Pir Sultan Abdal'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 22 Eylül 2013 Pazar aaa Beğen
 

Pir Sultan Abdal

 Pir Sultan Abdal (16. yüzyıl), yaşadığı dönemde düşünce ve şiirleriyle hem Anadolu halkını etkilemiş, hem de bu halkın bir kesi­minin sözcüsü olmuştur. Pir Sultan Abdal, Hatayi (Şah İsmail ya da I. İsmail) ile birlik­te Alevi- BEKTAŞİ Tekke ve Zümre Edebiyatının kurucuların­dandır.  Kişiliği, sorunları dile getirişi ve hak­sızlıklara karşı yürekli direnişiyle adı  MENKIBELEREde karışarak bugüne ulaşmıştır.
Aleviler'ce yedi büyük şairden biri olarak kabul edilir. Alevi Bektaşi geleneğinin yedi kutsal ozanlarından diğerleri ise:  Nesimi, Hatayi, Pir Sultan’ın müridi Tokatlı Kul Himmet, Faziletname sahibi ve Kalenderi Otman Baba postunda oturan Akyazılı Yemini 16.yy ilk yarısında Necef’te vefat eden Virani ve Kazak Abdal’dır.[1]
Pir Sultan Abdal'ın yaşamına ilişkin bilgiler kendi şiirlerine, halk arasında dolaşan MENKIBELER, yaşamı etrafında oluşmuş efsane ve rivayetlerle, bir kısmı cönklerden ve bir kısmı da halkın sözlü olarak aktardığı deyişlerve öbür Halk Ozanlarının yazdıkla­rına dayanmaktadır. Pir Sultan Abdal’ın yaşamı ve deyişleri ile ilgili olarak, ortaya konulan bilgilerde tam bir kesinlikten söz etmek mümkün değildir. [2]
Buna rağmen en kesin olabilecek bilgiler şunlardır. Asıl adı Haydar'dır.  Hayatı Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde geçmiştir.  “Banaz'da bugün de Pir Sultan'ın olduğu söylenen bir ev, önünde şairin yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında, asâsının ucuna takıp Horasan'dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardır.” [3] Ölümü ise, 1547-1551 ya da 1587-1590 yılları gibi farklı tarihler arasındaki bir zamanda olmuştur.[4]
Bugün Sivas'ın Yıldız­eli ilçesine bağlı Çırçır bucağının Banaz köyünde doğmuştur. Doğum ve ölüm tarihle­ri bilinmemektedir. Ailesinin Horasan'dan İran  AZERBAYCANın'ndaki  Hoy kasabasına, ora­dan da Anadolu'ya geçen bir Türkmen soyun­dan olduğu en yaygın görüştür.  Gerçek hayatı menkıbeler, rivayetler ve halkın muhayyilesindeki özelliklerle bir birine karışmıştır. Üstelik Hayali Pir Sultan ile Gerçek Pir Sultan’dan başka en az beş tane daha Pir Sultan Abdal’ın varlığı pek çok şeyi bir birine karıştırmıştır. “ Gerçekte var olan Pir Sultan Abdal’(lar)la halkın kolektif bilincinin oluşturduğu Pir Sultan’ın bütünleşmesi söz konusudur. Asıl önemli olansa bu kolektif bilincin yarattığı dinî kimliğin ve sanatçı kişiliğin tespit edilmesidir” [5]Bu yazımızın konusu Şah’a bağlı olan Osmanlı’ya karşı duran Banazlı Pir Sultan Abdal’ın gerçek kimliğidir.
Ayrıca atala­rının Yemen'den Sivas'a geldiği de öne sürenler olsa da yöredeki diğer Türkler ve Türkmenler gibi Horasandan gelerek buraya yerleşen bir Türkmen ailesinin soyundan gelen  Pir Sultan Abdal'ın nasıl bir eğitim gördüğü bilinmemekle birlikte, Alevi gele­nekleri ve tarikat yaşamı içinde yetişip olgun­laştığı anlaşılmaktadır. Çocukluğunun çobanlık ve çiftçilikle geçtiği hakkında bir kuşkumuz olmayan Pîr Sultan'ın okuma yazma bildiği, tekke eğitimi sayesinde halifeler tarihini, peygamber menkıbelerini, evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını,  Yunus Emre   'yi, Şah İsmail -Hatai  'yi bildiği şiirlerinden çıkartılabilecek neticelere olmaktadır.
Halk arasındaki söylentilere göre : “ Pir Sultan'ın üç oğlu, bir kızı var. Oğullarından Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda, Pîr Muhammed Tokat'in Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim'de gömülü olduğu ifade edilmektedir.”[6]Sanem adlı kızının Pir Sultan’ın ölümünden sonra söylediği rivayet edilen ağıt Alevi Bektaşi kaynaklarında ve dillerde dolamıştır. Sanem’in ağıtlarında ifade edilenlere bakılırsa Pir Sultan Abdal uzun boylu ve biçimli bir vücuda sahip birisidir.
Pir Sultan Abdal’ın gençlik yıllarına doğru tekke’ye girmiş olduğu eğitimini bu tekkede aldığı şiirlerinden de anlaşılan ve gerçek hayatında da olması gereken bir gerçek olmalıdır.  Tekke yılları, tekkedeki hocası ve arkadaşları bu tekkenin nerede olduğu gibi bilgiler ise belgelere bağlı değildir. Alevi Bektaşi dergâhlarından alınan rivayetlere bakılırsa musahibi ( dergâh arkadaşı) , Ali Baba'dır. Bağlandığı tekkenin piri ise, Yesevî dervişlerden Koyun Baba’nın ve HACI BEKTAŞ VELİ'  'nin tekkesinde posta oturmuş olduğu söylenilen, Seyh Hasan'dır.

16. Yüzyılda Osmanlı Devleti II. Bayezıt zamanında Şah İsmail ( Hatayi’) babası ve Safevi devleti ile Şiilik ve Sünnilik mücadelesine girmişti.  Erdebildeki Alevi dini liderleri Mürşid-i Kamil kabul ettikleri dini önderlerinden Alevi Ehli İhtisas Grubu kurmuş, Şah İsmail’i zamanenin şahı ve mehdisi kabul etmiş, müritlerini de Osmanlıya karşı isyana çağırmıştır.[7]
Osmanlılara topraklarını kaptıran Türk Beyliklerini ve Türkmen beylerini etrafına toplayan Şah İsmail, İmparatorluk haline gelince Türkmenlere sırtını dönen Osmanlıya karşı  siyasi ve dini anlamda bir savaşa tutuşmuştu. Osmanlının kozmopolit bir yönetime yönelmesinden rahatsız olan Türkmenlerin tamamı Şah İsmail’e taraftar olmuş, Şiilik de Anadolu da hızla yayılmaya başlamıştı. Devletin bekası için beylikler ve Türkmen aşiretlerin etkisini kırmaya yönelen Sünni Osmanlı ile Türkmenliği öne çıkaran ve Türkmen idaresi yaratmaya çalışan Şii Şah İsmail mücadelesi Yavuz’un zaferi ile sonuçlanmış ama Erdebil’deki Mürşid-i Kamillerden Oluşan Alevi İhtisas grubunu ve yönetimini tamamen ortadan kaldıramamıştı. Bu savaş bir son olmamış mücadele Kanuni döneminde de sürmeye devam etmişti.
Hatayi mahlasıyla (tak­ma ad) şiirler yazan Şah İsmail'in Anadolu Aleviler'i üzerinde yüksek bir etkisi vardı. ŞAH İSMAİL  16. Yüzyılın hemen başında Safevi Devleti'ni kurunca Anadolu üzerinde­ki etkisi daha da arttı. Osmanlı Devleti büyük ölçüde sarsılmaya başlamıştı.  Aleviler ŞAH İSMAİL'in, günün birinde değişik bir kimlikle gelip dünyaya adalet dağıtacak "mehdi" olduğuna inanıyordu.  Şah İsmail'i 1514'te Çaldıran'da büyük bir yenilgiye uğratan Yavuz Sultan Selim ,  Osmanlı ordusunu arkadan vuracakları korku­suyla savaştan önce binlerce Alevi'yi öldürt­müştü. Şah İsmail döneminde başlayan mehdi söylentisinin etkisinden oğlu I. Tahmasp da yararlanmış Erdebil Alevi Erkânı on yaşında tahta çıkan  Şah İsmail’in oğlu Tahmsab’ı da  mehdi olarak ilan etmişti. .
Kanûnî Sultan Süleyman  Irak seferine çıkarak 1534'te Bağ­dat'ı, ardından da Tebriz'i aldı. Daha sonra I. Tahmasp da 1548'de Anadolu içlerine iler­ledi. Pir Sultan Abdal, işte böyle savaşlarla, ayaklanmalarla altüst olmuş Anadolu'da, bir Alevi  köylü,Türkmen bir Halk Ozanı, bir derviş, bir şeyh, bir kavga adamı olarak yaşadı. Bir şiirindeki "Yetmiş üçer idik, girdik bu yola/Yalbirdalı kılıçlar hep aldık ele" dizelerinden 73 kişiyle bir ayaklanma başlattığı anlaşılmaktadır. Sonunda ayaklan­ma bastırılarak yakalanan Pir Sultan Abdal'ı, Sivas Valisi Hızır Paşa’nın yakalayarak zindana attırdığı bir süre sonra da İstanbul'dan gelen emirle idam ettirdiği bilinmektedir.
Fakat asıldığı bilindiği halde Pir Sultan’ın ne zaman asıldığı ve Hangi Hızır Paşa tarafından asıldığı çok da belli değildir. Bu bilgileri bize ulaştıran belgeler olmadığı gibi Sivas  Valisi olan Hızır Paşa’nın kimliği belirsiz kalmaktadır.
Alevi Bektaşi cemaaleri arasındaki yaygın inanışa göre “Asıldığı yer Sivas'ta eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. “ Sultan’ı astıran Hızır Paşa’nın 1551/2 ve 1567 yılları arasında Paşalık yapmış olan Hızır Paşa veya 1560-1567 yılları arasında Beylerbeyi ve Bağdat Valisi olan Hızır Paşa olma ihtimali mevcuttur[8]
Aleviler arasındaki farklı söylentilere göre mezarı birkaç yerde birden çıkar. Bir söylenti  Sivas’la Banaz arasındaki Karaçayır bucağında, bir söylentiye göre Zile’nin bir köyünde,[9]  bir söylentiye göre Sivas’ın şimdiki adı Kepçeli semti olan bugünkü Mezbaha Meydanı , eski adı ise Darağacı semti  “Siyaset Meydanı olan yerde asılmış ve oraya gömülmüştür.[10] Farklı rivayetlerden de anlaşılacağı gibi Pir Sultan Abdal’ın mezarının nerede ve neresi olduğu kesin değildir.

Destan kahramanı ko­numuna gelen Pir Sultan'ın yaşamına, ölümüne ve asılması sonrasına dair çok sayıda menkıbe vardır. Bu menkıbelerden birine göre: Pir Sultan darağacından inince İran'a yönel­miş. Onu yakalamak isteyen Hızır Paşa'nın adamları Kızılırmak Köprüsü'ne gelmişler. Köprüyü geçen Pir Sultan, köprüye "Gel" demiş, köprü suya batmış, peşindekiler öteki yanda kalakalmışlar. Pir Sultan doğruca Ho­rasan'a gitmiş ve şahın huzuruna çıkarak bir nefes okumuş. Daha sonra yürüyerek gittiği Erdebil'e varınca ölmüş ve oraya gömülmüştür.
Bu menkıbe de adı geçen Erdebil Aleviler için kutsal nitelikler de taşıyan siyasi olarak da son derece özel bir önem arz eden Anadolu Alevilerinin devlet ve erkân kurduğu Şah İsmail’in başkentidir.  Alevi halkın muhayyilesinde oluşan bu menkıbe birçok açıdan düşündürücüdür. Pir Sultan’ın asıldıktan sonra halkın muhayillesinde Sivas’tan Erdebil’e kadar gidip orada ölüp, oraya gömülmesi siyasi açıdan da oldukça manidardır.
 
EDEBİ KİŞİLİĞİ
Pir Sultan Abdal, Pirin elinden bade içtiğine inanılan Aleviler tarafından soyu 12 imama ulaştırılan ve kutsal yedi ozandan en kutsal ikinci ozan sayılan bir halk şairidir.
Pir Sultan'ın şiirleri Anadolu Tekke ve Tasavvuf Şiiriinin önemli bir kolu olan Alevi-BEKTAŞi edebiyatının en yetkin örnekleridir.  “Şiirlerin­de Tasavvuf , Şah ve Hz. Ali sevgisi ağırlıklı konulardır. Pir Sultan Osmanlı idaresine karşı Alevi Türkmen devleti Safeviler’e ve şahlarına bağlı bir ozandır. Şiirlerinde Şah sevgisi, Hasan, Hüseyin,  Hz. Ali –  sevgisi oldukça geniş yer tutar. O iki imama bağlılık, Kerbela, Alevi inancına dair inanış ve telkinler ağırlıklı temalardır.
Bu görüş çerçevesinde farklı konular da işlemiştir.  İnsan sevgisi,  eşitlik, kardeşlik, ölümsüzlük, KONULARI Alevi Bektaşi inançları ve tasavvufi düşünceler içerisinde ele alınmıştır. “Ona göre Hz. Ali –, evren-Tanrı-insan üçlüsünü bir birlik içinde gören tasavvuf anlayışı kapsamında örnek insandır. Öte yandan insan, vücudu ölümlü, ruhu ölümsüz bir varlıktır. Şiirlerinde, yaşadığı dönemin haksızlıkları, tutuculuk, verilen yalan yanlış fetvaları, rüşvet düşkünü kadıları dile getirmiştir.”
Pir Sultan Abdal özellikle Bektaşi – Alevi şairler üzerinde son derece etkili olmuş, pek çok halk ozanı üzerinde derin tesir bırakmıştır. Onun yaşadığı muhit bir çeşit ozan ocağı haline gelmiş o coğrafyaya üzerinde çok sayıda ozan yetişmiştir. Sivas’ın Emlek Yöresi denilen yöre günümüze kadar çok sayıda ozanın yetiştiği bir muhittir. Aşık Veysel  ,  Kemter Baba  , Şarkışlalı Aşık Veli ,İğdecikli Aşık Ali, Ali İzzet Özkan bu muhitten yetişmiş son dönem ozanlarıdır. Bu ozanların tamamı ve diğer Alevi Bektaşi şairlerinin tamamında Pir Sultan’ın etkisi görülür.  Osmanlı idaresine karşı olan Pir Sultan çağdaşı Kul Himmetle birlikte  Erdebildeki Alevi Mürşid-i Kamil, Erdebil Alevi Yüksek İhtisas Kurulunu önder kabul etmiş Şah İsmail ve Şah I. Tahmasb’ı mehdi kabul ederek onlara tabi olmuş, şiirlerinde de bunları dile getirmiştir.
Pir Sultan şiirlerini duru ve yalın bir halk diliyle söylemiştir. Söyleyişindeki akıcılık, duygusal coşku ve derinlik ile halk dilini en ince duygulan bile anlatacak biçimde ustalık­la kullanması onun en önemli özellikleridir. Tekke kültüründen gelen yabancı asıllı sözcüklere de yer vermiş olsa bile o Türkçeye değer veren , arı ve duru bir dil kullanmaya özen gösteren bir ozandır.
Tekke eğitimi görmüş olsa bile ­Divan Şiirinın etkisi altında kalmamış, Yesevi, Yunus, Kaygusuz, Hacı Bektaşi Veli ve Hacı Bayram’ı Veli ile Eşrefoğlu Rumi’nin yolundan giderek şiirlerinde halk zevkini önde tutmuştur. Pir Sultan İslamiyet öncesinden beri var olan Ozan geleneğinin İslami dönemdeki devamını sağlayan bir ozandır. Tüm şiirlerinde geleneksel ozan şiirimizin özelliklerini, kaifye, redif, dörtlük, hece, durak, nazım şekli ve düzenlerini kullanmış, milli olmayan şekil, dil, zevk ve sanatlara itibar etmemiştir.
Yapılan araştırmalar  Pir Sultan Abdal adını taşıyan altı ayrı şair olduğu ortaya çıkarmaktadır. Araştırmacı­lar, değişik yörelerde ve değişik dönemlerde yaşamış olan bu şairlerin özelliklerini saptaya­rak birbirlerinden ayırma çabasındadır. Fakat Banazlı Pir Sultan Abdal diğerleri tarafından taklit edilemeyecek kadar kendine özgü  ve büyük bir halk ozanıdır. 
 



KAYNAKÇA 
 
[1] Anadolu Aleviliği ve Pir Sultan Abdal “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yayınları, 1998
[2] Gülseren ÖZDEMİR ,İKİ DEVLET KARŞISINDA PİR SULTAN ABDAL , turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/g
[3] MEMET FUAT, Pîr Sultan Abdal'ın Yaşamı,.psakd.org/pirsultanabdal1.html, son erişim, 21-08-2013
[4] Sabahattin Eyüboğlu, Pir Sultan Abdal, Cem Yayınevi Eğitim Dizisi, İstanbul 1977.
[5] Gülseren ÖZDEMİR ,İKİ DEVLET KARŞISINDA PİR SULTAN ABDAL , turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/g
[6] MEMET FUAT, Pîr Sultan Abdal'ın Yaşamı,.psakd.org/pirsultanabdal1.html, son erişim, 21-08-2013
[8] İrene MELİKOFF, PİR SULTAN ABDAL ÜZERİNE - Anadolu Aleviliği ve Pir Sultan Abdal “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yayınları, 1998
[9] İ.Aslanoğlu, Pir Sultan Abdallar, Erman Yayınevi, 1984
[10] MEMET FUAT, Pîr Sultan Abdal'ın Yaşamı,.psakd.org/pirsultanabdal1.html, son erişim, 21-08-2013
 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 


 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...