Şeyh Bedrettin Hayatı İsyanı ve Fikirleri


 

 

ŞEYH BEDREDDİN’İN HAYATI


https://www.cafrande.org/wp-content/2008/06/bedreddin.jpg

 
 

İslam mistisizminin (Tasavvuf ) Vahdet-i Vücud okuluna mensup ünlü mutasavvıf, filozof ve kazasker. Özellikle 15. Yüzyıl da  Osmanlı İmparatorluğu Fetret Devri sırasında Musa Çelebi'ye verdiği destek ve modern Sosyalizm uygulamalarını çağrıştıran yönetim usulleri ve sosyalist düşüncelerin membaı sayılabilecek fikirleri ile bilinen bir şeyhtir.

Fikirleri kadar yol açtığı isyanları ile Çelebi Mehmet ve Osmanlı devletinin Fetret, yeniden toparlanma döneminde yaptığı tahribat ile de önemli roller üstlenmiştir.

Ş. Bedrettin, kaynaklarda, Bedreddin Mahmud, Bedreddin Mahmud bin Kadı-i Simavna, Simavna Kadısıoğlu Ş. Bedrettin, Bedreddin Simavi gibi adlarda gibi adlarla yer almaktadır. Bedreddin’in babası aynı zamanda Simavna Kadısı olan İsrail’dir Bu nedenle Simavna Kadısıoğlu diye de anılmıştır. Annesi ise Simavna Tekfuru’nun kızıydı ve sonradan Müslüman olarak Melek Hatun adını almıştı. Kaynaklara göre Ş. Bedrettin’in XIII. yüzyılın ikinci yarısı sonrasında (1358 veya 1365) Edirne kırındaki Simana Kalesi’nde doğmuş olduğu anlaşılıyor.  [1]Kesin doğum tarihi bilinmemekle beraber çeşitli kaynaklarda 1358, 1359 veya 1365 olarak verilir.

Torunu Hafız Halil'in yazdığı menkıbeye göre  babası Endülüs'ten İslam Uleması diye gelmiş kendisini ustaca Müslüman Türk olarak kabul ettirmiştir. Daha sonra Simavna kadısı olur. Annesi Rum asıllı bir Hıristiyan iken Müslüman olan Melek Hatun'dur.[2]

 

 Hafız Halil’in yazdığı menkıbedeki bu iddialara karşın kimi kaynaklar Şeyh’in dedesi ve dedesinin şecerelerini yazarak Selçuklu, hanedanlığı ve vezirliğine kadar götürmektedir. Mehmet Süreyya, "Ecdadı Selçuk Devleti vezirlerinden idi." der. [3] Şemsettin Sami Bey : "Şeyh aslında Selçuk hükümdarları neslinden olup"[4] kaydını düşürür. Belgratlı Muhtesipzâde Hâki : (Şeyhin) "Ecdadı Selçuk Sülâlesinden Alâettin'in kardeşi oğluna vezir dahi olup (Hadikat-ür Reyhân, elyazması, Köprülü Ahmet Paşa kütüphanesi, n 230) yollu yanlış bir tercüme yapar. Tercümenin aslını Arapça yazmış olan Taşköprü zade ise şunu söyler : "Söylendiğine göre (Şeyhin) dedeleri Selçuk oğullarının veziri ve kendisi Sultan Alâittin Selçukinin biraderi oğlu idi."[5][6]

"Mevzuât'i Ülûm" da Şeyh,Selcuk  Sultanı Alâeddinin kardeşi oğlu, dedeleri Selçuk vezirleridir : "Tâc'üt Tevârih" te Şeyhin büyük dedesi Sultan Alâeddinin yakın akrabası ve  Vezirlerindendir : "Kısası Enbiya" da Şeyh, "Alâeddin'in amcası oğludur: "Şakaayık'ı Nûmâniye" ve "Lûgat'ı Tarihiyye ve Coğrafiyye"de Bedreddin, Sultan Alâeddin'in öz yeğenidir. (Üçüncü Alâeddin'in) : "Hayrullah Efendi" Tarihi ile "Varidat" önsözünde, Şeyh Feramürz oğlu III Alâeddin oğlu Abdülaziz oğlu İsrail'in oğludur. Kaygusuz : "Bedreddin'in dedesi Abdülaziz, kardeşi III. Alâeddin Keykubâd'ın vezirliğinde bulunmuştur." der. [7]

Menkıbeye göre Şeyhin dedeleri Selçuklu hanedanından gelmedir. Cengiz istilasında Şeyhin dedesinin dedesi Bağdat’a yerleşmiştir. Osmanlı Beyliğinin kuruluşunda Selçuklu sultanının yolladığı bağımsızlık menşuru tuğ, sancak ve davulu getiren heyetin içinde şeyhin dedesi Abdülaziz de vardır."Tevârih'i Al'i Osman’a göre, Osman henüz adsız binlerce gaziden biri iken, yeğeni Aktimur ile Selçuk Sultanı Alâeddin’den (şeyhin dedesinin kardeşinden) silâh yardımı alarak Karahisarı ele geçirdi. Bunun üzerine Alâeddin, veziri Abdülaziz’le (şeyhin dedesi ile) Osman Gazi’ye : "Mısır hükümdarlarından gelmiş Hz. Peygamberin ak sancağı ile tuğ ve alem ve değerli başka hediyeler gönderdi." [8]
Bu bilgilere göre Şeyh'in soy ağacı şu şekildedir.
İzzeddin Keykâvus II (öl. 1260)
Feramuz
Alaeddin Keykubat III      Abdülaziz        Abd al-mümin Abdülaziz
(öl. 1307)                     ¦                           ¦

İsrail                   Müeyyed:
Şeyh Bedreddin Mahmud ( Simavna Kadısı Şeyh Bedrettin )


Şeyhin dedesi Abdülaziz'in kız kardeşinden doğma Tülbentli İlyas'ın çocukları olan Hacı İlbeyi ve Süleyman Bey Rumeli fetihlerine başlayan ilk gazilerdir. Cihannüma bu olayı şöyle anlatır.": Süleyman Beşe ilkin Ece Bey ve Gazi Fazıl'la sözleşir. Bu adamlar Virancahisar denilen yerde Güvercinliğin aşağısından Çinihisar yanlarına geçerler. Orada canlı bir esir yakalarlar. Öldürmek şöyle dursun, esire "Hil'at" giydirirler. Gönlünü alarak, Hisar'a girilecek yeri öğrenirler. Onun üzerine, 80 kişi toplanıp, sallarla karşıya atlarlar. Hisar'ı ele geçirirler.” [9] Burada adı geçen Fazıl Bey Şeyhin amcası, Gazi Ece halasının torunudur. Fakat, bazı tarihçiler Şeyh Bedrettin’in Selçuklu sultanları sülalesinden olduklarına dair öne sürülen silsileyi isyana muvaffak olmak için uydurulmuş olduğu düşüncesi ile reddetmektedirler.[10]

Rumeli’ye ilk geçen komutanların ve askerlerin Şeyh'in soyundan olması isyanı esnasında, neden Deliorman'a gittiğinin sebeplerini de izaha yetmektedir.

Ş. Bedrettin'in  oldukça iyi bir eğitim gördüğü zaten anlaşılmaktadır. Kaynaklara göre Ş. Bedrettin eğitimine Edirne'de babasının yanında başlar. Fakat Simavna Tekfuru'nun kızı olan ve babası ile evlenince Müslümanlığı seçen annesi Melek Hatun'undan da pek çok şey öğrendiğini, en azından Bizans ve Selanik civarında  annesinin yetiştiği ortam ve zaman içerisinde  etkin olan Zelotlar ve Zelotlukla ilgili öğretileri, kulaktan dolma da olsa dinlediği ve etkilendiğini ortaya koyan pek çok emare vardır. Hocası Molla Yusuf sayesinde fıkıh ilmiyle tanışır. Hocası ölünce Bursa'ya gider, astronomi ve matematik alanlarında büyük şöhret kazanan Koca Efendi diye de bilinen Bursa Kadısı Şeyh Mahmud'den ders alır. Mevlana Yusuf’un ölümü üzerine önce Bursa ve Konya’da Mevlana Feyzullah gibi zamanın ünlü âlimlerinden fıkıh, mantık ve astronomi eğitimi gördü. [11]Şeyh'in ders arkadaşları arasında Türk Şairi Ahmedi, Ünlü Hekim Hacı Paşa, Molla Fenari ve ünlü mutasavvıf  Seyit Şerif Cürcani de vardır. [12] Mevlana Feyzullah’ın ölümü üzerine Mısır’ın Kahire şehrine giderek (1383) Seyyid Şerif Curcani ile birlikte, müderris Mübarekşah Mantıki (Ölm. 1413) nin mantık, felsefe ve ilahiyat derslerine devam etti.[13], Bu arada Mübarek şah ile birlikte Hacca giderek dört ay kadar, Şeyh Zili ve onun bilginlerinden dersler aldı. Sonra yeniden Kahire’ye dönerek, ünlü bilgin Seyyid Şerif Curcani, Hekim Hacı Paşa ve ŞairAhmedi  ile birlikte Şeyh Ekmeleddin Babarti’nin medresesinde onun derslerini izledi.

Bilindiği gibi aynı dönemlerde yaşayan Hurifi tarikatının kurucusu Fazlullah el Hurifi’de Astarabadlıdır. Enelhak düşüncesini savunduğu için Timur’un oğlu Miran Şah tarafından Şirvan’da idam ettirilmiştir. Şeyh'in bu esnalarda Fazlullah el Hurifi’ile tanışmış, görüşmüş olması muhtemeldir. Şeyh hakkında yapılacak yeni çalışmalarda bu noktanın iyice irdelenmesi gerekir.

Hafız Halil'in yazdığı Menakıbname'ye göre 8 Aralık 1382 tarihinde Kahire'ye varır. Burada Memluk Sultanı Berkuk'un dostu ve danışmanı olan dönemin ünlü âlimlerinden Ekmeleddin el-Bayburti'nin öğrencisi olur. Sultan Berkuk Bedreddin'i oğlu Ferec'in özel hocalığına tayin eder.

Sultan Berkuk'un sarayında geçirdiği üç yıl zarfında Hüseyin Ahlati ile tanışır ve düşüncelerinden etkilenir. Berkuk, Bedreddin ve Ahlati'ye birer Habeş cariye sunar. Menakıbname'nin yazarı Hafız Halil'in babası İsmail'i bu cariyelerden biri olan Cazibe doğurur. Diğer cariye Mariye (Meryem) ise Ahlati'nin öğretisini özümsemiştir. Bu iki cariyeler kardeştir.  Bedreddin, Mariye ile yaptığı konuşmalarda kendisini gülün dikeni gibi gördüğünü söyler: "Anı gül gördi vü kendüni diken". Ahlati Bedreddin'in tasavvuf yolunda yol göstericisi olur.

Şeyh, Mısır’da Memluk Sultanı Berkuk’un oğlu Ferec’e de ders verdiği sırada Sultan Berkuk’un armağan ettiği bir Habeşli cariye ile evlenir ve bir oğlu olur. Şeyh Hüseyin Ahlati’nin emri ile Tebriz’e gider.  İlmiyle Timur'u ve maiyetini etkiler. Timur kendisiyle beraber gelmesini istese de Bedreddin bunu kabul etmez bu toplantılarda büyük başarı sağlayan ve ünü her tarafa yayılan Şeyh altı ay şeyhlik ettikten sonra 1405’te Halep’e, Konya’ya ve oradan Tire’ye oradan da Kahire'ye döner.

Ahlati ölümünden hemen önce Bedreddin'i halifesi ilan eder. Ancak müritlerinin bazıları buna tepki gösterir. Bedreddin altı ay sonra Mısır'ı terk eder. Menakıbname bu ayrılışın sebebini Rumeli'ye dönme arzusu olarak gösterse de, müritlerin muhalefeti ve Mısır'ın içinde bulunduğu siyasi karmaşa da bu kararın sebeplerinden olabilir.

Şeyh Bedreddin önce Halep'e sonra Karaman ve Germiyan Beyliklerinin topraklarına gider. Gittiği yerlerde tanınmaktadır. Buradan Menderes Vadisi boyunca ilerleyerek Aydın 'a gelir. Menakıbname'ye göre, yolu üzerindeki Nizar köyünde en önemli müritlerinden Börklüce Mustafa ile tanışır. Daha sonra Tire üzerinden İzmir'e geçer. Menakıbname'de İzmir'den, Hıristiyan nüfuslu Ceneviz hâkimiyetindeki Sakız Adası'na geçtiği anlatılır. Sakız Adası’nın Hıristiyan hâkiminin daveti üzerine Sakız Adasına gider.

Sakız adasından Kütahya ve Domaniç üzerinden Bursa'ya yaptığı yolculuğu sırasında Sürme köyünde diğer önemli müridi Torlak Kemal ile tanışır. Gelibolu üzerinden Trakya'ya geçer ve Edirne 'ye ulaşır. Kahire'den Edirne'ye kadar gittiği her yerde müritler toplamıştır. Birkaç ay sonra Bursa ve Aydın'a tekrar gider, sonrasında yedi yıl Edirne'de kalır. Bu sırada Osmanlı Devleti Fetret Dönemi'ndedir. 

Edirne’de bir süre sakin bir yaşam sürdükten sonra, yeniden Batı Anadolu gezisine çıktı. Ankara Savaşı (1402) yenilgisi sonrası Yıldırım’ın oğullarının taht mücadeleleri sırasında Edirne’de hükümdarlığını ilan eden (1411) Musa Çelebi ona kazaskerlik ve şeyhülislamlık teklif eder. Musa Çelebi'nin kazasker olma teklifini kabul eder ve iki yıl Edirne'de kazaskerlik yaparak geniş çevrelerle temas kurar. [14]

Tüm bu önlemlere karşın sosyo-ekonomik durumun da uygun oluşu, Şeyh Bedreddin’in propagandasına müsait bir ortam sağlıyordu. [15]Resmi Osmanlı tarihçisi Hoca Sadettin Efendi Tacü't Tevarih aldı eserinde Şeyh Bedreddin'in çevresindeki insanların artışını şöyle anlatıyordu: Şeyhi sevenler sayılmayacak kadar çoğaldı. Otağıysa O'nun gence yaşlıya durak oldu.[16]

Sürgün olduğu sırada eski müritleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ayrı ayrı yerlerde (Aydın' ve Manisa) Mehmet Çelebi'ye karşı ayaklanma hazırlamıştır. Şeyh Bedrettin üç ayrı yerde birden müridleriyle birlikte ayaklanma çıkartmıştır (1416), Şeyh, İznik’ten ayrıldı. İsfendiyaroğullarına sığındı, sonra Sinop üzerinden Kırım’a geçti. Kırım’dan Eflak Beyi Mircea’nın yanına gitti. [17]

 

Bu bey ile dostlukları Bedreddin’in kazaskerliği dönemine rastlamaktaydı. Mircea’nın da sağladığı hareket serbestîsi nedeniyle Silistre dolaylarında örgütlenmeye yandaşlarını artırmaya başladı. Az zamanda çevresinde dervişler, tımarlı sipahiler, medrese öğrencileri, tavcılar (akıncılar) ve devlet ricalinden oluşan önemli bir yandaş kitlesi toplandı. Karaburun taraflarında Börklüce Mustafa'nın yanında yaklaşık beşbin kişi yandaşı vardı. İsyan burada başladı ve ilk başlarda başarılı oldu Dede Sultan olarak anılan Börklüce Mustafa'nın üzerine gönderilen İzmir Sancak Beyi Aleksandır'ın ve ardından gönderilen Saruhan Sancak Beyi Timurtaş Paşazade Ali Bey'in bozgunu uğraması üzerine Çelebi Mehmed Veziri Azam ve Beylerbeyi Beyazıd Paşa ile oğlu şehzade Murad'ı büyük bir kuvvetle Börklüce Mustafa ve tarafları üzerine gönderdi. Börklüce ve tarafları teslim alındı ve  adamlarının çoğu Börklüce’nin gözleri önünde "yetiş Dede Sultan" diye bağırırlarken idam edildiler. Dede Sultan yani Börklüce Mustafa, elleri tahtaya bağlı ve bir devenin üzerinde gezdirilip şehirde teşhir edildikten sonra katledildi. Manisa taraflarında ayaklanan Torlak Kemal’in çevresinde de yaklaşık üç bin kişi bulunmaktaydı. Börklüce isyanının bastırılması sonucunda Torlak Kemal hareketi de kanlı bir şekilde Beyazıd Paşa tarafından bastırıldı. [18]

İsyancıları yakalayan Beyazıt Paşa “ Ayasluğ şehrine götürüp boyunlarını vurdurttu. Börklüce Mustafa'yı da kollarından bir deveye bağlayarak çarmıha gerdiler. Birçok şehirlerde gezdirerek teşhir ettiler. Manisa dolaylarındaki Torlak Kemal’de aynı akıbete uğratıldı. [19]
Deliormanda Bedrettin’in etrafında pek çok insan teşkilâtlanmak üzereydi. Sultan Çelebi Mehmet bazı adamlarını Bedrettin'in yanına göndererek, onun müritliğine geçmelerini söyledi. Aslında bunlar birer ajandı. Ve fırsatını kollayarak Bedrettin'i çadırında bastırıp bağladılar. Serez şehrindeki Sultan Mehmet'in yanına götürdüler. Öldürülmesine fetva çıkartıp Serez çarşısında bir ağaca astılar. " Dr. Hikmet Kıvılcım, a.g.y.”

Ölüm tarihi çeşitli kaynaklarda 1416 veya 1420 olarak verilir. 1961'de kemikleri,Divanyolu'ndaki II. Mahmut Türbesi haziresine defnedilmiştir.( https://tr.wikipedia.org/wiki/Şeyh_Bedreddin )


 

ŞEYH BEDRETTİN İSYANI
1402 Ankara savaşı sonrası Yıldırım Beyazıt Tutsak olmuş, altı ay içinde de ölmüştü. Timur Anadolu’yu işgal ederek Anadolu’yu eski beylere ve Yıldırım’ın oğullarına pay etmişti. Yıldırım’ın dört oğlu : Emir Süleyman, İsa Çelebi,Musa Çelebi, Çelebi Mehmet, bu savaş sonrası 12 yıl boyunca taht mücadelesine ve Anadolu’da yeniden merkezi bir idare ve Anadolu’yu tek bir otorite altına alma mücadelesine giriştiler. Başlangıçta Süleyman ve İsa birlikte hareket ettiler. Edirne ve Bursa’ya hakim olmayı başaran Süleyman Çelebi, Karesi ve Balıkesir’de hükümran olmaya çalışan İsa’yı Mehmet Çelebi’ye karşı destekliyordu.
Çelebi Mehmet hâkimiyetini önce Niksar ve Sivas'a doğru genişletti, İsa Çelebi’yi yenerek Bursa’yı ele geçirdiyse de Süleyman Çelebi Bursa’ya yeniden hâkim olmuş, kendisini Osmanlı Hükümdarı olarak kabul ettirmişti.

İsa, Balıkesir, karesi, Mehmet Çelebi, Amasya ve orta Anadolu, Süleyman Çelebi, Rumeli ve Gelibolu dolaylarına Musa Çelebi önce Bursa’ya sonra da Eflak üzerinden Rumeliye hâkim oldu. Mehmet Çelebi İsa’yı bertaraf ettikten sonra 1409'da yeni bir strateji uygulama planına girişti. Bu plana göre kardeşi Musa Çelebi Rumeli'ye gidip Balkanlardan Süleyman Çelebi üzerine hücum edecek ve Süleyman Çelebi bu gaile ile uğraşmak için Rumeli'ye geçince Çelebi Mehmet Anadolu'da harekete geçip Bursa'yı geri alacaktı.  İki kardeş Kırşehir civarında bulunan Cemele kalesinde buluştular ve bu plan üzerine anlaştılar. Musa Çelebi'nin Balkanlarda kurduğu ordu ile Süleyman Çelebi'yle mücadele etmesi ve sonunda 13 Şubat 1411'de Edirne'ye bir baskınla Süleyman Çelebi'yi kıstırıp onun kaçarken öldürülmesi ile sonuç buldu. Musa Çelebi bu planda Muaffak olmuş Süleyman Çelebi bertaraf edilmişti.

Anadolu Çelebi Mehmet’e Rumeli Musa Çelebi idaresine kalınca Musa Çelebi Şeyhülislam olarak Şeyh Bedrettin’i seçti. Üç yıla yakın kazaskerlik görevinde kalan Şeyh Bedreddin bu sırada adamlarının önemli görevlere gelmelerini sağlamıştı.

Rumelide hâkimiyetini güçlendiren Musa Çelebi Bizans’ı sıkıştırmaya başlayınca Çelebi Mehmet Rumeli’nin de hâkimi olabilmek Osmanlı birliğini sağlamak için Musa Çelebi’nin üzerine gitmeye başladı. Şeyhülislam Şeyh Bedreddin' fikirleri ile, hem medreseli Sûnnileri hem de ülkenin zengin ileri gelenlerini fikirleri ile kızdırıyordu. Çelebi Mehmet Musa Çelebiye küsen, Ülemanın, akıncı beylerinin , ve Bizansın desteği ile Musa Çelebi üzerine yürüdü

İlk iki çatışmada Çelebi Mehmet yenilmişti., Musa Çelebi haşinliği ve merhametsiz tutumları ile askerini gücendirmiş ,Şeyh Bedreddin'e verdiği destek daha muhafazakar olan Sunnileri ve ulemayı kendine düşman etmişti. Musa Çelebi gazi sınır beylerinin talanlar ve tımarları dolayısıyla kazandıkları servet ve siyasal gücü kısmaya çalışmış ve Kapıkulu ümerasına önem vermeye başlamıştı. Örneğin akıncı beyi Mihaloğlu, Musa Çelebi ile ilişkisini kesmiş; Makedonya'da sınır boyunca akınları kendisi tertip etmiş ve bu akınlarda kazanılan talan malları ve tımar topraklarını da kendine göre paylaştırmaya başlamıştı. Candarlı vezirleri Çelebi Mehmet ve II. Manuel ile Musa Çelebi'yi tahtan indirmek gizli haberleşmeye başlamışlardı. Musa Çelebi'nin ordusunda çıkan dağılma nedeni ile geri çekilmesi ile iki ordu ancak Vize'de çarpışmaya girdiler ve Vize Muharebesi'nde Çelebi Mehmet ordusu galip geldi. Musa Çelebi kaçmaya başladı. Musa Çelebi ordusuyla Samako yakınlarında Çamurlu Derbent'de sıkıştırıldı. 5 Temmuz 1413'te yapılan küçük çaplı Çamurlu Derbent Savaşı çok şiddetli oldu. Musa Çelebi yaralandı ve kaçmaya başladı. Bazı kaynaklara göre Musa Çelebi kaçarken bir çeltik arığına düştü ve yakalayanlar tarafından boğulup öldürüldü. [20]Diğer kaynaklara göre ağır yaralı çadırında yatarken yakalanıp Çelebi Mehmet'in emri ile öldürüldü. İsa Çelebi ve Emir Süleyman gibi, en sonunda Musa Çelebi'nin cenazesi de Bursa'ya gönderilerek babası Yıldırım'ın türbesine gömüldü.

Musa Çelebi ile yenerek saltanatı elde etmesi Musa Çelebi’nin de bu sırada öldürülmesi üzerine Şeyh Bedreddin bin akçe maaşla İznik’e sürgün edildi (1413). Burada oturması zorunlu kılınarak, göz hapsine alındı. [21]

Şeyh, Kazaskerliği sırasında kethüda olarak yanına aldığı Börklüce Mustafa, Bedreddin'in sürgüne gitmesiyle beraber Aydın'a döner. Burada Osmanlı idaresinden memnun olmayan köylüleri ve yoksul dervişleri etrafına toplayarak isyan eder. İsyanın merkezi Karaburun Yarımadası'dır. İsyancıların sayısını Bizanslı tarihçi Dukas 6.000, Osmanlı tarihçilerinden Şükrullah bin Şehabettin 4.000, İdris-i Bitlisi ise 10.000 olarak verir. İsyanı bastırmak üzere harekete geçen Saruhan Beyinin ordusu bozguna uğrar. Bunun üzerine Sultan Mehmet (I. Mehmet Çelebi veya I. Mehmed) oğlu Murat ile veziri Beyazıt Paşa'yı bölgeye yollar. İsyan bastırılır, isyancılar Börklüce Mustafa'nın gözü önünde kılıçtan geçirilir.Bazı Kaynaklara göre Börklüce Mustafa ve Torlak kemal Şeyhten habersiz bir şekilde isyan  çıkarmışlar ve ondan habersiz hareket etmişler ve bu sebeplerden de başarısız olmuşlardır.

Yakalananlardan bazıları Müslüman olmaları halinde canlarının bağışlanacağı önerisini kabul etmediler. Zincire vurulan ve kolları kesilen Dede Sultan Efes kentine götürüldü. Çarmıha gerilerek bütün bölgede gezdirildi. Yandaşları onu inkâr etmeleri halinde canları bağışlanacağı önerisini de kabul etmediler. Hepsi başlarını kılıçlara uzatarak: Dede Sultan ruhlarımızı krallığına kabul et diye bağırdılar. Dede sultanın 100 bin yandaşının gözleri önünde ölmesi bile onun ölümsüzlüğe kavuştuğu söylentisini önleyemedi. Tekrar dirildiği Sisam adası ormanlarında saklandığı söylentileri adalara ve ülkeye yayıldı. Şehzade Murat’ın Manisa’dan ayrılmasından sonra 3 bin derviş dedenin cesedini mezardan çıkardı. Şehzade murat hemen geri döndü. 3 bin derviş çınar ormanlarına asılarak idam edildiler.[22]

Börklüce isyanıyla muhtemelen aynı zamanlarda, Manisa civarında Torlak Kemal liderliğinde bir isyan daha patlar. Daha küçük olan bu isyan da şiddetle bastırılır ve isyancılar öldürülür

Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanlarının Bedreddin'in onayıyla gerçekleşip gerçekleşmediği belirsizdir.  Bazı Kaynaklara göre Börklüce Mustafa ve Torlak kemal, Şeyhten habersiz bir şekilde isyan  çıkarmışlar ve ondan habersiz hareket etmişler ve bu sebeplerden de başarısız olmuşlardır. Ancak bu kişilerin Bedreddin'in müritleri olduğu konusunda tüm kaynaklar hemfikirdir. Ayrıca gelişmelere bakıldığında ve tarihçilerin pek çoğunun kanatine göre de isyanın şeyhin planı olduğu daha kuvvetli bir ihtimal olduğu kanısını kuvvetlendirir.

Osmanlı tarihçileri Bedreddin'in düzenli bir isyan örgütlediğini yazarlar. Menakıbname ise Bedreddin'in tek amacının yeni yazmış olduğu Nurü'l-kulub adlı eserini sultana sunmak olduğunu yazar. Osmanlı ordusu bu isyanı da şiddetle bastırır. Bir rivayete göre Şeyh Bedreddin'in yanına mürid olmuş görüntüsü ile sızan Çelebi Mehmet'in adamları Şeyh'i yakalatıp getirince onun nüfuzundan korkan Padişah hemen astırmaya cesaret edememiştir. Ç.Mehmet  bu tereddüdünden dolayı ulemadan ve âlimlerden oluşan bir mahkemede yargılanmasını uygun bulur. Mevlana Haydar Hirevi’nin başkanlığındaki ilim heyeti tarafından kurulan ulama mahkemesi tartışmalardan sonra idamına karar vermiştir.

Tarihçi İbn Arabşah’a göre, Şeyh Bedreddin, hakkında yazılan bu fetvayı kendisi mühürler. Şeyh Bedreddin fetvayı eline alır, fetva vermek hakkına sahip olduğu Kahire'den beri yanında taşıdığı mührünü cebinden çıkartıp: “ Hakikat bize insanları varlıklarına, dinlerine, dillerine göre ayırmamızı değil, birleştirmemizi buyurur. Ama mademki biz yenildik, şimdi artık bütün bu konuşmalar boşadır. Yeryüzü sultanına başkaldırmış birinin katli vacip değil midir? Vaciptir! Öylese verin şu fetvanızı!“ deyip, fetvanın altına mührü kendisi basar.” [23]

Yargılama sonunda Mevlana Haydar Acemi’nin verdiği ‘malı haram, kanı helal “ yollu bir fetva üzerine, Serez’de asıldı (1420).[24] Asılma olayını B.N.Kaygusuz eski kaynaklara dayanarak şu şekilde anlatıyor: Fetva sonrasında, Serez çarşısı içinde bir idam sehpası hazırlandı. Yakınında bir nalbant dükkanı vardı.. Serez halkı  Bedreddin'in asılacağını öğrenmiş, meydana toplanmıştı. Bedreddin zindandan çıkarılarak idam olunacağı yere getirildi. Şeyhin elbisesini çıkarmışlar mübarek vücudunu üryan ve perişan halde bırakmışlardı... Müritleri biraz uzakta duruyorlar, yaşlı gözlerle şeyhlerini izliyorlardı. Dervişlerinden Mecnun'u yanına çağırarak vasiyette bulundu. Deve yününden dokunmuş ipi cellâda uzattı. [25] Bu ipin tığ-i bend olduğu düşünülebilir. Tığ-i bend Bektaşiliğe girenlerde bulunur. Vefa ve teslimiyet alameti sayılır.

Zamanında İmam Muhammed Bakır'ı şehid etmek için münafıklarca hazırlanmışken, Ehli beyt'in yoluna baş koymuş biri, Şah-ı Velayet'in torunu yerine kendi boynuna takıp bu dünyadan  göçmüştür. İşte Şeyh Bedreddin'i bu tığ-i bend ile idam ettiler. Ve orada bulunanlar parlayan bir alevin söndüğünü şaşkın bakışlarla izlediler.[26]

Şeyh Bedreddin'in bedeni bir gece darağacında kaldıktan sonra, kuşluk vaktinde alınıp ,vasiyeti üzere yıkanarak müritlerince satın alınan nalbant dükkanına defnedildi. Defnedildiği yere onu astıran Çelebi Sultan Mehmed'in de engel olamadığı büyük bir türbe yaptırdılar. Şeyh’in mezarı Rumeli'nin istilasına kadar büyük bir ziyaretgah idi. Bu bölgenin Türkiye toprakları dışında kalması sırasındaki göç esnasında Serezli Ferid Bey ve arkadaşlarınca 1924'te kemikleri İstanbul'a getirildi.[27]
Kimi araştırmacılar Şeyh'in isyanda rolü olmadığı görüşündedirler. [28]
 

Mutasavvıflığı

İslam mistisizminin Vahdet i Vücut okuluna mensup diğer mutasavvufların etrafındaki tartışmaların bir benzeri Şeyh Bedreddin için de yapılmıştır. Kimileri kendisini bâtıl (içsel-sezgisel veya mana yönü ) kimileri de büyük bir sûfi olarak görmüş hatta eseri Varidat'a şerhler yazmışlardır. Mutasavvuflardan Sofyalı Bâlî Efendi, Aziz Mahmud Efendi ilk görüşe sahip olanlardır. Ancak ,mutasavvuf, ve şair Niyazi Mısrı,( ve son devrin Melami şeyhlerinden Seyyid Muhammed Nur ikinciler arasında yer almışlardır.

Şeyh’in düşüncelerinin bir kısmının önceleri Hıristiyan asıllı olan ve sonradan Müslümanlığı seçen annesi ( Annesi Simavna Tekfur’unun kızıyken Babasi İsrail Kadı ile evlenmiş Melek Hatun adını almıştır.) geldiğine dair bazı iddialar da bulunmaktadır. [29]Şeyh Bedreddin'in çocukluk döneminde annesinin dilinden ve terbiyesinden bazı etkiler aldığı sezilmektedir. , İ. Z. Eyüboğlu'nun dediği gibi sadece “Hıristiyanlık inanç ve geleneklerini almış” tır. Bedreddin'in annesi Melek Hatun, Edirne'den Selanik'e uzanan ve Dimetoka'yı da içine alan bölgede Zelotlar adı verilen bir Hıristiyan zümresinin öğretileri ile büyümüş olmalıdır.

Annesinin yetiştiği Hıristiyan ortam Zelotların hâkim olduğu Selanik bölgesidir. Zelotlar Selanik ve Simavna taraflarında Kilisenin ve Manastırların mallarının yoksul insanlara paylaştırılmasını savunan bir görüşü destekleyen, mülkiyetin eşit ve adil bir şekilde dağıtılmasını savunan bir zümre idi. ( Zelotai / Zelotai” Grek dilinde kızgınlar, hırslılar, talebedenler... Gibi anlamlara gelmektedir)
“Zelot'lar, 'manastırlara ait olan büyük servetlerin bir bölümünü alıp yoksullara dağıtmak, papazlara vermek ve kiliseleri süslemek için kullanırsak, ne sakıncası olur ki? ' diye sorarlar. Başlangıçta vakıf yapmış olanların amacına aykırı bir şey de olmaz, çünkü vakıf sahipleri Tanrıya tapmak ve yoksullara bakmaktan başka bir amaç gözetmiş değillerdir.”  [30]

İmparatorluğun fakirleştiği ölçüde köy ve şehirlerdeki geniş halk tabakalarının sefaleti de artıyordu. Kırsal bölgede olduğu gibi şehirlerde de mülkiyet, sayısı az bir soylu tabakanın elinde bulunduğundan ötürü, sefalete düşen kitlelerin kini ve nefreti bu sınıf üstünde toplanıyor Zelotlar’ ve düşünceleri bu ortamda giderek güçleniyordu. Zelotların isyanı Edirne’den başlayarak Aristokratlar ve Kantakuzenos taraftarlarını her yerde öldürerek Selanik’e ulaştı.”

Zelotes'ler 1342'de tam yönetimi ele geçirip, Kantakuzenos Taraftarlarını kovarak kendilerine özgü rejimlerini kurdular... Bütün aristokratların mallarına el koydular. Zelotes'ler sosyal ihtilalcılık ile kendine özgü meşruiyetçiliği birleştirmişler; meşru İmparator İoannes Paleologos'u tanıyorlar ve onun İstanbul'dan gönderdiği vali ile Zelotes'ler partisi başkanı yönetimi paylaşıyordu. Ama asıl yetki ve egemenlik hakkı Zelotes'lerdeydi. Selanik 1350'lere kadar bağımsız olarak yönetildi.” [31] 
Dünyada kutsallık olmaz, kutsallık sadece Tanrı'dadır. (Bu görüşten kilise, manastır, cami ve tekke gibi tapınakların ve papa, kardinal, şeyh gibi din adamlarının kutsal mekân veya insan olamayacağı fikri ortaya çıkar.)Yaratılmış her şey ve her nimet insan içindir. Toprağın tek sahibi tanrıdır. “
Kutsal mekânlar, kutsal sayılan insanlar ve aristokratlar, zenginler ve krallar yüzünden insanlar nimetlerden ve kaynakların paylaşılmasından mahrum kalmaktadırlar... Tüm dünya zenginlikleri insanların ortaklaşa kullanımları içindir şeklinde özetlenebilecek Zelyotlara ait düşüncelerin annesi tarafından Şeyh’e aktarıldığı şeklindeki yorumları ciddiye almak gerekir.

Rumeli'ndeki Bizans topraklarının ve kentlerin 1360'lardan sonra Osmanlı'nın eline geçmesiyle, G. Ostrogorski'nin açıklamış olduğu yaşam koşullarında bir değişiklik olmadı. Bu ortamda, Zelotların “zenginlerin mallarını ellerinden alıp, yoksullara dağıtmayı” kutsal kitaplarda anlatılan olaylara, peygamber ve azizlere bağlaması gibi, Bedreddin de Kuran’dan bir sure (Nisa 131, 132) ile Bağlantı kurarak büyük çıkışını yapıyor. “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır, Allah zengindir...” diye iki kez yineleyen ayeti yorumlayarak beylerin, hükümranların mallarına el koymak gerektiğini vurguluyordu.

Şeyhin düşüncelerinin Osmanlı sahası dışında ve batı aleminde de çok yankı bulduğuna dair çok sayıda belirtiler vardır.

Georgios Gemistos Plethon' adlı Bizanslı âlim ile Şeyhin aynı bölgede doğduğu, ikisinin de Osmanlı sarayında büyüdüğü, ikisinin de annelerinin Yunan asıllı olması, Plethon’ın fikirlerinin Şeyh’in fikirlerine çok benzemesi,  Menakıbname'de anlatılan Şeyh Bedreddin'in Ege adalarındaki keşişlerle tartışma öyküleri ve gerekse Dukas'ın tarihinde sözü edilen, Börklüce Mustafa'nın sık sık Khios adasına gidip Giritli keşişle buluşmaları,  Georgios Gemistos Plethon' un eserlerindeki benzer düşünceleri Şeyh’ten aldığına dair şüpheleri kuvvetlendirmektedir.

1525 yılındaki Almanya köylü isyanlarının ideolojisini oluşturan Papaz Thomas  Münzer'in fikirleri ile Şeyh’in düşünceleri birbirlerine çok çok benzemektedir.[32]

Thomas Münzer zaman zaman tanrıtanımazcılığa yaklaşan bir panteizm öğretiyordu. Bizim dışımızda bir Kutsal-Ruh yoktur, Kutsal Ruh özellikle akıldır. İman da, aklın insan içinde ortaya çıkmasından başka bir şey değildir ve bu yüzden Hıristiyan olmayanlar da iman sahibi olabilir.[33]
Cennet öbür dünyada değil, bu dünyadadır. Öteki dünyada cennet olmadığına göre, cehennem de, lanetleme de yoktur. İman sahibi olanların yapmaları gereken cenneti, yani 'Tanrı krallığını' yeryüzünde kurmaktır. İnsanların kötü istek ve iştahlarından başka şeytan yoktur. İsa da diğer insanlar gibi bir insan, bir peygamber, bir öğretmendi.”[34]
 

ESERLERİ

Ölümünden sonra eserlerinin birçoğu gizlenmiş veya kaybolmuştur. Menakıpnameye göre 48, başka kaynaklara göre 38 yapıtı vardır. Bazı yapıtlarının adı bilinmekle beraber günümüze ulaşmamıştır. En iyi incelenmiş yapıtı varidat’tır.

Varidat
Cami’ü’l-fusuleyn
Letai'fü’l-işarât
et-Teshil
Meserretü’l-kulûb
Unkudü’l-cevahir
Çerağu'l-fütuh
Nurü'l-kulub

 

VARİDAT'TAN ÖRNEKLER

Bezmi Nusret Kaygusuz’un Şeyh Bedreddin Simaveni, (1957) çevirisinden:


“Var olmak ve yok olmak, bir suretin bir maddeden gitmesi ve yerine bir diğerinin gelmesinden ibarettir. Bu da öncesiz ve sonrasızdır. Ondan dolayı dünya ve ahret itibari bir şeydir. Görülen suretler fani sayılan dünya; görünmeyenler için baki telakki edilen ahrettir. Hakikatte bunların her ikisi için de tükenme yoktur. Fakat itibar galibe olduğundan dünyaya tüken, ahrete de kalım denilmiştir.” [35]


Dünya ve ahret birbirlerinin mukabilidir. Her şeyin başlangıcına Dünya, sonuna da Ahiret denilir. Mesela zina, rakı ve şarap gibi şeylerle ilk önce tatlı bir lezzet hâsıl olur. Fakat bu sevincin ardından insana bir rezalet ve pişmanlık gelir. İşte bu lezzete Dünya, o pişmanlığa da Ahiret ismi verilir. Hâlbuki bunların her ikisi de bu dünyada vaki olmaktadır. Bütün işleri ve onları takip eden neticeleri buna kıyas edebilirsin.” [36]

Kuran'da bahsi geçen huriler, köşkler, ırmaklar, ağaçlar ve benzeri şeylerin kâffesi (hepsi) cisim âleminde değil, hayal âleminde gerçeklenir. [37]Çirkin ve iğrenç her şeye Cehennem ve ateş denildiği gibi, yüksek ve şerefli her mertebeye de Cennet ismi verilir.” [38]

Bizim bildiğimize göre, kıyamet zatın, zuhuru ve sıfat saltanatının sönmesidir. Eğer sen dilersen ölen herhangi birisi için 'kıyamet koptu' diyebilirsin. Haşir de, ölünün benzerini dünyaya getirmektir. (agy.,s.153) Halkın zanneylediği üzere cesetlerin haşri, yani gövdelerin tekrar dirilip mahşere çıkması olanaksızdır. Meğer ki zaman gelsin de dünyada insan cinsinden kimse kalmasın. Ondan sonra anasız babasız topraktan bir insan doğsun ve yine tenasül (cinsiyet) başlasın.”[39]

“İnsandaki algıların, biliş ve tasarrufların gerek mücedderat (soyutluk-İ.K.) denilen ruhani şeylerde, gerek onların daha üstlerinde bulunması imkânsızdır. Saltık varlık (``Mutlak' olan, Tanrı-İ.K.) için bu kamalat ancak insan mertebesinde hâsıl olur. Başka mertebede olmaz. İnsan saltık varlığın sadık ve parlak bir aynasıdır... Tüm akıl, tüm nefs ve bunların üstünde mertebeler insanın üstünde zuhur etmedikçe, insan gibi birşeyi bilmenin ve algılamanın onlar için (Melekler kastediliyor) imkânı yoktur.” [40] 

“Bütün Alem kendisini örgüleyen cüzleriyle (parçalarıyla) birlikte sapasağlam bir insan gibidir. Ucu bucağı bulunmayan bu boşluk içindeki büyük ve küçük herhangi bir şeyin diğerlerine çok kuvvetli bir bağlantısı ve hafifsenemeyecek birçok tesirleri vardır. Bu Âlemin düzenine sebep olan şey, onun bu rabıtalı hal üzere kurulmuş olmasıdır.” (Nusret Kaygusuz ,agy., s.167)

Tanrı dünyayı yarattı ve insanlara verdi. Demek ki; dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır.  (Nusret Kaygusuz ,agy., s.124) 

Ölmezden önce ölmek, dünyanın zevklerinden ve hayvani hırs ve şehvetlerinden sakınmaktır. Onu yapabilen insan, şüphesiz ki; hakiki varlık ile birleşir. Ve sonsuz hayat ile diri olur. Ancak insanlar dünyanın bin bir türlü çekici ve aldatıcı zevkinden, çeşit çeşit yakıcı hırslarından ayrılmadıkları için buna gönül vermezler.

“Hakka erişmek, insanın kendi saf varlığına erişmesi demektir. Ancak bu yolları gösteren bilim adamlarına karşısaygılı olmak yerinde olur. Ama bu yolları gösteriyoruz diye, ortaya çıkan 'hatip, imam ve ilim adam gibi cemaat büyüklerinin dileği Hak olmazsa, bunlardan uzaklaşmak gerekir.” (agy., s.125) 


ŞEYH BEDREDDİN DÜŞÜNCELERİNDEN KESİTLER:

( Alıntı: Anonim,  https://nedir.antoloji.com/seyh-bedrettin/sayfa-2/ )

Hayatı ve dünyayı kendi küçük dünyaları ile sınırlı tutanlar bizi anlamazlar.

İnsanlar birbirlerine yahut haksız mala, meşru olmayan paraya veya rütbe ve mevkilere yiyecek ve içeceklere ibadet ediyorlar da, Allah’a ibadet ediyoruz sanında bulunuyorlar.

Bütün namazlar ve niyazlar ahlâkın düzeltilmesi için iç yüzün arınlanması için birer vasıtadan ibarettir. Hakiki ibadetin hiç bir vakit kayıt ve şartı yoktur. Hangi tarzda yapılırsa yapılsın, Tanrının dileğine uygun olur. İbadetin temeli maksudun Hak olmasıdır. Bir cemaatte bu temel bulunmayınca yaptıkları ibadetler de kaybolur. Yalnız kötü toplantılar kalır. Fenalık üzerinde toplananlardan sen hemen uzaklaş.

Kötü ve Çirkin işlerle uğraşan insanlar Hak’tan uzaklaşmışlardır. Cehennem işte budur. Cennetle cehennemi başka yerde aramak saçmalıktır.[41]
İnsanlar eylemleriyle, düşünce ve fikirleriyle güzeli ve iyiyi bulabildikleri oranda Hak’la kavuşmuşlardır.

İnsanlar Müslümanlıktan önce somut bir puta taparlardı, çağımızda ise hayali bir puta tapıyorlar. Belki bir gün Hak kendisini gösterirde Hak olarak ona taparlar.
Gerçek tasavvufçu, hiç bir insan gözünün görmediği, kulağının işitmediği, gönlünün sezmediği şeyhleri bilir. Onları halka, kafalarının alabileceği şekilde anlatır. Ama aslını içinde gizler. Eğer halk bunu öğrenirse, kendisini öldürür.

Tanrı dünyayı yarattı ve insanlara verdi. Demek ki; dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır.
Tarih, gelecek için kavga verip, yitmiş bile olsa, insanlık için vuruşanları hiç unutmaz.
İbadet etmekten amaç; ezeli ve büyük varlığa gönüllerin yönelmesi ve kapılmasıdır. Yoksa dünya umuruna dalmış bir kalp ile bin sene namaz kılmış, oruç tutmuş olsan, bundan dolayı hiç bir sevap ve mükâfat kazanamazsın.

Ölmezden önce ölmek, dünyanın zevklerinden ve hayvani hırs ve şehvetlerinden sakınmaktır. Onu yapabilen insan, şüphesiz ki; hakiki varlık ile birleşir. Ve sonsuz hayat ile diri olur. Ancak insanlar dünyanın bin bir türlü çekici ve aldatıcı zevkinden, çeşit çeşit yakıcı hırslarından ayrılmadıkları için buna gönül vermezler.


FAYDALANILAN KAYNAKLAR

  1. Ali Yaman, SİMAVNA KADISI OĞLU, ŞEYH BEDREDDİN, İSTANBUL 1997,
  2. Sakaoğlu, Necdet (1999), Bu Mülkün Sultanları, İstanbul: Oğlak Yayınları.
  3. Dr. Hikmet Kıvılcım, KADI İSRAİLOĞLU SİMAVNALI, ŞEYH BEDREDDİN, onergurcan.org/hikmet,kivilcimli/bedreddin.html”
  4. Bilal Dindar Bedrettin Simavi, İslam Ansklop. , C.V, shf.331-334
  5. wikipedia.org/wiki/Şeyh_Bedreddin
  6. Yrd. Doç.Dr., Mustafa Sarıbıyık,Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin,www.cafrande org.)
  7. Necdet Kurdakul,Bütün Yönleri ile Şeyh Bedrettin,İst. 1978.S.36-38 )
  8. İnalcık, Halil ,Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300–1600)İstan.,Yapı Kredi Yay.2008
  9. Ernest Barker,çev. Mete Tuncay:Bizans’ta Toplumsal ve Siyasal Düşünce. İstanbul 1982: 
  10. Bezmi Nusret Kaygusuz, Şeyh Bedreddin Simaveni, (1957) 
  11. Ostrogorski, Georg: Bizans Devleti Tarihi, Ankara 1981. , s. 471, 478-480) 
  12. Eyüboğlu İ. Zeki: Bütün Yönleriyle Şeyh Bedreddin ve Varidat, İstanbul 1977. 
  13. Engels, Frederick: Alman Köylü İsyanları, İstanbul 1978. 
  14. Gölpınarlı, Abdülbaki: Simavna Kadısıoğlu şeyh Bedreddin, İstanbul l966. 
  15. Kurdakul, Necdet: Bütün Yönleriyle Bedreddin, İstanbul,1977. 
  16. https://nedir.antoloji.com/seyh-bedrettin/sayfa-1/
  17. https://nedir.antoloji.com/seyh-bedrettin/sayfa-2/
  18. A.D. Lamartıne, Aşiretten Devlete, Histoire la turgua alphonde de la martin, Tercüman Yayınları )
  19. Ali Duran GÜLÇİÇEK,SİMAVNE KADISIOĞLU ŞEYH BEDREDDİN VE EYLEMİ,https://www.aleviakademisi.de/site/conten
  20. Şahamettin Kuzucular,edebiyadvesanatakademisi.com/tasavvuf-ve-tasavvufi-asik-edebiyati/s-bedrettinin-fikirleri-t-munzer-hegel-ve-reform-hareketlerine-tesirleri.html
  21.  

İLGİLİ LİNKLER

KAYNAKÇA 

 

  • [1] Ali Yaman, SİMAVNA KADISI OĞLU, ŞEYH BEDREDDİN, İSTANBUL 1997,)
  • [2] wikipedia.org/wiki/Şeyh_Bedreddin)
  • [3] M.S. : Sicilli Osmanî, cilt II, s. l6 Matbaası Amire, İstanbul 1311
  • [4] Kaamûs ül-âa lâm, s.1254
  • [5] Şakaayik'ı Nûmâniyye, Arapça elyazması, Köprülü Ahmet P. Kütüphanesi, n.1230: s. 27 – 30
  • [6] Gölpınarlı, Abdülbaki: Simavna Kadısıoğlu şeyh Bedreddin, İstanbul l966. )
  • [7] Dr. Hikmet Kıvılcım, KADI İSRAİLOĞLU SİMAVNALI, ŞEYH BEDREDDİN, onergurcan.org/hikmet,kivilcimli/bedreddin.html”
  • [8] Dr. Hikmet Kıvılcım, a.g.e.
  • [9] Katip Çelebi: Cihannüma, Elyazması, No. 170, s. 682. Köprülü Meh. Pş. Kütüphane
  • [10] Yrd. Doç.Dr., Mustafa Sarıbıyık,Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin,www.cafrande org.
  • [11] Ali Yaman, a.g.y.) 
  • [12] Yrd. Doç.Dr., Mustafa Sarıbıyık,Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin,www.cafrande org.
  • [13] Ali Yaman, a.g.y
  • [14] İnalcık, Halil (2008), Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300–1600). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • [15] Hayrullah Efendi , Devlet-i Aliyye-i Osmaniye Tarihi, c.III, Haz.Z.Danışman, İst., 1971, ss.177-179
  • [16] Müneccimbaşı Ahmet Dede, agy, ss.188-191; Oruç Beğ Tarihi, agy, ss.70-72
  • [17] Ali Yaman, SİMAVNA KADISI OĞLU, ŞEYH BEDREDDİN, İSTANBUL 1997,
  • [18] Ali Yaman, a.g.y.
  • [19] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/tasavvuf-edebiyati-asik-ve-divan/seyh-bedrettin-in-fikirleri-t-munzer-hegel-ve-reform-hareketlerine-tesirleri/312
  • [20] Sakaoğlu, Necdet (1999) Bu Mülkün Sultanları, s.65. 68
  • [21] Ali Yaman, SİMAVNA KADISI OĞLU, ŞEYH BEDREDDİN, İSTANBUL 1997,
  • [22] Lamartıne, Aşiretten Devlete, Histoire la turgua alphonde de la martin, Tercüman Yayınları
  • [23] Ali Duran GÜLÇİÇEK,SİMAVNE KADISIOĞLU ŞEYH BEDREDDİN VE EYLEMİ,https://www.aleviakademisi.de/site/conten
  • [24] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.I, Ank., 1994, ss.360-367
  • [25] N.Kaygusuz, agy.
  • [26] N.Kaygusuz, agy, s.101
  • [27] N.Kaygusuz, agy, s.102.)
  • [28] Necdet Kurdakul,Bütün Yönleri ile Şeyh Bedrettin,İst. 1978.S.36-38
  • [29]Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/tasavvuf-edebiyati-asik-ve-divan/seyh-bedrettin-in-fikirleri-t-munzer-hegel-ve-reform-hareketlerine-tesirleri/312
  • [30] Ernest Barker, çev. Mete Tuncay: Bizans'ta Toplumsal ve Siyasal Düşünce. İstanbul 1982: 228
  • [31] Ostrogorski, Georg:  Bizans Devleti Tarihi, Ankara 1981. , s. 471, 478-480
  • [32] Anonim,https://nedir.antoloji.com/seyh-bedrettin/sayfa-1/
  • [33] Şahamettin Kuzucular ,Ş. Bedrettin'in Fikirleri T.Münzer, Hegel ve Reform Hareketlerine Tesirler l )
  • [34] Frederick. Engels, Alman Köylü İsyanları, 76-77,78
  • [35] Nusret Kaygusuz,agy., s.146)
  • [36] Nusret Kaygusuz, agy., s.166)
  • [37] Nusret Kaygusuz ,agy., s.122
  • [38] Nusret Kaygusuz ,(agy., s.151)
  • [39] Nusret Kaygusuz ,agy., s.129
  • [40] Nusret Kaygusuz ,agy., s.161-162)
  • [41] Şahamettin Kuzucular,a.g.e. )

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 


 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış