Abdal ve Eren Tassavvuru ile Kalanderi Dervişliği


 
 
 
Abdal Kavramı ve Abdallık Tasavvuru
 
Sünnî İslam dışında kalan birçok Türkmen topluluğunda rastlanılan Derviş veya Baba da denen Allahtan başka dünyadaki her şeyden vazgeçmiş kişileri ifade eden bir kelimedir.  Bu kelime birinin yerine geçen, karşılık anlamına gelen bedel ve bedîl kelimelerinin çoğuludur. Budala kelimesi de bu anlama gelir bu yüzden bazı abdallar kendilerine “ Budala “ da demektedir. [1]
 
Abdal kelimesinin sözlük anlamlarına bakacak olursak:
 
1. Abdal, Tasavvufta Allah’ın kutsadığı kulları arasından seçilmiş kırk din büyüklerinin adı
2. Eskiden tarikatlara bağlı dervişlere verilen ad.
3. Allah'a ulaşma yolunda belli aşamaya erişen kimse.
4. Gezgin derviş.
 
gibi anlamalarda kullanılmıştır.  9. Yy dan beri bilinen bu kelime 12. Yy dan sonra teklik anlamıyla Veli, ve derviş kelimelerinin karşılığı veya eş anlamlısı olarak kullanılmaya başlanmıştır.[2]Dervişler arasında da cezbe ve istiğrak halinde olanlar olmasından dolayı Abdallar da bu zümre ile özdeş kabul edilen kimseler sayılmışlardır. Mala, mülke, kıyafete, dış görünüşe hiç değer vermeyen bir halde gezdiklerinden mecnun, meczup, divane kalender dolaştıklarından dolayı bu kelimeye Türkçede ahmak, şaşkın, budala gibi anlamlar da yüklenmiştir. Tasavvufi bir terim olarak  "dünya nimetlerine tamah etmekten kurtularak kendisini bütünüyle Allah yoluna adayan ve ricâlü'l-gayb diye adlandırılan veliler topluluğu içinde yer alan "sûfî veya erenler" anlamındadır. Ricâlü'l-gayb, tabiri Allah’ın dünyanın cismani düzenini sağlamakla görevlendirdiği, ruhani ve manevi düzeni sağlamaları için gönderdiği, kötülüklerin engellenmesi, için vazifelendirdiği, gizli sırlara ve hakikatlere sahip olan insanlar[3] olarak taltif ettiği kimseleri kast eden bir ifadedir.
 
 Ricâlü'l-gayb’e mensup insanların aralarında hiyerarşi bir düzen vardır. Ancak bu düzen farklı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmiştir.
 
Bazı tasavvufi  muhayyile zamanla abdallık kavramanı daha da yüceltmiş, âlemin kozmik düzeyinin işleyişinde abdalların rolü olduğuna dair tasavvurlar oluşmaya başlamıştır. Bu tasavvurlara göre Abdallar istedikleri kişilere görünen, istemediklerine görünmeyen, zamanı ve mekânı aşarak diledikleri yere gidip gelebilen ve diledikleri zamanda olabilen gizemli güçlere sahip ulular olarak düşünülmüştür. Abdalların dileklerinin Allah katında çok kıymetli olduğu onların hiçbir dileğinin geri çevrilmeyeceği inancı vardır. İnanışa göre gizli güçleri olan ve büyü gücüne sahip olan abdallar, bol yağmur yağması, bereketin artması ve belalardan korunmak için Allah’tan ne dilerse kabul edilir. Bu bakımdan abdallar sevilen, güçlerinden medet umulan, hatta korkulan kimselerdir.
İbn’ül Arabî’ye göre Allah yedi iklimi yedi Abdal ile korur. Yedi semanın ruhaniyeti yedi Abdala bağlıdır. Bu yedi Abdal her biri yedi semadan birinde duran peygamberlerin birinden güç alır.  Haftanın yedi gününde olacakları yedi iklim ve yedi peygamber sayesinde Abdalların tasarrufuna verilmiştir. [4] Bir çeşit Hızır görevine de sahip olan yedi abdal tasavvuru belalardan esirgeyen, sıkıntıları gideren kudret haline gelmiştir.
 
Abdalların sayıları konusunda 7, 30, 40, 70, 80 gibi değişik rakamlar verilmektedir. Yaygın görüş ise sayılarının 40 kişi olduğudur. Buna rağmen Abdallık makamı ile bu makama ulaşmak amacıyla yaşayan Abdalan ve kalenderi zümrelerini elbette ki bir birlerinden ayrı tutmak gerekecektir.
 
Abdallar için söylendiğine inanılan hadislerin hiç birisinin doğruluk derecesi hakkında kesin kanıtlar bulunamamıştır. Bu bakımdan sözü edilen hadislerin doğruluğu kuşku ile karşılanmış bu hadislerin İsmail’i, Alevi ve Batını çevrelerce söylenmiş olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.
 
Abdalların ulularının Türkmen heteredroks topluluklarda Yediler ve Kırklar olarak anılan en önemli mertebelere ulaşmış kişiler olduklarına inanılır. Abdal zayıf, ezilmiş ve mazlum olmuş olanlara yardım elini uzatan ve dinsizlere (kâfirlere) karşı mücadele veren zayıf gözüken ama çok güçlü otoritedir.  Dünyanın malına mülküne, nimetlerine şan ve şöhrete küçümseyerek bakan bir abdal Allah'tan başka dünyadaki her şeyden vazgeçmiş kişidir.
Türk halk inançlarında Abdal kavramı Arap âlimleri ve bilhassa İbn’ül Arabî’nin tarif ettiği özelliklerden daha da farklı özellikler taşır. Abdallık kavramı Türkmen topluluklarında Eren kavramı ile benzer nitelikler taşımaktadır. “Erenlerin olağanüstü sezgileri vardır. İstedikleri zamanda istedikleri mekânda bulunabilirler. Tanrı onların dualarını kabul eder. Dua ederlerse bol yağmur yağar ve bereket gelir. Dağ eteklerinde dolaşır, dağlarda ve mağaralarda yaşar. Eliklerle (dağkeçileriyle) ve geyiklerle dolaşır. Verdiği öğütlerin dinlenmesini ister. Bazı erenler savaşçıdır ki, Tanrının dinini yaymak ve vatanı korumak için vuruşurlar. Bunlara Alp Eren denir. Böylesi erenlerin atları da kendileri gibi kutludur ve bir dağdan başka bir dağa atlar, uçurumlardan aşağıya atlayarak iner. Atladığı dağlarda, bir taşın veya kayanın üzerinde bu atların ayak izleri kalır.[5]
 
Abdallık ve Eren kavramları Türk folkloru ve inancından hemen hemen aynı şekilde tasavvur edildiği aşağıdaki paragrafa bakarak da anlaşılabilir.
 
Dağıstan'da yaşayan Türk topluluklarında yaygın olan inanışa göre, eğer dokuz aylık bebek, anne rahminde ölmüşse, bunu o Abdal götürmüş demektir. Uzun aksakalları olan Abdal, dağlarda yaşar, dağ keçileri arasında dolaşır ve onları korur. Avcılar onun adına dua edip kurban verirlerse avları uğurlu olur. Eğer bunu yapmazlarsa ne kadar usta avcı olurlarsa olsunlar o avdan eli boş dönecekleri kesindir. Bazı halk anlatılarında Abdal'ın, ölmüş dağ keçisini dirilttiği ve yeniden hayat verdiği bile anlatılmıştır”.[6]
 
 
ABDAL KALENDERİ DERVİŞLİK GELENEĞİ VE YAŞAMA BİÇİMLERİ
 
Abdal kavramı Melami, Batını ve Kalenderi zümreler için de kullanılmıştır.  Türklerde Üryan Baba, Yesevi dervişleri ile birlikte ortaya çıkan Baba’ilik hareketleri ile büyük bir kitleye ulaşan Abdallık zümresi, Anadolu’da Ahilik, Alperenlik, bacıyan-ı rum ile birlikte dördüncü etkin zümre olarak şekillenmiştir. Bunlara Abdalan- ı rum denilmiş, Rafizi heteredroks dervişler[7]olarak kabul edilmiştir.
 
Kalenderi dervişlerine de abdal denilmektedir. Bu bakımdan Kalenderi ve Abdal birbirlerinin yerine kullanılan bir kelimedir. Kalenderilik On iki imamlara bağlı olan Alevi mezhebinin Bektaşi, Kalenderi, Nimetuli ve Celali gibi dört Alevi Tarikatından biridir.
 
Abdallık kavramının ortaya çıkışında İslamiyet öncesi şaman geleneğinin izlerini bulan ve Abdallık kavramının İslami dönemde de şekil değiştirerek devam ettiğini düşünen görüşler de vardır.  Bu görüşe göre “Abdallar İslam dini ile Türklerin İslam öncesi Şamanizm’ini şahıslarında birleştirmişlerdi. Eskiden Kök Tengri ile mânevî bağlantı kurabilen "Kam" karakteri, İslamlaşmayla beraber yerini "Abdal" kişiye bırakmıştır. Bugünkü Saka Türkçesinde, erkek Şamanlara lakap olarak “Abıdal” şeklinde bir sözcük vardır. Bu sözcüğün "Abdal" sözcüğüne benzerliği dikkat çekicidir. Azerbaycan’da bir zamanlar aşıklar yetiştirmekte ünlü olmuş, Abdal adında bir şehir bile vardır. Ayrıca "Abdal" sözü, tarihte “Ağ Hun” adıyla bilinen Eftalitler'in adıyla da bağlantıdır.”
 
Horasanda ortaya çıkan Abdallık ve Kalenderilik kavramı 12. Yy dan itibaren Anadolu’ya doğru yayılmış, daha ziyade göçebe Türkmenler arasında yaygınlaşmıştır.  Önceleri Selçuklu devlet otoritesi ne karşı duran abdallar Babaîlik isyanı gibi isyan hareketlerinin başlatıcısı olmuşlar ve Selçukluların yıkılmasına sebebiyet vermişlerdir.   Osmanlıların kurumla ve yükselme döneminde ise Osmanlıların temel dayanaklarından birisi olan Türkmen dervişleri yükselme dönemine kadar Osmanlılara karşı isyankâr bir tutum izlememiş aksine Osmanlının yükselmesine kakı sağlayan ana unsurlardan biri olmuştu.
 
13. yy dan itibaren  Şii Kalenderi zümreye de Abdal denmeye başlanmıştır. Kalenderilik kelimesi aykırı yaşayan, çıplak dolaşan, meczup tavırlar gösteren, mal, mülk, evlilik gibi dünyevi gayelerin peşine düşmeyen alevi inanca sahip bir zümreyi ifade etmektedir. Anadolu'daki Kalenderi dervişlerine kalender kelimesinin dışında "Abdal, ışık, torlak, şeyyad, hayderi, edhemi, cami, şemsi "gibi adlar verildiği de anlaşılmaktadır.[8]
 
Dervişlerin zahitlik anlayışlarında mülkiyet karşıtlığı bulunur. Fakat bu mülkiyet karşıtlığının anlamı çok geniştir. Sadece dünya malına sahip olmaya karşı çıkmayı ifade etmemektedir. Dervişe göre kişilerin kişilere, hatta kendi bedenlerine dahi sahip çıkmaya hakları yoktur. Kısaca Dervişin malı, mülkü, bedeni, karısı, giysisi yoktur. Bunlara sahip olmaya kalkışması da anlamsızdır. O yüzden dervişler yünden, keçeden, en iyisi bir hayvan postundan gayri pek bir şey giymemişlerdi.[9]
 
Kalenderilik felsefesine ilham olan Hâkim Senai, İbrahim Edhem, Külhane-iLayhar, Baba Üryan gibi kimileri servet ve Şahlık zirvelerindeyken fakir ve sefil yaşamayı tercih eden tasavvufçular dır. Kalenderiliği bir kuram haline getiren Cemalettin Savi uzun müddet tamamen çıplak olmaya yakın bir şekilde yaşamıştır.
 
Kalenderilerin kıyafet usulünde 'çehar/çar' ile, Arapça 'vuruş' anlamına gelen 'darb' kelimesinin birleştirilmesiyle oluşan ve baştaki saçın, kaşın, sakalın ve bıyığın usturayla kazınması anlamına gelen çar-darb (dört darbe), Kalenderiliğin olmazsa olmaz erkanından biri sayılmıştır.
 
Bu dervişlerin göğsünde “ Ali “ yazısı ve “ Zülfikar’ın “ çatallı dövmesi bulunur, bu kimseler dilenciliği nefislerini terbiye için caiz görür topladıklarını da en yakın dergâha bağışlarlardı.[10] " Abdallar yün bir kemerle korunmuş kaba bir kumaş (tennure) dışında neredeyse çıplaktılar. Kafaları ve yüzleri tıraş edilmiş, ayakları çıplaktı. Bir omuzlarında “Ebu Müslimi” baltası, diğer omuzlarında “Şüca‘i” sopaları taşırlardı. Her Abdal beline tutturulmuş birinin içinde haşhaş, diğerinin içinde de çakmak taşı olan iki kese taşırdı. [. . . . ] Göğüslerine de Hz. ‘Ali’nin kılıcının resmini yaptırırlar veya adını yazdırırlardı.[11]
 
Kalenderiierin dilenmesindeki tek amaç sadece yaşayabilecekleri kadar yemek yemek ve su içmek içindir. Ayrıca dilenmek mülkiyete karşı olmaları ve âlemdeki nesnelerin kimsenin özel mülkiyetinde olmadığı düşünceleri açısından da mübah gördükleri bir davranıştır. Köy köy, şehir şehir ilahiler söyleyip dolaşarak, önlerine çıkana iki yanında zincirle boyunlarına asılan keşküllerini (kap, çanak) uzatmak veya zengin evlerinin önüne gelerek içeride oturanları metheden maniler söylemek gibi değişik şekillerde dilenmişlerdi.[12] İşte tam bu noktadan da bazı âşıkların Abdal olmasında veya bazı Abdalların halk ozanı olması ile alakası olmaktadır. Bazı kalenderi dervişler kendileri şiirler söyleyen, şiirler söyleyerek dolaşan halk ozanları olmuşlardır.
 
Kalenderiler, cübbeye veya paltoya benzeyen kendilerinin "Fena" adını verdikleri ve sadece ip yada yünlü bir kumaşla bağladıkları üst giysisi giyerlerdi. Üzerlerindeki bu giysinin iç çamaşırları olmazdı. Çorap, pantolon hırka benzeri kıyafetleri kullanmamaktadırlar. Sırlarına taktıkları fena adını verdikleri giysileri daha ziyade kurutulmuş bir hayvan postudur. Kısaca Kalenderiller mahrem yerleri dışında yaz ve kış tamamen çıplak dolaşan, sırtlarında kurutulmuş koyun veya keçi postu taşıyan, boyunlarında dilenmek maksatlı taktıkları keşkül, ellerinde bazen asa, yanlarında esrar kesesi, ancak avret yerlerini gizleyecek kadar sakınan giysiler, bazen başlarına boynuz takabilen, sürekli seyahat eden, evlenmeyen, kimi zaman eşcinsel ilişkilere de meyilli olabilen, içki içebilen, marjinal bir kesittir[13] " Kalenderilere abdallara Rum Abdalları, Abdalan-ı Budalan gibi adlar da verilmişti. Rum Abdâlları “her manasıyla müfrit Alevî” ve “On iki imamı kabûl etmek suretiyle İsnâaşeriyye’den oldu[klarını]”nı söyleyerek dini algılayışlarını “müfrit şii ve alevî” olduklarını şeklinde ifade eder. Hz. Ali ve on iki imama bağlılık, Kerbelâ ile ilgili matem gelenekleri de inançlarında yer almaktadır.
 
[1] Süleyman Uludağ,” Abdal” TDV, İslam Ansklop., İst., 1988, shf,59
[2] Aslan   Tekin, Edebiyat Terimleri,  “ Abdal” Elps Yayın., Ankara, 2006, shf, 7
[3] Süleyman Uludağ,” Abdal” TDV, İslam Ansklop., İst., 1988, shf,59
[4] Süleyman Uludağ,” Abdal” TDV, İslam Ansklop., İst., 1988, shf,59
[5]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Eren_(folklor)
[6] Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü .wikipedia.org/wiki/Dosya:
[7] O. Fuat Köprülü, ,” Abdal” TDV, İslam Ansklop., İst., 1988,  C.1 shf,60-62
[8] A.Talat Onay" Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar", İst. 1996,
[9] Şahamettin Kuzucular, Kalenderilik Felsefesi Fikriyatı ve Yaşama Biçimleri , edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyatlar/13-
[10] Aslan   Tekin, Edebiyat Terimleri,  “ Abdal” Elps Yayın., Ankara, 2006, shf, 7
[11] Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler, Türk Tarih Kurumu Basımevi-Ankara, 1992, s.70-71
[12] Şahamettin Kuzucular, Kalenderilik Felsefesi Fikriyatı ve Yaşama Biçimleri , edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyatlar/13-
[13] Şahamettin Kuzucular, Kalenderilik Felsefesi Fikriyatı ve Yaşama Biçimleri , edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyatlar/13-
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış