İbrahim Çallı Hayatı ve Resim Sanatı


İbrahim Çallının Hayatı

( d.13 Temmuz 1882, Çal, Denizli - ö. 22 Mayıs 1960 İstanbul ) Türk ressam,

Rüştiyeyi doğum yeri eski adı Demirciköy olan ve o yıllarda İzmir’e bağlı bulunan Çal kasabasında dünyaya geldi Babası kasabanın ileri gelenlerinden Osman Efendi’dir. Çal’da, Mülki İdadi'sini ise İzmir’de bitirdi. Bir söyleşinde o günlerini şu şekilde anlatır.Çal’da doğdum. İlkokulu orada okudum. Bir Rum kunduracısı vardı mahallemizde, pabuçlarımı ona pençelettirirdim. Dükkanın duvarlarında ‘Köroğlu-Ayvaz’ resimleri olmasa delik ayakkabılarla sürterdim ya!… İşte o resimler beni çekerdİBabasının ve ailesinin önerdiği hiçbir işe bakmıyor, berberde vb gördüğü resimlere benzer resimleri duvarlara vb çizmekten başka bir şey yapmıyordu. Ailesine kesin kararını bildirmişti. İstanbul’a gidip ressam olacaktı. Ablası en sonunda onun herhangi bir işte başarılı olamayacağını anlamış,  babasından Çallı’ya düşen araziyi satarak Çallı’nın kemerinin içine doksan beş altın koyarak onu İstanbul’a askeri okullarda eğitim görmesi için yollamıştı. [1]

 Askeri okula girmek üzere İstanbul’a gelen Çallı,   Metin Toker ile yaptığı bir söyleşi de ifade ettiğine göre Askeri okulların kayıtlarını kapattığını öğrenmişti. Bunun üzerine Çal’dan gelmiş olan yakınlarının yardımı ile ertesi yılı beklemek zorunda kalmış, Cağaloğlu’nda İzmirlilere ait bir kahvede geceleri on kuruşa yatıp kalkmaya başlamıştı. Ancak aksi gibi babasından kendisine düşen 95 altını da Galata’da çaldırmış ve çok güç duruma düşmüştü.[2]  Parasını çaldırınca arzuhalcilik ve adliyede kâtiplik gibi farklı işlerde çalıştı. [3] Bu süre içinde de resim çalışmalarına yönelerek,  kendisiyle aynı handa kalan Vefa İdadisi öğrencileri arasına katılarak onların resim dersi aldıkları hocalardan ders almaya başladı.

Daha sonra Ermeni asıllı Ressam Roben Efendi’den de resim dersleri almaya başlamış ve Şeker Ahmet Paşa’nın oğlu İzzet Bey’le tanışmış ve bu sayede Şeker Ahmed Paşa'ya da ulaşmıştı.

Şeker Ahmed Paşa ve oğlu İzzet Bey’in sayesinde şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi’ne 1906 yılında kaydolmayı başarmıştı. Bu mektep altı yıl eğitim veriyordu. Akademideki öğrenciler üstü başı kılıksız bu köylü çocuğunu çok küçümsemişlerdi fakat İbrahim Çallı bu altı yıllık okulu üç yılda bitirmeyi başarmıştı. [4]

Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âli okulunun akademik kadrosunu Osman Hamdi Bey, Salvatore Valeri, Ömer Adil Bey, Joseph Warnia Zarceck gibi, figür geleneğini bilen öğretmenlerden oluşturuyordu. Bahriye fotoğrafçısı ise  Ali Sami Boyar ‘dı. Bu okulda  [5]Hikmet Onat ,  Mehmet Ruhi Arel '  ve diğer pek çok çağdaşı tanınmış ressam ile ders görmüştü.

İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda yapılan değişikliklerle siyasal, sanatsal ve düşünsel  haklar ortaya çıkınca;  Halife Abdülmecit’in desteğiyle  Osmanlı Ressamlar Cemiyeti kurulmuştu.  Mehmet Ruhi Arel''in önerisiyle  kurulan ve çoğunluğu Sanayi-i Nefise Mektebi mezunu olan Feyhaman Duran  ,  Hikmet Onat Nazmi Ziya Güran ,  Namık İsmail ,  Hüseyin Avni Lifiç,  Sami Yetik',   Şevket Dağ,  Mehmet Ruhi Arel, Ali Sami Boyar, Agah Bey,  Mehmet Ruhi Arel', Ahmet Ziya Akbulut, Hüseyin Zekai Paşa, Mehmet Ali Laga ve Müfide Kadri gibi genç ressamlarla birlikte, Osmanlı Ressamlar Cemiyetinin  üyesi de olmuştu.

İbrahim Çallı Zeybekler 

Okuldan mezun olduktan sonra akademi hocaları onun yurt dışında eğitim görmesi gerektiğini söylemişlerdi.  1910 yılında Maarif Vekâleti’nin açmış olduğu burs sınavını Çıplak Adam ve Harekât Ordusunun Muhafız Alayı'ndan Maksut Çavuş adlı çalışmalarıyla birinci olarak kazandı. Böylece Hikmet Onat ve Ruhi Arel'le birlikte Paris'e gönderildi. Namık İsmail, Hikmet Onat, Nazmi Ziya Güran ve Avni Lifij'le birlikte, Paris Ecole Nationale des Art Decoratifs Fernand Cormon atölyesinde 4 yıl resim eğitimi aldı.

Cormon; Empresyonist ve Kübist denemelere şiddetle karsı çıkan bir ressamdı; Modern eğilimleri soysuzlaşma, yozlaşma olarak nitelendiriyordu. Çallı  ve arkadaşları; eğitmenlerinin aksine Empresyonizme yakın bir teknik benimsemişti.

 1914 yılında Birinci Dünya Savası çıkınca, eğitimini tamamlayamadan yurda dönen Çallı; aynı yıl Sanayi-i Nefise Mektebi'nde Vallary'nin yardımcılığına getirildi. Resim Bölümü, Yağlıboya Atölyesi öğretmeni olarak göreve başladı. 1917'de Yurda döndükten sonra Çallı, Enver Paşa’nın talebiyle, savaş resimleri yapmak için Şişli'de açılan Harbiye Nezareti atölyesinde çalıştı.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda döndü. Vallary’nin yardımcısı olarak Sanayi-i Nefise Mektebi’ne atandı.

1914 yılında savaş çıkınca Enver Paşa tarafından müttefik ülkelere Türk toplumunun değişen yüzünü sanat yoluyla aktarmak amacıyla Şişli de bir atölye açılmıştı Enver Paşa bu atölyeye davet edilen ressamlardan savaş ve Türkiye konulu resimler yapmasını istemişti. Bu resimler daha sonra Viyana ve İstanbul’da sergilenecekti. Bunun için Şişi Atölyesine   İbrahim ÇallıFeyhaman Duran  ,  Nazmi Ziya Güran ,  Namık İsmail ,  Hüseyin Avni Lifiç,  Sami Yetik',   Şevket Dağ,  Mehmet Ruhi Arel, Ali Sami Boyar gibi daha sonra Çallı Kuşağı ressamları olarak anılacak olan ressamlar çağrılmıştı.

1917 yılında, Viyana ve İstanbul sergilerine, Boğalı Kadın, Topçu Mevzi Alırken, Yaralı, Siperde Sabah, Çadır Önünde ve Subay(karakalem)   resimleriyle katıldı.[6] İstanbul sergisinde “Sanayi-i Nefise Madalyası” kazandı. Böylece 1914 Kuşağı ressamları “ 1914 Çallı Kuşağı”  adıyla anılır oldu. [7]Çallı; Türk resminde ilk nü (çıplak) çalışan ressamı olarak da ünlenmişti.  1914 -1917 yılları arasında yaptığı tablolarda dengeli bir kompozisyon kaygısı sezilmiştir. 1923'den sonra manzara ve natürmortların yanı sıra Atatürk devrimlerini ve özellikle Kurtuluş Savası’nı konu alan resimler yaptı.  Atatürk, Çallı ile Feyhaman'ı Çankaya'ya davet ederek, portrelerini yaptırmıştı.[8] Bu yıllardaki resimlerinde oldukça başarılı oluyordu. En güzel resimleri olan Zeybekler (1923), Atatürk Portresi (1935), Süvariler (1936), Hatay’ın Anavatana Hasreti (1938 ) resim serileri Cumhuriyetin ilanından sonra yaptığı resimlerdi.

Cumhuriyet Döneminde yaşanan, Beyaz Rus akınıyla İstanbul’a gelip bir süre kalan ressam Alexis Gritchenko ile de tanışmış onun yaptığı resimlerden etkilenmişti 1927 yılından itibaren yapmaya başladığı  'Mevleviler' isimli seriyle empresyonist teknikten vazgeçti ve Rus ressamın da etkisiyle; grafiğe yakın, şematik ve fazla karışık olmayan bir renk stilini benimsedi. Bu resimlerde Çallı; detaylardan arınmış düz renklere yöneldi. [9]
Çalışmalarında nesnelerin hatlarını, keskin konturlarla belirtmek yerine  sıcak ve soğuk renklerlerin dansıyla tasvir etti. Eskiz ve desenlerini yumuşak fırça darbeleriyle çizdi. Bu çalışmalara örnek olarak; Salah Cimcoz Portresi, Resit Safvet Portresi, Camlıkta Kadınlar, Lütfiye İzzet Portresi gibi yapıtlarda göstermişti. “ .[10]

1938 yılından başlayan Halkevleri ve CHP’nin açtığı  yurt gezilerine aldığı resim siparişleri neden  ile katılmamış, sadece 1943te yapılan geziye katılmıştı.  Ancak ilki 1939 yılında  başlayan devlet sergilerine de sürekli  iştirak etti. İbrahim Çallı, 1947 yılında emekli oluncaya kadar İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde adına acılan atölyede resim öğretti. Düzenli olarak Galatasaray sergilerine, aralıklı olarak da Devlet resim ve heykel sergilerine katıldı.[11]

Çallı, iyi sanatçı olmanın yanı sıra  Şeref Akdik,  Refik Epikman ,  Saim Özeren , Ressam Elif Naci', Mahmut Cuda,  Muhittin Sebati  ,  Ressam Ali Avni Çeleb ,  Zeki Kocamem ve  Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi pek çok ünlü ressam yetiştirdi.

ibrahim Çallı’nın akademideki hocalığı, 13 Temmuz 1947de yaş haddini  doldurması ile sona erdi.  İbrahim Çallı, emekliye ayrıldıktan sonra özellikle portre çalışmalarına ağırlık vermişti. Çallı, 22 Mayıs 1960 yılında mide kanaması sonucu vefat etti.

Çallı’nın kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesindeki kaldığı odada daha önce Yahya Kemal de ruhunu teslim etmişti. Kaynakların verdiği bilgilere göre ölmeden önce Çallı’nın son sözleri şu olmuştu:: Yahya Kemal’in ruhu beni çağırıyor, orada dostluğumuz devam edecek. Çallı kılınan cenaze namazından sonra İstanbul ‘da Merkez Efendi Kabristanına defnedilmişti.

Hasan Ali Yücel, ölümünden sekiz gün sonra ; 30 Mayıs 1960'ta kaleme aldığı "Dostum Çallı" yazısında şunları yazmıştı: "O'nu son defa Taksim civarında görmüştüm. O şakacı Çallı, benimle uzun bir seyahate çıkacakmış gibi içli içli konuştu. Sesi, kederli bir inilti kadar ihtiyar ve bitkin, titriyordu. Ayrılırken öpüştük, aksi yönlere yürüdük. Garip iç dürtüsüyle arkama döndüm, ne göreyim, o da bana bakıyordu. Birbirimizi bir kere daha selamladık"

Adada Gezintiye Çikan Kadinlar

İBRAHİM ÇALLININ RESİM ÜSLUBU VE SANATI 

Çallı, , hoşsohbet, sofra zevklerin içkiye düşkün biriydi. Sevimli sıcak bir kişiliği hazır cevap biraz da kalender bir adamdı. Arkadaşlarıyla sazlı sözlü yerlerde eğlenmeyi severdi. Onun bohem yaşantısıyla ilgili birçok hikâyecik ve fıkra anlatılmıştı.

İbrahim Çallı ve Namık İsmail, Türk resmi içinde "Türk İzlenimcileri" olarak yaklaşımları ve üsluplarıyla resim sanatına farklı bir görüş getirmişlerdir. Onların sayesinde ilk kadın resimleri de yapılmaya başlanmıştır. İbrahim Çallı' nın ve Namık İsmail' in kadın portreleri çağdaşlaşan kadını ve değişen  ülkeyi resimlemiştir. “Osmanlı kadınının resme olan ilgisi işte bu bireysel yaklaşımlara ve sanatsal gereksinimlere dayanmakla beraber, toplumsal uyanış zincirinin bir halkasından ibarettir “[12]
 
İbrahim Çallı, dış ve iç mekân resimleri de yapmıştır.  Mekân çalışmaları içinde kadın ve erkek figürleri de çizmiştir.  Bu kadın ve erkekler çağdaş Türkiye’yi yansıttıkları gibi “psikolojilerini de yansıtan yüz ifadeleriyle verilmiştir. “ Çallı ve kuşağı ülke sanatımızda fotoğrafa bakarak resim yapma alışkanlığı yıkan ressamlar olmaktadırlar.  Çallı ve kuşağı manzara resimlerini ve natürmortları doğadaki hallerine bakarak yapan ressamlarımızdır..

Çallı; “renk parlaklığı,  saydamlığı ve açık hava ressamlığı” ile dikkati çeken resimler yapmıştır.   Portre, peyzaj, natürmort ve nü’lerinde kendinden öncekileri taklit etmemiştir. Cemal Tollu:  “onun büyüklüğü bence, ne getirdiği yeniliklerde ne talebelerine öğrettiği teknik  ve estetik bilgilerdendir. O, talebelerine sonsuz bir sanat aşkı  aşılamak kudreti  göstermek suretiyle kuvvetli bir neslin yetişmesine imkân vermiştir.” diyerek  İbrahim Çallı’nın sanat eğitimciliğine vurgu yapmıştır.[13]

Yrd. Doç. Dr. Özand Gönülal, İbrahim Çallı’nın resimlerini şu şekilde değerlendirmiştir: ” İbrahim Çallı’nın resimlerini, genel olarak "manzara, natürmort, nü ve portreler olmak üzere gruplandırmak mümkündür. İbrahim Çallı’nın resimlerinde ışık ve buna bağlı olarak gelişen lekesel değerler ön plandadır. Özellikle natürmort ve manzara resimlerinde bu belirgin olarak ortaya çıkar.Avrupa resmindeki izlenimciliğin etkilerini açıkça görmek mümkündür.Ancak portre uygulamalarında biçim ön plana çıkmasına karşın, kişisel kimliğin kazandırılmasında lekesel değerler etkili olmuştur.Çallı’nın resimlerinde görülen bu çeşitlilik onun belli kurallara sıkı sıkıya bağlanmak adına, saplantıya kapılmayı reddeden bir anlayışa sahip olduğunu göstermektedir.Böylece onun resimlerinde özgür düşünce ve içtenliğin yansımaları açıkça görülmektedir.”[14]

İbrahim Çallı’nın en ünlü resimlerinden biri olan Zeybekler Tablosu’nun özel bir öyküsü vardır. Osman Hamdi’nin asistanı olan Çallı, Atatürk’ün isteği üzerine Etnografya Müzesi’nde bir sergi açar. Bu sergide de yer alan “Zeybekler” tablosunu gören Atatürk, Çallı’ya : “Biz Kurtuluş Savaşı’nda yemeye ekmek bulamıyorduk, senin resmindeki atlar nasıl semirmiş böyle?” Bunun üzerine Çallı tablosundaki atı bir deri bir kemik hale getirir.

İbrahim Çallı, Türk resim sanatının duayen ressamlarından olmuş,  empresyonit ressam kuşağına da adını vermiştir.  İzlenimcilik tüm resimlerinde görülen bir anlayıştır.