Ahmet Fakih Hayatı ve Çarhname

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 16 Haziran 2011 Perşembe aaa Beğen
 

Ahmed Fakih

Ahmed Fakih
Hoca Ahmed Fakih ya da Sultan Hoca Fakih adları ile bilinen Ahmed Fakih (ö. 618/1221 ya da 628/1230 [1] 13. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Tasavvuf şairidir.
 
Hayatı
 
Ahmed Fakih hakkındaki bilgiler daha çok Menkıbeler ile Bektaşi kaynaklarından alınan bilgilere dayanmaktadır. Bu menakıpname ve Bektaşi kaynaklarına dayanarak, Hoca Ahmet Fakih’in Horasan’dan geldiğini, medrese eğitimi gördüğünü, fıkıhtaki üstün bilgisinden dolayı kendisine fakih denildiğini, İran Edebiyatı’na vakıf olduğunu ve pek çok kerametinin bulunduğunu anlamış olmaktayız.
 
Onu hayatına dair bilgileri Eflaki Dede’nin Ariflerin Menkıbeleri 14. yy, adlı eseri ile   Velayetname Hacı Bektaş, Menakıb-ı Hace Fakih Ahmet ile Seyyid Harun-ı Veli MENKIBEsinden den öğreniyoruz. Adı geçen kaynaklar Ahmet Fakih’in Konya’ya gelip yerleştiği konusunda bize bilgi vermektedir. Konya’ya ise Azerbaycan’dan geldiği veya Horasan’dan geldiği şeklinde de farklı bilgiler vardır. [2] Mezar yerlerinin Tebriz, Konya Ahmet Fakih Beldesi ve Akşehir’de de olması ile kaynakların verdiği bilgilerden yola çıkıldığında beş farklı Ahmet Fakih’in olmuş olabileceği ihtimali de çıkmaktadır. [3]
 
Anadolu Selçukluları döneminde ve XIII. yüzyıl içerisinde Konya'da Ahmed Fakih adlı iki ayrı kişinin yaşamış olduğuna ilk defa Abdülbaki Gölpınarlı işaret etmiştir. Birinci Ahmed Fakih. Azerbaycanlı ve Muhtemelen Tebriz'in Asbust köyündendir. İkinci Ahmed Fakih (Kutbü'l-büdelâ). Konya'ya Horasandan geldiği kabul edilen, Mevlânâ Celâ-leddln-i Rûmî'nin babası Bahâeddin Veled'in müridlerinden olan Ahmet Fakihtir. Üçüncü Ahmed Fakih. Ne zaman öldüğü bilinmeyen mezar taşı Konya Akşehir'de olan Fakih Ahmed adlı bir kişidir. Dördüncü Ahmed Fakih (Hâce Fakîh i Karamanı, Hoca Kara Fakih). Sehî Tezkiresi'nde adı Hâce Fakîh-i Karamânî şeklinde geçmekte olan  Konyalı olduğu belirtilerek Türkçe, Arapça. Farsça sözleri ile eşsiz gazelleri olduğundan söz edilen Ahmet Fakih’tir. [4]
 
Bizi,m Üzerinde durduğumuz Ahmet Fakih ise Çarhname adlı eseri olan ve Meczup olup dağlarda yaşayan Ahmet Fakih’tir.
 
Onun Konya’da yaşadığına dair ilk bilgiyi Eflaki Dede vermiş, diğer bilgiler de bu bilgiyi desteklemiştir. Sultan’u Ülema’nın ( Mevlana’nın babası ) Müridi olmuş, ondan fıkıh, hadiye gibi derler almış ve ilahi cezbeye kapılarak dağlara yerleşmiştir. [5]
 
Ahmed Fakih ve eseri Çarh-name hakkındaki ilk bilgiyi Fuad Köprülü vermiştir. Fuad Köprülü 'nün verdiği bilgilerde Ahmed Fakih'in Mevlana'nın müridi olduğunu, fıkıh ilmini Bahaeddin Veled'den öğrendiğini yazar. Bundan dolayı kendisine "Fakih" denmiştir. Hacca giden Ahmed Fakih, hac dönüşü Kudüs'te de iki ay kadar kaldığını Kitabu Evsafı Mesacidi'şerife adlı eserinde anlatır.
 
Ahmet Fakih, Hicri 618, M. 1221  tarihini taşıyan türbe kapısı üzerindeki kitabesinde de pek ulu, pek büyük bilgin, üstün ibadet sahibi, meczupların efendisi, doğnun ve batının kutbu olarak övülmektedir. Ahmed Fakih’in  Mevlana'nın babası Bahaeddin Veled'in müridi olduktan sonra kendisine "fakih" denmiş olduğunu Eflaki Dede nakleder. Bir gün Baheddin Veled'den Hidâye okurken, hocası öylesine derin hakikatlerden bahsetmiş ki, Ahmed Fakih onun ilmindeki büyüklük karşısında cezbeye kapılıp kitaplarını yakarak dağlara düşmüştür. Yıllarca cezbe halinde dağlarda dolaştıktan sonra, ancak Bahaeddin Veled'in ölümünü müteakip Konya'ya gelmiş ve Dervâze-i Amed denilen yerde yaşamaya başlamıştır. Burada türlü kerametler göstererek çok meşhur olmuştur
Fakat Eflaki Dede’nin verdiği bu bilgilerin doğru olamayacağı ortaya çıkmaktadır. Çünkü Ahmet Fakih’in Konya Mevlana türbesinde muhafaza edilen mezar taşının üzerindeki ölüm tarihi Miladi 1221 olduğuna göre  Sultan’ül Ulema henüz Konya’ya gelmiş değildir. Onun Konya’ya geliş tarihi ise 1228 yılıdır.
 
İ. Hakkı Konyalı Eflaki’nin pek büyük bir hataya düştüğünü ve Çarhname isimli eserin sahibinin başka bir Ahmet Eflaki olması gerektiğini savunur. Büyük Türk Klasikleri’nde şu bilgi verilmektedir. “Ahmet Fakih’in talebelerinden Şeyh Aliman Abdal’da Fakih adına Konya’da 1288 yılında bir mescid yaptırmıştır. Fakih’in sandukası buradadır. Bu gün Ahmet Fakih türbesi ve mescidi, Konya’da Hoca Fakıh semtinde bulunmaktadır. A. Fakih'in mezar taşındaki Kitabenin Anlamı: Allah, bu türbe, yüce şeyh, büyük âlim, bildikleriyle amel eden, Allah’ın emirlerine sımsıkı bağlı, faziletli, çok ibadet eden, her şeyi inceleyen, gariplerin hükümdarı, dervişlerin efendisi, doğunun ve batının kutbu olan Fakîh Ahmet’indir. Allah onun yattığı yeri nurlandırsın. Yazılış yılı 618. Bu kitabeden türbenin 1221 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır.

 
Eserleri
* Çarh-name
* Kitab-ı Evsaf-ı Mesacidi'ş-şerife(kutsal meclislerin niteliklerini anlatan kitap)
* Seyyidü'l-Meczûbin
 
Çarh-nâme
 
Ahmed Fakih' in yazmış olduğu 88 beyitlik bir manzumedir. Fuad Köprülü'ye göre eserin tamamı beyittir ve tek nüshası Beyazid Devlet Kütüphanesi'ndeki Hacı Kemal'in derlediği Camiü'n nezair adlı nazire mecmuasındadır. [6] Fuad Köprülü, eserin, Anadolu Türkçesinin bilinen en eski örneği olduğunu belirtir.
 
 
İçerik ve Dış Özellikler
 
Çarh-nâme, din ve Tasavvuf konusunda yazılmış öğretici bir eserdir. Dünya faniliğinden, kıyametin dehşetinden ve o güne hazır olmak gerektiğinden söz eder. Sabırlı, alçakgönüllü olmak, yoksulları giydirmek gibi öğütler verir. Öğretici bir eser olmasından dolayı sanat değeri düşüktür.
 
Eserde konusu gereği Arapça ve Farsça kelimelere de rastlanmaktadır. Çarhnâme adıyla meşhur olan ve mefâîlün mefâîlün feûlün kalıbıyla kaside biçiminde yazılmış 100 beyitlik bir manzumedir. Asıl adı "Çarhnâme-i Ahmed Fakîh Der Bîvefâî-i Rûzigâr" olup, Eğridirli Hacı Kemal'in derlemiş olduğu Câmiü'n-nezâir adlı şiirler mecmuasında bulunmaktadır. Anadolu Türkçesinin en eski örneklerinden biri olarak kabul edilen bu eserinde Ahmed Fakih, dünyanın faniliğinden, dünya zevklerine kapılmamak gerektiğinden, kıyamet gününün dehşet ve korkusundan söz edip ölümü hatırlatmaktadır. Ayrıca dünyada ahiret için hazırlanmak gerektiğini söyleyerek sabırlı ve alçak gönüllü olmak gibi, bazı ahlâkî güzellikleri de telkin etmektedir. Nazım tekniği ve sanat değeri bakımından pek fazla önemli olmamakla birlikte dili açısından büyük değer taşımaktadır. Çarhnâme'yı önce Fuat Köprülü bulmuş ve ilim âlemine tanıtmış, daha sonra da Mecdut Mansuroğlu dil özelliklerini de işleyerek eseri yayımlamıştır.
 
Eserde yer yer aruzun Türkçe uygulanışında aksaklıklara da rastlanır. Dil ve tarih yönünden önem taşıyan eser, döneminin dil özellikleri de dikkate alınarak, bugünkü harflerle yayınlanmıştır.
 
 
Kitâbu Emâfı Mesâridi'ş-şerife.
 
Ahmed Fakih adına kayıtlı olan ikinci eser ise Kitâbu Emâfı Mesâridi'ş-şerife. 339 beyit tutarındaki bu eser mefâîlün mefâîlün feûlün kalıbıyla ve mesnevi biçiminde yazılmıştır Arada yer yer gazel tarzında kafıyelenmiş beyitler de vardır. Eserin sonundaki Kudüs hakkındaki övgüler ise hece ölçüsüyle kaleme alınmıştır. Bu eserinde Ahmed Fakih, hac intihalarını ve hac seyahati sırasında gezip gördüğü ve ziyaret ettiği Şam, Kudüs, Mekke, Medine gibi şehirleri ve buralardaki kutsal yerleri anlatmaktadır. Bilinen tek yazma nüshası British Museum'da bulunan eseri Hasibe Mazıoğlu metin ve sözlük halinde yayımlamıştır.[7]
 
 
Hoca Ahmet Fakîh’in Kerametleri
 
Hoca Ahmet Fakîh ile ilgili ilk keramet Seyyid Harun Veli’nin Menkıbesinde geçmektedir. Menkıbeye göre Seyyit Harun Veli Hoca Ahmet Fakîh’i ziyaret için Konya'ya gelmişti. Türbenin kapısını açıp içeri girince sandukadan bir el çıkmış ve Seyyid Harun hemen o eli öpmüştü. Halktan bazısı da o elin kudret eli bazısı da Hoca Fakîh’in eli olduğunu söylemişti. Harun veli kırk gün kırk gece tefekkür edip ruhaniyeti ile münacat etmişti.
Hoca Ahmet Fakîh ile ilgili diğer bir keramet de şöyle anlatılır:
 
“ Şeker Furuş lakaplı bir tüccar vardı. Yüz kantar şeker yükü ile Hoca Fakîh Hankahı’nın önünden geçerken Hoca Ahmet ona yükünü sormuş ve o da ‘‘tuz’’ dur demişti. Hoca Fakîh de ‘‘ tuz olsun’’ deyince yükü ‘‘tuz’’ olmuştu. Şeker Furuş durumu gönül ehline haber verince onlar, ‘‘evliyanın nazarının kimya olduğunu’’ söylemişlerdi. Tüccar katarını aynı yerden geçirince bu sefer yükünün ‘‘nebat’’ olduğunu söylemiş, Hoca Fakîh de ‘‘nebat olsun’’ deyince yükü nebata değişmişti. Bunun üzerine tüccar bütün varını terkederek Hoca Fakîh in hizmetine girmişti. Ancak birçoklarının Hoca Fakîh’in yanın gelip bir müddet sonra hilafet alıp gittiğini görünce, kendisi de hilafet istemişti. Bunun üzerine Hoca Fakîh hiddetlenerek bunu edebe aykırı olduğunu, varıp kuyudan su çekmesini, bunun son hizmeti olacağını söylemişti. Tüccar çok zorlanarak kuyudan su çekince kuyunun içinde kıymetli bir mücevher çıkmıştı. Durumu Hoca Fakîh’e haber verince o da ‘‘ nasibinin bu olduğunu’’ söylemişti.
 
 
Kaynaklar:
 
[1] Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu,Kitâbu Emâfı Mesâridi'ş-şerıfe, TDK. neşri, An¬kara. 1974
[2] Osman Fikri Sertkaya, Ahmet Fakih, Anadoluda Türkçe Eserler Veren Mutasavvuf Şair, İmi Araştırmalar, 2. İstanbul, 1996, shf- 131
[3] Osman Fikri Sertkaya, Ahmet Fakih, Anadoluda Türkçe Eserler Veren Mutasavvuf Şair, İmi Araştırmalar, 2. İstanbul, 1996, shf- 131
[4] Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu,Kitâbu Emâfı Mesâridi'ş-şerıfe, TDK. neşri, An¬kara. 1974
[5] Ahmed Eflâkî, Ariflerin Menkıbeleri [380], İstanbul 1986, I, 452, 453;
[6] Mecdut Mansuroğlu ,Çarhnâme, (1956)].
[7] Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu,Kitâbu Emâfı Mesâridi'ş-şerıfe, TDK. neşri, An¬kara. 1974
 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 

 

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...