olmuştur. Bu tartışmalar, Divan edebiyatı açısından yıkıcı; Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı için yapıcı bir özellik gösterir.

Mizancı Murat, ise  Mizan adlı gazetesinde  "Edebiyatımızın Numune-i İmtisalleri" başlığı altında Vatan yahut Silistre, Vuslat ve Sergüzeş adlı eserleri şiddetle  eleştirerek Tanzimat dönemi eleştirileri ve eleştirmenleri arasında yer almıştır.

Kafiye üzerine yapılan tartışmalar  dönem eleştirmenlerinin üzerinde en çok tartştıkları konuların başındadır. Bu tartışmalar Tercüman-ı Hakikat'te Muallim Naci'nin edebiyat sütunlarında yayımlanan şiirlerin altındaki değerlendirmeleri yüzünden çıkmıştır. "Kafiye göz için midir, yoksa kulak için midir" şeklinde belirlenen konu etrafında şairler bir birlerine girmiş ve karşılıklı olarak birbirlerini eleştirmeye başlamıştır. Edebiyatımızda " Abes- Muktebes" tartışması olarak adlandırılan bu tartışmalar  Ekrem ve Naci arasında bir hayli devam eder.  Konunun kişiselleştirilmesi ile bu tartışma kesilir. Bu eleştiri tartışmaları olumlu sonuçlar doğurmuş, Servet-i Fünûn edebiyatı bu tartışmalardan  sonra ortaya çıkmıştır.

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış