Hamit Görele Hayatı ve Resim Sanatı




Hamit Görele

 

(d. 1903 veya 1900, Görele - ö. 6 Haziran 1980, İstanbul) Türk ressam.

1900 veya 1903 yılında yılında Görele’de doğdu. İlk ve ortaokulu Gümüşhane’de okudu. Lise öğrenimini İstanbul’da bitirdi. 1922 yılında Babasının isteğine uyarak girdiği (bugün LT.Ü. olan) Mühendislik mektebinden 2 yıl sonra ayrılarak Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi. [1] Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde (1923) öğrenim gördü. 1928 ‘de Akademiden mezun olduktan sonra Hikmet Onat ve Çallı İbrahim ile çalışmalar yaparken Amerikan Kız Koleji’nde ve Galatasaray Lisesinde Resim Öğretmenliği yaptı.

Soyadı doğduğu yerden ötürü “Görele”dir. Nüfus kâğıtları yeni harflerle doldurulduğunda, yanlışlık la “Görel’ yazılmış, bu yüzden uzun süre tablolarına da “Görel” diye imza atmak zorunda kalmıştı. [2] Askerlik görevini yaptıktan sonra asıl hevesi olan resmi ön plana alarak Güzel Sanatlar Akademisine gitmeye başlamıştı. Orada Hikmet Onat ve İbrahim Çallı atölyelerinde çalıştı. Hamit Görele,1928 yılında Avrupa Resim Yarışmasını ikincilikle kazanınca Maarif Vekâleti tarafından Fransa’ya tahsile gönderildi.   Başvuru için yaşı önce büyük bulunduysa da, Milli Eğitim Bakanlığının açtığı yarışmayı kazanarak resim öğrenimini tamamlamak üzere Paris’e gönderildi. İlk başında Julian Akademisinde, sonra ünlü André Lhote atölyesinde çalıştı. [3]

Paris'te kaldığı yıllarda André Lhote atölyesinde resim çalışmaları (1929) yaptı. Paris’teki başarılarından dolayı 16.2.1929’da Maarif Vekâletinden takdirname aldı. [4] Yurda dönüşünde çeşitli il ve ilçelerde resim öğretmenliği yaptı. Türkiye'de ve dış ülkelerde resim sergileri açtı. İkinci Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde üçüncülük ödülü alıp, Çağdaş Türk Ressamları Cemiyeti tarafından yılın ressamı (1968) seçildi. 1975'te devlet "onur belgesi", 1980'de Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde başarı ödülü aldı. [5] Hamit Görele, Devlet Onur Belgesi” verilen iki ressamdan (öteki Eşref Üren) biriydi. [6]
Başlangıçta André Lhote'un etkisinde kübizme yakın resimler yapan Hamit Görele, sonraları izlenimciliğe kaymış non-figüratifi geometrik olanaklarla birleştirerek, konstrüktivist yapıtlar da ortaya koymuştur.[7]
Doğum tarihi 1903 olarak yazılır ama bir formalite gereği yaşını küçültmek zorunda kalmış olduğu muhtemeldir. Yaşını küçültme hadisesi büyük ihtimalle yaşı büyük olduğu için Paris'e gidebilmek maksadıyla küçültülmüş olmalıdır. 1897 doğumlu Eşref Üren’den üç yaş kadar büyük olması gerektiğinden doğum tarihini 1900 olarak kabul etmek gerekecektir. Bu durumda, Görele önde gelen Türk ressamları içinde en yaşlısıydı. [8]

1932’de Paris’te “Grande Gal Moderne’de düzenlenen ve yüzyılımızın ünlü sanatçılarını bir araya getiren bir sergide “Firavun’un Karısı” ve “Odalık” adlı iki yağlıboyası Cézanne, Matisse, Picasso, Bonnard, Lhote ve Soutmne gibi ünlü ressamların yanında ve arasında bu sergide yer aldı. Hamit Görele Paris’e Türkiyeden bir Cézanne, Matisse ve Bonnard sevgisiyle gitmiş, fakat Picasso ve Braque’anın etkisinde kalmaya başlamıştı. [9]Görele, Andre Lhote atölyesinde ve Akademie Moderne ‘de dört yıl çalıştıktan sonra 1933 ‘te yılında tekrar Türkiye'ye döndü. 

Paris dönüşü ilk sergisini Temmuz 1933’de Galatasaray Lisesinde açtı.  Fransa'da iken resim anlayışında Geçirdiği evrimi kendi şöyle anlatıyordu: “Klasik sanat anlayışına karşı ilk isyan bayrağını açan, arabasından tabancasını havaya sıka sıka ‘Picasso geliyor!’ diye naralar atarak Paris’e giren İspanyol delikanlısı oldu. Büyük zekâ Matisse’in modern çabası bile Picasso’nun ortaya attığı kübizm yanında hiç kalır. Doğayı yıkıp, yeni ölçüler, yeni orantılar ve yeni renklerle yepyeni bir dünya kurmak isteyen Chagall’lar, Dufy’ler ve Matisse’ler de doğanın baskısından kurtaramamışlardı kendilerini. Her doğa parçasının güzel olmadığını doğa âşıkları da bilir. Doğa güzelliği bile, renklerin oyunu ve düzeni oranında güzeldir. Mavi, gök ve deniz olduğu için değil, deniz ve gök mavi, olduğu için güzeldir. Yeşil, ağaç olduğu için değil, ağaç, yeşil olduğu için güzel. Bulut da öyle, dağ da, kır da... Madem ki mavi, güzel olmak için ne gök, ne deniz olmaya ve yeşil de güzel olmak için ağaç olmaya ihtiyacı yoksa, mademki gök gök olduğu için değil de beyaz olduğu için güzelse, aydınları mı doğa doğa diye direnmelerine ne denir? Bir ağacı maviye boyasanız, kıyamet kopar, ‘mavi ağaç olur mu?’ diye. Paris’e Matisse ve Bonnard sevgisiyle gitmiştim ama üç buçuk yıl sonra Picasso ve Braque hayranlığıyla döndüm.”[10]

Yurda döndüğkten sonra bir yandan “ Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği ” ‘nin sergilerine katılan ve başkanlığını da yapan sanatçı [11]diğer taraftan açtığı kişisel sergilerle çağdaş Türk resminin ilk örneklerini de vermeye devam etti. 1934 ile 1940 yılları arasında İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun çeşitli illerinde Antalya, Erzurum, Çankırı, Sivas) resim öğretmenliği yapan Görele çeşitli sergilerle sanat yaşamını sürdürdü. [12]Hamit Görele, Geleneksel Galatasaray sergileriyle isimlerini duyuran derneğin ressamları arasında Refik Ekipman, Nurullah Berk, Şeref Akdik, Hale Asaf, Mahmut Cuda, Cevat Dereli(1900-1989), Ali Avni Çelebi, Muhittin Sebati, Edip Hakkı Köseoğlu ve Turgut Zaim gibi ressamların arasında bulunmaktadır.[13]

Hamit Görele, müziğin matematiğe, resmin de geometriye dayandığına inanıyordu. Görele: “Günler, yıllar geçti. Dünyayı saran yeni inanışlar, yeni resim anlayışı yurdumuzun da kapısını çalmaya, aydınlarımızın görüşlerini zorlamaya başladı. Picasso gerçeği ağır basınca, bu kez, kendilerinden kuşkulanmaya başladılar. Daha kötüsü, modern resim adına işlenen cinayetlere de ses çıkaramaz oldular...”[14]

Görele,  yurdumuzda,  inceleyen, değerlendiren ve yol gösteren sanat eleştirmenleri olmadığı kanısındaydı. Görele’ye göre, bir sanatçı kendi hakkında böyle kararlar vermemeli ve bir ressam başka bir ressamı eleştirmemeliydi. Sanatçının asıl başka bir görevi asıl büyük bir işi vardı. Sanatçılık başka, eleştirmenlik başka, derdi Görele.

Yalnız köy ve köylü resmi yapmakla da “yerel sanat” yaratılamayacağını savunurdu. Delacroix, Fransız köyünü de yaptığı için mi bir Fransız ressamıdır? Zeki Paşa köylü resmi yapmadı diye Türk ressamı sayılmayacak mı? Ve Türk köyünü ve köylüsünü konu alan yabancı ressamları Türk sanatçısı olarak mı görmek gerek? Düşüncesinde bir ressamdı.[15]

Öğretmenlikten yeni bir emeklilik yasasından galiba bir gün önce ayrıldığı için çok küçük bir ikramiye almıştı. 1973’de Cumhuriyetin ellinci yılı nedeniyle açılan resim sergisinde, Hamit Görele’nin bir resmi bile yer almıyordu. Bu olay hakkında bir mektubunda diyor ki: “Her ressamdan yapıt var, benden yok. Türk resminde sözü olan bir ressam olarak ömrümü harcadığım Türk resminden beni kim yok ediyor, Türk ressamı olmaktan beni kim azlediyor? Bu yetkiyi kimden, nereden alıyor?” Bu durumlarda, kendi gibi ressam olan eşi Şükran Görele birkaç dayanağından biriydi.

Görele Her yenlik getiren sanatçının başına gelecek olduğu gibi çeşitli eleştirileri de göğüslemek zorunda kaldı. Görele, yurt içi ve yurt dışı sergilerine katılmanın dışında  çok sayıda yazı, makale, eleştri ve çevirilerle Türk resim sanatına katkı yapmak için mücadele eden bir sanatçı olmayı başarmıştır. Resimlerinden başka resim sanatıyla ilgili pek çok çeviri eser, eleştiri ve makale yazmıştır. [16] 1965’te Türk Çağdaş Ressamlar Derneği Başkanlığına getirilen sanatçı, 1967 yılında “Yılın Sanatçısı” ödülüne değer görüldü.  Hamit Görele, Kültür Bakanı eliyle “Devlet Onur Belgesi”ni de almaya hak kazanan ender sanatçılardan ve ressamlarımızdan biri olmuştur.

   

RESİM ANLAYIŞI


Sanatçı Kübizm ve Konstrüktivizm'den etkilenerek doğayı geometrik denklemlerle analiz edercesine bir resim dili oluşturmuş kütleler ve ritimleri arasındaki ilişkiyi resimlerinde sorgulamış coşkulu fırça darbeleriyle rengin de hakkını vererek lirik romantik resimler yaratmıştır.

1967 yılında açtığı ''Sanat Anlayışım'' başlıklı retrospektif sergisinde ''Mavi gök ve deniz olduğu için değildeniz ve gök mavi olduğu için güzeldir. Yeşil ağaç olduğu için değil ağaç yeşil olduğu için güzel.'' diyen Hamit Görele sanat anlayışını ''müziğin matematiğe resmin de geometriye dayandığına inanırım'' sözleriyle özetlemiştir

Sanat anlayışını ortaya koyan Argos dergisinin Ağustos 1992 sayısında çıkan makalesindeki  şu yazıları Görele'nin resim anlayışını ortaya koyması bakımından önemli olması gereken paragraflarıdır. 

"Son yıllarda köy ve köylü resmi yaparak yerel bir san’at yaptıklarını sananlar var, bu yanlış bir sanıdır. Eğer doğru olsaydı, Türk köy ve köylüsünü konu alan yabancı ressamların resimlerini de Türk resmi saymamız gerekirdi. Şeker Ahmet Paşaları, Zekai Paşaları, Seyit Beyleri, Hoca Ali Rıza’ları Türk ressamı saymayacak mıyız köy ve köylü resmi yapmadılar diye? Delacroixlar, Ingres’ler, Monet’ler Fransız köyünü ve köylüsünün resimlerini yaptılarda mı Fransız ressamı oldular? Önemli olan ne yaptığı değil, nasıl yaptığıdır. Bu da duyuşta bakışta ve yapıştadır, konu almada değil. Sanat sanat için olmalıdır. Köy için sanat değil.
“Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca” yerine, rahmetli Bedri “Ben güzele güzel demem güzel yararlı olmayınca” demişti... Yararlı olsun olmasın gerçekten güzelse ben niçin güzele güzel demeyim? Resimde, müzikte, yarar arama bir yana onun “gece kondu” diye yaptığı resmin gece kondulukla ne ilgisi var adından başka?.. Kar taneleı gibi kırpılmış beyaz kağıt parçalarından bir kar yağıyor, arkada belirsiz bir leke, işte o kadar... Bu resmin ne gibi bir yarar sağladığını bir türlü anlayamadım, ama gecekondu değil de onun edebiyatını yapmak istemişse buna ne diyebiliriz. Ben onun resimde yaptıklarını değil yapmak istediğini beğenirim... Ve onun şiiri bırakıp resmi seçmesiyle edebiyatımızın büyük bir şairden yoksun kaldığına inanırım." [17]


"Son günlerde Salvador Dali’nin Picasso’yu eleştiren bir yazısını okudum. Picasso’ya inanmayanların ellerinde ve ceplerinde dolaşan bu yazı dikkatle incelenirse, Picasso’yu kendine benzetmek istediği sezilir. San’atıyla değil de gariplikleriyle ün salmış olan Salvador Dali’nin Picasso için söyledikleri uygulansa Picasso, Picasso olmaktan çıkar kendine benzerdi. Zaten zor katlandığımız bir Salvador Dali varken ikinci bir Salvador Dali’nin, Picasso ile aynı ayarda olduğunu sanarak, yüzyılımızın bu büyük dehasını eleştirmeye kalkması, dudaklarımızda bir gülümseme ve içimizde bir acıma uyandırmaktan öteye bir nitelik taşımıyor."

" Ben bu işi (bir sanatçı kendi kendini eleştiremez sözümüze dayanarak) bir “critique d’art”a bırakmayı yeğlerim ama beğeni ve övünmeye kaçmadan birkaç söz söylemeliyim:
Önceleri doğadan abstraction’a gitmeye çalışırdım... Sonraları abstrait’den doğaya varmayı daha olumlu ve başarılı buldum... Eskiden sadece renk ve desene önem verir, biçimi imal ederdim... Sonra, sonra anladım ki biçim de hele “teinte plate” resimler de renk kadar önemli.
Figüratiften non-figürati geçmem çok zor oldu. Resmin geometrik bir anlayışa dayandığına olan inancım yüzünden (mühendis mektebinde okumaklığımın da etkisiyle) son yıllarda geometrik bir non-figüratife kaptırdım kendimi, ama abstre figüratiften de bir türlü vazgeçemiyorum." [18]

"Karadeniz'de Fırtına" isimli resminde bulutlar ağaçlar ve diğer topografik öğeler kaya kütlesinde olduğu gibi detaylara girilmeden şematik bir dille resmedilmiş öte yandan doğanın gücü ve fırtınanın şiddeti coşkulu fırça hareketleri açık koyu renk dengeleri ile enikonu hissedilmekte olup adeta insanı irkiltmektedir. Görele başta peyzajları olmak üzere resimlerinde nesneleri birer plastik öğe olarak ele almak suretiyle doğayı yansıtır. En çok da Kurtuluş'dan Heybeliada'dan peyzajlar yapmıştır. Görele'nin "topuz saçlı kadın portresi" ile "odalık" resimleri bir dönem Matisse etkisinde kaldığının göstergesi olup "ornamental" (süslü) çizgilere özellikle nü resimlerinde yer vermiştir. Resimleri arasında "ekspresyonistler" de olduğu gibi ifade yüklü portreler de geniş bir yer tutmakta olup İdil Biret'in Beethoven'un portrelerini yapmış hatta kendi portresini ("otoportre") resim paletinin üzerine resmetmiştir. Adnan Saygun ile olan arkadaşlığı "şan konseri"ni resimlemesi müziğe olan duyarlılığının birer göstergesi olsa gerek. [19]

1967 yılında açtığı ''Sanat Anlayışım'' başlıklı retrospektif sergisinde ''Mavi gök ve deniz olduğu için değil deniz ve gök mavi olduğu için güzeldir. Yeşil ağaç olduğu için değil ağaç yeşil olduğu için güzel.'' diyen Hamit Görele sanat anlayışını ''müziğin matematiğe resmin de geometriye dayandığına inanırım'' sözleriyle özetlemiştir. 

HAKKINDA KAYNAKÇA:

  • Berk 1939. Berk, Nurullah, Cumhuriyet Gazetesi, 23 Mart 1939
  • Berk ve Turani 1981, Berk, Nurullah ve Turani, Adnan, “Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Tarihi II”, Tiglat Sanat Galerisi, İstanbul, 1981
  • Cuda 1973, Cuda, Mahmud, “Kılavuzun Böylesi”, İstanbul, Nur Ofset, 1973
  • Eroğlu 1996. Eroğlu, Özkan, “Yaşamı ve Sanatı ile Ressam Hamit Görele”, Sanat Çevresi, S.217, İstanbul, 1996: 14-17.
  • Giray 1988. Giray, Kıymet, “Müstakil Ressamlar ve Heykelraşlar Birliği”, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 1988, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
  • Pelvanoğlu 2002. Pelvanoğlu, Burcu, “Hale (Salih) Asaf’ın (1905-1938) Yaşamı, Sanat Anlayışı ve Yapıtları”, M.S.G.S.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Yayınlanmamış Lisans Tezi, İstanbul: 2002. 
  • Tansuğ 1986. Tansuğ, Sezer, “Çağdaş Türk Sanatı”, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1986.
  • Uğurlu 1995. Uğurlu, Veysel, “Hamit Görele”, Yapı Kredi Kültür Merkezi, İstanbul, 1995.
  • Yasa Yaman 1992. Yasa Yaman, Zeynep, “1930-1950 Yılları Arasında Kültür ve Sanat Ortamına Bir Bakış: d Grubu”, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 1992, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Fakültesi.
  • Yasa Yaman 2002. Yasa Yaman, Zeynep, “d Grubu 1933-1951”, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2002: 7-39.
  • http://www.hamitgorele.com (son izlenme tarihi 03/08/2007)