HACI BEKTAŞ VELİ'NİN HAYATI BEKTAŞİLİK

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 16 Haziran 2011 Perşembe aaa Beğen

 

 
Hacı Bektaş-ı Veli
 
 
Asıl adı Bektaş olan Hacı Bektaş’i Veli’nin adı büyük ihtimalle ölümünden sonra bu şekilde anılmaya başlanmıştır. Devrindeki kaynaklar onun yaşadığı dönem de ondan hiç söz etmemişler ama ölümünden sonra ise tam tersi bir şekilde çok geniş şöhret bulmuştur. Gerçek hayatının silikliği ölümünden sonra ise aksine çok popüler oluşu önemli bir çıkmazdır.  Bu bakımdan onun gerçek kimliği ile menkıbevi kimliği arasında çok derin farklar bulunur. Menkıbevi kimliğinden gerçek yaşamına ulaşmak sağlıklı olmadığından Hacı Bektaş’i Veli’nin ömründeki sır perdesi bilinmezlik içindedir.
 
Ölümünden sonra abdallar, kalenderiler, Babailer gibi “heteredoks cemaatler onu Anadolu’daki heteredoks inançların merkezine oturtmuştur.”  [1]Menkıbevi Hacı Bektaş’ı, Rum Abdallarının piridir. Yeniçeriler de onu pirleri kabul etmiş, Anadoluda yetişen hiçbir tarikat şeyhinin taraftarı onunki kadar çok olmamış, Yesevi, Yunus, Mevlana, Hacı Bayram, Eşrefoğlu Rumi de dâhil hiç birisi onun kadar kutsallaştırılmamış onun kadar menkıbelere konu olamamışlardır.
 
Horasan'nın Nişabur şehrinde doğan Hacı Bektaşi Veli'nin doğum ve ölüm tarihleri kaynaklara göre değişiklik göstermektedir. Hakkında oluşan menkıbelerden gerçek kimliğine ulaşmak sağlıklı bir yol değildir. Yaşadığı dönemden bize ulaşan hiçbir yazılı belge ve iz de yoktur. Bu yüzden hakkında verilen bilgilerin tamamı menkıbelerden duyumlardan veya söylencelerden oluşur.  “Hakkında bilgi veren kaynakların hepsi onun ölümünden çok sonra yazılmış olan ikinci derecedeki kaynaklardır. Bu kaynakların en eskisi ise 16. Yy Sufilerinden Âşık Paşa’nın oğlu Elvan Çelebi’nin yazdığı Menakıb’ul Kudsiye adlı menkıbevi aile tarihidir.” [2]Diğer önemli kaynak ise Eflaki Dede’nin Menakıb’ıl Arifin adlı eseridir. Bundan sonra da Bektaşi müritlerinin, şeyhlerinin ve dervişlerinin yazdığı menakıpnameler gelmektedir ki bu eserlerin pek çoğu adı üzerinde menkıbelerden oluşmaktadır.
 
Bazı kaynaklarda doğumu 1248, Anadolu'ya girişi 1270-1280yılları arası, ölümü ise 1337; bazı kaynaklarda ise doğumu 1209, ölümü 1271 olarak geçmektedir. Kaynakların çoğunda miladi 1209 yılında Horasan’ın Nişabur kentinde dünyaya geldiği, babası Seyyit İbrahim Sani, annesi Hatem Hatun, asıl adının da Mehmet olduğu belirtilmektedir.[3]
 
 Gerçek hayatı hakkında bilgilerimiz çok azken, aksi bir istikamette pek çok menkıbe mevcuttur. Menkıbelerden kurtarılarak gerçek hayatına dair hakkında bilgi vermeye çalışan kaynaklar, ilk eğitim ve öğrenimini Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi kültür ocağında almış olduğunu yazar. Buradaki hocası Lokman Perende’den, bu medresede felsefe, Kur'an-ı Kerim, dini ilimler, matematik, edebiyat, sosyal bilimler ve fen bilimlerini öğrenmiş olduğu ifade edilir. [4] Kaynakların pek çoğu onu Yesevi tarikatına bağlı bir sufi olarak göstermek eğilimindedir.
 
Tüm kaynaklardan çıkarılan sonuca göre Horasan Erenleri diye bilinen Kalenderiye akımına mensup sufilerinden biri olarak, Mogol İstilası ve gazabından kurtulmak sebebiyle Anadolu’ya geçmiştir. Anadolu’ya akın halinde göç eden Yesevi veya Haydari dervişleri arasında belki de mensubu olduğu Türkmen aşiretiyle birlikte Anadolu’ya gelmiştir.  Anadolu’ya gelirken İran, Irak, Arabistan ve Suriye’yi gezmiş ve Anadolu’ya bir Yesevi Tarikatı mensubu olarak girmiştir.
 
A.Yaşar Ocak’ın tespitine göre Osmanlı tahrir defterlerinde Beştaşlı adında kalabalık bir oymağın kaydına rastlanılmıştır. Hacı Bektaşi Veli’nin bu oymağın başı olduğu veya adını bu oymağın adından aldığı düşünülebilir.[5] Evliya Çelebi’ye göre Hacı Bektaş Veli 300 Horasan eri ile diğer kaynaklar da 40 veya 1000 arası kişi ile geldiği belirtildiğine göre, Hacı Bektaşi Veli’nin aşiretiyle birlikte gelmiş olabileceği ihtimali artar. Kaynakların çoğu aşireti ile değil bir derviş kitlesiyle geldiğini söylemektedir.
 
Hacı Bektaş Veli Antep ve Maraş üzerinden Sivas’a uğramış, Amasya’yı dolaşmış,, Kayseri ve Kırşehir’de bir süre kaldıktan sonra M. 1238 – 1248 yılları arasında Sulucakarahöyük’e yerleşmiştir.
 
Hacı Bektaş-i Veli’nin Anadolu’ya geldiği yıllarda Anadolu Selçuklu devleti yıkılmak üzeredir. Ortada büyük bir kargaşa vardır. Siyasi, ekonomik ve kültürel düzen bozulmaya başlamış, taht kavgaları çoğalmış,  beylikler halinde parçalanmalar oluşmaya başlamıştır.  Babai isyanları devleti hırpalamıştır.
 
Dervişler ile veya aşiretiyle Anadolu’ya gelen Hacı Bektaşi Veli, A. Yaşar Ocak’ın tespitlerine göre Dede Garkın ve halifesi Baba İlyas Horasani’nin şeyhi oldukları Haydarilik benzeri bir tarikat olan Vefailik tarikatı ve çevresine intisap etmiştir. A. Yaşar Ocak’a göre H. Bektaşi Veli bu tarikatta yükselerek Halife olmuştur. A. Yaşar Ocak bu görüşünü Elvan Çelebi ve Aşıkpaşazade tarihlerine dayandırarak öne sürerken Hacı Bektaş’i Veli’nin 1239 yılında ortaya çıkan Babai isyanına katılmadığı,  İsyana katılan kardeşi Menteş’in Sivas’ta yapılan bir çatışmada öldüğünü de belirtir. [6]Babai isyanına katılmış olsa bile takipten kurtulduğu veya saklandığı anlaşılmaktadır. 1249 Moğol istilasından sonra Sulucahöyük’te ortaya çıkmış olduğunu Aşıkpaşazade’nin verdiği bilgilerden yola çıkarak tahmin etmek zor değildir.
 
 
 
HACI BEKTAŞİ VELİ’NİN DÜŞÜNCELERİ
 
Bu hadiselere bakılırsa Hacı Bektaşi Veli’nin Vefai tarikatı şeyhi olarak başladığı şeyhlik faaliyetleri 1250 yılından sonra hız kazanmış olmalıdır. Hacı Bektaşi Veli, bugünkü ismi Hacı Bektaş olan yerde tekkeler açmış Sulucakarahöyük'te kurmuş olduğu tekkede İslam inancı ve Türk kültürünü birleştirmiş hoşgörüye dayalı düşünceleri ile önce Hıristiyanlığın merkezi Kapadokya'da geniş halk kitlelerine ulaşmış sonra da görüşlerini ve ününü Anadolu’dan Avrupa’ya kadar yaymayı başarmıştır.
 
Hacı Bektaşi Veli’nin hayatı kırsal kesimlerde, Nevşehir’in Mağaralarında saklanarak veya inzivaya çekilerek, kırlarda hayvan otlatarak yaşamış, şehirlerden uzakta olduğu için de çağındaki yazılı kaynaklara adını geçirebilecek kadar tanınamamıştır. Babai isyanlarının bastırılmasından sonra Anadolu’da suni görüşün egemen olması ile Anadolu’daki Şiilerin Baba Resul’den sonraki önderi olarak gözden uzak yerlerde kalmayı tercih etmiştir. 
 
Nevşehir yöresindeki Hıristiyanları, Müslüman yapmaya çalıştığı, Bu yöreye yerleşmiş olan Şamanist Mogolları İslam dinine girmeleri için çalıştığı Moğollara İslamiyet’i aşılamak için her yana dervişlerini saldığı menkıbelerinden anlaşılan hususlardır. Yöredeki Hıristiyanların onu Aziz Caralambos olarak kabul etmiş olmaları onun bu konudaki gayretlerinde ne kadar başarılı olduğunun göstergesidir.[7]
 
Onun tasavvuf anlayışı ile ilgili bilgi veren Âşıkpaşazade, Hacı Bektaş’ın “Cezbe” sahibi olduğunu bildirir. F. Köprülü ise,  Eminüddin b. Davud Fakih’e ait bir eserden yola çıkarak Hacı Bektaş’ı “Meczub-ı Mutlak” diye nitelendirmektedir.[8]Hacı Bektaş’ın Baba İlyas ile ilişkileri ve Sulucakarahöyük’teki eylemleri, onun kendinden habersiz bir meczup olarak görülmesini olanaksız kılar. Ayrıca Nevşehir’deki Hıristiyanların gözünde de bir Aziz olarak görülmesi bu görüşü daha da çürütür. Makalat adlı eserine bakarak onu Sünni görüşlere sahip bir sufi olarak değerlendirenler de vardır. Buna rağmen onun Heteredroks çevrelerin önderi olarak görülmesi bu ihtimali de zayıflatır. Tüm bunlar göz önüne alınınca Hacı Bektaşi Veli’nin ılımlı bir Şii, suni görüşler ile heteredroks görüşler arasında ılımlı bir köprü kuran bir kişi olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.
 
A.Yaşar Ocak Hacı Bektaş’i Veli’nin yaşadığı zamanlarda Sünni çevreler ve şehirli sufiler tarafından hoş görülmediği kanısındadır. (A. Yaşar Ocak, TDVİA, agy)  Mevlana ile çağdaş olan Hacı Bektaşi Veli ile Mevlana’nın birbirleri ile gıyaben tanıştıkları ama farklı düşünce ve inançlarda oldukları için iletişimde bulunmadıkları tahmin edilebilmektedir.
 
Fakat kaynaklar ve menkıbeler Ahi Evran ile Hacı Bektaş’ı Veli Bektaşilik ve Ahİlik arasında o dönemlerden beri irtibat olduğunu ortaya koyar. Bektaşiler ve "Ahilerin"  Moğol istilası etkisindeki Osmanlı Devleti'nin birlik ve beraberlik içinde büyümesini sağladığı üzerinde durulması gereken bir düşüncedir.
 
Hacı Bektaş Velî, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaştırılmasında birinci dereceden rol almış bir sufidir. Velâyetnamelere göre dervişlerini bu amaçla her yana yollamış Sarı Saltuk gibi dervişleri ile hem Anadolu’da hem de Rumeli’de Müslümanlığı ve Türklüğü yaymak için uğraşmıştır.
 
“Hacı Bektaş Velî’nin en önemli etkisi, Türk kültürünün İslam öncesiyle sonrası arasında güçlü bir köprü oluşturmasıdır. Anadolu’da başlayıp Balkanlara kadar genişleyen Hacı Bektaş Velî düşünce sistemi, Türk kültürünün yaşatılmasında ve geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır” [9] Bu bakımdan onun adı Anadolu, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Bosna, Arnavutluk, Macaristan, Romanya gibi ülkelerde yaşayan Türklerin arasında da saygıyla anılmaktadır.
 
Menkıbelere bakılırsa Hacı Bektaş’i Veli’nin Orhan Gazi ile olan yakın dostluk içinde olduğu Yeniçeri ocağının kuruluşu esnasında katkısı olduğu, temsili bir grup askerin, Hacıbektaş’a gelerek Hacı Bektaş Veli tarafından kılıç kuşatılıp taç giydirilip dua almış oldukları da yazılmaktadır. Fakat Hacı Bektaşi Veli’nin hayatının ne zaman başlayıp ne zaman bittiği konusu kesinlik kazanmadığından bu bilgilerin hepsi kuşku ile karşılanmaktadır. Fakat bu hadise tarihte vuku olmamış olsa bile Yeniçeriler buna inanmışlar, doğru kabul etmişler Hacı Bektaş’i Veli’yi pirleri üstadları ve hamileri olarak kabul etmişlerdir. Bu yüzden Yeniçeri teşkilatı Hacı Bektaş Veli’yi Pir olarak tanımış ve kendilerini de Bektaşi tarikatının neferleri kabul etmişlerdir. Fakat Hacı Bektaşi Veli’nin yeniçeri teşkilatı kurulmadan önce ölmüş olması kuvvetle muhtemeldir. Kırşehir'de bir Mevlevi tekkesi kurmuş olan Şeyh Süleyman bin Hüseyin'in vakfiyyesinde geçen 'fi nahiyetil-Hacı Bektaş kuddise sırruhu...' şeklinde yazan 1297 tarihli bu ibareden, Hacı Bektaş'ın bu tarihten önce ölmüş olması gerektiğini ortaya koyar.[10] ((Bu bilgi için bak: John Kingsley Birge, Bektaşilik Tarihi, s. 45. Birge'nin naklettiği bir başka bilgi de 1295 tarihli bir vakfiyede yer alıyor. Orada da Hacı Bektaş Veli'den merhum diye söz edilmektedir.) Bu durumda Hacı Bektaşi Veli, Osmanlı devleti kurulmadan önce ölmüş olması gerekmektedir.
 
Hacı Bektaşi Veli'nin evli olup olmadığı kaynaklara göre farklılık gösterir. Bazı kaynaklar Hacı Bektaşi Veli'nin evli olmadığını yazarken bazıları Kadıncık Ana(Kutlu Melek, Fatıma Nuriyye) ile evli olduğunu yazar. Ancak başka kaynaklarda Kadıncık Ana başka biri ile evli görülmektedir. Başka bir rivayete göre Kadıncı Ana, Hacı Bektaşi Veli'nin manevi kızıdır.
 
 
 
Hayatının geri kalanını Kırşehir'de tamamlayan Hacı Bektaşi Veli, büyük ihtimalle,1297 de önce, tahminen de 1338 yılında Sulucahöyük’te vefat etmiştir. Mezarı da Nevşehir iline bağlı Hacıbektaş ilçesinde bulunmaktadır.
 
 
BEKTAŞİLİK TARİKATI
 
Bektaşilik tarikatının kuruluş süreci hakkında fazla bilgi bulunmasa da Hacı Bektaşi Veli'nin halifeleri tarafından devam ettirilmiş, Halifelerden Balım Sultan zamanında Bektaşilik teşkilatı oluşmuştur.
 
“Hacı Bektaş, Horasan Okulu'ndan aldığı "Dört Kapı" anlayışına, her kapıya "onar makam" ekleyerek "Dört Kapı Kırk Makam"dan oluşan tarikatın altyapısını kurar. Buna, "Bektaşi Seyri Sülûğu" da denir. Bektaşiliğin ilk erkân namesini yazan Kaygusuz Abdal, ilk tüzük yapıcı olmuştur. Balım Sultan ise bu erkân nameyi sonradan geliştirmiştir ve kurumlaştırmıştır. Hacı Bektaş’tan sonra tarikatın başına Abdal Musa geçmiştir.
 
Bektaşilik; Bâtınilik, Hurufilik, Ahilik,  Kalenderilik,  Haydarilik,  Melamilik gibi akımlardan etkilenmiştir.
 
“Hacı Bektaş Veli'nin türbesi, Orhan Gazi zamanında, 1338 yıllarında, nispeten basit bir yapı olarak Çile Damı'na eklenmiştir. Türbe bugünkü şekliyle, sekizgen bir zemin üzerinde, Murat (Hüdavendigar) hayatta bulunduğu sırada, Hacı-Bektaş Veli'nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından, 1385 yılında yeniden yaptırılmıştır.”[11]
 
 
 
KAYNAKÇA
 
[1] A. Yaşar Ocak, Hacı Bektaş-i Veli, TDV İslam. Ansklop., C.14, shf, 452-454-, İst. 1996
[2] A. Yaşar Ocak, Hacı Bektaş-i Veli, TDV İslam. Ansklop., C.14, shf, 452-454-, İst. 1996
[3] Hacı Bektaş-ı Veli, http://eyayinlar.mkutup.gov.tr/cgi-bin/WebObjects/HBektas
[4] Hacı Bektaş-ı Veli, http://eyayinlar.mkutup.gov.tr/cgi-bin/WebObjects/HBektas
[5] A. Yaşar Ocak, Hacı Bektaş-i Veli, TDV İslam. Ansklop., C.14, shf, 452-454-, İst. 1996
[6] A. Yaşar Ocak, Hacı Bektaş-i Veli, TDV İslam. Ansklop., C.14, shf, 452-454-, İst. 1996
[7] A. Yaşar Ocak, Hacı Bektaş-i Veli, TDV İslam. Ansklop., C.14, shf, 452-454-, İst. 1996
[8] Anonim, http://aregem.kulturturizm.gov.tr/TR, son erişim, 14-092013
[9] Anonim, http://aregem.kulturturizm.gov.tr/TR, son erişim, 14-092013
[10] Zafer Irmak, HACI BEKTAŞ VELİ'NİN HAYATI, zaferirmak.blogcu.com/haci,son erişim, 15-09-2013
[11] Rıza Zelyut’ ( un yazı dizisinden alıntılar ile) .gazi.edu.tr/~ertan/hbveli.htm, son erişim, 14-092013
 

  http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK340027BD246_250.jpg

 

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...