Eşrefoğlu Rumi Hayatı ve Menkıbeleri


 

EŞREF OĞLU RUMİ

https://img.blogcu.com/uploads/seyyahin_emirsultan.jpg

HAYATI VE HAKKINDAKİ MENKIBELER

 

 
HAYATI VE HAKKINDAKİ MENKIBELER
 
Eşrefoğlu Abdullah Rumî, Doğum târihi belli değildir. 1484 (H. 889)'da İznik'te vefât etti. Türbesi İznik'tedir. Eşrefzâde-i Rûmî diye de bilinir. Türk şair, mutasavvıf.
Eşref-i Rumî veya Eşrefoğlu Rûmî olarak anılır. Babasının adı Ahmet Eşref’tir. Asıl adı Abdullah'tır. Yine de babasının ismi dolayısıyla genellikle Eşrefoğlu, Eşrefzâde veya İbnül Eşref olarak anılmıştır. İznik doğumlu olduğu için de sık sık İznikli olarak anılmış, yine de en sık kullanılan hitabı Eşref-i Rûmî olmuştur. Kaynaklarda künyesi; Abdullah Rumi b., Seyyid MUHAMMET Süyufi olarak geçmektedir[1]


İznik doğumlu Abdullah'ın babasının zamanında Mısır’dan önce Suriye’nin Hama kasabasında daha sonra da Anadolu'ya önce Manisa’ya dha sonra da İznik’e yerleşen aslen Mekkeli ve Hz. Muhammedin soyundan geldiği rivayet edilen biridir. [2] Bu bakımdan kaynaklarda Babasının ismi genelde Seyyid Ahmed ül Mısrî olarak geçer. Seyyid kelimesinin manası şahsın peygamberimiz Hz. Muhammed'in sülalesine dayandığını gösteren bir ibaredir. Eşrefoğlu Rumi, Âlim ve şeyhler yetiştirmiş bir ailenin çocuğudur. Bazı kayanklar onun İznik’te iken 1353 yılında İznik’te iken dünyaya geldiği kanaatindedir. Fakat sonradan 1377, ( h.779) yılında İznik’te doğduğu anlaşılmıştır.[3]
Eşrefoğlu’nun dedesinin ve babasının mutasavvıf olması, Anadolu’ya göç etmeleri için bir sebeb olabilir.[4]Eşrefoğlu’nun iki kardeşinden birinin Hama’da, diğerinin de Manisa’da medfun bulunduğunu Asaf Halet Çelebi“Eşrefoğlu Divanı” nda kaydetmektedir. [5]


Eşrefoğlu ilk eğitimini İznik'te yapmıştır. Babası ve dedesi mutasavvıf olsa ve tasavvufa da meyli olsa da daha çok ilmi eğitim görmüştür. Eşrefoğlu Rumî, önce İznik'te bulunan medreselerde çeşitli âlimlerden ders aldı. Zamanın zahirî ilimlerinde üstün başarılar elde etti. Sonra Bursa'ya giderek Padişah Çelebi Mehmet’in medresesine girdi. Burada tefsir, hâdis ve fıkıh ilimleri üzerinde söz sahibi olan âlimler derecesine yükseldi. Buradan mezun olunca, Bursa'da müderrislik yapan hocası büyük âlim Alâeddin Ali hazretlerinin yardımcısı oldu. Bazı kaynaklar, ve Mecdi’nin  Şekayık Tercümesinde Alaeaddin Ali’ye yardımcılık yapmadığı aksine ondan daha bilgili olduğu şeklinde geçmektedir. [6]
 Orta yaşlarında, bazı söylentilere göre 40 yaşlarındayken, ilim eğitimini sonlandırır ve dönemin ünlü fakihlerinden birinin yanında çalışmaya başlar. Buna rağmen tüm bu zaman boyunca tasavvufa olan ilgisi artmıştır ve sonunda ilmi bir kenara bırakıp tasavvufi hayat tarz ve görüşüne girer.Tasavvufa girişi genellikle o dönemde Bursa'da yaşayan Abdal Mehmet isimli meczup bir veli ile arasında yaşanan bir olaya bağlanır. Bu olay Eşrefoğlu Rumi’nin hayatı hakkında ilk ve yegane kaynak durumunda olan Menâkıb-il-Eşrefzade adlı eserde şu şekilde nakledilir.” Abdal Mehmet’e rastladı. Kalbinden; "Tasavvuf yolundan bana nasip var ise bazı alâmetler görünsün." diye geçirerek ona yaklaştı. Abdal Mehmet kendisine bakarak; "Ey medreseli! Bize köfteli çorba getir." dedi. Bu söz üzerine çarşıya gidip, köfteli çorba aradı. Fakat bulamadı ve eli boş dönmemek için köftesiz çorba aldı. Abdal Mehmet’e gelirken yoldaki çamurdan bir parça alarak, birkaç yuvarlak köfte hâline getirip, çorbanın içine attı. Abdal Mehmet çorbayı karıştırıp köfte bulamayınca Eşref zade’ye; "Hani bunun köftesi?" diye sordu. Daha sonra çorbayı iyice karıştırdı ve Eşrefoğlu'na uzatarak; "Ye bunu!" dedi. Eşrefoğlu büyük bir teslimiyet ile tereddüd etmeden çorbayı yedi. Çorbanın içine atılan çamur parçaları köfteye dönmüştü. Bunun üzerine o zât; "Ya sen olmayıp da kim olsa gerek." şeklinde bir söz söyleyip oradan uzaklaştı. Eşrefoğlu bu sözlerden bir mana çıkaramamasına rağmen, tasavvuf yoluna girmesi hususunda bir işaret olduğuna inandı.” [7]Fakat Menâkıb-il-Eşrefzade adlı eserde anlatılan bu hadisenin gerçekliği tartışmalıdır. Neden ne olursa olsun Bu tanışamadan sonra Emir Sultan’a başvurmuş, Emir Sultan da ihtiyarladığından bahsederek ona Hacı Bayram Veli’yi işaret etmiştir. 


Eşrefoğlu tasavvufi yola giriş yapmak istediğinde Bursa'nın ünlü velilerinden Emîr Sultan'a bağlanmak ister. Fakat Emir Sultan onu Ankara'ya, Hacı Bayram Veli'ye gönderir. Bunun üzerine Ankara’ya gelen Eşrefoğlu Rumi, Hacı Bayram Veli’ye intisap eder. Onun yanında on bir yıl kalacak hatta Hacı bayram Veli’nin kızı Hayrünisa Hanım ile evlenerek Hacı bayram Veli’ye damat olacaktır. [8]


”Hacı Bayram-ı Velî hazretleri, Abdullah’taki kâbiliyeti keşfederek ona nefsini terbiye edecek vazîfeler verdi. Yaşı kırkın üzerinde ve büyük bir âlim olduğu halde, hocasının emirlerine "Baş üstüne" diyerek sarıldı. Kendisine verilen helâ temizleme vazifesini, bütün gayretiyle yapmaya başladı. Nefsinin isteklerini terk edip, istemediklerini yapmak için büyük çaba sarf etti.  Hacı Bayram-ı Veli’ye on bir sene hizmet etmekle şereflendi. Bu kadar zaman zarfında hocasının; "Üstadın huzurunda lüzumsuz konuşmak edebe aykırıdır." sözü üzerine, yanında bir kelime bile konuşmadı” [9]Hacı Bayram-ı Veli’nin kızı Hayrünnisâ ile evlendi. Eşrefoğlu’nun bu evlilikten Züleyha adlı bir kızı olur. Züleyha onun biricik kızıdır ve Abdurrahim Tırsi ile evlenecektir. 

On bir yıl Hacı Bayram Veli'nin dergâhında kaldıktan sonra, Hacı bayram Veli onu Bayrmiye Tarikatını temsil etmek üzere İznik’e yollar. Fakat orada fazal kalamayıp tekrara Hacı Bayram’a başvurur. “ Seyrü Sulukumuzun tamamı bu kadar mıdır? Yoksa dahası var mıdır? “ [10]]diye sorar.  Bunun üzerine Hacı bayram onu Abdülkadir Geylâni hazretlerinin beşinci kuşaktan torunu Seyyid Hüseyin Hamavî'nin yanına ailesi ile birlikte gönderir. “Şeyhinden müsaadeyi alan Abdullah,ailesi ve henüz çok küçük olan kızı Züleyhaiçin bir merkep bularak yorucu ve meşakkatli bir yolculuğa çıkar.Kendisi yayan olaraka gitmektedir.İznik’ten Hama’ya kadar bu şekilde giderler”[11] E. Rumi de buraya giderek bir zaman burada kalır. [12]


Eşrefoğlu Rumi’ hakkında bir takım menkıbelerin oluşturulduğu bi mutasavvuftur. Velimertebesinde görülen Eşrefoğlu Rumi’nin evliyalığına dair menakıpnamelerden birkaçı da Hüseyin Hamavi’ye intisap ettiği yıllara dairdir. Eşrefoğlu Rumi’nin hayatına dair oluşan bu menkıbeler Menâkıb-il-Eşrefiye adlı eserde toplanmıştır.


“Hüseyin Hamevî, bu yeni talebesinin önce nefsini terbiye etmek üzere kırk gün halvet için bir hücreye koydu. Eşrefoğlu Abdullah, Hama'da da sıkı bir riyazet ve mücâhedeye tâbi tutuldu. Kırk gün içinde Hüseyin Hamevî, Abdullah'a ziyade teveccühlerde bulundu. Bir gün bir hizmetçi hücresine yemek götürdü. Eşrefoğlu'nu hareketsiz görünce, öldü zannedip, telaşlandı ve durumu hocasına bildirdi. Fakat kırk gün dolmadığı için Hüseyin Hamevî bu duruma aldırış etmedi. Abdullah kırkıncı günü hücreden çıkartıldığında, büyük bir vecd hâli içinde kendinden geçmiş, gözleri kapalı ve hareketsiz bir halde görüldü. Kendisini melekler âlemini seyretmenin lezzetinden ayırdıklarında; "Sultanım bize kıydınız." diyerek gözlerini açtı. Bu kırk günlük imtihanı başarıyla veren Abdullah, tasavvufta pek yüce mertebelere çıkmış olarak icâzetnâme aldı.[13]Hüseyin Hamevî'nin halîfesi olarak Anadolu'da ve İznik’te Kâdirî yolunu yaymak üzere vazifelendirildi.


"Halk senin zahirîne de bakar. Onun için kıyafetini biraz düzeltmen lâzımdır. Şu hırkayı ve pabuçları al, giy." buyurunca, Eşrefoğlu hırkayı giydi, pabuçları da başına geçirerek; "Hocamın verdiği pabuç ayağıma değil, başıma olsa gerektir." dedi.[14]


Hocasının emri üzerine yola çıkmak üzere hazırlık yaptığı sırada, Hüseyin Hamevî'nin eski talebeleri aralarında; "Biz bu kadar zamandan beri hocamızın hizmetindeyiz. Bize himmet verilmedi. Bu Rûmî denilen ve Anadolu'dan gelen kimseye kırk günde hem himmet, hem de icâzet verildi. Bu nasıl iştir?" diye konuşuyorlardı. Hüseyin Hamevî, Allahü teâlânın izniyle bu duruma vâkıf oldu. Talebelerini toplayıp bir konuşma sırasında; "Ya Rumî! Bu kadar misafirimiz oldun. Sana bir ziyafet veremedik. Bir ziyafette bulunalım. İnşallah ondan sonra gidersin." dedi. Yemekler hazırlanıp, talebeleri ile yeşillik bir yere gittiler. Hüseyin Hamevî suyu bulunmayan bir yerde oturulmasını emretti. Talebeleri; "Sultanım, burada su yoktur, namaz zamanı abdest almak icap ettiğinde sıkıntı çekeriz." demelerine rağmen Hüseyin Hamevî oturulmasını istedi. Talebeler hocalarının emri üzerine oturdular. Namaz vakti girince abdest almak icap etti.Hüseyin Hamevî, Eşrefoğlu hariç bütün talebelerine su aramalarını söyledi. Talebelerin; "Sultanım burada su yoktur." demelerine rağmen; "Hele siz bir arayın belki vardır." buyurdu. Talebeler aramalarına rağmen bulamadılar. Bunun üzerine Hüseyin Hamevî; "Rumî! Gerçi sen misafirsin. Misafire hizmet ettirmek doğru değildir. Bir de sen ara. Belki su bulursun." deyince, Eşrefoğlu; "Emriniz başım üstüne." diyerek hemen aramaya başladı. Bir ağacın yanına gidip, teyemmüm etti ve secdeye varıp Allahü teâlâya şöyle yalvardı: "Ya Rabbi! Hocam su istiyor. Lütfet, su ihsan eyle." Daha sonra başını secdeden kaldırdı. Secde ettiği yerden bir pınarın kaynadığını gördü. Hemen tası doldurup hocasına götürdü. Hüseyin Hamevî talebelerine dönerek; "Su olmadığını iddia ediyordunuz. Bakın Rumî nasıl bulmuş!" dedi. Talebeler hemen suyun bulunduğu yere gittiler. Suyun daha yeni çıkıp akmaya başladığını görünce, hocalarının Eşrefoğlu'na himmet etmesinin sebebini anladılar.” [15]
Bir müddet daha hizmete devam eden Eşrefoğlu Abdullah, hocasından izin alarak Hama'dan İznik'e geri döndü.

 İznik'te önceleri münzevi, yalnız bir hayat yaşayan Eşrefoğlu, şan ve şöhretten hiç hoşlanmazdı. Kimsenin dikkatini çekmeden fakirane bir hayat yaşadı ve insanlardan uzak kalmaya çalıştı.[16]İznik'e Hama'dan bir zatın gelmesi ile durum değişti. O zat herkese Eşrefoğlu'nun menkıbelerini anlatmaya başlayınca, İznik halkı kendisine hürmet ve itibar göstermeye başladı. Bundan rahatsız olan Eşrefoğlu Rumî dağlara çekildi, tekrar uzlet hayatına başladı. Pınarbaşı denilen yerde bir dergâh yaptırdı. Eşrefoğlu Rumî burada talebelerine ders vermeye, Kadirî yolunu yaymak için çalışmalara başladı.  Eşrefoğlu Rumi kurucusu olduğu ve Kâdirîliğin bir kolu olan Eşrefîliği yaydı. Eşrefoğlu'nun gayretli çalışmaları ve büyüklüğü çevreden işitilmeye başlandı. Bursa'dan, İstanbul'dan ve diğer vilâyetlerden akın akın gelip talebesi olmakla şereflenmek isteyenler çoğaldı. Hatta Sadrazam Mahmut Paşa, onun talebesi olmak isteğinde bulundu. Onun yoluna girdi. Abdullah-ı Rumî hazretleri, talebeleri arasında en ileri olan Abdürrahîm-i Tırsî'yi yerine halife, vekil bıraktı ve kızı Züleyhâ ile nikâhladı.”[17]


Abdürrahîm-i Tırsî, hocası ve kayınpederi Abdullah-ı Rumî’ye çok bağlı idi. İznik’te Kadirilik tarikatının öğretilerini yaymaya başladı. Kadiriler arasında Abdülkadir-i Geylani’den sonra ikinci büyük postnişin olarak kabul edildi. ([18])  Ünü sağlığında iken bile çok yayılmış ve sevilmişti. Evliya Çelebi ondan “ Yetmiş bin müride sahip bir şeyh “ olarak söz edecekti.
Menâkıb-il-Eşrefiye’ye göre ömrünün son yıllarını hep İznik’te geçirmiş yaklaşık yüz yaşındayken 1484 yılında yine İznik'te vefat etmiştir.[19]
 
EDEBİ KİŞİLİĞİ
Eşrefoğlu Rumi, Anadolu'da en çok sevilen Şeyhlerden birisi olmuştur. Evliya Çelebi’ye göre yetmiş bir dervişe sahip olacak kadar sevilmiştir. Onun hayatı hakkında bir çok rivayet vardır. Bu rivayetlere ve menkıbelere bakılırsa veli mertebesinde görülmüştür. Nitekim bazı güvenilir kaynaklar onun mucizevî hallerinden saygıyla söz ederler. Kaynakların belirttiğine göre birkaç kere de İstanbul'a gitmiş Fatih’in eşi Mükerreme Hanım’ın dilindeki geçmeyen bir yarayı iyileştirdiği de yazar.
Eşrefoğlu Rumi, Yûnus Emre’nin, XV. yüzyıldaki en önemli takipçilerinden birisidir.   Şiirlerinde Yunus etkisi kuvvetle hissedilmesine rağmen kendine has şiirleri de çoktur. “Eşrefoğlu, ilmi, edebi, ahlâki ve fikri birikimle söylediği şiirleriyle, geçmişten günümüze Türk şiiri üzerinde etkili olmuştur.  Antolojilerde ve şiir mecmualarında Rûmî’ye ait veya onun şiirlerine benzer başka şâirler tarafından yazılmış şiirlere rastlamak mümkündür. Kütahyalı Gaybî Sun’ullah Sultan, Eşrefoğlu Rûmî’nin tesirinde kalan ve onu takip eden en önemli isimlerden biridir. ” [20]
Bu tesirler altında yazan Eşrefoğlu eserlerinde genelde yalın bir Türkçeyi tercih etse de az da olsa Arapça ve Farsça sözcükler de kullanır. Eserlerinde tasavvufi oldukça önemli bir yer tutar.. En çok işlediği konu tasavvufi konulardır.  Eserlerinde kullandığı motifler ve örnekler de tasavvufi çeşniler taşımaktadır. Eserleri dini öğütler de içerir. Teknik ve sanat olarak başarı göstermekten ziyade içeriğe ve mesaja önem vermiştir.  Onun eserlerinde sanat, söyleyiş, teknik özellikler önemli değildir. Asıl amacı eserlerinde vermek istediği sosyal fayd ve amaçtır. Tüm bunlara rağmen Türk tasavvufi halk edebiyatının en önemli isimlerindendir.
 
ESERLERİ


Eşrefoğlu'nun en önemli eseri Divan'ı[21] olsa da, Müzekinnüfûs isimli meşhur bir eseri de bulunur. Müzekinnüfûs dini ve tasavvufi nasihatler içeren bir eserdir. Bunlar dışında matbu olmayan fakat yazma nüshalar halinde olan çeşitli eserleri vardır: Tarîkatnâme, Fütüvvetnâme, Delâil ün nübüvve, İbretnâme, Mâziretnâme, Hayretnâme,Elestnâme,Nasîhatnâme, Esrarüttâlibîn, Münâcaatnâme ve Tâcnâme.[22]
 
 

KAYNAKÇA:
  •  Tercüman 1001 Temel Eser, 4, Eşrefoğlu Divanı.
  • Muallim Naci, Esâmî, s.59-60 - Eşref-i Rûmî Mustafa Güneş,
  • Eşrefoğlu Rumi, Hayatı, Eserleri ve Divan'ndan Seçmeler, 1999.
  • Osmanlı Müellifleri; c.1, s.17
  • Müzekkin Nüfû
  • Menâkıb-il-Eşrefiye
  • Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye (49. Baskı); s.1074
  • Tâc-üt-Tevârih; c.5, s.179
  • Güldeste-i Riyâz-i İrfan; s.180, 182, 317
  • Sefînet-ül-Evliyâ; c.1, s.98
  • İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.11, s.374
  • https://www.biriz.biz/evliyalar/ea0658.htm
  • wikipedia.org/wiki/Eşrefoğlu_Abdullah_Rûmî
  • https://dosyalar.semazen.net/Esrefoglu_rumi_divan.pdf
  • https://www.sufism.20m.com/esrefoglu.htm
  •  

Şairin Diğer Şiirlerlerinden Bazıları ( Tüm Şiirleri ŞİİRİSTANDA) 



KAYNAKÇA:
 
[1] Necla Pekolcay- Abdullah Uçman, Eşrefoğlu Rumi Maddesi, TDV İslm. Ansklp., c. 11, İst. 1995, shf480-482
[2] Necla Pekolcay- Abdullah Uçman, Eşrefoğlu Rumi Maddesi, TDV İslm. Ansklp., c. 11, İst. 1995, shf480-482
[3] Necla Pekolcay- Abdullah Uçman, agy. İst. 1995
[4]  İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.11, s.374
[5] Anonim, bkz. dosyalar.semazen.net/Esrefoglu_rumi_divanı, son erişim, 21-12-2012
[6] Necla Pekolcay- Abdullah Uçman, agy. İst. 1995
[7] Anonim, Eşrefoğlu Rumi, https://www.biriz.biz/evliyalar/ son erişim, 21-12-2012
[8] Ş. KuzUcular Hacı Bayram Veli Hayatı ve Şiirleri, edebiyadvesanatakademisi.com/
[9]  Anonim, Eşrefoğlu Rumi ihttps://www.biriz.biz/evliyalar/ea0658.htm son erişim, 21-12-2012
[10] Necla Pekolcay- Abdullah Uçman, agy. İst. 1995
[11] Anonim, bkz. dosyalar.semazen.net/Esrefoglu_rumi_divanı, son erişim, 21-12-2012
[12] Necla Pekolcay- Abdullah Uçman, agy. İst. 1995) 
[13] Anonim, bkz. dosyalar.semazen.net/Esrefoglu_rumi_divanı, son erişim, 21-12-2012
[14] Anonim, bkz. dosyalar.semazen.net/Esrefoglu_rumi_divanı, son erişim, 21-12-2012
[15] Anonim, bkz. dosyalar.semazen.net/Esrefoglu_rumi_divanı, son erişim, 21-12-2012
[16]  Mustafa GÜNEŞ,Eşrefoğlu Rumi, Hayatı, Eserleri ve Divan'ndan Seçmeler, 1999.
[17] Anonim, Eşrefoğlu Rumi, https://www.biriz.biz/evliyalar/ son erişim, 21-12-2012
[18] Necla Pekolcay- Abdullah Uçman, agy. İst. 1995
[19] Necla Pekolcay- Abdullah Uçman, agy. İst. 1995
[20]  Mustafa GÜNEŞ, İznikli Eşrefoğlu Rûmî’nin Türk EdebiyatıÜzerindeki Etkisi: Gaybî, Handî ve HilmiYavuz Örnekleri, TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ • 125
[21] Mustafa GÜNEŞ,Eşrefoğlu Rumi, Hayatı, Eserleri ve Divan'ndan Seçmeler, 1999.
[22] wikipedia.org/wiki/Eşrefoğlu_Abdullah_Rûmî
 
 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 



 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış