Şeref Akdik'in Hayatı ve Resim Sanatı




 

Şeref Akdik

( d. 1899 İstanbul Fatih ö. 1972 İstanbul) Türk  empresyonist ressam

Şeref Kamil Akdil, 12 Mayıs 1899 tarihinde İstanbul Fatih’te dünyaya gelir. Babası Kâmil Akdik’tir.  İlk  sanat bilgilerini dönemin ünlü Hat sanatçılarından olan ve 1915 yılında Reisülhattatın payesi verilen babası Kâmil Akdik'ten [1]almıştır.

 Şeref Akdik, sanata duyarlı bir aile ortamında yetişmiştir.  İki amcasından biri Hüsnü Hat ile uğraşır, diğeri ise resimle uğraşmakla birlikte keman da çalardı. Oğlunun  ressam olmasını isteyen baba Akdik, eve o dönemin iyi ressamlarının resimlerini getiriyor ve devamlı oğlunun bu ilgisini canlı tutmaya çalışıyordu. 

Şeref Akdik, daha  beş altı yaşlarında iken babasının Hat çalışmalarını dikkat ve merakla izlerdi. Babası Kamil Efendi, ondaki bu merakı ve bu istidadı görünce oğlunun ressam olmak istediğini anlamış kendisi de oğlunun bu yönde teşvik etmeye başlamıştı. 1907’de ilk yağlıboya kutusuna, amcası Lütfi beyin sayesinde amcasından armağan alarak sahip olmuştur. Bu örneklemeler bile Şeref Akdik'in ressam olarak yetişmesine zemin hazırlayan unsurları anlamamıza yetecektir.

1911 yılında “Osmanlı Ressamlar Cemiyeti " mecmuasının çocuklar için düzenlediği “Odanın Bir Köşesi” yarışmasında ikincilik ödülünü kazanarak mecmuanın altı aylık abone hakkını kullanır. Aynı yıllarda resim gereçlerini aldığı Zuhal Mağazası sahibi aracılığı ile 1913’te Hoca Ali Rıza ve 1914’de de İbrahim Çallı ile tanıştırılır. [2][3]

Yenilikçi bir alışveriş mağazası olan Zuhal aynı zamanda sanatçılar grubunun o dönemde toplandığı bir yerdi. Ressamlardan şehzade Mecid Efendi, Hoca Ali Rıza Bey,  İbrahim Çallı  gibi ünlü ressamlar burada toplanırlar, sohbet ederlerdi. İsteyen ressamlar da mağazanın vitrinlerinde resimlerini sergilerlerdi. Burası onlar için bir  sanat galerisi gibiydi.

Babasıyla gittiği bu mekân, küçük Şeref'e çok sevimli gelmişti. Vitrindeki resimleri sevgiyle izliyor, mağazadan tuval, boya, fırça gibi resim malzemelerini satın alarak mutlu oluyordu. Bu merakını fark eden mağaza sahibi onu, oraya devam eden ünlü ressam Hoca Ali Rıza  ile tanıştırır. [4]Hoca da Şeref'in elindeki resim defterine öğretici hatıra olarak bir kaya resmi yapar.

Yıl 1914'tür. Mağaza sahibi Hakkı Bey bir gün küçük Şeref'e "Çallı İbrahim hoca evimde benim resmimi yapacak. Gel de nasıl çalıştığını seyret" der... Küçük Şeref'in pür dikkat çalışmayı seyretmesi Çallı hocanın gözünden kaçmaz. Bir ara Şeref'in yanında taşıdığı resim defterine bakar. Sayfalarını çevirirken "İstidatlı bir çocuksun, bizim okula ( Sanayi- i Nefise Mektebi ) güzel sanatlar okuluna gel" der.[5]  O yıllarda Çallı hoca akademide tanınmış ressam Salvador Vallery'nin yardımcısıdır. [6]

Bu ressamlarla tanışmak Şeref Akdik'in hayatının yönünü belirleyecektir.

İlk ve orta öğrenimini Fatih’te tamamladı. 1915 yılında girdiği Sanayi-i Nefise Mektebi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’nde Warnia Zarzecki, Ömer Adil ve İbrahim Çallı ve Hikmet Onat ile çalışır. Akademi’de öğrenci iken; 1916’da Türk Ressamlar Sergisi’ne, ardından da 1921’den başlayarak Galatasaray Sergileri’ne katılmaya başlar. [7]

Temel sanat eğitimini Çallı İbrahim'in ve Hikmet Onat'ın atölyelerinde yaptıktan sonra 1924 yılında mezun olur. Okulu bitirdikten sonra Gazi Osman Paşa Lisesi’nde bir yıl öğretmenlik yapar.

Bu sırada yurtdışına gitmek için, Avrupa sınavlarına katılır. Yurt dışına çıkmadan önce Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin Ga­latasaray sergilerine katılarak ilk ürünlerini vermiştir. Yurtdışı Avrupa eğitimi bursluluk sınavını   “ Yusuf'un Kuyu’dan Çıkarılması adlı tablosuyla kazanır. Sınavı başaranlar arasında kendisiyle birlikte Muhittin Sebati  Şeref Akdik  gibi,  Cevat Dereli ile  Refik Epikman ' da vardır.  Bu arkadaşları ile birlikte 1925 yılında Paris’e gider. 1926’da Paris’te Julian Akademisi’nde Paul-Albert Laurent atölyesinde Cevat Dereli ,  Şeref Akdik  gibi arkadaşları ile birlikte Paul Albert Laurens'ın derslerini izler.[8] Paris’te akademiler arası portre yarışmasında “Pazardan Dönüş “ adlı resmi ile  birincilik ödülünü almıştır.

Avrupa'nın çeşitli ülkelerini gezerek müzedeki ünlü resimlerden kopyalar yapar.  Bu tarihlerde Paris’te bulunan arkadaşları Nurullah Berk, Mahmut Cuda,  Cevat Dereli,  Hale Asaf ,  Fikret Muallâ , İsmail Hakkı Oygar,  Refik Epikman ile birlikte sık sık gittikleri sanatçı kahvelerinde bir çok kişi ile tanışmış ve sanatsal etkinliklere de dâhil olmuştur. [9]

1928’de İstanbul’a döndü. Kısa bir süre Sivas Lisesi’nde,  27 Ekim 1928 tarihinde Ankara orta muallim mektebine resim öğretmeni olarak göreve başlar. Güzel Sanatlar Birliği bünyesinde Ankara Devlet sergilerine katılır.  Bu sergide gösterime sunduğu resimleri yurt dışında iken yaptığı resimlerden oluşmaktadır. Ayrıca özel sergiler açarak resimlerini tanıtmaya çalışır.  Eylül 1929’da Prof. Dr. H. Sara Erel hanımla tanışır ve evlenir. [10] 1929’da Ankara Erkek Lisesinde öğretmenlik yaparken Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği kurucuları arasında yer alır. 5 Nisan 1929’da kurulan bu birlikte üyelerinin sıralanışı  Refik Epikman Cevat Dereli  ,  Şeref Akdik , Mahmut Cûda,  Nurullah Berk  Hale Asaf , Ali Avni Çelebi  ,  Zeki Kocamemi  Muhittin Sebati  , Ratip Aşir Acudoğlu ve Fahrettin şeklindedir. [11]

Bir süre sonra okulun adı Gazi Terbiye Enstitüsü olarak değiştirilir. Akdik ayrıca Ankara Erkek Lisesi ve Musiki Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapar.  Ankara Musiki Muallim Mektebi öğretmenliğine 1930 yılında atanır. Bu yıllardan başlayarak  Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliğinin hemen bütün sergilerine katılır. 1932’de Ankara Halkevi’nde ilk kişisel sergisini açan sanatçı, aynı yılın sonunda İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’nda, 1933’te Kadıköy Erkek Lisesi’nde ve 1934’te Haydarpaşa Lisesi’nde resim öğretmenliği yapmıştır.

1940 yılında Halkevleri "Yurt Gezisi" programı kapsamında 3. Yurt Gezisi’ne katılır ve Mersin’e gider. CHP'nin yurt gezisi programı çerçevesinde 1943'te ise Erzincan'a gitmiştir. Bu gezilerde İçel ve Erzincan ile ilgili resimler de yapmıştır.  1945'te yedinci devlet sergisinde birincilik ödülünü Küçük Binici adlı resmi ile kazanır.  1948’de İstanbul Öğretmen Okulu’na ve 1951’de de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne atanır. 1951' de kısa süreliğine İtalya ve Fransa'ya gitmiştir.

1950'den sonra Moda'da kurduğu özel atölyede resim dersleri veren Şeref Akdik, 1955’de New Jersey, Fairleigh Dickinson College’da Kişisel Sergi,  1957’de İstanbul Belediyesi Beyoğlu Şehir Galerisi’nde Retrospektif sergisi açar. 1965'te emekliye ayrıldığı yıl, Güzel Sanatlar Akademisi'nin salonlarında bütün dönemlerini içeren geniş bir sergi açılmıştır.

Ölümünden iki yıl sonra eşi Sara Akdik, Ankara'da sanatçının önemli yapıtlarını bir araya getiren ayrıntılı bir sergi düzenlemiştir.

Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1964 yılında emekli olan sanatçı. 1972’de İstanbul'da ölmüştür.

Eserlerinin bir kısmı İST. RESİM VE HEYKEL MÜZESİ 'nde, diğer müze ve galerilerde, Ankara Millî Kütüphane galerisinde ve birçok özel koleksiyondadır. Ölümünden sonra, ailesi tarafından, öğrenci çalışmalarının en başarılılarını değerlendirmek amacıyla "Şeref Akdik Ödülü" konulmuştur.

SANATÇI KİŞİLİĞİ

1930 kuşağının izlenimci ressamları arasında yer almıştır. Şeref Akdik, akademik bilgi ve deneyimlerini yöresel gözlemler ve incelemelerle birleştiren yağlıboya figür ve portreler de yapan bir ressamdır. Resimlerinde daha ziyade klasik anlatımı tercih etmiş,  yağlıboya, suluboya ve karakalem manzara ve desenleri yapmıştır. Desen ve portrelerinde mahalli, giyim, kuşam, yöresel ve milli unsurlara özel önem vermiş, portre, manzara ve natürmortlarında milli konulara yönelen bir ressam olma özelliği göstermiştir.  Şerf Akdik,  yöresel konulara eğilen ilk ressamlarımızdan birisidir. Bu tip resimlerinde yapmacıksız, yalın ve doğal bir şekilde köy ve kırsal hayatın gün delik sahnelerini anlatan Anadolu resimleri yapmıştır.

Serbest fırça vuruşlarıyla ve İzlenimciliğe yakın bir teknikle çalışan” Şerf Akdik ilk dönem Türk ressamları arasında özel bir yere sahiptir. 1930 lu yıllarda yaptığı Ankara manzaralarından oluşan resimleri ile daha sonraki resimlerinde , “plan ve hacim kaygısının öne çıktığı” [12] görülür.  Resimlerinde Cumhuriyet Türkiyesi , Harf inkılâbı , 1950'ye doğru İstanbul çevresi. Çamlıca, Salacak, Kalamış manzaraları işlenmiştir.

Şeref Akdik, “ Titiz gözlem duygusu ile manzara ressamlığına da önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. 1956'daki "Vilâyet Tabloları" sergisinde gösterilen Kütahya Kalesi adlı tablosu, İçel ve Erzincan resimleriyle başlamış olan dönemin uzantısıdır. “ [13]

Daha çok derinlik ve hacimle ilgili sorunlara ilgi duymakla birlikte, Çallı Kuşağı’na atıflı renkçi bir peyzaj geleneğini de sürdüren Şeref Akdik, bir geçiş sürecinin de temsilcisi gibidir. “[14]

Şeref  Akdik’in tablolarında çevre görünümleri, yerel tipler ve köylüler adeta belgesel  nitelikler taşıyan akademik-gerçekçi bir yaklaşımla yansıtılmıştır. Tablolarda  verilmek istenen tema ile manzara (çevre) anlamına uygundur.Şeref Akdik’ in ‘Ayna Önünde Köpekli Kadın’ isimli tablosu Realist Resmin etkisi altında hatta ressamın tamamıyla var olanı tekrar etme kaygısıyla yapılmış olduğu söylenebilir.” [15]

Şeref Akdik yaşamı boyunca sürekli olarak resim yapan çalışkan ve üretici bir ressam olmuş, ömrü boyunca çok sayıda kompozisyonlar, natürmortlar, peyzajlar ve portreler yapmıştır. Şeref Akdik’in eserleri dünyanın çeşitli müzeleriyle birlikte Türkiye’nin birçok müze ve koleksiyonlarında sergilenmektedir.



ŞEREF AKDİK'İN ESERLERİ

1943 yılında gittiği Erzincan da Kahvede Sohbet Erzincan Gırkvık Koyu Erzıncanik İhtiyar Kemah adlı resimleri yapmıştır. Şeref Akdik’in, bu eserlere 1944 yılında düzenlenen Yurt Gezisi sergisinde yer alır.

Atatürk Portresi (1929) Halk İnkılâp veya Millet Mektebi (1930) Kurtuluş Savaşında Ekmek Saclarından Süngü Yapımı(1931), Atatürk ve Türk Tarih Kurumu Arkeoloji Çalışmaları (1933), Atatürk Telgraf Başında (1934) Muzaffer Ordumuz Çanakkale’de (1936), Atatürk Portresi (1940) gibi resimleri büyük boyutlu çalışmaları olmaktadır. [16]

1932 yılında Ankara Halkevinde açtığı sergide Halk Dersanesı Şemsiyeli Kadın Hatip Çayı Sokak Ankara ve Kağnı Etlikte Bağ Evi Bent Deresi, Incesu, Yenişehir, Fidanlık, Keçiören, Bahçede İstirahat, Keklikler, Acem Laleleri, Çankaya Yolu, Incesu’dan, Ankara adlı eserleri ve 11 portre çalışması yer almıştır. 1940 yılında çıktığı yurt gezileri programı içinde gittiği İçel’den, Mersin Harman, Mersin Fındık Pınarı, Silifke Kalesi, Silifke Balıkçı Mahallesi, Mersin Çarşı, Silifke Köprüsü, Manzara, Köy Kızı Silifke Göksu Torosta Değirmen adlı eserleriyle dönmüştür. [17]


Aldığı Ödüller

  • 1911 Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin çocuklar için düzenlediği yarışmada "İkincilik" Ödülü
  • 1939 San Fransisco Resim yarışmasında "Madalya"
  • 1945 7. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde "Küçük Binici." adlı yapıtıyla "Birincilik" Ödülü

Kişisel Sergileri

  • 1932 İlk Kişisel Sergisi Ankara Halkevi
  • 1955 New Jersey, Fairleigh Dickinson College’da Kişisel Sergi
  • 1957 İstanbul Belediyesi Beyoğlu Şehir Galerisi, Retrospektif Sergisi
  • 1965 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Salonları, Retrospektif Sergisi
  • 1968 Harbiye Modern Galeri, Kişisel Sergi
  • 1970 Harbiye Modern Galeri, Kişisel Sergi
  • 1971 Harbiye Modern Galeri, Kişisel Sergi

     


Kaynakça

 

 

 İLGİ DUYABİLECEĞİNİZ  LİNKLER

1914 Çallı Kuşağı (Türk İzlenimcileri):   İbrahim ÇallıFeyhaman Duran  ,  Hikmet Onat Nazmi Ziya Güran ,  Namık İsmail ,  Hüseyin Avni Lifiç,  Sami Yetik',   Şevket Dağ,  Mehmet Ruhi Arel, Ali Sami Boyar

 Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği kurucuları :   Refik Epikman ,  Cevat Dereli  ,  Şeref Akdik , Mahmut Cûda,  Nurullah Berk  Hale Asaf , Ali Avni Çelebi  ,  Zeki Kocamemi  Muhittin Sebati  , Ratip Aşir AcudoğlU

 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirisiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış