Ferruh Başağa Hayatı ve Ressamlığı



 

Ferruh Başağa

Ferruh Başağa ( d. 1914, Karagümrük,  İstanbul - ö. 24 Aralık 2010 İSTANBUL)) Türk Ressam

Ferruh Başağa’nın babası hukukçu Aziz Bey, annesi ise I. Meclis-i Mebusan'da Bosna mebusu olan Fehim Bey’in kızı Emine Hanım'dır.[1] Babası Aziz Bey, Trablusşam'da İngilizler'e esir düştüğü için annesi tarafından büyütülmüştür.

1914 yılında İstanbul  Karagümrük’te doğan Ferruh Başağa İlköğrenimine İstanbul'da Ayastefanoz İlkokulu’nda başlamış, daha sonra Kumkapı’da Fransız Frerler Kolejine devam etmiştir.[2] İlköğrenimini bitirdikten sonra 1922 yılında Bosnalı olan ailesiyle birlikte Saraybosna’ya taşınmış ve  burada Teknik Okul’un Elektro-mekanik bölümünden mezun olmuştur.[3]  Daha sonra ailesi ile tekrar yurda dönen Ferruh Başağa Teknik lise mezunu olarak yurda döndüğünde bir yıl süre ile Beşiktaş 'taki Nuri Demirağ'a ait  Uçak Fabrikası'nda çalışmıştır. [4]O sıralarda  şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümüne öğrenci olarak kaydolur.  1936 Önce  Nazmi Ziya Güran  atölyesinde[5], daha sonra Léopold-Lévy atölyesinde resim eğitimini sürdürmüştür.

Dört yıl boyunca Zeki Kocamemi, Nazmi Ziya Güran ve Leopold Levy'nin öğrencisi olarak bu okulda öğrenim gördü. [6]  Bu okuldan  1940 yılında birincilikle mezun olmuştur. [7] O yıllarda birincilikle mezun olan öğrenciler Avrupa bursu kazandığı halde, Başağa İkinci Dünya Savaşı çıkınca Avrupa’ya resim eğitimi almaya gidememiştir. [8] Ferruh Başağa bu günleri şu şekilde dillendirir. " “…1940’ta mezun olduğum zaman Cemal Tollu seçici kuruldaydı. Çıktıktan sonra bana geldi, ‘Tebrik ederim, dedi. Haydi, Avrupa’ya gidiyorsun, kazandın.” Birincilikle mezun olduğumu ve Avrupa’ya gideceğimi söylemişti. Ancak 15-20 gün sonra II. Dünya Savaşı tam olarak Avrupa’da patladı. Benim durumumu daha sonraya bıraktılar, sonra da olmadı ben askerdim… Bu nedenle Avrupa’ya gidemedim. Sonra askerliğimi yaptım 1941-42-43’te askerliğimi Halıcıoğlu’nda yaptım.” [9] [10]

Ferruh Başağa askerlikten döndükten sonra Resim ve  Heykel üzerinde eğitimini sürdürmek istemiştir. Bu amaçla yeniden çalışmalara başlar. 1943 yılında bu kez Yüksek Resim Bölümüne kayıt olarak  Zeki Kocamemi  atölyesinde çalışmalarını sürdürmüş, [11]heykel bölümü atölye hocası Rudolf Belling ile de çalışmıştır. [12]

Yüksek Resim Bölümü’ne  Nuri İyem  TURGUT ATALAY,  Ressam Selim Turan'ı, Agop Arad,  Ressam Avni Arbaş  Mümtaz Yener,  Fethi Karakaş ve Haşmet Akal ile birlikte çalışmaya ve eğitimine devam eder.  Bir yıl sonra aralarına  Abidin Dino’ nun da katılımıyla " Toplumcu Gerçekçiler " anlayış gözetilerek YENİLER- LİMAN GRUBU ‘nun kurucuları arasında yer almış ve grubun tüm etkinliklerine katılmaya başlamıştır.  Sanatçı 1945 yılında CHP’nin Yurt gezileri kapsamında Konya’ya gider ve Konya resimleri yapar.

Müstakil Ressamlar Birliği üyeliği de yapan sanatçı, ilk sergisini İstanbul’ Beyoğlu Kitap Sarayı’nda açtı. Sanatçının eserleri, bir yıl sonra UNESCO tarafından Musée d'Art moderne de la Ville de Paris’te açılan sergide yer aldı. İngiltere, Fransa ve Hindistan’da sanat fuarları ile karma sergilere katılan sanatçı, Soyut kavramı ile 1947 yılında tanıştı. 1949’da Devlet Resim ve Heykel Sergisi’ne soyut resim ile katılıp; birincilik ödülü alan ilk sanatçıdır. 1950 yılında kurulan Ressamlar ve heykeltıraşlar Derneği'nin de kurucu üyeliğinde bulundu.1956’da Büyük Millet Meclisi’nin yurt gezilerine katılmıştı. Bir ara Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde memur olarak çalışmış, daha sonra 1952-54 yıllarında Taksim’de Yeni Kolej’de resim ve sanat tarihi öğretmenliği yapmış, 1970 yılına dek serbest olarak çalışmıştır.  1971-1981 yılları arası İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde Vitray ve Mozaik atölyelerinde hocalık yaptı.[13]

1980 yılında Geometri ile ilgilenmeye başlayan ve "Geometri bir problemdir. Ben problem dışına çıkarak geometrinin estetiğini aradım". Diyen Başağa , "Geometrinin Sonsuz Estetik Olasılıkları"nı keşfetmeye İstanbul’daki atölyesinde sürdürdü. Başağa, 24 Aralık 2010'da vefat etti. 27 Aralık 2010 pazartesi günü Teşvikiye camisinde kılınan cenaze namazının ardından Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verildi. [14] Ferruh Başağa, yurtiçi ve yurtdışında 100'ün üzerinde kişisel ve karma sergide yer aldı, birçok uluslararası yarışmaya katıldı ve çeşitli yarışmalarda jüri üyeliği yaptı.[15]

Çok sayıda kişisel sergi açan ve yurtiçi ve yurtdışında pek çok sergiye katılan sanatçı çok sayıda resim yapmış tuval üzerinde araştırma ve çalışmalarını uzun yıllar sürdürmüştür. [16]
 

Sanat Anlayışı;

Ferruh Başağa'nın esim Sanatını iki döneme ayırmak mümkündür. Yüksek resim bölümüne gittiği süreye kadar olan dönemi " Öğrencilik Dönemi " olarak adlandırılır. Bu dönemde klasik resim anlayışı ile  çeşitli natürmontlar, peyzajlar, portre ve  nü'ler yapmıştır. Şeyda Üstünipek, adı geçen yazısında bu dönemi şu şekilde analiz eder.

"Ferruh Başağa, öğrencilik devresi olan 1936-1947 arasında portre, manzara, nü ve natürmort konulu resimlerinin yanında Balıkçılar gibi günlük yaşam temalarını da işlemiştir. Bu resimlerin çoğu yağlıboya ve bazıları da gravür tekniğindedir. Sanatının erken dönemine Plaj (1938), Manzara (1938), Peyzaj (1940), Nermin Başağa Portresi (1940), Nü (1940) adlı çalışmaları örnek olarak verilebilir. Başağa’nın sanatının oluşma sürecini gösteren bu resimlerde doğayı ele alış biçiminde Nazmi Ziya Güran ve Lévy’nin sanat anlayışının etkileri hissedilmektedir. Doğayı anlamak ve yorumlamak üzere onu analiz eden akışkan çizgilere sahip bu resimlerin sonrasında sanatçı öğrenciliğinin ikinci devresi olan Yüksek resim eğitiminde Zeki Kocamemi’nin geometrik biçim ve konstrüktivist yaklaşımı ve Belling’in heykelindeki Kübizimin etkilerini sanatında yoğurmaya başlamıştır. "[17]

Şeyda Üstünipek, adı geçen yazısında  bu dönemi  hakkında Başağa'nın kendi görüşlerini içeren şu alıntıya yer verir.“…Belling, Avrupa için de çok önemli bir heykeltıraştı, çünkü Kübizimi heykelde tam olarak uygulayan yegâne heykeltıraştı. Ondan çok faydalandım… Ben teknik okulu bitirdiğimde dizaynım kuvvetli idi. Konstüktivizmi de o nedenle benimsedim. Zeki Kocamemi’den kostrüktivizm üzerine dersler aldım özel olarak da konuşmalarımız, çalışmalarımız oldu, ondan da çok yararlandım…” [18]

 "Ben konuşarak değil, düşünerek üreten bir kişiyim." diyen Başağa, resim saantımızda soyut resme getirdiği yaklaşımla yer almış bir sanatçıdır. 1947 yılından sonra soyut resimle ilgilenmeye başlayan sanatçı, 1949 yılında Türkiye’de ilk defa açılan Devlet Resim ve Heykel Sergisi’ne soyut resimleriyel  katılan ilk ressam olarak dikkati çekmiştir. Resimlerinde soyut düşüncelerini betimleyen  Başağa, ç.eşitli arayışlardan sonra 1980 yılında geometrik fiğürlerlerle  ilgilenmeye başladı. "Fakat geometriden faydalanarak değil, geometri düşüncesinin içine dalarak çalışmalarına devam etti."  Sanatçı bu yaklaşımını şöyle özetliyor: ”Geometri bir problemdir, ben problem dışına çıkarak geometrinin estetiğini aradım"[19]  Resimde geometrik arayışlar ve Kübizim ile ilgili çalışmaları Türk resim taraihi açısından kıymetli örneklerdir.

"Ferruh Başağa soyutu biçimsel değil, düşünsel zeminde ele alan bir ressamdır. Başağa, Türk resim tarihinde soyut resim açıısndan en önemli ve ilk ressamlardan birisidir.  Sanatçı kendi soyut resimanlayışını şu şekilde izah etmektedir.  "Soyut Sanat ressamın aklında şekillendirip yarattığı bir eserdir ve bu açıdan düşünceye ve akla dayanan çağımızı simgeler. Soyut Sanatta bilinenleri taklit etmek yoktur; durağanlık yoktur. Ressamın düşüncesinde yarattığı biçim ve renkleri tuvale yansıtmasıyla ortaya çıkan canlılık ve hareket çağımızın değişken ve dinamik yaşamına tümüyle uygundur"  [20]

Başağa'nın eserleri Yeni Delhi'den Münih'e, Paris'ten New York'a dünyanın çeşitli müze ve koleksiyonlarında yer almaktadır. [21]