TÜRKLERDE KALENDERİLİK VE TARİHÇESİ


 

TÜRKLERDE KALENDERÎLİK VE TARİHÇESİ

 
KALENDERÎLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI
 
 
Kalenderilik Emevilerin Arap Milliyetçisi denilebilecek tutumları mevali dedikleri Arap asıllı olmayan Müslümanlara tepeden bakan bir tutuma girmeleri, İslam coğrafyasının genişlemesine paralel olarak gelişen İslamiyet’i yorum konusundaki farklı tutumlar Hint ve Yunan felsefelerinin İslam bilginlerince İslam çerçevesinde yorumlanması gibi farklı etkenlerin tesiriyle ortaya çıkan Tasavvuf anlayışının bir ürünüdür. 
 
Bâyezid-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdadî ve Hallâc-ı Mansur gibi erken dönem tasavvufçuların ilahi cezbeye dayalı tutumları züht ve takva sahibi âlimler tarafından daha o zamanlarda bile Melamilik şeklinde değerlendirilmiş, kalenderilik ise Melamiliğin bir kolu olarak şekillenmiştir. Bâyezid-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdadî ve Hallâc-ı Mansur gibi erken dönem mutasavvıflarının görüşleri Irak ve Bağdat merkezli yayılma alanıyla İran ve Horasana da sirayet ettiği belli olmaktadır. Tarihten günümüze doğru bakılarak yapılan bir değerlendirmede Tasavvufun mevali tabir edilen Arap asıllı olmayan ve sonradan Müslüman olan İslam milletlerinde daha çok rağbet gördüğü ve yayıldığı görüşüne karşı çıkmak zordur.
 
Melamilik olarak şekillenen tasavvuf kanadından doğan kalenderilik üzerinde Hint ve İran mistisizmin etkisi büyüktür. Kalenderiler üzerinde en geniş araştırmayı yapan Ahmet Ocak'ın da bu yöndeki tespitlerine Prof. Dr. Fahri Unan'da katılarak bu tesiri şöyle ifade eder. " İlk Kalenderî şahsiyetlerinin Budist, Zerdüştî ve Maniheist kültür çevrelen ile sıkı bir ilişki içinde bulunduklarını, söz konusu kişilerin giyim-kuşamdan dünyaya bakış tarzlarına kadar bu çevrelerin derinden etkisi altında kaldıklarını" [1] kabul etmektedir. "
 
Türklerdeki kalanderilik anlayışındaki İslamiyet öncesi Türklerin düşünme ve inanç biçimlerinin etkisi üzerinde hemen hemen hiç durulmamıştır. Fakat Melamilik, kalenderilik gibi tarikatları benimseyen Türk kitlelerinin genellikle İslami yeti sonradan kabul eden, İslami yeti seçtikleri halde İslamiyet öncesi dönemdeki törelerine bağlı kalmayı da tercih eden Türk zümreleri arasında daha çok yayıldığı üzerinde pek durulmamıştır. Bu açıdan bakıldığında Abdalan'ı Rumların İslamiyete rağmen törelerini yaşatmakta direnen veya bu sebepten kalenderi olan Türkler arasında yaygın olduğu bir gerçektir. İlk bakışta kalenderilerin yaşama ve düşünme biçimleri ile İslamiyet öncesi Türklerle bir irtibat yokmuş gibi görünse de kaidelere lakayt kalan Türk zümrelerinin kalenderilik, Melamilik, Bektaşilik heteredoks veya marjinal İslami gruplar arasına katıldıklarını veya duaları bile Türkçe okumakta direnen Alevilik gibi mezhepleri tercih ettiklerini kabul etmek daha doğru olacaktır.
Kalenderilik düşüncesinin melamilikten zuhur ettiğinde pek çok araştırmacı hemfikirdir. Melâmetîlik, Abbasî İmparatorluğundaki Mevali tabakasına mensup esnaf kesiminin mistik hareketidir. Bu hareket, Sâmânoğulları ile, başta Gazneliler olmak üzere çeşitli Türk zümrelerinin sürekli hakimiyet mücadelelerine sahne olan bir bölgede, Mâverâünnehir'de yerleşip kök salmıştır. ([2]) Bu cümlelerden de anlaşılacağı gibi Melamiliğin ortaya çıkış zamanı Türklerin İslamiyeti henüz kabul ettiği ve etmekte olduğu 10. ve 11 yy içerisindedir. Melamilik İlk Müslüman Türk devletlerinin hakimiyetindeki bölgelerde ortaya çıkmıştır. Nitekim A. Yaşar Ocak da bu etkinin izlerine işaret etmektedir. " Haydarîlik! in kurucusu Şeyh Kutbu'd-Dîn Haydar'ın, bugün bile bütün Türk dünyasının tanınmış ve etkili bir sûfî sîmâsı olan Ahmed-i Yesevî ile bağlantısı tesbit edilmektedir. [3]
 
Kalenderilik üzerindeki Hintİran, hatta Yunan felsefelerinin izlerini arayan, batınıliğe dair işaretleri inceleyen araştırmacılar Melamilik ve dolayısı ile Kalenderilik anlayışındaki İslamiyet öncesi Türk inanç izlerine dair kalıntılardan bahsetmekten yüksünmektedirler. Türk dünyasındaki bütün tarikatların kökenini Ahmet Yesevi ve Yesevilik’e dayandırmakta görüş birliğinde olunmasına rağmen Kalenderilik Alevilik gibi zümrelerin inançlarına sirayet eden İslamiyet öncesi izlerin belirlenmesinden özellikle kaçınılmaktadır. Nitekim bu konuya işaret eden araştırmacılar da az değildir. "Ahmet Yesevî’ye dayandırılan halk İslamının heterodoks kanadı, Yesevî’nin dervişleri aracılığıyla Anadolu topraklarına ulaşmış ve yapısındaki İslâm öncesi inanç motifleri nedeniyle daha çok sınır boylarındaki Türkmenler arasında kabul görmüştür."[4]
Türklerin Kalenderilik üzerinde fikri katkılarının olmadığını kabul etsek bile kalenderiliğin İslami yaşayışı benimsemekte zorlanan ve geleneklerine uygun yaşamakta direten, göçer Türkmenlere uygun geldiği tartışmasız bir gerçektir.
 
Kalenderiliğin Anadolu’da ortaya çıkışı İran ve Horasandan gelen Yesevi dervişlerini 13 yy dan itibaren Anadolu’da köy köy , il il örgütlenmişler Yesevi kökenli olmakla beraber değişik adlar altında tarikatlar ve dergahlar kurmuşlardır.[5] Kalenderilik Mevlânâ Celaleddîn Rûmî ile başlayıp Yunus Emre ile şekillenen heterodoks ve marjinal anlayışlardan şekillenmiştir. Ahmet Yaşar Ocak, Türk Barak Baba, Sarı Saltuk gibi Kalenderî/ Haydarî şeyhleri nedeniyle Yunus’un da bir Melâmetî-Kalenderî şeyhi olduğunu söyler [6]"
Zahiri bir tasavvuf perdesi altında, ekserisi aşağı tabaka mensubu, Türkmen boyları arasında haddini aşan, şii akaidini ve batını fikirleri neşreden" bir zümre olarak tarif eder. [7]Buradan da anlaşılacağı gibi kalenderiler ile Şiilik ve batınılik arasında sıkı bir bağ vardır. Şiiliğin Şamanizim inancı ve geleneklerinden vaz geçmeye pek niyetli olmayan Türk boyları arasında ragbet gördüğü ve tercih edildiği genel kabul görmüş bir gerçektir. O halde kalenderi dervişliğinin yayılma alanlarında da aynı sebepleri aramak mantıksız olmayacaktır.
 
Kalenderîler Abdâlân-ı Rûm yahut Rum Abdalları adıyla da tanınmışlar Osmanlı fetihlerinde önemli roller üstlenmişler [8]ama bilhassa 16 yy.dan itibaren Osmanlılara karşı olan isyanların içinde olmaya başlamışlardır. Rumeli'deki fatihlerin ve akıncı beylerinin etrafında Yenice Vardar, Belgrat ve Yahya'da 16 yy dahi kalenderi dervişlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.[9])     Önemli bir divan şairi olan Hayreti, Evranos ve Mihailoğlu beylerinin himayesini gören kalenderi bir şairdir. Hemşehrisi olan Usuli ve Hayalinin de bu bölgede yetişmiş olması, Kanuni zamanında dahi kalenderi dervişlerinin varlığını ve nerelere kadar ulaştıklarını ispat etmesi bakımından çok önemlidir. Kalenderilik Kanuni zamanında yok edilecek düzeyde takibata uğruyorken Usuli ve Hayali'nin hatta bir ara Hayretinin bile Kanuni'nin meclislerine kadar ulaşabilmeleri oldukça düşündürücüdür.
Anadolu'daki kalenderilik Irakta ortaya çıkıp Horasanda yayılan seçkin ve üst sınıf tasavvufçuların anladığı şekildeki bir kalenderilik olamamıştır. "Kalenderîlik, İran'da Kalenderiyye adıyla ortaya çıkan bir tarikatı değil, Yeseviyye, Haydarîyye, Vefâiyye ve benzeri sûfî teşekkülleri de kucaklayan bir büyük mektebi kastetmektedir. [10]
 
KALENDERİLİK HAKKINDA BİLGİ VEREN KAYNAKLAR
 
Tasavvufi kaynaklar dışında Avrupalı seyyahların yazmaları Kalenderiler hakkındaki malumatlar vermişlerdir. Kalender-ilerden söz eden bilinen en eski kaynak Baba Tâhir-i Uryan'ın eserleridir. Aynı çerçevede Hâce Abdullah-ı Ensârî'nin farsça Risâle-i Kalendernâme 'si, Hatib-i Farisi'nin Menâkıb-ı Cemâlü'd-Din-i Sâvî adlı eseri, Otman Baba ve etrafındakileri anlatan Küçük Abdal'ın Velayetnâme-i Otman BabasıBektaşi menakıbnâmeleri, Abdurrahman Cami'nin Nefahât ı gibi sufi tabakat kitapları, İbn Batuta gibi Arap seyyahların eserleri, onbeşinci yüzyıldan itibaren Clavijo'nun Kadiz'den Semerkand'a Seyahat, Nicolas de Nicolay'ın Les Navigations et Peregrinations, Salomon Schweigner'in Constantinopel , Antonio Menavino'nun I Costumi et La Vita Turchi'' gibi Avrupalı seyyahların eserlerinde Kalenderiler ile ilgili malzeme bulmak mümkündür. 
 
KALENDERÎLİĞİ OLUŞTURAN UNSURLAR
 
Kalenderiliği Hind-İran mistisizmi ile tasavvufun sentezi oluşturmaktadır. Bu sentez içinde İran'daki Hurufilik, Melamilik gibi çeşitli unsurlar yer almaktadır. Kalenderiler, mala mülke ve şöhrete önem vermeyen, toplumdan önemli ölçüde kendilerini tecrid etmiş, kanaat anlayışına sahip bir topluluktu. Hayat tarzları ve dış görünüşlerinde gezgin Budist, Zerdüşti ve Maniheist rahipler gibiydiler. Avrupalı seyyahlar Kalenderilerin "Şâh-ı Merdan aşkına!" diyerek dilendiklerini yazmaktadırlar.
Cemâlü'd-Dîn-i Sâvî'den, sonra Kalenderliğin Mısır, Suriye, Irak, İran, Orta As­ya ve Hindistan'da nasıl bir gelişme kaydettiğini ana hatları ile ele aldıktan sonra, varlıklarını XVII. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırlan içinde de devam ettiren ve birer Kalenderî tarîkatı olan Haydarîlik, Câmîlik ve Nîmetullâhîlik ele alır. [11]Bu üç tarîkat, esas olarak İran coğrafyasında şekillenip buradan İslam dünyasının öteki bölgelerine yayılmıştır. Bunlardan Haydarîlik'in Türkler arasında ayrı bir yeri bulunduğu görülmektedir. Çünkü, A. Ocak'ın, ünlü şâir Ali Şir Nevâyî'ye dayanarak [12]bildirdiği gibi Haydarîlik'in kurucusu Şeyh Kutbu'd-Dîn Haydar'ın, bugün bile bütün Türk dünyasının tanınmış ve etkili bir sûfî sîmâsı olan Ahmed-i Yesevî ile bağlantısı tespit edilmektedir. Osmanlı sahasındaki tanınımış isimler Kaygusuz Abdal, Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli) ve Seyyid Rüstem, Sultan Şucâud-Dîn (Sultan Varlığı) ve Otman Baba (Hüsam Şah)'dır.
 
KALENDERİLİK KOLLARI, DÜŞÜNCESİ VE EDEBİ YANSIMALARI
 
Farklı adlar taşımalarına rağmen Anadolu ve Rumeli'ndeki kalenderi tarikatlarının pek çok ortak yönleri bulunmaktadır. Kaynaklardaki bilgilerden hareketle Anadolu ve Rumeli’deki kalenderileri yedi kola ayırmak mümkündür. Bunlar: Kalenderler veya Kalenderiler, Haydarîler, Rum Abdalları, Camiler, Torlaklar, Şemsîler, Nîmetullâhîlerdir. Bu gruplardan Rum Abdalları ve Torlaklar, Osmanlı topraklarında doğmuş olan zümreler iken, diğerleri bilhassa İran'dan Anadolu'ya intikal etmişlerdir. Yedi kola ayrılmış olmalarına rağmen bütün bu kalenderi cemaatlerinin hepsinin ortak davranış şekilleri, kıyafetleri, düşünme biçimleri ve tavırları vardır. Bu davranış, adet, tavır, alışkanlıkları ve fikirleri yüzünden halkın ve yönetimin tenkit ve takibine uğramaya başlamışlardır.
Prof. Fahri Unan bu davranışları şu şekilde özetler.  "Sürekli gezmekte, dilenmekte, sıra dışı bir kıyafetle dolaşmayı tercih etmekte; esrar ve içki içmekte, büyük bir kısmı saç, sakal ve bıyıklarım kazıtarak dolaşmakta, falcılık yapmakta; hemen hepsi şerî ahkâma pek riâyet etmemekte, içlerinde zaman zaman homo-seksüeller görülmekte, kezâ zaman zaman gezdikleri çevrelerde halka zarar vermekten çekinmemektedirler." [13] Kalenderilerin yaşama biçimleri ve anlayışlarını Hayreti, Usuli, Mesihi gibi şairlerin şiirlerinde de görmek mümkündür.
 
Kapına vardıkça incinme, Mesihi'ye dedim
Dedi ki: vacip değil varmak, kalender Ka'be ye  Mesihi
 
Kalenderiler sevgililerinin ve mahbuplarının yüzünde Huda'nın güzelliğini görürler. O yüzden sevgilinin kapısına gelmek Ka'beyi ziyaret mertebesinde görülmektedir. Beyitte Nesimi'nin gelişinden hoşlanmayan sevgilisi Kalenderlerin Ka'beyi ziyaret etmeyi vacip görmediklerini ima ederek Mesihi'yi kibarca kapıdan kovması anlatılmaktadır.
 
Ehl-i aşk içre namaz olmaz diye ta'n eyleme
Sûfiye saf-i derûn ile niyaz olur namaz.    Hayreti
 
Aşk ehli olan bu meclisin içinde namaz kılmak olmaz diye beni ( ta'n etme) ayıplama, Ey sufi, Namaz kalbi temiz olanlar ile bana yalvarır. ( Ben namaza niyaz etmem, namaz bana niyaz eder)
 
Bî-vefâdur kahbe dünya gibi bunlar bunlara
Kulluk eyleyen gidilerüñ perestârın s. . . m Hayreti [14]
 
Vefasız ve kahpe dünyaya ile dünyanın malına mülkü için kulluk edenlere küfreden Hayreti’nin bu beytinde kalenderilerin dünyaya, yönetime ve baş eğenlere takındığı tavır kalenderiliğin avare, başıboş, özgür hayat anlayışını ifade eder. Kalenderîlik, derviş-meşrep, alevi-mezhep özelliklerini tamamlayıcı niteliktedir.[15] Kalenderîliğin zühd ve takvaya değil cezbeye önem veren İslâm anlayışı ve muhalefet etmeye yatkın, hayata bağlı, sosyal adaletsizliklere duyarlı, kaybedecek bir şeyi olmadığı için gördüğü yanlışları eleştirmekten çekinmeyen kişilik özelliklerini ortaya çıkarmıştır. M. F. Köprülü: " Rum Abdallarının “her manasıyla müfrit Alevî” ve “On iki imamı kabul etmek suretiyle İsnâaşeriyye’den olduklarını”nı söyleyerek dini algılayışlarını “müfrit şii ve Alevi” kelimeleriyle ifade etmiştir.[16]
 
Pek çok kalenderi dervişinin divan ve halk şiirine katkıları olmuştur. Bunlar arasında Kaygusuz Abdal, Otman Baba, Muhiddin Abdal, Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli) ve Seyyid Rüstem, Sultan Şucâud-Dîn, Sadık Abdal, Seher Abdal, Muhyiddin Abdal, Koyun Abdal, Kalender Abdal. Hayreti, UsuliHayali, Yetimi, Haydari, Yetim Ali Çelebi, Işık Şemsi, Virani, Askeri, Fazli, Gülşeni, Kelâmi, Temennayî gibi divan ve halk şairleri vardır[17]
 
KALENDERİLİĞİN SONU 
 
Fatih zamanına kadar devletle iyi geçinen kalenderiler karşılıklı fayda ilişkilerine dayalı bir dostluk içindeydiler. Osmanlılarla kalenderilerin imparatorluk haline gelene dek iyi anlaştıkları açıkça ortadadır. İstanbul un fethine iştirak eden kalenderiler için Fatih'in bir zaviye açtığı kayıtlardan anlaşılmaktadır. Başkentini İstanbul yapan imparatorluğun eğitim gerektiren yönetim anlayışında cahil kalenderilerin yapabilecekleri bir katkı kalmayınca devletle ters düşmeye başlamışlar bu defa isyanlara katılır olmuşlardır. Devletin kalıcı olmak için ve imparator devlet olmaya uygun müesseseler kurmaya, Beyliklerin, bey sülalelerinin ve batını zümreleri etkisizleştirerek uzun süreli bir imparatorluk ve egemen güç haline gelme politikasına girmesiyle İranla olan savaşlarda Kalenderi ve alevi cemaatlerin Şah yanlısı bir politikaya yönelmesi, kalenderiler üzerindeki baskının dozunu arttırmıştır. Kalenderilerin Yavuz ve Kanuni zamanında şiddetle takibata uğradıkları, cezalandırıldıkları görülür. Bu baskılar neticesinde 17. yy dan itibaren varlıklarının git gide ortadan kalktığı etkilerinin silinmeye başladığı görülmüştür.
 
SONUÇ
 
Melamilikten kaynaklanan Kalenderilik Gazneliler ve Samanoğulları gibi Türk devletlerinin hâkimiyet sahasındaki Horasan'da inkişaf etmiş, bazı Yesevi dervişlerinin fikri ve ictihadi katkılarıyla ( Haydarilik) Türkler arasında da yayılmaya başlamıştır. Yesevi ve Melamilik Horasan’dan Anadoluya taşınmış Mevleviler ve Yunus'un tesirleri altında heteredoks yapılı Anadolu tipi kalenderilik ortaya çıkmıştır.
 
Anadolu'daki kalenderilik "Şems-i Tebrîzî, Evhadüd-Dîn-i Kirmânî ve Fahrüd-Dîn-i Irakî gibi, gerçeklen yüksek tasavvufi fikirlere ve engin bir mistik tecrübeye sahip, ilimden nasibini almış şahsiyetlerin Kalenderîlik anlayışlarından tamamen uzaklaşmıştır. Baba adı verilen şehirli hayattan uzak göçebe Türkler arasında yaygınlaştığı anlaşılmaktadır. Yüksek tasavvuf kültürüne sahip mutasavvıfların kalenderilik anlayışı göçebe, geleneklerine bağlı Türk zümreleri arasında İslami yaşayış biçimlerinden ve ibadetlerinden kaçınmanın bir yolu olarak algılandığı ve bunun için benimsendiği söylenebilir.
Kalenderiliğin bilhassa İslamlık öncesi inançları ve yaşama biçimini sürdürmekte dirençli olmaya çabalayan tutucu Göçebe Türk oymakları arasında rağbet gördüğünü rahatlıkla iddia edebiliriz. Başlangıçta devletin yayılmasında ve kurulmasında öncü olan, 15 .asıra kadar İslamiyet’in yayılması için cephe önlerinde akın ve savaşlara katılan Rum abdallarının ve kalenderiler bu yy dan itibaren devlet ve yönetimle sürtüşmeye başlamışlar isyanlar çıkarmışlar veya isyanlara iştirak etmeye başlamışlardır. Şer'i kaidelere hiç uymayan , içki içmekten çekinmeyen kalenderilere Selçuklularla birlikte Sünni mezhebi benimseyen Osmanlı alimleri ve yönetimi 15. yy dan itibaren Kalenderi zümresini yok etme politikasına yönelmiştir. 17. yy dan sonra da kalenderi varlığı hissedilir bir şekilde ortadan kalkmış gözükmektedir.



 
FAYDALANILAN KAYNAKLAR

 
  • A.Talat Onay" Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar", İst. 1996, 
  • HİCLÂL DEMİR, ÇAĞLARINI ELEŞTİREN DÎVAN ŞAİRLERİ: HAYRETÎ - USÛLÎ - HAYÂLÎ, Master Tezi,Bilkent Üniversitesi, Ankara,2001 https://www.thesis.bilkent.edu.tr,
  • Prof. Dr. Fahri UNAN,"TÜRKİYE'DE KÜLTÜR TÂRİHİ ARAŞTIRMALARI VE TÜRK HETERODOKSİ TÂRİHİNE FARKLI BİR BAKIŞ, /yunus.hacettepe.edu.tr/
  • Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler, Türk Tarih Kurumu Basımevi-Ankara, 1992
  • Şahametin Kuzucular /divan-siiri/hayreti-hayati-edebi-kisiligi-siirleri.edebiyadvesanatakademisi.com,html
  • M.F.Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1991.
  • Ahmet Yaşar Ocak, Türk Sufîliğine Bakışlar,
  • Ahmet Necdet. Tekke Şiiri. İstanbul: İnkılâp Kitabevi, 1997.
  • Köprülü, Fuad. “Abdal”. Türk Halk Edebiyatı Ansiklopedisi."Kalenderilik",
  • Bkz İsen, Mustafa. “Akıncılığın Türk Kültür ve Edebiyatına Katkıları”. Türkiye Günlüğü. 49 (1998): 88-96.
 
 
 İLGİLİ BAŞLIKLAR- LİNKLER 
 
KAYNAKÇA 

[1] Prof.  Dr. Fahri UNAN,"TÜRKİYE'DE KÜLTÜR TARİHÎ ARAŞTIRMALARI VE TÜRK HETERODOKSİ TÂRİHİNE FARKLI BİR BAKIŞ, /yunus.hacettepe.edu.tr/) HORASANDAN ANADOLUYA TÜRKLERDE KALENDERİLİK

[2] Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sûfîlik: Kalenderiler, Türk Tarih Kurumu Basımevi-Ankara, 1992.
[3] (Ahmet Yaşar Ocak, s. 40-41)
[4] HİCLÂL DEMİR, ÇAĞLARINI ELEŞTİREN DÎVAN ŞAİRLERİ: HAYRETÎ - USÛLÎ - HAYÂLÎ, Master Tezi,Bilkent Üniversitesi, Ankara,2001 https://www.thesis.bilkent.edu.tr,) 
[5] M.F.Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1991.) 
[6] ( Ahmet Yaşar Ocak, Türk Sufîliğine Bakışlar, shf.(119-21). Ahmet Talat Onay kalenderileri:
[7]  A.Talat Onay" Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar", İst. 1996, Shf.300-301)
[8] Bkz İsen, Mustafa. “Akıncılığın Türk Kültür ve Edebiyatına Katkıları”. Türkiye Günlüğü. 49 (1998): 88-96.) 
[9]Şahametin Kuzucular /divan-siiri/hayreti-hayati-edebi-kisiligi-siirleri.edebiyatvesanatakademisi.com,html 
[10] Ahmet Yaşar Ocak. a.g.e.)
[11] A.Yaşar Ocak, s. 35-58).
[12] (A.Yaşar Ocas. 40-41).
[13] Prof. Dr. Fahri UNAN, a.g.y. )
[14] Şahametin Kuzucular /divan-siiri/hayreti-hayati-edebi-kisiligi-siirleri.edebiyatvesanatakademisi.com,html )
[15] .( HİCLÂL DEMİR, ÇAĞLARINI ELEŞTİREN DÎVAN ŞAİRLERİ: HAYRETÎ - USÛLÎ - HAYÂLÎ, Master Tezi,Bilkent Üniversitesi, Ankara,2001 https://www.thesis.bilkent.edu.tr,)
[16] M. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1991., Shf.31)
[17] Ahmet Necdet. Tekke Şiiri. İstanbul: İnkılâp Kitabevi, 1997.)
 
 
Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 
 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış