Turgut Zaim ve Resim Sanatı



Turgut Zaim

Türk ressam. 1906'da İstanbull'da doğdu, 1974'te Ankara'da vefat etti.

Turgut Zaim'in küçük yaşlarda resme yönelmesinde, İtalya' da resim öğrenimi görmüş  olan daysının katkıları büyük olmuştur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköy'deki Saint-Joseph Fransız okulunda  tamamladı. Dayısının da yönlendirmeleri sonucunda bu okulu bitirdikten sonra Güzel Sanatlar Akademisine girdi. Eski adı  Sanayi-i Nefise mektebi olan  bu mektepte İbrahim Çallı'nın atölyesine yazıldı, ama daha ilk yıllarda okulun eğitim sistemiyle uyuşamamış olmanın getirdiği bunalımlara sürüklendi. [1] İbrahim Çallı atölyesindeki yedi yıllık öğrenim süresinde  o zamana kadar İstanbul dışına pek çıkmamış olmakla birlikte, Anadolu, imgesinin kafasında yarattığı duyguların etkisiyle Anadolu, yaşamına daha çok ilgi duyuyordu. O yıllarda  edebiyat alanında moda konular olan  Memleketçilik anlayışının zihninde yarattığı imajlar onu Anadolu, sevgisine ve memleket aşkına yöneltmişti. Anadolu ve  özellikle Doğu kültürünü tanımak istiyordu. Bu amaçla sık sık Topkapı Sarayı'na giderek eskiz çalışmaları yaptı. Akademi'deki öğrencilik dönemini tamamlamadan Paris'e gittiyse de orada kendisini ilgilendiren İtalyan primitifleri dışında etkileyici fazla bir şey bulamadığı için birkaç ay içinde İstanbul'a geri döndü.
1925'te bir ara, ilkokullar gezici resim öğretmenliği göreviyle Konya'ya gitti. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere yeniden Akademi'ye döndü. Paris yolculuğu ardından Ankara  Devlet Tiyatrosu'nda sahne tasarımcısı olarak çalışmaya başlayan Turgut Zaim, çeşitli okullarda resim dersleri verdi. [2] Zaim, çalışmalarına 1924-28 yılları arasında Paris'te devam etmişti. 1928 yılında Fransa'dan döndüğünde arkadaşlarına Paris'te öğreneceği bir şeyin olmadığını söylemesi çerçevesinde batı ile ilişki kurmaya isteksiz, ilgisiz gibi etkiler uyandırmıştı. Oysa Turgut Zaim, kendisini  batı tarzında eğitim alan ve resim yapan bir ressam olarak görmüyor, milli bir resim sanatı yaratmak istiyordu. Zaim'in bu yönelişi,  batı estetiğinden uzak, yerli konuları seçen ve halk resimlerini hatırlatan, minyatürvari çalışmaları ile kendi üslubunu oluşturmasına katkı sağlayan bir yaklaşım oluyordu. 
Akademi'ye bir konferans vermek üzere gelmiş olan sanat tarihçisi Albert Gabriel'in yorumları, onun sanat anlayışında yeni ufuklar açtı. 1930' da bir süre sonra öğrenimini tamamlamak üzere yeniden Akademi'ye döndü. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği sergilerine katıldı (1928-1929). 1930'da Akademi'nin yüksek bölümünü bitirince resim öğretmeni olarak Sivas'a atandı. Burada halk kültürüne gönül vermiş olan kişilerle yakın dostluk kurdu. Askerlik görevini Trakya'da yaptı. Bir ara İstanbul Telefon Şirketi'nde, Ordu Film Merkezi'nde, Ankara Bayındırlık Bakanlığı'nda memur olarak çalıştı. 1932 yılından başlayarak Anadolu 'yu köy köy, oba oba gezmiş, Ürgüp, Göreme, Güney Akdeniz de dahil olmak üzere Yörük ve Avşar, Tecirli  vb oymaklarının arasında dolaşmıştı. Bu gezi ve gözlemlerinden çok istifade etmişti. Mahalli giysiler içinde Yörük güzellerini, obalarda dolaşan kadınları, keçileri, oğlakları, koyunları ve kuzuları resmetti. Anadolu kültüründen edindiği bu izlenimler, resimlerinde kullandığı bu folklorik unsurlar, Turgut Zaim’in üslubunun biçimlenmesinde en önemli etkenler olmuşlardı. Sonradan D GRUBU " üyeleri arasında yer aldı (1933). Altı kişiyle kurulan grup sanatçılarının sayısı sonradan katılımlarla artış göstermiş bu gruba , Turgut Zaim, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Eşref Üren, Halil Dikmen, Sabri Berkel, Salih Urallı, Hakkı Anlı, Fahrünnisa Zeid ve Zeki Kocamemi de katılmıştı. [3] Fırsat buldukça Anadolu yu gezerek, özellikle Orta Anadolu göçerlerinin, Avşarların ve Yörüklerin yaşamını yakından incelemeye çalıştı.[4] Devlet Tiyatrolarında dekoratörlük yaptı. 1939'da yurt gezileri programı çerçevesinde Kayseri'ye gönderildi. Bu yörede yaptığı resimlerden biri olan Erciyes adlı tablosuyla, 1939'da açılan 1. Devlet Sergisi'nde ikincilik, 1957'deki 18. Sergi'de ikincilik, bir yıl sonraki sergideyse birincilik ödülünü kazandı.1957'de, Ankara'da tüm çalışmalarını kapsayan bir sergisi açıldı. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği ve D GRUBU'nun sergilerine katılıp, Türk folklor ve geleneğinden yararlanarak Anadolu yaşamından aldığı konuları işlediği resimleriyle ün saldı.[5] Devlet Resim ve Heykel sergilerinde birincilik (1958) ve ikincilik (1957) ödülleri aldı.


TURGUT ZAİM'İN RESİM SANATI

Folklor ressamı olarak tanınan Turgut Zaim, Avrupa resminin öykünmeciliğine karşı Anadolu ve Türk kültürüne özgü bir resim tekniği geliştirmek amacında olan bir ressamdı. Anadolu halk resminden ve minyatür geleneğinden yola çıkarak gerçekleştirdiği çok figürlü kompozisyonlarında evrensel bir anlatıma ulaşmaya çalışan Turgut Zaim'in sanatı, kendi kuşağının ressamları arasında olduğu kadar, onu izlemiş olan kuşaklar içinde de yöresel ve ulusal Türk resminin tipik ve benzersiz bir örneği olarak yorumlanmıştı. 

Pastel, suluboya, guaş, yağlıboya resimler yanında çinko ve linol çalışmalar ve baskı resimleri de yapan [6]Turgut Zaim, öğrendiği akademik bilgileri yerel kültürü resmetmek için kullanan bir ressam oldu.

 Akademik Sanat disiplinlerine ilgi göstermediği gibi kendi döneminin akımlarına da yakınlık duymayarak, kaynağını geleneksel Türk tasvir sanatlarında bulan, ancak bunu çağdaş bir anlayışla değerlendiren bir resim görüşü benimsemiştir. Onun sanatındaki yöresellik, bu bakımdan aynı anlayışın daha önce öncülüğünü yapmış olan Osman Hamdi Bey, Mehmet Nuri Arel ,Hoca Ali Rıza gibi Sanatçıların yöreselliğinden ayrılmıştı.

Turgut Zaim,  özgeçmişini anlatırken Anadolu ve Anadolu İnsanı'na neden yöneldiğini şöyle anlatmıştır: “Fırsat buldukça yurdun yurdun çeşitli yerlerini dolaştım. Yörükleri, Avşarları ziyaret ettim. Bundan böyle bozkır benim hocam olmuştu. Bu toprağın ressamı olmak istiyordum. Yurt özelliği de olan bir üslup sahibi olmaya çabalıyordum. Öncelikle konularında üzerinde ısrarla durdum. Bozkırın dilini sezmeye uğraştım. Köylü figürlerini tablolarımın en seçkin yerlerine oturttum. Melankolik, mütevekkil bakışları, tavırları beni çok duygulandırdı” [7][8]

Turgut Zaim' de konusal ilişkileri aşan yöresellik, üslup ve teknik açısından da bu yöre­selliği bütünleyen daha kapsamlı bir anlayışta biçimlenmişti. İlk bakışta minyatürleri akla getiren bu anlayış, figürlerin ve nesnelerin ışık-gölge kavramına açık görünümleri, boşluk içinde yer alan sağlam konumlarıyla, geleneksel tasvir kalıplarının dar sınırını aşar, doğa ve çevre gözlemine öncelik veren tutumuyla gerçekçi bir ta­bana oturmuştu. Bu gerçekçi anlayış, bir yandan da iyimserlik ve mutluluk me­sajına ağırlık tanımıştı. Onun, sağlıklı elleriyle hamur açan, karpuz kesen, yün eğiren, çocuğunu emziren, eşeğini yükleyen kadınları, mısır yiyen, kedi seven, zurna çalan çocukları, üzüm gözlü sıpaları, yumuşak tüylü Orta Anadolu keçileri, halı dokuyan genç kızları, pazar yerinde dolaşan deli­kanlıları, bağdaş kurmuş Yörük köylüleri, çadırları çevresinde dolaşan Avşarları, izleyiciyi bir mutluluk düşüncesine götürmüştü."Onda tasa, sevinçle yer değiştirmiş ; kaygı, yerini umut ve özleme bırakmıştı." 

 Turgut Zaim, bu yönüyle bir figür ressamıydı. Doğa ise, bu figürleri kucaklayan ve çevreleyen tamamlayıcı bir öğeydi. Ondaki figür ressamlığı bir ör­neğini daha önce Osman Hamdi Bey' in gerçekleştirdiği kompozisyon türü­ne girebilecek anıtsal niteliklerle ilgiliydi. Ancak Turgut Zaim'in yöresel Anadolu tiplerini sergileyen figürleri, Osmanlı -Arap tiplerini konu alan Osman Hamdi Beyin "oryantalist" kökenli eğiliminden oldukça uzaktı. 
Bir folklor ressamı olan Turgut Zaim sanatı, sanatçı kişiliği  felsefi ve sanatsal içeriği ile Müstakiller ve D Grubu içinde öne çıkan bir ressamdır.  D GRUBU  ve Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği içerisine girmiş olmasına rağmen[9] her iki gruptaki ressamlardan farklı bir resim ve sanat anlayışına sahip olduğundan[10] Turgut Zaim'i her iki grubun da dışında olan özel bir ressam olarak değerlendirmek gerekmektedir.  Zaim’in Türk Resim Sanatındaki figür anlayışı, üslup anlayışı ve kompozisyon anlayışı  yöresellik ve folklorik unsurlar etrafında şekillenmiş, yerel fiğürler ve desenler çizerken kendine özgü bir stil geliştirmiştir. “ Çalışmalarının çoğunu model kullanmadan bellekten yaptığını, zaman zaman yurt gezintileri sırasında fotoğraflar çekerek, çektiği fotoğraflardan yararlanarak eserlerini oluşturduğunu söylemiş[11] Anadoluyu ve kültürünü resmeden milli bir ressam olmak yolunda yürümüştür.Türk Resim Sanatının cumhuriyet dönemi ile birlikte açılan yeni ve özgün atılımları içinde, köy temalarına yönelik figür üslubuyla Turgut Zaim’in oluşturmayı başardığı ulusal-yerel atmosfer, hala aşılamamış bir değer sistemi gibidir. Turgut Zaim, “belgeci bir kesinlik, sıcak bir içtenlik ve duyarlılığını yitirmeyen bir süreklilik ve tutarlılıkla Anadolu köylü ve göçer yaşamından sahneleri, resminde büyük bir başarı ile uygulamıştır.”[12] Batılı anlamda bir eğitim görmesine rağmen, Fransız ressamlarından aldığı akademik bilgileri, Karagöz, Hacivat, orta oyunu gibi geleneksel tiyatrolardan almaya çalıştığı ilhamlarla yorumlamak istemişti. Türk minyatür sanatını, Selçuklu çinilerin Osmanlı süsleme sanatlarını irdeleyerek, geometrik kompozisyon ve şematik figürler yapmaya çalışmıştı. Turgut Zaim, , köy temalarına yönelik figür üslubu kullandığı yerel motifleri içeren konu, renk ve desen anlayışı ile Türk resim sanatında halen de aşılamamış bir zirve olarak kaldı.  Türk kültürünü benimsemiş, sevmiş ve bu sevgisini resimlerine aksettirmeyi başarmıştı. Ondan bu güne kadar da bunu başka başaran çıkmadı.Özellikle Anadolu temalarında başarılı olan sanatçının resimleri Ankara Etnografya Müzesi ile M.S.Ü. İST. RESİM VE HEYKEL MÜZESİ 'nde sergilenmektedir.


Eserleri

Orta Oyunları
Ürgüplü Yörükler
Yörükler Köyü
Halı Dokuyanlar
Orta Oyunları
Yaylada Yörükler
Halı Dokuyan Kadınlar
Yemişçi
Beşik
Türbeli Kompozisyon
Hamur Açan Kadın
Erciyes'e Tırmanış

KAYNAKÇA 


Turgut ZAİM resimleri Turgut ZAİM resimleri
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.