Ahmet Yesevi Hayatı ve Tasavvuf Edebiyatının Başlangıcı

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 16 Haziran 2011 Perşembe aaa Beğen
 

http://www.edebiyatogretmeni.net/ahmet_yesevi.jpg

 

AHMET YESEVİ
 
Asıl adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi’dir. (İbrahim Ata “İbrahim Şeyh” ),Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diye de tanınır. Babası Ali el-Mûrtezâ'nın soyundan olan "Şeyh İbrâhim", mürşid ise Hanefî âlimlerinden Nakşîbendî Şeyhî Hâce Ebû Yakûb Yûsuf el-Hemedânî'dir.[1]Babası Hace İbrahim'in nesebi Hz. Âlinin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir.
 
Ahmet Yesevi’nin hayatı menkıbelere dayanır. Kimi kaynaklar Çimkent şehrine bağlı Sayram kasabasında, kimi kaynaklar göre ise bugünkü adı Türkistan olan Yesi’ şehrinde doğmuştur. Ahmet Yesevi olarak adlandırılmasının sebebi Yesi şehrinde doğmuş olmasından dolayı olduğu kuvvetle muhtemeldr.[2] Kaynakların pek çoğu onun Yesi şehri yakınlarında Sayram kentinde doğmuş olduğu konusunda ısrarcı olmaktadır. [3]
İlk eğitimini babasından alan Ahmet Yesevi çok küçük yaşta babasını, 7 yaşında da annesini kaybetmiştir. Anne ve babasını kaybedince Ablası Gevher Şehnâz tarafından yetiştirilmiş,  ablasıyla birlikte Sayram’dan daha sonra Türkistan adını almış olan Yesi şehrine göçmüştür. [4]
 
Babası Hace İbrâhim Şeyh öldükten sonra mânevi babası olarak kabul edilen Arslan Baba'dan ders almaya başlar. Bir şiirinde, yedi yaşında iken Arslan Baba’nın kendisini bulduğunu şöyle dile getirilir: “Yedi yaşında Arslan Baba’m arayıp buldu. / Gördüğü her sırrı perde ile sarıp örttü. /” [5] Arslan Baba'nın da ölmesinden sonra dini ve genel bilimlerin öğretildiği Hanefi-Maturidilere ait Buhara medreselerinde derslere katılmış, Buhara ve Semerkant'ta Melâmet’îyye-Nakşîbend’îyye-Kalender’îyye şeyhi Hâce Yûsuf el-Hemedânî'nin ( Yusuf’u Hamedani)  (440/1048-49-535/1140)’nin müridi oldu.  Tarikattaki eğitim usullerini, dini ve tasavvufî ilimleri ondan öğrendi. Hocası Yusuf Hemedânî ile birlikte, Merv, Buhara, Semerkand, Herat gibi Türkistan’ın şehirlerinde İslam’ı yaymaya çalıştı.[[6]
 Yesi şehrinde ilim ve terbiye göremesi, Seyram’ın Yesi kentine bağlı olması, Eğitimini Yesi kentinde tahisl etmesi dolayısı ile YESEVİ olarak şöhret bulduğu kabul gören bir görüştür. 
 
Arslan Baba’dan desr aldıktan sonra Arslan Baba'nın vefatıyla Buhara'ya gitmiş; Ehli Sünnet âlimlerinden Yusuf Hamedani’ye bağlanmış dini ve tasavvufi konulardaki düşüncelerini bu iki mutasavvufun görüş ve düşüncelerine göre şekillendirmiştir. Ona icazet (diploma) veren kişi ise Yusuf Hamedani’dir.[7]
 
Buhara’ya gittiiği tarihlerde, Buhara; Karahanlıların hâkimiyeti altındaydı. O yıllarda Buhara, Dünyanın çeşitli yerlerinden talebelerin ve âlimlerin gelip toplandığı başlıca kültür merkezlerinden biri idi.  İcazetini aldı. Yusuf Hemedani’nin yanında eğitimini tamamladıktan sonra Yusuf Hemedani’nin de ölümü üzerine 1160’da halife oldu.[8]Yusuf Hemedânî’den sonra dergâhın sorumluluğunu üstlenerek Buhara’da hizmete devam etti.
 
Hoca Ahmet Yesevi, Buhara'da bir müddet ders vermiş çok sayıda öğrenci yetiştirmişti. Daha sonra Buhara’daki vazifesini Abdulhalik Gücduvani’ye bırakarak Yesi’ye döndü. [9]Memleketi ve ilk tahsil yeri olan Yesi de talebe yetiştirmeye başladı.
 
Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satarak hayatını idame ettirdiği bilinmektedir.[10] Yesi kentinden bir daha ayrılmamış ve bu kentte insanları irşad ile meşgul olmaya başlamıştır.  “ Pîr-i Türkistan” unvanıyla tanınacak olan Yesevi’nin dergâhlarına çevresine Türkistan’ın her yerinden on binlerle ifade edilen mürit ve çok sayıda halife toplanmıştı.
 
Sır-darya, Taşkent ve çevresinde, Seyhun ötesindeki bozkırlarda büyük bir nüfuz elde etti.  Göçebe yahut köylü Türkler, İslamiyet’e onun aracılığıyla gönül vermeye başlamıştı.
Tasavvufi Türk halk şiirinin öncüsü ve ilk membaı Ahmet Yesevi’dir.  Divan’ı Hikmet adlı eseri Tasavvufi Türk Halk edebiyatının ilk eseridir. Bu eser aynı zamanda İlk İslami Eserlerimizden de biridir. Ahmet Yesevi, düşüncelerini yayabilmek için öz Türkçe ile söylemiş, hece ölçüsünü kullanmış ve şiirlerini halkın zevkine uygun bir şekilde dörtlükler halinde yazmıştır. “Hikmet” adı verilen bu şiirleri Divan-ı Hikmet adı verilen eserinde toplanmıştır.
Altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusuna yaptırdığı çilehaneye girmiş ve ömrünü burada tamamlamıştır. Türbesi, Türkistan şehrindedir. Ahmet Yesevi’nin türbesi Türkistan da ikinci bir Hac gibi makbul görülmekte ve ziyaret edilmektedir.
 
Ahmet Yesevi’nin ölüm tarihi hakkında kaynakların verdiği bilgiler çelişkilidir. Bazı kaynaklar bu tarihi Hicri 590 (1194) olarak verirken; bazı kaynaklar(  kesin olmamakla birlikte) , 562-563/1166-67 [11]yılı olarak göstermektedir.
Doğum tarihi kesin olmasa da Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kazakistan'ın güneyindeki Türkistan kentindeki kabri üzerindeki türbesi, ölümünden 200 yıl sonra, Timur Han tarafından 1389 ile 1405 yılları arasında inşa ettirilmiştir.[12] Türbesei 2002 yılında UNESCO tarafından dünya tarih eseri olarak kabul edilmiştir.  Ahmet Yesevi'nin türbesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından yeniden tamir edilmiştir.[13]
 
Ahmet Yesevi yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyet’in öğretilip yayılmasını sağlamaya çalışmıştı.  Onun gönderdiği talebelerden bir kısmı da Anadolu’ya gelmiş ve Anadolu’da irşad faaliyetlerine başlamıştır. Bu vesileyle ünü, Anadolu’da da yayılıp tanınmıştı.  Anadolu’nun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu bir Türk yurdu olurken 13 yy da Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında en büyük katkıyı yapanlardan biri oldu. Üstelik onun öğretileri gönderdiği talebeleri Anadolu da kurulan bütün tarikatların ilk nüvesini oluşturdular.[14]Bu bakımdan Anadolu’da kurulan bütün tarikatların menbaı Yesevi’nin dergâhından ve düşüncelerinden kaynaklanmıştır demek asla yanlış olmayacaktır.
 
Bu yüzden Anadoluda ortay çıkan Mevlevi, Bektaşil, Nakişbendi, Bayramiye, Halveti gibi bütün tarikatlar Yesvi kökenlidir ve Ahmet Yesevi’nin öğrencileri tarafından kurulmuş olan tarikatlardır.
 
Ahmet Yesevi, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen öğretilerini manzum ve öz Türkçe ile söylemiş Hikmet adı verilen şiirleri, Türkistan, Anadolu, Azerbaycan, Irak ve Suriye Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmıştır. Bu hikmetlerinde şeriat erkânını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Nakşîlik ve Bektaşilik, Mevlevilik Yeseviliğin kollarıdır.
 
 
YESEVİ’NİN ETKİLERİ VE TALEBELERİ
 
Tekke edebiyatının ilk temsilcisi olan Ahmet Yesevi, her yönden Yunus Emre ve onun gibi olan Tekke ve Tasavvuf şairlerimizin de hazırlayıcısıdır. Özellikle Yunus Emre de Ahmet Yesevi’nin çok büyük bir etkisi vardır. Anadolu da ve Türkler de ilk mutasavvıflar olan Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata ( Bakırgan kitabının yazarı) , Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. onun öğrencileridir. Bu halifelerinin yetiştirdiği talebeler arasında Ahi Evran, Hacı Bektaş,Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi büyük mutasavvıflar bulunmaktadır. [15] Bunlara ilaveten Evliya Çelebi’nim de bildirdiği gibi : Deliorman'da Demirci Baba, Niyazabad'da Avşar Baba, Merzifon’da Pir Dede, Bulgaristan Varna-Batova'da Akyazılı, Bursa'da Geyikli Baba, Abdal Musa, İstanbul Unkapanı'nda Horos Dede, Yozgat'ta Emir Çin Osman, Tokat’ta Gaj-Gaj Dede, Zile’de Şeyh Nusret, Nevşehir'de Hacı Bektaş-ı Veli, Amasya’da Baba İlyas, Yesevilik dergâhlarından yetişmiş büyük mutasavvıflardır. Evliya Çelebi’nin de saydığı bu isimlerin Yeseviliğin dergahlarından yetişmiş olmadıklarını düşünmemek de  saf dillik olacaktır.
 
Yeseviliğin membalarından doğan bu mutasavvıflar Anadolu’da,  Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini Suriye, Irak Mavareünnehir, Azerbaycan’a taşımışlar iki yüzyıl gibi kısa bir sürede Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Müslümanlaşmasında en büyük katkıyı sağlamışlardır.
 
 
YESEVİLİK VE ETKİLERİ
Ahmet Yesevi’yi, Tasavvufi sembollerle örülmüş olan Hikmetler’inde Allah inancı, Hz. Muhammed’in peygamber olduğunu kabul ederek,  iman ve ahiret inancını Kur’anı rehber kabul ederek savunmuştur. “Hikmetlerin içeriğindeki Tevhid anlayışını, hem bilgi ve bilinç, hem de duygu boyutunda fark etmemek mümkün değildir. Kur’anın, Hz. Muhammed’in en güzel örnek olduğunu söyler. Hz. Muhammed hakkında derin bilgisi ve samimi bir sevgisi vardır. Bu anlayışının inanç ve ibadet boyutunda belirleyici olan eğilim Hanefiliktir. Onun Şiiliğin etkisinde kaldığına dair herhangi bir kanıt yoktur… “Dört Halife” hakkında Hz. Ebu Bekir’den de, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’den de övgüyle söz ettiği gibi, hilafet sırasına özel bir vurgu da yapar. Şiiliğin karakteristiklerinden olan “imametin nass ve tayinle olduğu, Ali’nin soyuna tahsis edildiği, imamların masum oldukları” (H. Onat, Emeviler Devri Şii Hareketleri, Ank. 1993) şeklindeki anlayışın tezahürlerini görmek de pek mümkün değildir.”[16]
Yesevi dergâhları, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeri olmuş açların yoksulların doyurulduğu bir yer haline gelmiştir. Bu dergâhlar, tekke edebiyatının ortaya çıktığı temsil edildiği yerledir. 
Sade bir Türkçe ile söylediği Hikmetleri Çin'den, Marmara sahillerine Türklerin yaşadığı her yere kadar yayılmıştır.
Yesevi, büyük bir şair sayılmaz. Hikmetlerinde Yunus Emre'nin şiirlerindeki kadar başarılı, şairane ve lirik sayılamaz. Yunus Emre’’nin pek çok şiiri Ahmet Yesevi’nin şiirlerinin lirizme, ve ustalığa bürünmüş nazirler şeklidedir. Yunus Emre’nin şiirleri Yesevi’nin hikmetlerinin içerik, kafiye hatta düşünme şekillerini taşır fakat Yunsu Emre’nin şiirleri bu şiirlere nazaran oldukça başarılıdır.  Yesevi’nin hikmetlerinde panteist düşünceler ılımlı bir tarif bulmuş, insancıl düşünceler şairanelik ve lirizm yönünden biraz zayıf kalmışlardır. Bu yüzden Yesevi hikmetleri şekle, kafiyeye, sanata, lirizme veya şairaneliğe değil, anlama ve amaca önem vermektedir.  Onun şiirlerinde Yunus’taki gibi hümanist coşkudan eser yoktur. Yesevi'nin hikmetleri didaktik amacı önde tutan  Yunus’a göre , kuru ve coşkusuz kalan şiirlerdir. "Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allh'ü Taala'yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol." Gibi düşüncelerini Mevlana ve Yunus’ta da göreceğimiz Yesevi’nin esas amacı ahlaki öğretiler ve öğütler vermektir.
Yunus’un şiirlerinin bir çoğunda  Yesevi etkisi vardır. Örneğin Yesevi'nin "Işkırig kıldı şeydâ mini, cümle âlem bildi mini / Kaygum sinsin tüni küni, minge sin ok kirek sin" Yunus'ta "Işkung aldı benden beni, banga seni gerek seni" şeklindedir.
 
A.Yesevİ:
 
"Âlimlerge kitab kirek, sûfilerge mescid kirek / Mecnunlarga Leylâ kirek, minge sin ok kirek sin, (sin)!"
Yunus: "Sûfilere suhbet gerek, ahîlere ahret gerek / Mecnunlara Leylâ gerek, banga seni gerek seni."
Yesevi’nin dini ahlaki manzumeleri göçebe Türk boyları arasında İslam din ve ahlakını, şeriat esaslarını yaymaya çalışan şiirlerdir. Bunda da çok başarılı olunmuş, Yesevi bu sayede ilk Türk "İslam misyoneri" kabul edilmeyi hak eden biri olmuştur. Her şeye rağmen onun şiirleri yüzyıllarca zevkle okunmuş ve çok sevilmiştir. Onun düşünceleri: “ Kur’an’dan ve Hz. Muhammed’in sözlerinden damıtarak oluşturduğu din anlayışı, Türklerin oluşturdukları Müslümanlık için birinci derecede belirleyici olmasını sağlamıştır. Ahmet Yesevi, Türklerin İslam’ı anlamalarında istikamet veren yol haritasını çizmiştir.. Ahmet Yesevi’nin Türklere hediye ettiği “ahlak temelli İslam” anlayışı, Türkiye’nin ve Türk Dünyasının içinde bulunduğu koşullar açısından özel bir önem ve anlam taşımaktadır..”[17]
13. yüzyıldaki Moğol istilası Türkistan’daki Yesevi dervişlerinin Anadolu’ya akın etmesine sebep olmuş Divan-ı Hikmet'in nüshaları Anadolu’ya da taşınmıştır.
Yesevi öğrencileri, savaşçı derviş “Alperen” adını alarak cihat ve irşad faaliyetlerinde bulunmuşlar, gerektiği yerde savaşçı, gerektiği yer de meslek erbabı, tacir ve tüccar olmuşlardır. Alperenler, savaşçı dervişlerken “Ahi” ler, ticaret, meslek ve zenaarçılar örgütleşmişlerdir. Kadınların aydınlanması yolunda gayret göstren kadın dervişlere ise “Bacıyan”  denilmiştir. Osmanlı devletinin temelini Alpler, Alperenler, Gaziler, Ahiler, Bacılar ve Abdal’lar kurmuşlardır. Bunların kökenleri ise Yeseviliğe ve onun dalları olan tarikatlara dayanır.
 
 
KAYNAKÇA
 
[1]  TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3, sahife 161, İstanbul, 1989.
[2] http://www.yesevi.edu.tr/index.php?option=com_content&view
[3] TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3, sahife 161, İstanbul, 1989
[4] Prof. Dr. Sönmez Kutlu; Ahmet Yesevi ve Din Anlayışı, sonmezkutlu.com/?pnum=spn erişim, 14-09-2013
[5] Kemal Eraslan, Divan-ı Hikmetten Seçmeler, Ankara 1991, 63
[6]  Prof. Dr. Sönmez Kutlu; Ahmet Yesevi ve Din Anlayışı, sonmezkutlu.com/?pnum=spn erişim, 14-09-2013
[7] Ahmet Yaşar Ocak, Anadolu Sufiliğinde Ahmed-i Yesevi ve Yesevilik, Yesevilik Bilgisi, Ankara 1998, Ahmet Yesevi Vakfı Yayınları, s.328-330
[8] http://www.yesevi.edu.tr/index.php?option=com_content&view
[9] Fuat Köprülü, “Ahmed Yesevi”, İslam Ansiklopedisi c. I, s. 210 vd
[10] Ahmet Yaşar Ocak, Anadolu Sufiliğinde Ahmed-i Yesevi ve Yesevilik, Yesevilik Bilgisi, Ankara 1998, Ahmet Yesevi Vakfı Yayınları, s.328-330
[11] Prof. Dr. Sönmez Kutlu; Ahmet Yesevi ve Din Anlayışı, sonmezkutlu.com/?pnum=spn erişim, 14-09-2013
[12] http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmed_Yesevi
[13] Kazakhstan Atatürk Uluslararası Kongresi 4th Turkistan, Azmi Süslü, Uygur Tazebay, Atatürk Araştırma Merkezi, Q. A. I︠a︡ssaui atyndaghy Khalyqaralyq Qazaq-Turīk Universitetī., Atatürk 4. Uluslararası Kongresi, 2000.
[14] Ahmet Yaşar Ocak, Anadolu Türk Sufiliğinde Ahmed-î Yesevi Geleneğinin Teşekkülü Milletlerarası Ahmed Yesevi Sempozyumu Bildirileri (26-27 Eylül 1991), Ankara 1992, Kültür Bakanlığı Yayınları, s.79-80
[15] TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3, sahife 161, İstanbul, 1989
[16] Prof. Dr. Hasan Onat, Ahmet Yesevi'nin Din Anlayışı ve Bektaşilikteki Bazı Yansımaları, hasanonat.net/index.php
[17]  Prof. Dr. Hasan Onat, Ahmet Yesevi'nin Din Anlayışı ve Bektaşilikteki Bazı Yansımaları, hasanonat.net/index.php


http://www.dunyaturkleri.org.tr/resim/12.jpg

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 

 

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...