Ziya Paşa Hayatı ve Edebi Kişiliği


https://www.itusozluk.com/img.php/e7ffb3f3bf351a293f70fa7725dc50cb1585/ziya+pa%FEa

 
(d. 1825, İstanbul - ö. 17 Mayıs 1880, Adana)
19. yüzyıl önemli devlet adamlarından, Tanzimat I.  döneminde Şinasi ve Namık Kemal   ile birlikte “batılılaşma” yolunda en önemli adımları atan şair ve yazardır.
 
Hayatı

 Asıl ismi "Abdülhamid Ziyaeddin" olan Ziya Paşa, 1825yılında  İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Galata Gümrüğü’nde kâtiplik yapan Erzurum’un İspir ilçesinden gelme Ferideddin Efendi annesi ise Itır Hanım'dır.[1]

İlk öğrenimine Kandilli’de başlayan Ziya Paşa Süleymaniye yakınlarındaki “Mekteb-i Ulum-i Edebiye”’de[2] (Bayezit Rüşdiyesi) devam ederek bu okulu da bitirmiş bu okulu bitirdikten sonra Sadaret Mektubi kaleminde işe başlamıştır.

Mekteb-i Ulum-i Edebiye”’de okurken de Özel hocalardan dersler alarak Arabça ve Farsça öğrenmiş bu diller üzerindeki öğrenimini böylece kuvvetlendirmiştir. Sadaret Mektub-i Kalemi’nde çalışırken 1855′te Mustafa Reşid Paşa aracılığıyla Sarayda Mabeyn Kâtipliği’ne atanır. Bu sırada Fransızca da öğrenmiştir. Bu yıllar arasında edebiyatla ilgilenmekte şiirler yazmakta devrin önce gelen şairleri ile temas kurmaya çalışmaktadır. Nihayetinde devrin önde gelen şairleri ile dostluklar kurmaya başlar  Osman Nevres,  Leskofçalı Galip  , Lebib, Osman Şems ve Kazım Paşa ile önemli dostluklar kurmuştur[3] Bu dostlukları onu edebiyatla ilgisini sıcak tuttuğu gibi şiirlerinde de yeni ufuklar açmasına vesile olacaktır. Devrin şair ve âlimlerinin bir araya geldiği Lebib Efendi Konağı’ndaki toplantılara katılmakta bu toplantılardaki edebi sohbetlere iştirak etmekte ve devrin ileri gelen şairleri ile dostluklarını ilerletmektedir. Mustafa Reşit Paşa’nın himayesinde olan devrin diğer şairleri gibi saraya da yakın durmaktadır.  Bu yıllar arasında ilk eserini yayınlar Molière’in Tartuffe adlı eserini “Tartüf yahut Riyanın Encamı” adı ile çevirerek Türk edebiyatının ilk manzum tercüme piyesini kamuoyuna sunmuş olur.[4]Bir yandan da HERSEKLİ ÂRİF HİKMET ’in Laleli’deki evinde düzenlenen  Encümen-i Şuara  Topluluğu toplantılarına da iştirak etmektedir. Tanzimat Fermanı' ' nı ilan eden Mustafa Reşid Paşa sadaretten uzaklaşıp Ali Paşa sadrazam olunca pek çok diğer şair gibi o da  Saray’dan uzaklaştırılır.

Saraydaki görevinden ayrılır ayrılmaz  132 beyit uzunluğundaki meşhur, “Terci-i Bend”ini yazmıştı.[5] Bu şiir ile şöhretini sağlamış ve herkesin dikkatini çekmiştir. Saraydan uzaklaştırıldıktan sonra önce Atina elçiliğinde görevlendirilen [6]Ziya Paşa, zaptiye Nezareti müsteşarlığına getirilmiş,[7] ardından da 1861'de Kıbrıs Mutasarrıfı olduktan sonra  “Paşa” unvanını almış, artık Ziya Paşa olarak tanınan bir devlet adamı ve şair olmuştur. Fakat Kıbrıs’taki görevi onun için çok uğursuz bir görev olmuştur. Kıbrıs’ta sıtmaya yakalandığı gibi bir çocuğunu ve babasını Kıbrıs’taki görevi esnasında kaybetmiştir. Bunlar da yetmemiş gibi  hasta olan eşini de Kıbrıs dönüşünde kaybeder.  [8]

1863′te Amasya Mutasarrıfı olarak görevlendirilir. Amasya’dan sonra Canik ( Samsun) Mutasarrıfı[9]olarak görev alır. 1865′te Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne katılır. Bu cemiyete katılması ile siyasi hareketleri de başlamış olur. Daha sonra ise Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye üyesi olmuştur. 1866. Bu yıllarda saraya küskün olarak Paris’e yerleşen Mısır prensi Mustafa Fazıl Paşa, İstanbul'a gönderdiği bir adamı vasıtasıyla Ziya Paşa’yı ve Erzurum’a vali muavini olarak atanan ancak gitmeyen Namık Kemal’i Paris’e davet etmiş, geçimlerini sağlayacak kadar para tahsis edeceğini bildirmiştir.


AVRUPA YILLARI PARİS, LONDRA CENEVRE

Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ndeki siyasi faaliyetleri yüzünden ve Diyarbakırlı Flip Efendi’nin çıkardığı Muhbir Gazetesi’ndeki hükümeti eleştiren yazılarından dolayı Nisan 1867’de yeniden Kıbrıs'a atandı. Kıbrıs’a Mutasarrıf olarak gönderilir. Fakat onun için kâbus gibi bir yer olan Kıbrıs’a gitmek istemeyecek 1867′de Erzurum’a bir çeşit sürgüne yollanan  Namık Kemal   ile birlikte Paris’e kaçacaktır. Ali Suavi ile Agâh Efendi’yi de yanlarına alan Namık Kemal  ile Ziya Paşa, durumu Mithat Paşa’ya izah edip haber vererek Fransız Büyükelçiliğinin yardımı ile İtalya’nın Messina Limanına kadar gidip oradan Paris’e geçeler. [10]

Paris’e kaçan şairler arasında, Şinasi, Nuri, Mehmet Reşat gibi şairler de vardır.  Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa kaçakları Paris’te bir araya toplamakta, aydınların masraflarını karşılayarak hükümete muhalefet etmektedir. Bu yıllarda Sultan Abdülaziz Paris’e ziyarete gelir bu durumdan kuşku duyan Ziya Paşa, Namık kemal, Ali Suavi ve Ağah Efendi ile birlikte Londra’ya geçerler.[11] Londra’da Yeni Osmanlılar’ın yayın organı olan Hürriyet gazetesini yayınlamaya başlamışlardır. Bu yıllar arasında “ Arzıhal” adıyla bilinen yazısında Avrupa’ya kaçış sebeplerini anlatan raporunu Sultan Abdülaziz’e yollayarak bir ölçüde affını diler. Bu eser, aynı zamanda sadrazam Ali Paşa aleyhine yazılmış siyasi bir tenkit ve hicivdir. [12]  Namık Kema ise Londra’da Hürriyet adlı gazeteyi çıkarmaya başlamıştır.[13]Avrupa’daki günleri yaklaşık olarak dört yıl sürecektir. Bu sıralarda Mustafa Fazıl Paşa hükümetle anlaşmış, Osmanlı hariciye nazırlığı da Genç Osmanlıların Londra’daki faaliyetlerini ve muhalif yazılarını durdurmak yönünde adımlar atmıştı.[14] Londra hükümeti, Hürriyet Gazetesindeki yayınlarından ötürü Ziya Paşa ve  Namık Kema’e baskı yapmaya başlamıştı.

Mustafa Fazıl Paşa’nın yardımları azalmış ama bu defa Mısır Hidivi İsmail Paşa onlara yardıma başlamıştı. Fakat bir müddet sonra  Genç Osmanlılar arasında hükümete ve Ali Paşa kabinesine yapılan muhalefetin türü konusunda  Namık Kema ile Ziya Paşa’nın arasında muhalefet çıkmıştı. Namık Kemal İstanbul’daki paşaların telkinleri ile Hürriyet Gazetesinden ayrıldı. [15] 6 Eylül 1869ç Bunun üzerine Ziya Paşa’da Cenevre’ye geçmiş Mısır Hıdiv’inin yaptığı yardımlarla gazetesini Cenevre’de çıkarmaya başlamıştı.  Bir süre sonra tekrar Londra’ya geçti ve Hürriyet gazetesini yayımlamayı sürdürdü. Ali Suavi’nin  “Ali Paşa’nın öldürülmesi gerektiği” yolundaki yazısı nedeniyle İngiliz makamları tarafından tutuklanmış, kefalet ile serbest kalınca Fransa’ya kaçmıştı.[16] 1870 yılı Nisan ayında İsviçre’ye geçti ve Hürriyet'i 89. sayıdan itibaren taşbasması olarak çıkardı ama Hürriyet Gazetesi, 29 Mayıs 1870’de son sayısını yayımladıktan sonra kapandı.[17]Sadrazam Ali Paşa 8 Ağustos 1871’de ölünce 1871′de İstanbul’a döndü.

SON DÖNEMLERİ 

1872-1876 arasında Şurây-ı Devlet üyeliği ve maarif müsteşarlığı yaptı.  V. Murat tahta geçince Baş Maabeyince ve Maarif Nezareti müsteşarı oldu. 1876 [18]Anayasayı hazırlayan Kânun-i Esâsî adlı kurumda görevlendirildi. Maarif Müsteşarlığı görevinde olmasına rağmen müsteşarlığın işlerinden ziyade Kânun-i Esâsî’nin hazırlanması konusunda daha çok gayret etti. Anayasanın 23 Aralık 1876’da ilan edilmesinden sonra Genç Osmanlıları tutuklama ve sürgünlerle çevresinden uzaklaştıran Abdülhamit, Ziya Paşa’yı da vezir rütbesi ile Suriye’ye vali olarak gönderdi. Birinci Meşrutiyet’in ilanından sonra 1877′de vezir rütbesiyle önce Suriye Valiliği’ne üç buçuk ay sonra Konya’ya vali olarak atandı. Bir yıl sonra ise Adana Valiliği’ne atandı. “Adana’da Bursa valisi  Ahmet Vefik Paşa’yı örnek alarak bir tiyatro binası inşa ettirip,  İstanbul’dan bir tiyatro heyeti getirtti ve Fransızcadan piyes tercüme etti. İmarla ilgili faaliyetlerde de bulundu; Gülek nahiyesinde bir rüştiye mektebi açtı.”[19]

17 Mayıs 1880′de Adana’da iki yıla yakın Valilik yaptıktan sonra siroza yakalanarak yaşamını yitirdi. Adana Ulu Camii haziresine defnedildi. 1881 yılında Adana valisi Abidin Paşa tarafından Ziya Paşa için türbe yaptırıldı.[20]Türbenin etrafı 1960'larda park haline getirildi.[21]


EDEBİ KİŞİLİĞİ VE ŞİİR ANLAYIŞI 

Namık Kemal  ve  İbrahim Şinasi’yle birlikte, Tanzimat’la başlayan “Batılılaşma” hareketinin etkisinde gelişen Tanzimat Edebiyatıının ilk aşamasını oluşturan üç yazardan biridir. Padişaha ve Reşid Paşa’ya Kasideler yazmış,. 1859′da yazdığı “Tercî-i Bend” şiiriyle tanınmıştır. Hece ölçüsü ile yazılmış birçok şarkısı dışında, Divan Şiiri geleneğine bağlı kalmış, şekil olarak divan şiirinin izinden giderken içerik, zevk, konu bakımlarından yenilikçi bir şair olmuştur.

Türk edebiyatının şiir geleneklerine sadık kalan Ziya Paşa, istedi, şiir ve yazı dilinin halkın dili olması gerektiği düşüncesinden hareketle Sanat halk içindir anlayışı içinde sosyal faydayı önemseyen bir şairdir. Şiirlerinde  Divan Edebiyatı Nazım Türlerini kullanmış, divan şiirinin kafiye düzenlerine biçim yönlerine sadık kalmış, ama içerikte hak, adalet, uygarlık, hürriyet gibi temaları işlemiştir. "Terci-i Bend" ve "Terkib-i Bend" isimli şiirlerinde metafizik konular üzerinde durmuş şiirle ilgili görüşlerini Harabat adlı eserinin önsözünde ifade etmiştir.  En önemli eseri ise Harabat olmuştur. Harabat: Arap, Fars ve Türk Divan Şairlerin şiirlerini 3 cilt te toplayan ansiklopedik bir eserdir.

Zafername adlı uzun şiiri Ali Paşa’yı eleştirmek için yazdığı önemli bir hiciv örneğidir. Defter-i Amal, Rüya düzyazı türündeki eserleridir. Molière’in Tartuffe’sini ve  Rousseau’nun Emile, adlı eserini Türkçeye çevirmiştir.J.J. Rousseau’un  Emile adlı eserini Cenevre’de iken Türkçeye çevirir. Bu eser  tamamıyla yayınlanmamış, bir kısmı Mecmua-ı Ebuziya 'nın değişik sayılarında basılmıştır.

 

Ziya Paşa'nın Edebi Kişiliği

Hem şiir, hem de düzyazı türlerinde eserleri olan sanatçı, düşünceleri ile yenilikçi olmasına karşın eserleri ile eskiye ( Divan Şiiri geleneği) bağlıdır. Divan Şiirinin biçim ve kurallarına uygun, oldukça başarılı lirik şiirleri vardır. HECE ÖLÇÜsüyle yazdığı birkaç şarkının dışındaki şiirlerinde Aruz ölçüsüünü kullanmıştır. Terkib-i bent ve terci-i bent türündeki şiirleri önemlidir. Gazel, kaside gibi türlerde şiirleri vardır. Onun bazı dizeleri özdeyiş olarak günlük yaşamda kullanılmaktadır. Harabat adlı şiir kitabı  Divan Şiiri antolojisi niteliğindedir"Şiir ve İnşa" makalesinde, Türk edebiyatının çağdaş bir düzeye erişmesini, halk edebiyatının temel alınması gerektiğini savunur. Harâbat önsözünde ise halk edebiyatını küçümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Sade dilden yana olmasına rağmen bu düşüncesi teoride kalmış ağır bir dil kullanmıştır. Hem eskiyi eleştirmekte hem de geleneği devam ettirmek, hece Ölçüsünü savunurken arzu ile yazmayı sürdürmek başlıca çelişkilerinden olmuştur.

Şiirlerinde didaktiktir ve atasözü gibi hikmetli deyişler içerir. Rüşvet, haksızlık, yolsuzluk, adalet, sosyal hayattaki aksamalar, devlet adamlarının hamiyetsizliği, vurdumduymazlığı… Ağır bir dille eleştirilir. Şiirimizin batılı anlayış kazanmasında, şiirin konularına sosyal eleştir içerikli konuların kazandırılmasında Namık Kemal’le birlikte önemli katkılar yapmış, benzerleri sadece  Nabi ’de gözüken, sosyal hayat ve nesnel konulardan kopuk divan şiirimize sosyal konularla eleştirel bakışın yerleştirilmesinde başarı göstermiştir.

Şiiri halkın eğitilmesinde bir araç gören diğer Tanzimat I. Dönem Şairleri  ile birlikte, Divan şiirinin modern şiire dönüşmesinde önemli katkıları olmuştur. Onlarla birlikte ilk kez Divan şiirinde sosyal fayda anlayışı yerleşmiş, eleştirisel bakış şiirlerde yer almaya başlamış, divan şiirinin binlerce yıldır değişmeyen şekil, konu, benzetme, içerik, şiirlerdeki klasik bölüm nitelikleri, şemasal özellikleri, benzetmeler, kalıp ifadeler, kalıp hayaller, değişmeyen nazım türü konuları, yıkılmaya başlamıştır. Bazı kalıp ifadeleri kullansalar bile sadece süs mahiyetinde kullanmayı yeğlemişlerdir.

Eserleri[22]

  • Zafername (1868, düzyazı şiir)
  • Rüya (ölümünden sonra, 1910)
  • Veraset Mektupları (ölümünden sonra 1910)
  • Eş'ar-ı Ziyâ (ölümünden sonra şiir, 1880)
  • Şiir ve İnşa Makalesi
  • Defteri Amal (anı niteliğinde)
  • Terkibi-i bent
  • Harabat

Tercümeleri

  • Viardot’tan, Endülüs Târihi'ni,
  • Cheruel ile Lavallee’den, Engizisyon Târihi'ni,
  • J. Rousseau’dan Emil’i,
  • Moliere’den Tartuffe’ü tercüme etmiştir.([23]

Şiirleri

 TANZİMAT I. KUŞAK ŞAİR VE YAZARLARI

KAYNAKÇA 

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış